Selâm ve Selâmlaşma

'Islam'da Ahlak ve Sıfatları' forumunda sleza tarafından 14 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. sleza

    sleza Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Selâm ve Selâmlaşma konusu Selâm ve Selâmlaşma

    Selâm; esma-i hüsnadan, Allah’ın güzel isimlerinden biri olup, ayıptan, kusurdan, eksiklikten, fani olmaktan ve zevalden salim olan; kurtuluş ve esenlik kaynağı olan ve isteyenleri selâmete ulaştıran demektir.

    Kadı İyaz, selâmın muhafaza manâsına geldiğini, “Es-Selâmü aleyke” nin “Allah’ın muhafaza ve koruması senin üzerine olsun” demek olduğunu, selam verilen kimse için “Allah, yâr ve yardımcın olsun” makamında bir dua olduğunu söylemiştir.

    Selâm; bir kimseye rastlanıldığı , yanına varıldığı veya yanından ayrılındığı zaman ona iyilik, sıhhat ve afiyet dilemektir.

    Selâm, bir mü’minde bulunması gereken tevazuun ızhar edilmesidir.

    Selâm; mü’minlerin birbiriyle kaynaşmasını ve ülfetini sağlayan Allah’ın rızasına kavuşmak için mü’minlerin biri birlerine yaptığı bir duadır. Selâm verildiğinde daha güzel bir şekilde veya aynısıyla ”ve aleyküm’üs-selâm ve rahmetü’llahi ve berekâtühü” veya “ ve aleyküm’üs-selâm” şeklinde karşılık verilmelidir.

    Müslümanların kendi aralarında selamlaşmaları ilahi bir emirdir, Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır.”Size bir selâm verildiği zaman siz de ona daha güzeliyle karşılık verin veya aynısıyla iade edin” (Nisa-86)

    Selâm, toplu olarak yaşayan insanların cemiyet içerisinde birbirlerine saygı ve hürmet gösterme şeklidir ki, insanlardaki güzel huylardan birisi de biribirlerine selâm vermeleridir.

    Selâmlaşma, kızgınlık ve dargınlık, kin ve nefret gibi insanlar arasında düşmanlığa sebep olan kötü huy ve davranışları da yok eder.

    Selâm; maddi ve manevi her türlü zararlardan, kötülüklerden uzak kalmak, dünyevi musibetlerden ve ahiret azabından kurtulmak manâlarını topluca ifade eden bir tabirdir ki; birbiriyle karşılaşan Müslümanların, karşılıklı sevgi, dostluk, iyi niyet ve dileklerini ifade etmek üzere “selâmün aleyküm” veya daha efdal olarak “Es-Selâmü aleyküm”1 şeklinde kullanılır ve buna “selâm verme” denir. “Aleyküm selâm” şeklinde karşılık verilmesine de “selâm alma” denilir. Bu şekilde selâmlaşmak yalnız Müslümanlara has bir uygulamadır. Diğer dinlerde parmak işaretiyle, el ve baş işaretiyle v.b. selâmlaşılır. Selâma işaretle karşılık vermek yeterli olmaz, hatta Rasulullah Aleyhisselatü vesselam efendimiz bundan men etmiştir: “Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeyin, çünkü Yahudilerin selâmı parmakla işarettir, Hıristiyanların selâmı da avuçlarla işarettir.”2 Ancak, sağır ve dilsizlik gibi mazereti olanlara işaretle selam verilebilir ve mukabele edilebilir.

    Selâm bir tahıyye (mülk ve beka, manevi hayat hediyeleri) ve iltifattır. Fakat her tahıyye ve iltifat selâm değildir.

    Selâm ve selâmlaşma yüzyüze yapıldığı gibi çeşitli vasıtalarla da yapılmaktadır. Selâm başka yerde bulunan birisine bir başkası vasıtasıyla gönderildiği gibi mektupla yazılı olarak da verilmekte; ayrıca edebi ve tasavvufî olarak da kuşlarla, turnalarla, rüzgârla ve badı saba ile sevenler sevdiklerine-dostlarına mecazi selâmlar göndermektedir.

