Selülitle başetmenin yolları

'Güzellik & Bakım' forumunda Fatma tarafından 31 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Selülitle başetmenin yolları konusu Yaz mevsimi yaklaştıkça üstümüzdeki ağırlıktan kurtulmak için büyük bir çaba harcıyoruz. Sadece palto ve kazakları değil, bacak ve kalçalarda oluşan selülitlerimizi de gardıroba kaldırabilsek ne güzel olurdu, değil mi? Bunu yapamayacağımıza göre selülitle baş etmenin yollarını öğrenmeye ne dersiniz?

    TAYLAN KÜMELİ / Bir kibrit kutusu lezzet

    Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor. Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve
    alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.
    Sıklıkla bölgesel olan selülit, kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her yaştaki erişkin kadında görülebiliyor. Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor, ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha fazla olmasıyla ilgili. Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor. Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor. Bunlar, kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler. Ancak selülitin, kan dolaşımındaki bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan nedenleri de var. Beslenme ve yaşam biçimi sağlıklı bir şekle dönüştürüldüğünde, selüliti azaltacak yoğun tedavilere genellikle gerek kalmıyor.
    Selüliti önlemek için ilk alınacak önlem, sigarayı bırakmak. Düzenli spor yapmak yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli. Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Yalnızca kilo vererek selülitten kurtulmak mümkün değil. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmek önemli. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşuyor. Özellikle fast food ve hazır yemekler dokuları kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyor. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekiyor. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor. Selülit önlemekte bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.


    Alınacak önlemler

    Günde en 2,5 litre su içilmeli.
    Rafine şekerlerden uzak durulmalı ve günlük tuz tüketimi azaltılmalı.
    Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı.
    Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimi minimuma indirilmeli.
    Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemi tercih edilmeli.
    Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen göstermeli, dondurulmuş ve konserve ürünlerden kaçınılmalı.
    Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterilmeli.
    Çok sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı.
    Günlük alınan posa miktarı artırılmalı, posanın en iyi kaynakları sebze, meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.

    Kafeine duyarlılık kişiden kişiye değişir

    Kafein merkezi sinir sistemini uyaran bir tür maddedir. Kana mideden karışır.
    15 dakika sonra etkileri hissedilir hale gelir. Kahve, çay, kola, çikolata, bazı uyarıcı haplar, bazı ağrı kesiciler ve çeşitli reçeteli ilaçlarda bulunmaktadır. Kafeinin kısa dönemde yaygın olarak hissedilen etkileri, vücudun enerji seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma durumu, keyif ve rahatlık hislerinde artıştır. Bu madde bazı ağrı kesiciler ve migren ilaçları ile birleştiğinde ise ilaçların tepki süresini ve etki alanlarını artırır. İlaç kullanımı sırasında kafein alım miktarına çok dikkat edilmelidir. Bu maddeyi içeren diğer besin maddelerive içeceklerde bulunan kafein miktarları iyi hesaplanmalı hatta bir uzmana danışılmalıdır.
    Kafeine karşı duyarlılık; tüketim sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut
    ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi pek çok etmene bağlıdır. Kişisel duyarlılığın yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanmasının gerektiği grup içersindedir. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Pek çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarı günde
    300 mg. (yaklaşık üç-dört fincan kahve ya da beş-altı büyük bardak çay) olarak belirlenmiştir.
    Düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesiyle kişide ortaya çıkabilecek belirtiler şunlardır: Baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk veya uykulu olma hali, konsantrasyon eksikliği, işte karşılaşılan zorluklar (motivasyon ve dikkat eksikliği, düşük performans), huzursuzluk (mutsuzluk, can sıkıntısı, huysuzluk, diken üstünde olma), depresyon (üzüntü, halsizlik, endişe, isteksizlik, küskünlük), sinirlilik, mide bulantısı, kusma, eklem ağrıları.


    Su kaybına dikkat!

    Özellikle yaz sıcaklarının yoğunlaştığı bugünlerde vücudumuzdan su kaybı artıyor. İnsan bedeninin yüzde 60-70'i sudur ve bu suyun üçte ikisi hücreler içinde, geri kalanı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Su yaşamımız için çok önemlidir. Bir insan yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece üç-dört gündür. Eğer vücutta az su bulunursa, kanın yoğunlaşmasına yol açıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Eğer aşırı miktarda su içilirse, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü bu durumda böbrekler aşırı çalışıyor ve sık sık tuvalete çıkılmasına neden oluyor, bunun sonucunda da vücudumuzdan kalsiyum minerali atılıyor. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmektir. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su alınmadığı anlamına gelir.
    Suyun vücudumuza faydaları: Besinlerin sindirimi, emilimi ve metabolizma sonucu oluşan artık ürünlerin atılması için gereklidir. Hücre ve kas dokularını güçlendirir, cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır, vücudun ısı ve tuz dengesini sağlar.
     

Bu Sayfayı Paylaş