Seleciler - Çığırtkanlar - Sakalar - Kemankeşler Hakkında

'Tarihi Bilgiler' forumunda KaRDeLeN tarafından 21 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Seleciler - Çığırtkanlar - Sakalar - Kemankeşler Hakkında konusu Seleciler-Çığırtkanlar-Sakalar- Kemankeşler-Resimleri-Seleciler-Çığırtkanlar-Sakalar- Kemankeşler Hakkında



    Seleciler...

    [​IMG]


    Yünden hırkaları, ellerinde alemleri, başlarında hasırdan destarları olan dilenciler 16. ve 17. yüzyıl Osmanlısı’nda yedi bin taneydi. O yıllarda bakacak kimsesi olmayan, bir iş yapamayacak kimselere “cer kağıdı” denilen dilenme ruhsatı verilirdi. Ruhsatı olmayanın dilenme izni yoktu. Ancak bunu pek önemseyen yoktu. Bunun için Tanzimattan önce hepsini kontrol altına almak amacıyla bir esnaf zümresi kabul edildi. Eyüp Camii merkez kabul edilerek “Seele Kethüdalığı” adıyla bir kahyalığa bağlandı.




    çığırtkanlar...


    [​IMG]


    Herhangi bir şey üzerine ilgi toplamak, müşteri çekmek için yüksek sesle bağırtılan adamlardı. İstanbul’da çarşı Pazar boylarında kendilerine mahsus edebiyatı olan bir tabakaydı. Sokaklarda seyyar dolaşan satıcıların her birinde bir çığırtan çalışması zorunlu gibiydi. Bunların başında da Mahmutpaşa çarşısı ve Büyük Kapalıçarşı dükkanlarının çığırtkanları geliyordu.




    Sakalar...


    [​IMG]


    Eski İstanbul evlerinde su ihtiyacı çeşitli şekillerde karşılanırdı. En basit çözüm tabii ki her evin yakınındaki çeşmelerdi. Fakat onlarda çok kalabalık olurdu. Böylece saka loncası, evlere para karşılığında su taşıyan kişileri bir araya getirdi. Bu 19. yüzyılın sonuna kadar devam etti. Saka, her gün bıraktığı kırba sayısı kadar evin kapısının kenarına tebeşirle işaret koyardı. Ay sonunda da paralarını toplardı. Fakat hemen hemen her ay müşteriyle saka arasında para toplama zamanı gelince kavga çıkardı. Bazı kesimlerse sakalardan şikayetçiydi çünkü sakalar bazı çeşmeleri kendi mülkleriymiş gibi kullanır buradan su aldıktan sonra çeşmenin suyunu da kesip giderlerdi.




    Kemankeşler...


    [​IMG]


    Ok, Türkler’in savaşta en büyük silahları, okçuluk da barışta en büyük sporlarıydı. Türk boyları dünyanın dört bir yanına dağılırken ok ve yayı da beraberlerinde götürürdü. Osmanoğulları da fethettikleri her diyarda bir okmeydanı inşa ederlerdi. Fetihten sonra İstanbul’da da bir okmeydanı kuruldu. II. Bayezid döneminde buraya bir de okçular tekkesi yapıldı. Tekkede toplantı ve idman salonlarının yanı sıra hocalar için özel daireler, kemankeş denilen okçulara ücretsiz yemek dağıtan bir aşevi vardı. Ancak okmeydanında ok savurmak için okçu lisansı sayılan “kabze” alınması şarttı. Bunun için 900 gez (596 m) mesafeye ok düşürmek gerekiyordu.


    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş