Resistance 2 (Playstation 3) İnceleme

'Ps2 Ps3 Ve Tüm Oyun Konsolları' forumunda HiTMaN47 tarafından 22 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. HiTMaN47

    HiTMaN47 Üye

    Resistance 2 (Playstation 3) İnceleme konusu Resistance 2 (Playstation 3) İnceleme
    [​IMG]
    Chimera gözünü Amerika kıtasına dikerse
    Resistance aslında çok şansız bir oyun, çünkü çıktığı dönemde kral rolü üstlenen bir askerdi sadece, ülkesini kurtarmak adına öne atılan bir gönüllü gibiydi. Bildiğiniz gibi PlayStation 3 çok sıkıntılı bir şekilde piyasaya giriş yaptı ve o dönemde kurtarıcı rolü yeni yetme oyunlara kaldı. İşte o oyunlardan biri de Resistance: Fall of Man’di. Ancak o zor döneme rağmen Insomniac’ın ilk FPS deneyimi olan Resistance, yüzde 90’a yakın not ortalamasıyla çok başarılı oldu ve ciddi anlamda Sony ve PS3’ün paçasını kurtardı. Tabii o dönemi atlatmanın dışında, PS3 başarılı yeni bir seri daha kazanmıştı. Çünkü Resistance ciddi anlamda birçokları tarafından oldukça beğenildi. Dolayısıyla böyle bir oyunun devamının da gelmemesi anlamsız olurdu ki, kısa bir zaman sonra Resistance 2 (R2) duyuruldu.

    İstila devam ediyor

    Yıllarca filmlerde, oyunlarda ve kitaplarda hep karşımıza çıkan artık klişe boyutunu da aşan “Dünya’nın yok oluşu”, “Uzaylılar”, “İnsanlığın sonu” gibi temalar hiç vazgeçilmeden, dur durak demeden hala önümüze koyulmaya devam ediliyor. Resistance bu doğrultuda yola çıkan ancak diğer tarafta başka bir gerçekçiliği içine alan ilginç bir senaryoya sahipti. Unutulanlar için ufak bir hatırlatma yapmak gerekirse, 2. Dünya Savaşı’nın hiç yaşanmadığı bir dönemde, 1930’lu yılların başında Rusya’da ortaya çıkan bir virüs Avrupa’ya doğru yayılmaya başlar. Bu virüs insanların değişmesine ve Chimera adında yeni bir ırkın ortaya çıkmasına sebep olur ve yavaş yavaş yok olan insanlar, Asya ve Avrupa kıtasının düşmesinden sonra, son direniş olarak Büyük Britanya adasına konuşlanıp orada karşılık vermeyi hedefler. Ancak işler istenildiği gibi gitmez ve tüm kıta Chimera’nın kontrolü altına girer. Ancak bu büyük savaştan bir kişi sağ çıkar, tabii ki o da kontrol ettiğimiz kişi Nathan Hale.

    Resistance 2 ise, ilk oyunun bittiği yerden başlıyor ve Nathan Hale tekrardan kontrol ettiğimiz kişi olarak karşımıza çıkıyor, ama bu sefer onun üzerine kurulu olarak, çünkü bu defa oyun boyunca Nathan’ın hikayesine tanık oluyoruz. Genel hikayeden bahsetmek gerekirse, oyun İngiltere’de yaşananlardan hemen sonra başlasa da, kısa bir oynanışın ardından 2 yıl sonrasına gidiyoruz ve bu sakin geçen 2 yılın ardından, Chimera çok daha güçlü bir şekilde son kalan tüm insanlığı yok etmek için Amerika kıtasına gelmiştir. Çok hızlı bir şekilde tüm bölgelere saldırılar başlatan istilacılar, kıtanın hemen hemen her bölgesini kontrolü altına almıştır. Nathan ise SRPA adı verilen ve özel askerlerin bulunduğu birliğe katılarak Amerika’daki serüvenine başlar.

    Doludizgin adrenalin

    İlk oyunda hiç bitmek bilmeyen savaş ortamı, ikinci oyunda daha da artarak kendini korumuş. Öyle ki, oyuna başladığınız anda kendinizi devasa makinelerin arasında buluyorsunuz ve bu heyecan kasırgası oyun bitene kadar hiç sona ermiyor. Tabii buna en büyük etken olarak ilk oyunda karşımıza çıkan düşman çeşidi ve sayısının bu oyunda neredeyse 2 kat artmasını gösterebiliriz. Bana göre ilk oyun bu konuda biraz zayıftı, ancak ikinci oyunda her saniye onlarca düşmanla burun buruna geliyoruz ve bu da oyundaki savaş ortamını fena halde arttırıyor. Aslında bu durum ilk bakışta sıkıcı bir görüntü çiziyormuş gibi görünse de, pek öyle değil. Çünkü ilk oyunda birçok bölümü tek başımıza geçiyorduk, bu yüzden onca yaratıkla tek başımıza uğraşıyorduk. Ama bu oyunda tam tersi çoğu zaman takım arkadaşlarımız hatta diğer birçok asker arkadaşlarımızda yanımızda yer alıyor, dolayısıyla bu yoğun çatışmalar sıkıntıdan öte zevk vermeye başlıyor.

    Kendinizi benzer birçok oyunda olduğu gibi tek kişilik bir ordu sanmanızı engelliyor. Gerçekten ordu ile beraber ilerlediğinizi hissediyorsunuz. Bunun dışında düşmanlar konusunda bana göre bir başka güzel nokta ise Insomniac’ın boyut konusundaki düşüncelerinin değişmesi, çünkü ilk oyunda karşımıza çok büyük yaratıklar pek fazla gelmiyordu, ama ikinci oyunda karşılaştığımız birçok Chimera’nın boyutları fena halde büyük. Devasa boyuttakiler dışında 3-4 insan boyunda sürekli karşılaştığımız yaratıklarda geliyor ki, açıkçası bu durum bana çok zevk verdi, bence oyunun heyecanını da katlayan etkenlerden biri olmuş. Devasa demişken, o inanılmaz boyutlardaki boss düşmanlarımızdan da bahsetmeden olmaz. Hepsi birer şaheser diyebilirim, kesinlikle görülmeye değer. Hatta şuana kadar gördüğüm en heyecanlı boss savaşlarından biri olan oyundaki ilk boss yaratığını hala unutamadığımı belirtmeliyim.

    Tabii ki düşmanların bu denli iyi olmasını sağlayan çevre faktörü de R2’de görevini çok başarılı bir şekilde yapıyor. Oyun boyunca Amerika kıtasını California’dan Utah’a, Idaho’dan Louisiana’ya, Iceland’dan Mexico’ya, kadar dolaşıyoruz. Her gittiğimiz yer çok iyi tasarlanmış bölümlerden oluşuyor. Bunlar için de, nehirler ve ormanlar, kanyonlar, yıkık ve sular altında kalmış koca bir şehir, müthiş boyuttaki uzay gemileri gibi çok başarılı mekanlar yer alıyor. Ama şahsen ben daha çok yıkık şehir ortamında bulunmayı seven biri olarak, ormanlar, uzay gemileri gibi bölümler pek hoşuma gitmiyor, o yüzden atmosfer olarak ilk oyunun bu konuda daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Çünkü R2’de daha çok zamana karşı verilen bir mücadele söz konusu ve bu yüzden bir an önce bir şeyleri yapalım ve bitsin psikolojisi ortaya çıkmış, bu da oyunun temposunu ciddi derecede artıyor, dolayısıyla anı yaşamak zorlaşıyor. Mesela boss savaşları için ortaya çıkmış yaratıklar hakikaten harikulade, lakin çok kolay ölüyorlar ve birkaç dakika için de geçip gidiyorsunuz. Buna örnek vermek gerekirse, Chicago bölümündeki bir bina boyutundaki yaratığı hepiniz görmüşsünüzdür, işte o yaratıkla karşı karşıya geldiğimizde olayların beklediğinizden daha düşük bir tempoda gerçekleşip, sona erdiğini görebilirsiniz. Bu konuda biraz daha özenebilirlermiş diye düşünüyorum, mesela birkaç defa karşı karşıya gelip her seferinde kıl payı kurtulduktan sonra öldürebilirdik, hem bu sayede heyecan ve zevk artardı hem de oyunun süresi uzardı. Açıkçası bu büyük yaratıkları gördüğümde beklentilerim çok yüksekti, fakat biraz hayal kırıklığına uğradım, en azından onlarla mücadele ederken ki heyecan için…

    Var olmak için yapılan savaş

    Oyundaki amacımız görüldüğü gibi insanoğlunun son bulmasını engellemek, çünkü bunun için büyük bir azimle ilerleyen yaratıklar var ve bizde olabildiğince mücadele veriyoruz. Açıkçası bu konuda oyunun çok zorladığı anlar olabiliyor. Bilhassa düşmanların çok yoğun geldiği anlar var ki, aynı yeri birkaç defa oynamak zorunda kalabiliyorsunuz. Tabii burada oyundaki AI (yapay zeka) müthiş iş görüyor. Şahsen son zamanlarda gördüklerim arasında en başarılısı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. İlk oyuna göre çok daha geliştirilmiş bir şekilde karşımıza çıkan yaratıklar, gerektiğinde saklanıyor, saldırıyor, zor durumda kaldığında bomba atıyor, hatta üstünüze doğru koşarak direk kamikaze dalışı yapabiliyor. O yüzden R2, bu konuda oldukça başarılı olmuş. Ayrıca oyunu bu kadar zevkli hale getiren bir başka etken ise müthiş oynanabilirlik, çünkü inanılmaz derecede rahat olmuş. Aslında genel olarak ilk oyunla benzer olsa da, daha önce R3 olarak tasarlanmış yakınlaştırma, bu sefer L1’e alınmış ve oyunu oynamak çok daha rahat bir hale gelmiş. Bunun dışında karakterin ve silahların hareketleri daha esnek olmuş, ilk oyuna oranla çevrenize daha fazla hakim olabiliyorsunuz.

    Bir de oyunun garip görünen, ama kullanışı çok rahat olan silahlarından da bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. Genel olarak ilk oyundaki silahların hepsini ikinci oyuna da taşıyan yapımcılar, birkaç tanede fonksiyonu geniş silahlar eklemiş ve hepsini çok seveceğinizi de söyleyebilirim. Oyun boyunca da keşke daha fazla silah taşıyabilsek diye iç geçirmiyorsunuz desem yalan olur, çünkü ciddi anlamda çok başarılı tasarlanmış silahlar var ve hepsinin birden fazla fonksiyonu mevcut, bunları ise gamepad üzerinde çok rahat uygulayabiliyorsunuz.
    [​IMG]

    Amerika’nın yanışını izlemek
    Yaklaşık 7 ay önce oyunla ilgili ilk video yayınlanmıştı. Ancak o sadece Teaser bir videoydu. Adamımız Nathan Hale, bir kapıyı tekmeleyerek açıyor ve San Francisco’nun devasa uzay gemilerle çevrilerek yok oluşunu görüyordu. O video kimine göre oyun içi değildi kimine göre oyun içiydi, bu yüzden baya tartışılmıştı. Açıkçası Insomniac’ın şimdiye kadar hiçbir oyununda CGI görüntü kullanmamış olması, beni de o videonun oyun içi olduğuna inandırmıştı. Ancak kısa bir zaman sonra gelen oyun içi videolar, Insomniac’ın ne derece başarılı bir iş çıkarttığını gösterir cinstendi. O gösterilen Teaser’daki görsellik oyun içine taşınmıştı, gerçi dikkatli bakıldığında bu görsellik için bazı şeylerden feragat edildiği belli oluyordu, bunun en başlıca göstergesi ise havadaki küçük uçak sayılarının azlığıydı. Ancak ona rağmen hiçbir şekilde sırıtmayan bu durum, CGI görüntü gibi sunulmuştu bizlere ve ciddi anlamda hayran kalmamak elde değildi.

    Yukarıdaki paragrafta alt yapıyı hazırlayarak oyunun grafik kalitesi hakkında ne diyeceğimi anlamışsınızdır. Resistance 2, görsel anlamda cidden harika bir oyun olmuş. Oyunda karşımıza çıkan tüm bölümler o kadar başarılı ki, gerçekten bazı anlar film edasında oynuyorsunuz oyunu. Bilhassa aydınlatma gerçekten harika, hatta San Francisco, Chicago, Orick ve Holar Tower bölümlerinde oyundaki ışıklandırma doruk noktasına ulaşmış diyebilirim. Fakat kusursuz mu? Tabii ki değil. Bazı kaplama sorunları göze çarpıyor, silah modellemeleri daha iyi olabilirdi ve maalesef oyunda bug da mevcut. Bazı anlar havada asılı kalan ceset parçaları ya da silahlar görebiliyorsunuz, gerçi bu çok önemli bir sıkıntı değil, ama yinede olmaması daha iyi olurdu. Açıkçası genel anlamda fazla konuşmaya da gerek yok, çünkü oyun cidden görsel kalite olarak tek kelime ile harika olmuş.

    Oyunun başarılı kısımlarından biri de sesler. Gerçekten takdire şayan, özellikle yaratıkların çıkardığı sesler inanılmaz bir etki yaratıyor. Hiç beklenmedik bir anda güçlü bir inleme ya da ayak sesiyle sarsılabiliyorsunuz. Ayrıca çevreyle de müthiş bir uyumluluk içinde, oyunun atmosferine kesinlikle çok iyi hizmet ediyor ve oynanabilirliği ikiye katlıyor.

    60 kişi bizi bekliyor

    Resistace: Fall of Man’in en büyük artılarından biri çoklu oyuncu bölümüydü. 40 kişiye kadar oynama imkanı veren oyun, her hangi bir lag olmadan çok rahat bir şekilde oynanabiliyordu. O yüzden bu konuda cidden çok başarılıydı, hatta oyunun yüksek not almasındaki en büyük etkenlerden de biri multiplayer seçeneğiydi. Resistance 2 ise bu çıtayı daha da yukarıya taşımayı başarmış. Bu sefer 60 kişilik haritalarda hiç lag olmadan çok kaliteli bir multiplayer deneyimi yaşıyorsunuz. Oldukça fazla çeşitteki haritalarda bilindik multiplayer modlarla oyun gerçekten harika zamanlar yaşatıyor. Ayrıca R2’nin çoklu oyuncu kısmındaki ikinci büyük artısı ise 8 kişilik co-op seçeneği. Arkadaşlarınızla beraber oyunun tekrardan keşfedebilir, Chimera’larla tekrardan savaşabilirsiniz. Ama burada Nathan Hale karakterini yönetmiyoruz, diğer askerler kontrolümüz altına geçiyor ve bu defa farklı bir bakış açısıyla oyuna yöneliyoruz.

    Perdeyi kapatırken

    Resistance 2, her yönüyle kesinlikle yılın en iyi FPS oyunlarından biri olmakla beraber, oynanabilirliği, sürükleyici senaryosu, görselliği, müthiş düşmanları ve bunun gibi birçok avantajıyla PlayStation 3’ün de son zamanlarda çıkmış en başarılı yapımlarından biri haline gelmiş. Ancak ilk oyunda kafalarda soru işareti bırakan bazı soruların, ikinci oyunda cevaplanamaması küçük çapta bir handikap olarak değerlendirilebilir, ama onun dışında oyunun beklentileri sonuna kadar karşıladığını rahatlıkla söyleyebilirim.

    ARTILAR:Harika grafikler ve oynanabilirlik, başarılı bölüm ve yaratık tasarımları, multiplayer.

    EKSİLER: Senaryo ile ilgili cevaplanmayan sorular, yer yer görülen bug'lar.

    (ALINTI)
     

Bu Sayfayı Paylaş