Saharasya Kuramı Hakkında Bilgi

'Açık Öğretim AÖF' forumunda SeLeN tarafından 7 Aralık 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Saharasya Kuramı Hakkında Bilgi konusu açık öğretim sosyoloji dersleri - saharaya kuramının tarihi - saharaya kuramının temelleri - saharaya kuramının çıkış noktası

    Kuzey Afrika, Yakın Doğu, ve Orta Asya'yı kapsayan aşırı kurak çöl kuşağı ve bu kuşağın temsil ettiği kültür yapısı. Bu kültür, çocuk ve bebeklerin travmatize edilmesi, cinselliğin baskı altına alınması kadınların toplumdaki düşük konumları ve şiddete eğilimlilik ile karakterize edilir. (James DeMeo, 1990, Kyoto)
    Saharasya kuramı, antropolog ve sosyologlar tarafından yaygın şekilde kullanılan Murdock Etnoğrafik Atlası'ndaki 1170 topluma ait antropolojik verilerin James DeMeo tarafından haritalandırılması ile ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, ana-çocuk ve kadın-erkek bağını engelleyen, baskıcı, acı verici, travma yapıcı, şiddet dolu ve kişilik zırhlı davranış biçimi ve sosyal kurumlarının en şiddetlisinin bu çöl kuşağında olduğu görüldü. James DeMeo bu davranış biçimine İngilizce ataerkil, "patriarchal" kelimesinden türetilen "patrist" adını vermiştir. Arkeolojik ve tarihi verilerin sistemli bir şekilde incelenmesi sonucu patrizmin, yaklaşık olarak MÖ 4000 sonrasında, yağışlı bir sistemden kurak çöl koşullarına geçiş sırasında Saharasya bölgesinde ortaya çıktığı görülmüştür. Patrizmin bu bölgenin dışında görülmesini anlayabilmek için ise patrist halkların anavatanlarından dışarıya göç edişleri ve yerleşimleri incelenmiştir. Patrizme karşılık olarak "matrizmin" insanlığın en eski, orijinal ve doğal davranış ve toplumsal örgütlenme şekli olduğu, patrizmin ise travma yaratıcı toplumsal kurumlarla desteklenip sürdürülerek, ilk önce ağır çöl koşulları, açlık, ve göç baskısı altında Saharasya halkları arasında geliştiği öne sürülmektedir.


    Wilhelm Reich'ın psikoanalizden gelişen teorisine göre insan türünün yıkıcı saldırganlığı ve sadistik şiddeti, tam solunumun, duyguların özgürce ifadesinin ve zevk amaçlı güdülerin travma yoluyla kronik bir şekilde engellenmesinden (inhibisyon, tutulma) kaynaklanan anormal bir durumdur. Bu görüş açısına göre engelleme, acı verici ve zevk-engelleyici rituel (adet) ve toplumsal kurumlarla birey içerisinde kronik hale getirilir ve ana-çocuk, kadın-erkek bağı ile bilinçli ya da bilinçdışı ilgi kurarak bunları bozar. Bu rituel ve kurumlar, en ilkellerinden, teknolojik olarak en gelişmişlerine kadar bütün toplumlarda bulunabilir.

    Bazı örnekleri: yenidoğanlara ve çocuklara bilinçdışı veya rasyonalize edilmiş nedenlerle çeşitli şekillerde acı verilmesi; bebeklerin annelerinden ayrılarak izole edilmesi, ağlamalarına aldırış etmeme, hareketsiz hale getirme, düzenli bir şekilde kundaklama, yeterli şekilde emzirmeme ve sütten erken kesme, genelde cinsel organlar olmak üzere etlerini kesme, travmaya neden olacak şekilde tuvalet eğitimi, maddi cezalar ve tehditlerle korkutarak sessiz, meraksız, ve uysal olmasını istemek olarak sayılabilir. Diğer toplumsal kurumlar çocuğun gelişen cinselliğini kontrol etmeye ve ezmeye çalışır, örneğin ataerkil tanrılara tapan bütün toplumlarda olduğu gibi kızlardan istenen bekaret tabusu, ve suçluluk duygusu destekli mecburi evlendirme gibi. Acıya dayanıklılık, duyguların bastırılması, "büyüklere" itaat gibi talepler, bu toplumsal kurumların ayrılmaz bir parçasıdır. Bu tür gelenekler toplumdaki ortalama birey tarafından, acı verici, zevk engelleyici veya hayatı tehdit edici sonuçlarına aldırış edilmeksizin "iyi", "karakter geliştirici" veya "geleneğin bir parçası" tecrübeler olarak desteklenir ve savunulur. Wilhelm Reich'a göre, acı verici ve bireyi ezen bu toplumsal kurumların sonucu, insan davranışının nörotik, psikotik, kendini yıkıcı, sadistik bileşenleri ve bireyde oluşan fiziksel ve duygusal "zırh"tır.

    James DeMeo'ya göre, acı verici ve zevk engelleyici bu tür gelenek ve kurumlar, geçmişte ve günümüzde pek çok toplumda bulunmasına rağmen, hiçbir zaman evrensel değildirler. Azınlıkta olmakla birlikte, bu tür gelenek ve kurumların bulunmadığı toplumlar da vardır. İlginç şekilde bunlar aynı zamanda şiddetten uzak, sağlam tek eşli evililiklerin ve samimi dostça ilişkilerin hüküm sürdüğü toplumlardır. Bu tür topluluklara ilk işaret eden Trobriand adalarındaki araştırması ile etnoğraf Malinowski olmuştur. Daha sonra bunlara Elwin (1947,1968), Hallet & Relle (1973) ve Turnbull'un (1961) Afrika ve Hindistan'daki tanıklıkları eklenmiştir. Kültürlerarası çalışmalar çocuk ve gençlerini travmatize edip cinsel baskı altına almayan sorunlu/şiddete eğilimli herhangi bir topluluk bulmanın imkansız olduğunu göstermiştir. DeMeo'ya göre dünya tarihinin sistematik bir araştırması bu buluşları destekler, yani savaşçı, despotik, otoriter merkezi devletlerle, çocukluk travmaları, cinsel baskı, aile içi şiddet ve erkek egemenliği arasında belirgin bir korelasyon sözkonusudur.

    Klinik, kültürlerarası ve tarihsel literatür araştırmaları, yetişkin şiddetinin kaynağı olarak erken çocukluktaki travma ve cinsel baskıyı gösterdiğine göre doğal olarak ortaya çıkan soru, bu travma-şiddet-baskı kültürünün (patrizm) ilk önce ne zaman belirli toplumlarda kültürün bir parçası haline geldiğidir. Patrizmin insan doğasının bir parçası olmaması bunu gerektirir.


    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş