Sanayileşmeyle ilgili bir makale

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 7 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Sanayileşmeyle ilgili bir makale konusu sanayileşmeyle ilgili çok acil bi makale yazmam lazım kaynak belirtilmesi de çok önemli yardım edebilecek olan varmııı???
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Bir Makale Buldum Umarım İşinize Yarar..


    SANAYİLEŞME: DÜNYANIN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ GİRDAP

    Çok değil bundan 3-5 sene önce sanayi bölgelerine ilk defa giren insanların kulağına bir uğultu çarpardı. Sanayide çalışanların aşina olduğu fakat ziyaretçilerin yeni fark ettikleri bu ses; üretim yapmada kullanılan makinaların çıkartıp hepsinin birlikte oluşturdukları bir uğultu haline dönüşürdü. Dışarıdan gelenleri şaşırtıyor olsa da işyeri sahipleri bunu dinleyerek geçirdikleri bir günün akşamında gönülleri huzurla dolu olarak dönerlerdi evlerine. Makinaların çalışması üretim, üretim ise sipariş ve satış anlamına gelmektedir. Böylece sanayide çalışan binlerce işçi, işveren ve ona bağlı yan alanlardakiler geçim temin ederdi. Şimdilerde sanayie girerseniz kulağınıza böyle bir uğultu gelmediğini fark edeceksiniz. Tek- tük makine sesleri bazı işletmelerin faal olduğuna dair bir işaret veriyor olsa da, o eski senkronize uğultuyu duymuyor olduğunuzu göreceksiniz. Hatta merak edip birileriyle görüşseniz yeterli iş olmadığından yakınacaktır size.
    Bir zamanlar mal almak için randevu veren işletmeler şimdi yeterli iş bulma derdine düşmüş durumdalar. Artık işletmelerin duvarında ‘paniğe gerek yok, işler yetişir’ diye karikatürize edilen levhalardan asılmıyor. Çünkü iş yetiştirmek için panik halinde iş yerine gelen müşteriye rastlanmıyor. İşin ilginç tarafı bunun sadece Türkiye ile sınırlı kalmadığını bilmek oluyor. Mesela dünyanın üretim merkezi gibi duran, her bölgesinden fabrikalar yükselen Almanya’nın da böylesi sorunlar yaşıyor olmasıdır. Orada da çalışanlar ciddi iş sıkıntısından dolayı bir çok işletmenin kapandığını söylemekteler. Bu da daralan ekonominin sadece ülkemizdeki yönetimsel yanlışlıklardan değil, dünya ölçeğinde yapısal bir problemden kaynaklandığı konusunda bizleri düşündürüyor. Dünya çapında daralan bir ekonomi az ya da çok her ülkeyi vurmaya başlamıştır diyebiliriz.