    Bir müslümana “selâmün aleyküm” demek; “ben de müslümanım, benden sana zarar gelmez, benden yana selamettesin, Allah C.C. sizi her türlü kaza ve belâdan korusun” demektir.

    “.. ve tekraü’s-selâme ala men arefte ve men lem ta’rif”3. Birbirimize selâm vermek için tanışıyor olmak gerekmez. Ebu Ümame (R.A.) anlatıyor: Rasulullah (S.A.V) “bize selâmı yaygınlaştırmamızı, (tanıdık tanımadık herkese selâm vermemizi)”4 emretti. Birbirini tanıyan dostların ise selâmlaşmayı musafaha ile tamamlamaları sünnettir.

    Selâmı yalnız karşılaştığımızda veya bir yere vardığımızda değil, oradan ayrılırken de vermeliyiz. Bu konuda Rasulullah Aleyhisselatü vesselam efendimiz buyurdular ki: “Biriniz bir meclise gelince selâm versin, kalkmak isteyince de selâm versin. İlk verdiği selâm ayrılırken verdiğinden evlâ değildir. (İkisi de aynı ölçüde önemlidir.)5

    Selâmı iade etmeye (almaya) hükmen ve hakikaten aciz kimselere selâm vermemelidir. Bu bakımdan yemek yiyene, abdest alana, Kur’an okuyana, ezan okuyana, kamet getirene, camide hutbe-vaaz-sohbet dinleyene, namaz kılan kişilere, ilim çalışması yapan kimselere o anda selâm vermek uygun değildir. Onların da kendilerine verilen selâmı almak mecburiyetleri yoktur. Oyun oynayana, şarkı söyleyene v.b. durumda olan kimselerle fasıklığını herkese göstermekten çekinmeyen kimselere selâm vermek mekruhtur. Bunların dışında, bir mü’minin bir yere girdiği vakit selam vererek ve izin alarak girmesi emredilmiştir. Rasulullah Aleyhisselatü vesselam efendimiz huzuruna selâm vermeden ve izin istemeden giren Kelede İbnu Hanbel (R.A.)’e “Dön, es-Selâmü aleyküm, gireyim mi de” 6 buyurmuştur.

    Yine, Hz.Enes (R.A.) Rasulullah Aleyhisselatü vesselam efendimizin kendisine şöyle buyurduğunu anlatır : “Ey oğulcuğum, ailene girdiğin zaman selâm ver ki, selâmın, hem senin üzerine hem de aile halkına bereket olsun”7

    Selâmlaşma, mü’minlerin birbirleriyle görüşmelerini, birbirleriyle kaynaşmalarını ve ayrılmamalarını sağlar. Allah’u Teala, bir Müslümanın selâmına en güzel bir kelime ile cevap verilmesini emretmektedir: “Size selâm verildiği zaman ona, onun selâmından daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık veriniz” (Nisa-86)

    Selamın orijinal lafızları dışında yani “Selâmün aleyküm”,“Es-Selâmü aleyküm” sözleri dışında başka sözlerle vermenin uygun olmadığı ve İslâmi “selâm” kelimesinin ihtiva ettiği iltifat, temenni, dilek, kurtuluş ve esenlik dualarının yerini tutmayacağı ifade edilmektedir. Bu bakımdan insanlarımızın olayın şuurunda olmadan, cahiliye devri Araplarının kullandıkları “Hayyakellah (Allah Ömürler versin), Hayırlı sabahlar, İyi Sabahlar, sabahınız aydın olsun, akşamınız hayır olsun, iyi akşamlar” gibi sözlerle günümüzde kullanılan ve aralarında bir benzerlik olan “Günaydın, Tünaydın” gibi kelimelerle yaptıkları selamlaşma orijinal sözleriyle yapılan selamlaşma kadar şümullü olmamaktadır. Yine bazı kesimlerin İslâmi selâmlaşma yapmamak için sadece ”selâm“ veya “merhaba” sözleriyle selamlaşmaları yahut hiç selam verip almamaları da bu şuurla yapılmaktadır. Böyleleri için merhum Mehmet Akif :

    Bir selâm ver be herif, ağzın aşınmaz ya, hayır!

