Sen bir yerde ben bir yerde

'Hasret ve Özlem Yazıları' forumunda Fatma tarafından 19 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Sen bir yerde ben bir yerde konusu [​IMG]


    Üzerinden oldukça zaman geçmiş eski şarkıların ve eski dizelerin… Bir sonbahar türküsü bilirim, bir de Ankara’nın boş bakışlı gözlerini.


    Henüz çok olmadı; olsa olsa bir iki yıl… Yine böyle çok sancılandığım bir dönemde, kelimelerin kucağına kendimi bırakıp içimde birikenleri teker teker kendimden uzaklaştırmaya çalıştığım zamanların birinde, posta kutuma isimsiz bir şekilde bırakılan birkaç dizeye rastlamıştım. Bazen tanımadığınız birilerinin, tanıdıklarınızdan ne kadar çok yanınızda olduğunu görmek, insanı acıtabiliyor. Onca şeyi birlikte yaşa, göğüs ger; sonrasında yaşanan her şeyin, koca bir hiçmişçesine hatıralarından kayıp gittiğine şahit ol…

    Hepimizin bireysel bir alanı vardır bilirsiniz ve o alan korunaklıdır....biz izin verdiğimiz sürece, bizim dışımızda birileri o alana girebilir.... Sadece güvendiğimiz, dostluğunu ispat etmiş, zarar vermeyeceğine inandığımız kimseler girebilir... Ancak çoğu insan, o alanı korumayı bilemediği için zarar görür, hatta kötü sonuçlarla karşı karşıya kalır... Bazılarımız bundan ders alır, tecrübe edinir... Bazıları ise yüreğini bile bile yağmaya açar...tabii, bedel ödemeyi göze alarak...


    İşte bir gün içimden bağırdığım, yakındığım anların birinde ,o hiç bilmediğim, sesini duymadığım kişi bana şöyle yazmıştı :


    "yüreğini kolayca açıveren biri, aldanmaya en müsait olandır aynı zamanda"


    Bir kaç gündür aklımı zorluyor bu cümle… Belki de yüreğimi kolayca açabildiğim içindir. Canımı yaktığını hissettim.. Niye? Dedim.. ve nihayetinde, hep içine hep içine akan yaşamların durağında, yine aynı otobüsü beklerken buldum kendimi..

    Onca güvensizliğin, onca gerçeğin gün gibi aşikar olduğu zamanlarda bile, yine de yakın durmayı seçmişim hep..
    İyi niyet sevgiden mi besleniyordu? Yoksa onun da mı bir ayağı çukurda, diğer gözü aynadaydı? ….ve neden meraklar, heyecanla bu kadar doğru orantıda yaşanıyordu?

    Öyle ya insan, arzuladığı bir şeye ulaştığında, heyecan biter ve yerini alışmışlığa, basite indirgemeye bırakır,“geldim, gördüm, yendim…” basitliğine…

    Oysa hepsi bu kadar mıdır? Ya ötesi?

    Ne kadar sığ bakıştır, şu üç kelimeden görmek bir gizi…
    “eriştim ve heyecan da bitti işte!”


    Hedeflenen menzilin ötesinde ve dahi içinde bile, her zaman, bizim görmediğimiz ve belki bakmayı dilemediğimiz bir başka giz ve gerçek vardır…….ve gerçek; hiçbir zaman, bizim gördüğümüz gibi değildir…
    Hayat dediğimiz şeydir bu!

    Ne zaman ne şekilde oyunlarla karşımıza çıkar, hiç kestiremeyiz ve biz buna karşı hazırlıksız olduğumuz için, her yeni sürprizine karşılık, elimizden fazla bir şey gelmeyeceği açıktır…


    Her şeye rağmen bu hayata nedense küfredemiyorum.. Çok şey verdiğim halde benden iki kat fazla almasına da lafým yok! Varsa yoksa sinirimi kusana kadar her şey dilimde.. Zehirli sözlerimin de süzüleceği bir an illa ki gelecek… Ki belki de doğal akışım bu benim hayatta… Bir yılanın deri değiştirmesi gibi… Yenilenmek adına, geçmişin elbisesini giye giye onu eskitmek…ve ondan eser kalmadığı anda yeni bir şeylere adım atabilmek…


    ……….“yeni” ile neden belli bir dönem barışık olamadığımı henüz kestiremedim ve üzerimdeki giysiyi taşımaktan da hiçbir şekilde vazgeçmedim…
    ………‘insan’da çıkılacak yolculuğa tahammül etmek bazen gerçekten zor…


    Ehh, benim de öğrendiklerim var elbette… Ayıkladığım ve sakladığım… Bundan sonra kapının kolu, hangi elin dokunuşuna bırakır kendini usulca bilemiyorum ama; sanırım o hiç tanımadığım insanın sözüyle yazıyı sonlandırmak iyi olacak:


    İçindeki ‘sen’i, sen biliyorsun ya!.. ona hitap edebilecek bir ses mutlaka duyarsın, hayatının bir safhasında. O, karşına bir şekilde çıkarılır.
     

Bu Sayfayı Paylaş