    İş yerimi ziyaret eden bir satış elemanıyla, WHO diye İngilizce’den kısaltılmış dünya ticaret örgütünün resmi sitesine ücretli abone olmamı talep etmesi üzere görüşüyorduk. Ne faydası olacağını izah ederken, Amerika’nın ithal ettiği bütün malların listesini, bunları nerelerden ne kadar ve hangi fiyatlarla hangi şirketlerden aldığımı görebileceğimi söyledi. Bu kadar bilgiyi insanların göz önüne sermenin tek bir anlamı olabilirdi ve arkadaşa doğru anlayıp anlamadığımı teyit ettirme ihtiyacı duymuştum. Amerika tüm dünyaya hangi malları aldığını ilan ederek yeni satıcılar arıyordu. Bu fiyatlarla rekabet edebileceğine inanan herkese yol gösteriyor, işte fiyat işte alıcılar diyordu. Olayı kavramak için şunu söylemeliyiz: bu duruma yerli üreticilerin itiraz edip üretimlerinin önüne geçildiğini söylemeleri beklenir. İç piyasaya üretim yapan bir kuruluş normal olarak dışarıdan kendine bir rekabetçi gelmesini istemez. Bizdeki yerli üreticilerin sık sık Çin’deki ihracatçılardan şikayetçi olması gibi. Halbuki gördüğümüz üzere Amerika böyle bir sorun yokmuş gibi davranmakta, mümkün olduğu kadar fazla satıcıyla içi piyasadaki ithalatçıyı buluşturarak, onların daha ucuz ve kaliteli mal satın almasını arzulamaktadır. Peki bunca malı alan Amerika ticaretini nasıl dengeliyor?. Dış piyasadan mal satın almaktan korkmadığına göre bunu dengeleyecek bir şey satması gerekmektedir. İşte bu sattığı tek şey ileri teknoloji ve onun ürünleridir. Tüm dünyadan mal alan Amerika sadece teknoloji satarak ayakta duruyor, ticari dengesini koruyor. Bunu yapabilmek yani yeni teknolojileri bulabilmek için ise araştırma geliştirmeye büyük yatırımlar yapması gerekmektedir. Çünkü çağımız artık bir dahinin tek başına oturup bir şey geliştirebildiği 18, yüzyıldan oldukça uzaklardadır. Şimdi bir konuda gelişme olması için uzmanların bir araya toplanıp uzun çalışmalar ve denemeler yapması gerekmektedir. Bunun için tüm dünyadan zeki ve akademik başarı vaad eden öğrencileri toplayıp üniversitelerinde bursla eğitmektedir. Böylece dünyada en çok patent alınan ülke konumunu koruyabiliyor. Neredeyse her şey ilk önce orada yapılıp sonra dünyaya yayılıyor. Ardan geçen yıllarda bu ürünlerin taklidi yapılmış olsa bile onlar zaten yeni bir şey geliştirmiş oluyor ve onu üretip satmaya başlıyorlar. Sistem böylece devir daim ediyor. Dünya ticaretinin dörtte birinden fazlasının Amerika elinde tutulduğunu düşünürseniz olayı şu şekilde de resmetmeniz mümkün: Bütün dünya Amerika’ya mal satarak yaşamaktadır. Amerika’ya mal satmak demek Amerika halkının tüketmesi demektir. Gün gelip eğer tükeimden vaz geçerlerse dünyanın büyük bir handikaba gireceğini tahmin etmeniz fantazi değildir. Kilolarına önem vermeye başlayıp obez olmaktan kaçınırlarsa yahut tatile çıkma alışkanlıklarından vaz geçdiklerinde sistemin tıkanacağını düşünebilirsiniz. Nitekim 11 Eylül saldırından sonra ilk defa Amerikalıların ‘yarın’ endişesi duyarak tüketimi kısması ve tasarrufa yönelmeleri Amerikan iç piyasasını olumsuz olarak etkilemiştir. Oradaki sistem sürekli tüketim üzerine kurulmuştur. Her hangi bir nedenle tüketimde meydana gelen daralma, üretimi etkilemekte ve zincirleme olarak tüm (hem iç piyasa, hem Dünya) ekonomisi ciddi anlamda yaralanmaktadır.

    Japonya, Güney Kore, Çin, Hindistan gibi ülkeler üretimlerinin önemli bir miktarını Amerika’ya satmaktadırlar. Sadece Amerika’nın Çin ile ticaret yapmakta isteksiz davranması durumunda bile bu ülkenin ekonomisinin mahvolacağını düşünebilirsiniz. Dünyanın ekonomik sistemi bu kadar Amerika’ya bağlıyken her hangi bir ülkenin siyasal olarak ona aykırı davranabileceğini, sisteme karşıt pozisyon alabileceğini düşünmek safdillik olur. Bu tür ülkelerin ucuza mal satması, bu amaçla maliyetlerini düşürüyor olması direkt olarak Amerikan halkının daha az ödeyerek bir şeye sahip olması anlamına geliyor. Şimdilik düzen bu şekilde işliyor. Satanlar bundan memnun, alanlar da zaten bunun için kurmuşlardır sistemi.

    Biz Türkiye olarak Amerika’ya mal satamıyoruz. O yüzden ekonomimiz canlı değil. İhracatımız kısıtlı. Bunu ne kadar yukarılara çekmeye çalışsak bile ancak sınırlı bir artış olabilir. Çünkü Amerikanın mal almayı tercih ettiği bir ülke değiliz. Onlar tercihlerini Uzak doğu olarak yapmış ve oralarda kendilerine mal satabilecek alt yapıyı oluşturmuşlar Almanya, Fransa gibi gelişkin ülkelerin Amerika’ya mal satma şansları düşük. Çünkü bu ülkelerdeki hayat standartları Amerika’dan farklı olmadığından üretim maliyetleri yüksek. Böylece onlar da sadece geri kalmış ülkelere satmak zorunda kalıyorlar. Halbuki geri kalmış ülkelerin alım güçleri artmıyor, azalıyor. Sanayide ise büyük bir rekabet söz konusu. Bundan 10 sene önce sadece iç piyasaya mal vermek için kurulmuş olan fabrikalar şimdi ayakta kalabilmek için tüm dünyaya mal vermek zorundalar. Cıvata üreticisi olarak (bunu örnek veriyorum çünkü en basit teknolojiyi sembolize ediyor) yanınızdaki komşunuza mal satabilmek için, bunu tüm dünyaya satabiliyor olmanız gerekiyor. Dünyada sınırların ortadan kalkmış olması yani globalleşme bunu getiriyor.Aksi taktirde komşunuz İnternete girip dünyadaki üreticilerin fiyatlarına bakıp tercih ettiği birini sizin fiyatınızdan daha uygun olarak getirebilir. Tüm dünyaya mal satmak demek tüm dünyayı doyurabilecek rakamlarda üretim yapmak, tesis kurmak anlamına geliyor. Dünyada sanayileşme tek ilerleme yöntemi olarak algılanınca, sanayileşmek için çabalayan yeni bir ülkeden her an dünya sistemine katılan yeni bir oyuncu çıkabiliyor. Ve piyasada kendine yer arıyor. Yeni katılan her oyuncu sınırlı arzdan dolayı eski oyuncunun satış rakamlarını küçültüp karını azaltıyor. Onun üretim kapasitesinin bir kısmının atıl kalmasına neden oluyor. Böylece sadece bizde değil fakat bir çok yerde sanayilerden gelen o ahenkli uğultu bozulup yerini gittikçe daha çok tek tük; senkronize olmamış seslere bırakıyor.

    Gelişen teknolojiyle birlikte alet yapan makinalar tabir edilen üretim(imalat) makinaları her geçen gün daha gelişip dev rakamlarda üretim yapmayı mümkün kılıyor ve maliyetleri aşağı çekiyor. Gelen her yenilik bulana yarar sağlarken eskinin çanına ot tıkayıp susturuyor.

    Sanayi devriminden sonra dev metropollere dönüşmüş şehirler sadece bu fabrikaların işlemesiyle ayakta duran yerlerdir. Şehirde yaşayan üç sınıf insanın da geçim yeri fabrikalardır. Temel olarak şehirde yaşayanları Bürokratlar,esnaf ve işçiler olarak sayabiliriz. İşçiler fabrikada çalışarak geçim elde ederler. Tüccarlar ise işçi ve bürokratların ihtiyacı olan şeyleri tedarik eder, satar geçim elde eder. Bürokrat, yönetici sınıfı diğer iki sınıf olmadığında varlık nedeni ortadan kalkmış demektir. Modern şehirlerin fabrikalar etrafına kurulmuş olması zaten durumu özetlemeye yeterlidir. Buradan şunu söyleyebiliriz sistemin işlemesi yani şehirlerin ayakta durması sanayideki fabrika bacalarından yükselecek dumana, oradaki uğultunun duyulmasına bağlıdır.Peki bu sistem, bu çevrim ilelebet çalışacak mıdır?. Sistemi kısaca yeniden formüle etmek gerekirse: Dünya ticaretinin gelişimi Amerika’ya, Amerikanınki ise kendi halkının tüketim alışkanlıklarına bağlıdır. Diğer ülkeler Amerika ile yaptıkları ticaretle ayaktadırlar. Bu ülkelerin gün geçtikçe daha çok sanayi yatırımı yapması gerekmektedir. Böylece formüle ettiğimiz sistemin iki zayıf halkası bulunmaktadır: Birincisi daha önce da bahsettiğimiz tüketim alışkanlığıdır. Bunu körükleyen etmen ise kapitalist ahlaktır. İflas ettiğini tüm dünyada izlediğimiz bu ahlak sistemi uluslararası dev şirketler tarafından finanse edilerek sürdürülmek istenmesine rağmen günün birinde çökeceğini düşünmek hayalperestlik olmasa gerek. Diğer bir konu ise Amerikanın sürekli yeni teknolojiler bulabileceği noktasıdır. Bu noktada bir tıkanma; yukarıda söylediğimiz gibi Amerika’nın dış piyasadan mal almasını engelleyecektir. Bu konular ile ilgili yapacağımız yorumlama aynı zamanda dünyanın geleceği ile ilgili öngörüde bulunma anlamına geliyor. Tarım ve hayvancılığı bırakıp birer sanayi toplumu haline gelmekte olan dünya, bu sistemi taşıyabilecek midir?.

    Bunun için önce buluşların süreceğini düşünmeliyiz. En azından bir elli yıl daha bunun süreceğini düşünmemek için henüz bir neden yoktur. Daha keşfedilmeyi bekleyen o kadar çok şey var ki. İlki enerji alanındadır. Ucuz ve belki sıfıra yakın maliyetle enerji elde edilebileceğini düşünmek hayalperestlik değildir. Her sabah doğuşunu büyük bir zevkle izlediğimiz Güneş bunu milyonlarca yıldır yapıyor zaten. Öyleyse insanlar da yakın zamanda yapabilir. Ancak petrol ve onu kullanan makinalara yapılan yatırımın büyüklüğü şimdilik bunu engellemektedir. Böyle bir buluş ve onun dünya sistemine adaptesi kullanılamaz haldeki büyük toprakların ve su kaynaklarının insanın hizmetine sunulması demektir. Fakat bu aynı zamanda büyük bir kaos habercisi olarak düşünülebilir. Dünyada eşitliği ve adaleti gözetmeyen bir sistemin eline geçecek bu teknoloji, tüm insanlığın önce işsizliğe sonra da açlığa sürüklenmesini getirebilir.

    Teknolojinin gelişmeye ve geliştirilmeye ihtiyacı vardır.Bu; üretim miktarı ve kalite artışıyla doğru orantılı bir ilişki içerisindedir. Fakat talebin sınırlı olması bir kısır döngü teşkil eder. Bunu dengeleyebilecek tek şey olan nüfus artışının dünya sisteminde yeri yoktur. Öyleyse bu sistem bir noktaya gelip tıkanacaktır. Bunu görmek için müneccim olmaya gerek yok. Benim merak ettiğim acaba bu kısır döngü kendiliğinden mi aşılacaktır?. Yani insanlık kendi eliyle bunu düzeltme şansını yakalayabilecek midir?. Mutluluğu tüketimde arayan bir yaşam şeklini değiştirip sanayi toplumu olmaktan vaz geçecek miyiz?. Yada yaşayacağımız büyük bir doğal felaketle mi aşacağız bu kısır döngüyü?

    Mutluluğu zenginlik, zenginliği daha fazla tüketebilmek olarak tanımlayan modern anlayışın gidebileceği tek istikamet sanayileşmedir. Bir girdap olduğunu izah etmeye çalıştığımız sanayileşmede insanlık olarak yolun sonu henüz görünmese de çok uzakta olmadığı kesindir.