    Ne bilir vermeyi hayvan, ne de sen versen alır..

    demektedir. Selamlaşmada kullanılan “Merhaba” sözü, bir yere selâm vererek girip oturduktan sonra orada bulunanların yeni gelen kimseye “hoş geldin, burada bizden birisin, emniyettesin, rahat ol, serbest ol” anlamındaki hoşça dileklerini ifade etmek için kullanılmaktadır. Müslümana yakışan Peygamber Efendimizin getirdiği selâmlaşma şekline ve adabına uymaktır.

    Yine selâmın önemiyle ilgili olarak Rasulullah (S.A.V) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır:”Üç şeyi kim şahsında bir araya getirirse, imanı da toplamış olur: Nefsine karşı olsa da insafı elden bırakmamak, herkese selâm vermek, fakir iken sadaka vermek”8

    Kur’an-ı Kerimde 37 ayeti kerimede selâm ve selâmet kelimeleri zikredilmiştir. Allah’u Tealâ 12 mevzuda mü’minleri selâmlamıştır.9 Allah’u Tealâ ve Cenabı Peygamber efendimiz, Müslümanların birbirine selâm vermesini ve verilen selâmı almasını emretmektedir. Kur’an-ı Kerimin bir çok ayet-i kerimesinde selâmın önemi bildirilmektedir.

    Ayet-i kerimelerde:

    Verilen selâma daha güzeli ile mukabelede bulunulmasını, “izin almadıkça başkasının evine-odasına(annesinin odası bile olsa) girilmemesi”10 gerektiğini bildirir ve “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere izin isteyip selâm vermedikçe girmeyin, bu sizin için daha iyidir, her halde düşünüp anlarsınız”(Nur-27) buyurarak “kendi evine girerken de selâm vermeyi” (Nur-61) emreder. Bu ayeti kerimeye göre; evine giren kimsenin evde kimse olmasa da kendi kendisine “es-selâmü aleyna ve alâ ibadillahi’s-salihin” şeklinde selâm vermesi gerekir.11

    Cennettekilerin de biri birlerine selâm vereceği, meleklerin de mü’minlere selâm vereceği bildirilmektedir.

    Hz.Peygamber bir hadis-i şerifinde Allah’a yemin ederek, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız”12 buyurduktan sonra etrafında bulunan ashabına “Mü’minler ancak selâmlaştıktan sonra aralarındaki sevgi bağını kurabileceklerini”13 ifade etmiştir. Bu sebeple Müslümanlar, hemen bütün dualarında Hz.Muhammed (S.A.V) ile efradına ve ashabına, diğer bütün peygamberlere ve salih kullara selâm okumakla onlara saygı ve bağlılıklarını ifade etmiş olurlar.

    Yine bir hadis-i şerifte, müslümanın müslüman üzerindeki beş hakkından birincisi olarak onun selâmına cevap vermek gösterilmektedir. Rasulullah Aleyhisselatü vesselam efendimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır : “Müslümanın müslüman üzerinde hakkı beştir: Selâmını almak, hastasını ziyaret etmek, cenazesine katılmak, davetine icabet etmek ve aksırdığı vakit –elhamdü lillah- diyene –yerhamükellah- demektir”14

    Müslümanların selâmlaşmasında; önce, küçük büyüğe, zengin fakire, şehirli köylüye, arkadan gelen önde olana, vasıtada olan yaya yürüyene, ayakta olan oturana, az olanlar çok olanlara, efendi hizmetçisine, baba oğluna, ana kızına selâm verir15. Selâmı rütbe ve nimeti çok olan önce verir. Nitekim Miraç gecesinde önce Allah’u Teala Peygamber efendimize selâm vermiştir. “Es-Selâmü aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh” Aynı yaştaki ve derecedeki insanlardan hangisi daha önce selâm verirse sevap ve ecir yönünden o kazançlı çıkar. Hadisi şerifte “İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı önce selâm verendir” buyrulmaktadır.16

    Selâm, İslâm’ın en hayırlı amellerinden birisidir. Amr İbni’l As (R.A.) anlatıyor: Rasulullah Aleyhisselatü vesselam efendimize “İslâm’ın hangi ameli daha hayırlıdır?” diye sorulmuştu.”Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir”17 diye cevap verdi. Bu hadisi şerif selâmın önemiyle birlikte karşılaştığımız kimseden selâm beklemeden selâm vermeye teşvik etmektedir. Başka bir rivayette Ebu Ümame (R.A.) anlatıyor. Rasulullah Aleyhisselatü vesselam efendimiz buyurdular ki:” Allah’a en makbul insan karşılaşmada selâm vermede önce davranandır.”18

    SELAMIN BEREKETİ

    Selâma verilmesi gereken önemi aşağıda vereceğimiz kıssa çok veciz bir şekilde ortaya koymaktadır :

    Müslümanlardan birisi borçlu düşmüş, bütün gayret ve çabasına karşılık çaresizlik içinde borcunu ödeyemiyordu. Bir gün yatsı namazından sonra iki rekat hacet namazı kılarak Peygamber efendimizi vesile ittihaz edip münacaatta bulunarak, derdine çare istedi. Rüyasında Peygamber efendimiz teşrif buyurarak sıkıntı içinde olana dedi ki: “Yarın git, Hekim Ali Paşa’ya benden selâm söyle, bin altın versin. Bu rüyanın şahidi olarak da bu Cuma gecesi her zaman okuduğu salavatları unuttuğunu söylersin!”

    Borçlu, sevinç ve ferah içinde uyandı. Fakat çevresinde biraz da tutumlu ve eli sıkı olarak bilinen Hekim Ali Paşa’ya tedirgin olarak gitti. Rüyasını anlattı, şahidini söyledi.

    Bunun üzerine Paşa:

    “Tekrar et, yeniden anlat” dedi.

    Borçlu:

    —“Efendim, Peygamberimizin size selâmı var, bana…”

    Paşa :

    “Tekrar et, bir daha anlat bakalım” dedi.

    Üç, dört, beş, altı.. Yedincide derken Borçlu :

    —“Paşam, beni niye oyalayıp duruyorsun? İnanırsan verirsin, inanmazsan vermezsin” demesi üzerine Paşa:

    —“Kardeşim, ne demektir bu? Sen kimden selâm getirdiğini biliyor musun? Sana tekrar ettirişim Rasulullahın selâmını çoğaltmak içindi, onun her selâmına bin altın vereceğim” dedi.

    Peygamber efendimiz Veda Haccından sonra hastalanıp mescide çıkamayınca kendisini ziyarete gelenlere “Müslümanlara selâmımı götürünüz” buyurdular ve sonra açıkladılar: “Sadece bugünkülere değil, kıyamete kadar gelecek Müslümanlara benden selâm söyleyiniz”

    Böylece, kıyamete kadar gelecek Müslümanlara da Hz.Peygamberin selâmı ulaşmaktadır.

    İki cihanın güneşi, Allah’ın sevgili Rasulünün selâmı üzerinize olsun. Amin.

    SELÂMLAŞMA



     SORU:

    Selâmlaşmanın ilk emredilişi, manası, faydaları, hükmü, şekli, mekruh olan selâm, kadınlarla ve çocuklarla selâmlaşma, ölülere selâm, kim kime selâm verir, işaretle selâm ve gayr-i müslimlerle selâmlaşma konularını açıklayabilir misiniz?

     CEVAP:

    • Selâmlaşmanın ilk emredilişi:

    Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.) Âdem (a.s.)’ı kendi sureti üzere ve boyunu da 60 zira olarak yaratınca ‘Git şu oturan meleklere selâm ver, onların seni nasıl selâmlayacaklarına da dikkat et, dinle. Zira o selâm senin ve zürriyetinin selâmı olacaktır.’ buyurdu. (Âdem (a.s.) onlara gidip) ‘Es-selâmü aleyküm’ dedi. Onlar da (Melekler); ‘Es-selâmü aleyke ve rahmetullâhi’ dediler ve selâmı (mukabele) ederken ‘Ve rahmetullâhi’yi ilave ettiler. Cennet’e her giren Âdem (a.s.) suretinde (boyu da 60 arşın boyunda) olacak. Halk şu ana kadar (boyca) hep eksilmektedir.” (Buhârî, İsti’zân, Enbiyâ)

    • Selâmın manası:

    Selâm; Allah’ın ismi üzerine olsun; Allah’ın muhafazası ve koruması üzerine olsun; Allah seninle olsun; Allah’la beraber olasın; Allah yaptıklarına muttalidir; sen benden selâmettesin; benden sana bir zarar dokunmayacaktır, korkmayasın gibi manalara gelir.

    • Selâmlaşmanın faydaları:

    1. Karşılaşanlar arasında oluşacak korkuyu izale.

    2. Tevazuu izhar etme.

    3. Karşıdakinin sevgisinin kazanılması ve ona tazim gösterilmesi.

    • Selâmlaşmanın hükmü:

    - Selâmlaşma ilâhî bir hükümdür. Kur’ân’da; “Size bir selâm verildiği zaman ondan daha iyisi ile veya aynıyla mukabele edin.” (en-Nisâ, 4/86) buyrulmuştur.
    Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz bir meclise gelince selâm versin, kalkmak isteyince de selâm versin. Birinci selâm sonuncudan evla değildir. (İkisi de aynı ehemmiyettedir.)” (Tirmizî, İstizân)

    - Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır. Bu ister bir meclise girilirken verilen selâm olsun, ister ayrılırken verilen selâm olsun hüküm aynıdır.

    - Selâm verene mukabelenin vacip olması, selâmı işitmekle sabit olur.

    - Selâm verenin sesini duyurması sünnet, selâm alanın sesini duyurması ise vaciptir.

    - Selâmı tek kişinin alması farz-ı ayn, topluluğun alması ise farz-ı kifâyedir.

    - Selâm verene, “Hayırlı sabahlar!”, “Merhaba!”, “İyi günler!” gibi cevaplarla karşılık vermek caiz değildir.

    - Selâmı yalnızca tanıdıklarımıza değil, tanımadıklarımıza da vermek lazımdır.
    Abdullah bin Amr bin el-Âs (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’e; “İslâm’ın hangi ameli daha hayırlıdır?” diye sorulmuştu. Rasûlullah (s.a.v.) de; “Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir.” diye cevap verdi. (Ebû Dâvûd, Edeb)

    - Kişinin selâma ilk önce kendisinin başlaması, yani ilk olarak kendisinin selâm vermesi sünnettir.

    Ebû Ümâme (r.a.)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah (katında) en makbul insan, karşılaşmada selâma önce davranandır.” (Ebû Dâvûd, Edeb)

    • İşaretle selâmlaşma:

    Selâmı işaretle vermek ve işaretle mukabele etmek caiz olmaz. Rasûlullah (s.a.v.); “Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeyin. Çünkü Yahudilerin selâmı parmaklarla işarettir, Hıristiyanların selâmı da avuçlarla işarettir.” buyurmuştur. (Tirmizî)
    Ama selâm alma ve vermede taraflar birbirlerini duyamayacaklarsa, o vakit, sözle birlikte olmak kaydıyla işaretle selâm verip alabilirler.

    • Mekruh olan selâmlar:

    - Selâmlaşma sırasında eğilmek mekruhtur.

    - Hamamda, yemek yiyene, savaşana, Kur’an okuyana, hadis okuyana, Allah’ı zikredene, telbiye getirene, hutbe verene, vaaz-nasihat eden kimselere ve bu sayılanları dinleyene, ilim çalışana, ezan okuyana, kamet getirene, def-i hacet giderene, hüküm veren hâkime (etkileme korkusundan dolayı), çoluk çocuğu ile birlikte gezmekte olana selâm vermek mekruhtur.

    • Çocuklara selâm verme:

    Selâmı küçükler büyüklere verir; ancak Rasûlullah (s.a.v.) oynayan çocuklara selâm vermiştir. Ebû Dâvûd’un rivayetinde; “Rasûlullah (s.a.v.) oynayan çocuklara rastlamıştı, onlara selâm verdi.” denmektedir. Bunda, çocuklara âdâb-ı dinin alıştırılması vardır.

    • Kadınlarla selâmlaşma :

    Esmâ bint-i Yezîd (r.anhâ)’dan bir rivayette şöyle denmiştir: “Rasûlullah (s.a.v.), biz bir grup kadına uğramıştı, selâm verdi.” (Ebû Dâvûd, Edeb) Müslim’in bir rivayetinde ise; Rasûlullah’ın amcasının kızı Ümm-ü Hâni’nin Rasûlullah (s.a.v.)’e guslederken uğradığı ve selâm verdiği belirtilmektedir.

    Kadınlarla erkekler arasında selâmlaşma şu şartlara bağlıdır:

    - Kadınlar, cemaat (topluluk) halinde iseler selâm verilir.

    - Kadın tek ise, ona diğer bir kadın, kocası veya mahremi (nikâh düşmeyen kimse) selâm verebilir. Yabancı bir erkek, tek olan kadına selâm veremez, o da yabancı bir erkeğe selâm veremez.

    - Kadın, kendisine şehvet duyulmayacak kadar yaşlı ise, yabancı bir erkeğin ona selâm vermesi, onun da yabancı erkeğe selâm vermesi caizdir; ancak kadın yaşlı da olsa şehvet duyulacak biri ise, ne bir erkeğe selâm verebilir, ne de bir erkek ona selâm verebilir. Şayet iki taraftan biri selâm verecek olursa, mukabele etmek mekruh olur.

    • Kim kime selâm verir?

    Toplulukların karşılaşması halinde selâm vermek kifâye bir sünnet, verilen selâmı almak da kifâye bir vaciptir.

    Ubeydullah bin Ebî Râfi, Hz. Ali (r.a.)’dan nakletmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir cemaat (bir topluluğa) uğradığı zaman, içlerinden bir kişinin selâm vermesi hepsi için yeterlidir. Oturanlar adına da bir kişinin mukabele etmesi yeterlidir.” (Ebû Dâvûd, Edeb)

    Binitte olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan sayıca çok olana selâm vermelidir. Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Binekte olan yürüyene, yürüyen oturana, az çok olana selâm verir.” (Buhârî, İsti’zan)

    - Herhangi bir konuşmaya başlamadan önce selâm vererek başlamak sünnettir. Selâmın alınmayacağı gibi bir durum söz konusu olsa bile yine selâm verilir.

    - Bir kimseye selâm verirse, sonra aradan fazla geçmeden yine onunla karşılaşırsa, tekrar selâm vermesi sünnettir. Bu, ikinci, üçüncü defa veya daha fazla tekrar etse de durum aynıdır.

    - Kişi evine girdiğinde (evde kimse yoksa bile) selâm verir. Zira Kur’ân’da; “Evlere girdiğinizde nezdinizden olan mübarek ve hoş selâmla kendinizi selâmlayın.” buyrulmuştur. (en-Nûr, 24/61) Evde kimse yoksa selâm; “Es-selâmü aleynâ ve ala ibâdillahi’s-sâlihiyn” diye verilir.


    • Selâmın şekli:

    Selâmı veren ‘Es-selâmü aleyke’ veya ‘aleyküm’ der, alan da ‘Ve aleyke’s-selâm’ veya ‘Ve aleykümü’s-selâm’ der. ‘Aleyke’ kelimesi senin üzerine, ‘Aleyküm’ kelimesi ise sizin üzerinize demektir, fark yoktur. Selâm alan kişinin bu şekil üzerine ziyadeleri eklemesi de caizdir. Mesela ‘Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullâhi ve berekâtuhû’ demesi gibi.

