RUH HASTA OLUR MU? ( Din psikolojisi )

'Psikoloji' forumunda Mavi_Sema tarafından 3 Kasım 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    RUH HASTA OLUR MU? ( Din psikolojisi ) konusu Sana Ruh’tan sorarlar; De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir” (İsra Suresi, 85).
    Ruh sağlığı, ruhun iyilik halidir. Ruh nedir, iyilik nedir? tarih boyunca hep merak edilen en önemli sorulardandır.
    Ruh en çok teolojinin ilgi alanına girer. Fakat ruh sağlığıyla ilgilenenler psikiyatr, psikolog ve danışmanlardır.
    Nefs ise psikolojinin ilgi alanına. Ve maalesef bugün nefs kavramını ise en çok din hizmeti sunan insanların kullanıldığını görüyoruz.
    O yüzden İslam medeniyeti bu alanı ilm-i nefs olarak adlandırılmıştır. Günümüzde ise ruh sağlığı ruh hastası, gibi terimler kullanılmaktadır. Halbuki sormak gerekir “ruh hiç hasta olur mu?” Mesela nefs sağlığı veya hastası gibi tabirler kulağımıza ne kadar itici gelmektedir. Onun için ruh sağlığı ile ilgili söylenenleri bir incelemek gereklidir. Ruh sağlığı hizmeti sunanların ise bu kavram karmaşasından haberdar olmaları gerekir. Yoksa yetki alanlarının birbirine karışacağı öngörülebilir.
    İnsan, yaratılmadan önce de yaratıldıktan sonra da hep ilgi kaynağı olmuştur. İnsan üzerine yapılan araştırmalar fen bilimleri ve sosyal bilimlerde en ön sırada gelmektedir. Sadece ilim ehli değil mütefekkirler de insan ile ilgili bilgi vermişlerdir. Hangi durumun iyilik hali olduğuna dair.
    Batı ve doğu medeniyetlerinde ruh ve iyilik farklı tanımlanmış ruh sağlığı ise bir aşka tanımlanmıştır.
    Batılı uzmanların ruh sağlığı tanımlarına baktığımızda kendi kültürel tezgahlarında dokudukları kendi boyalarıyla boyadıkları bir insan ve insanın ruh sağlığı neticesi çıkmaktadır. Doğulu uzmanların ise kendi kültürel kodlarını tanımların içine sindirdiğini görebiliriz. Bu bağlamda batılı uzmanların ruh sağlığı hakkında kanaatlerinden haberdar olalım. Daha sonra da İslam medeniyetinin tuttuğu ışık altında inceleyelim. Daha sonra bu kişilerin fikirlerini zaman zaman ayrıntılı inceleyebiliriz.
    En makul tanımı yapan Frankl’a göre insanın, hayatın anlamını idrak etmesi, varoluşunu anlamlandırması, anlam arayışını tamamlaması ruh sağlığının birincil koşuludur.
    Freud’a göre, id-ego süperego arasında kurulan bir denge sonucunda nedeni belli olmayan ya da çok uzun süren kaygı ve bunaltılar geliştirmemiş olma yanında sevme ve çalışma yeteneğine sahip olma ruh sağlığının kendisidir.
    Erikson, doğumdan ölüme kadar geçen sürede yer alan sekiz yaşam döneminde egonun kişinin içinde bulunduğu döneme göre kazandığı temel güven-güvensizlik, özerklik-utanç ve kararsızlık, girişim suçluluk duygusu, beceri-aşağılık duygusu, kimlik-rol karmaşası, yakın ilişkiler-yalnızlık, üretkenlik-kısırlık, ego bütünleşimi-umutsuzluk niteliklerinden sağlıklı olanların sağlıksızlıklardan daha fazla oluşu ruh sağlığı işaretidir.
    Adler’e göre, abartmasız yetersizlik duygusunu, abartmasız üstünlük çabalarıyla dengeleme ve toplumca onaylanmış bir yaşam biçimi geliştirebilmiş olma ruh sağlığı için önemlidir. Sağlıklı yaşam biçimi geliştirmiş kimseler çevresindeki insanlara sevgi ve yakınlık gösteren bir toplumsal ilgiye, kendisiyle birlikte diğer insanların amaçları ve çıkarlarını gözeten duygu ve düşünceler, yenilgiden ve kendisiyle ilgili gerçeklerle yüzleşmekten korkmayan bir yürekliliğe sahiptirler.
    Horney’e göre; kendine güvenlik sağlama ya da kaygıdan korunma amacıyla insanlara yönelme (sevgi), insanlara karşı olma (saldırganlık), insanlardan kopma (bağımsızlık) gibi nörotik ihtiyaçlardan birine saplanıp kalmadan duruma göre bu ihtiyaçlardan üçünü de kullanabilecek kişilik bütünlüğüne ulaşma esnekliği yanında ülküleştirilmiş benlik imgesini koruma davranışları yerine gerçek benliğini yaşayabilme duyarlığı ruh sağlığı için önemli niteliklerdir.
    Sullivan’a göre, kendisi ve diğer insanlar hakkında doğru ve yeterli personifikasyonlar geliştirerek kişiler arasında iyi ilişkiler kurabilme sağlıklılık işaretidir.
    Fromm’a göre, benliğin bireyselleşmesi için asal bağlardan kurtularak özgürleşmesi ve bu özgürlüğün getirtiği çaresizlik ve yalnızlık duygularından kurtulması için de kendi bireyselliğini yitirmeden diğer insanlarla dayanışma, paylaşma ve sevgi bağlarıyla bütünleşmesi sağlıklılık, işareti olup, alıcı sömürücü, istifçi, pazarlamacı, biyofil, nekrofil yönelim biçimleri sağlıksızlık belirtileridir.
    Rogers’a göre bireyin içsel eğilimleri, kendini gerçekleştirmeğe ve bütünlüğe yönelik olmakla birlikte bu eğilimi gerçekleştirmede, benliği kabul edebilme, benliğin içten ve dıştan gelen uyarıcılara (yaşantıya) açık olması, benliğin yaşantılarını gerçeğe uygun bir biçimde simgeleştirmesi, benlikle yaşantı uyuşmazlığı olan durumları fark etmesi, bireyin tüm yaşantılarını benlikle tutarlı hale getirebilmesi sağlıklı benlik nitelikleridir. Bu niteliklerin hepsinin meydana getirdiği bütünüyle işler kişilik yani içinde bulunduğu ana göre kendini gerçekleştiren kişi sağlıklıdır.
    Maslow’a göre; gizil güçlerini gerçekleştirici 14 niteliği benimsemiş kişi ruh sağlığı yönünden tam bir psikolojik sağlığa sahip olmuştur. Bu nitelikler şunlardır: Gerçekçi olma, kendini, başkalarını ve doğayı kabul etme, problemlerin çözümüne dönük olma, otonomi sahibi olma, derinliğine duygulanma, insanlara karşı empati, sempati, acıma, duygularını geliştirme, kişilerarası derin ilişkiler kurma, demokratik karakter yapısına sahip olma, amacı araçtan ayırma, filozofik gülmece duygusu geliştirme, yaratıcı olma, özel ve yalnız yaşamdan zevk alma, günlük yaşamında yenilikler bulabilme, içinde geldiği gibi davranma. Bu niteliklere sahip oluş derecesi ile ruh sağlığına sahip oluş derecesi birlikte gitmektedir.
    Allport’a göre, olgun ve sağlıklı kişinin nitelikleri olan, benlik kapsamının genişliği, başkalarıyla yakın ve sıcak ilişkiler kurma, kendine güvenme gerçekçi olma, içgörülü ve hoşgörülü olma, bir yaşam felsefesine sahip olma ruh sağlığı ölçütleri olarak alınmaktadır.
    Tüm bu tanımların buluştuğu insan algısı materyalist bakış açısını işaret etmekte, kişisel doyum üzerine odaklanmaktadır. Ve insanı sadece bireysel bir varlık olarak değerlendirmektedir. İnsanın insan dışındaki madde ve manayla ilgili bir iddiası yoktur. Batı bilim felsefesinin materyalist, determinist ve pozitivist temelli olduğu düşünülürse bu yadırganmayacaktır.



    alintidir
     

Bu Sayfayı Paylaş