    26 Nisan 2011 Salı 12:54

    Raci Durcan

    Kaynak :haberevet.com
     
  3. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sanayileşme konulu kompozisyon

    Sanayileşen Çocuklar

    Beni duvarlara vurman için muşambadan yüzümü toplaman gerek

    Ve hep

    Doğru bir gerekçe oldu intihar meskeninde kan dökülüyorsa çocuklar ölüyorsa Düş değil düşündüğün çizdiğin tek kanatlı kuş

    Sanayileşen kentlerin ortasında Gümüş Terliklerin demir bir bar�ın ardında araba olduğu mülteci kent
    İstasyonda üzüm taneleriyle misket oynayan, ardından piç olduğunu her seferinde dile getiren, aşağılamaktan hiç çekinmeyen sokak lambaları

    Kaç kez patlattım boz floresanları bilmem O toz bulutu içinde tırnaklarını boyayan peri kızları
    Saçlarının aslı siyah Güneş ile kıvrım kıvrım kumrala dönen Sihirli bir kutulardı hep
    Daha sekizimde onlardan birini aşık etmek istedim kendime Masmavi gözleri olan bir sevgili
    Düşünmesi bile güzeldi yabancı olduğum şehirde, fırfırlı şapkamla yabancısı olan duygulara sokmak kendimi

    Ve ilk şiir

    Yabancı bil dili öğrenirken kırmızı kurdele oldu adı Aşk istifi, şaşmış bir pusula bedenim
    Detoneleşen nefesim, nefsim�

    Annem Yanımda yaşarken bile özlediğim, sabundan gemilerde yüzdürdüğüm, kül rengi kar olan kadın

    Ağustosken ne bu eylül�ün yaprak döküm telaşı? Anlamıştı Annem
    Filikada tenin ve ağzını kaybetmişti şehir Toplu beyin ölümleri başlamıştı
    Temmuzdu, ancak şubat vapurları kaldırıyordu Sırplar� külünü basıyordu çocuk sigara dumanına
    Yağıyordu kıble her yöne,
    Başını cesedime koyuyordu tanrı, o bile durduramıyordu, ağlıyordu
     
  4. Atatürk döneminde sanayileşme ve Demir çelik işletmeleri

    Okuduğum bu makalede Türkiye'nin sanayi alanında gelişimi cumhuriyet öncesinden başlayarak kurtuluş savaşı yılları ile birlikte ele alınarak anlatılmış. Sanayi kalkınma planından bahsedilmiş.Sayısal verilerin oldukça sık kullanıldığı bu makalede Türkiye'de başta Demir Çelik sektörü olmak üzere bir çok sektörün günümüze kadar nasıl geldiği, nasıl geliştiği aktarılmış. Daha sonra Demir Çelik sektörü üzerine yoğunlaşılmış ve özellikle Karabük Demir çelik fabrikası hakkında bilgiler vermiş (ürettiği ürünler ve piyasa durumu). En çok da devlet kurumlarında özelleştirme politikasını merkezi konu olarak aktarmış. Devlet kurumlarında özelleşmeler ve değişimler üzerine araştırmalar yaptığım için bu makaleyi okudum. Erdemir Demir Çelik fabrikası hakkında daha önce geçmişi ve gelişimiyle alakalı bir araştırma yapmıştım ve bu makale de o araştırmama destek oldu. Sayısal verilerin kullanılması bende daha akılda kalıcı bir etki bıraktı. Genel olarak makalenin yazılmasında yardım alınan kaynaklara baktığımda oldukça geniş kapsamlı bir şekilde araştırılıp yazılan bir makale olmuş. Sanayileşme hakkında bilgi edinmek isteyen herkes okuyabilir
     

Bu Sayfayı Paylaş