    Ebû Temîme el-Hüceymî, Ebû Cüreyy el-Hüceymî'den, o da babasından (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.)'e gelip: “Aleyke'sselâm yâ Rasûlallah! (Sana selâm olsun ey Allah'ın Rasûlü!)” dedim. Bana hemen müdahale etti: “Aleyke's-selâm deme. Çünkü aleyke's-selâm diye verilen selâm, ölülerin tahiyyesidir. Selâm verdiğin zaman, ‘Es-selâmu aleyke’ de! Sana mukabele eden de ‘Ve aleyke’s-selâm!’ der." (Ebû Dâvûd, Libâs 28)

    Selman (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre; bir adam Rasûlullah (s.a.v.)’e gelerek; “Es-selâmü aleyke” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) de; “Ve aleyke(s-selâmü) ve rahmetullâhi” diye selâm verdi. Sonra bir başkası geldi. "Es-selâmu aleyke ve rahmetullâhi!" diye selâm verdi. Rasûlullah (s.a.v.) buna da: "Aleyke’s-selâmu ve rahmetullâhi ve berekâtuhû!" diye cevap verdi. Sonra bir başkası geldi ve; "Es-selâmü aleyke ve rahmetullâhi ve berekâtuhu!" diye selâm verdi. Rasûlullah (s.a.v.) buna da: "Ve aleyke!" diye cevap verdi. Adam: “Falan falan gelip size selâm verdiler, siz de onlara bana söylediğinizden fazlasını söyleyerek mukabele ettiniz.” dedi. Rasûlullah (s.a.v.); “Sen bize söyleyecek bir şey bırakmadın ki! Allah (c.c.); “Size bir selâm verildiği zaman ondan daha iyisi ile mukabele edin veya aynı ile selâm verin.” (en-Nisâ, 4/86) buyurdu. Biz sana aynısı ile mukabele ettik.” dedi. (Kütüb-i Sitte, Terc. İbrahim Canan, c.10 s.181, Zurkânî’den)

    • Ölülere selâm verme:

    Ebû Hureyre (r.a.)’dan gelen bir rivayete göre; Rasûlullah (s.a.v.) (bir gün) mezarlığa gitti. Oraya varınca; “Es-selâmu aleyküm dâre kavmin mü’minîn! / Selâm üzerinize olsun, ey müminler yurdunun ahalisi!” diye selâm verdi. Ve ilave etti: “Ve innâ inşâallâhu bikum lâhikûn! / Biz de inşallah size iltihak edeceğiz (katılacağız).” (Ebû Dâvûd)

    • Gayr-i müslimlerle selâmlaşma:

    Yahudi ve Hıristiyanlara ilk önce Müslümanların selâma başlaması, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir. Hatta bazısı mekruh demiştir. İmam Nevevî ise “haramdır” demiştir. Onların verdikleri selâma ise “Ve aleyke” veya “Ve aleyküm” diye karşılık verilebilir.

    İbn-i Ömer (r.a.)’dan rivayette, Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Yahudiler size selâm verince onlardan biri ‘Es-sâmu aleyküm / acil ölüm üzerinize olsun’ derse, sen de ona ‘Ve aleyke / ve senin üzerine de’ de!“ (Buhârî, İsti’zân)

    Enes (r.a.)’dan gelen bir rivayette Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Hıristiyan ve Yahudilerle karşılaşınca önce siz selâm vermeyin (onlar size versinler siz karşılık verin), bir yolda onlarla karşılaşınca (kenardan geçmeleri için) yolu onlara daraltın.” (Müslim, Selâm)

    Selâm vermek, verilen kişi için tazim ve teşriftir. Hadisten anlaşılan şudur ki; Ehl-i Kitap ‘mağdub üzerlerine Allah’ın gazaplandığı’ ve ‘dâll / sapıtanlar’ olmaları, muharref (tahrif edilmiş) bir şeriata tabi olmaları, Allah hakkında iftirada bulunmaları, insanları ve menfaatlerini ilahlaştırmaları sebebi ile onlar teşrife layık değildirler. Öyleyse önce selâm vererek onları teşrif etmeyin, tazimi izhar etmeyin. Bırakın onlar size selâm versinler, siz selâmlarına mukabele edin.

    Bir toplulukta Müslümanlarla birlikte kâfirler bulunursa, isterse Müslümanları kastederek onlara “Es-selâmu aleyküm” der veya “Es-selâmu alâ meni’t-tebea’l-hüdâ” der.
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    Paylaşım için teşekkürler..
     

Bu Sayfayı Paylaş