Resim'e ve Heykel'e Alternatifler

'El Sanatları' forumunda KaRDeLeN tarafından 23 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Resim'e ve Heykel'e Alternatifler konusu Resim'e ve Heykel'e Alternatifler

    Bugün geri dönüp bakıldığında, 1960 ve 70’lerde üretilen önemli sanat yapıtlarının, yalnızca Biçimciliğe bir tepki olmayıp, Minimalistler’in, Yeni-Dadacı ve Pop sanatçıların sanata ilişkin kabul edilmiş önermeleri sorgulama eğilimlerinin de bir devamı olduğu görülür. Eylemler (Actions), Yoksul Sanat (Arte Povera), Vücut Sanatı (Body Art), Kavramsal Sanat (Conceptual Art) Yeryüzü Sanatı (Earth Art), Fluxus, Oluşumlar (Happenings), Gösteri Sanatı (Performance Art), ve Süreç Sanatı (Process Art) başlıkları altında sınıflandırdığım sanatçıların tümü, yalnızca resim ve heykele karşı alternatif teknik ve malzemeler bulmakla kalmamış, bir yandan gelecek kuşaklar için sanatçının ve izleyicinin rolü ile sanat nesnesinin statüsünü yeniden biçimlendirirken, bir yandan da, sanat tanımını genişletmişlerdir. 1990’lardaki bu dinamik dönemin ürünleri, Türkiye de dahil olmak üzere bütün dünyada, bilgi çağına geçişte değişen merkez/çevre diyaloğuna ayak uyduran genç kuşak sanatçılar için bir anlam ifade etmektedir.
    Kabaca sınıflandırlabilen 1960 ve 70’lerin sanat eğilimlerininin, (Tablo 1). Hiç biri kesin kuralları olan üsluplar ya da akımlar olarak görülmemelidir. Bir sanatçının yapıtları belli bir dönemde bir gruba, başka bir dönemdeyse başka bir gruba girebilir.


    Bu yöntem tümüyle her şeyi kapsamaz. Amaç yalnızca yan yana varlık gösteren farklı eğilimlerin genel bir kesitini sunmaktır. Sınıflandırma yapılırken, eleştirmenlerin ve sanat tarihçilerin yorumlarından çok, olabildiğince sanatçıların kendi yapıtlarına ilişkin söylediklerinden ve yazdıklarından hareket edilmiştir. Sanatçıların seçiminde kişisel tercihlerin yanı sıra, Türk sanat ortamında oynadıkları rol belirleyici olmuştur.
    Bu sanatçılar, daha önce de belirtildiği gibi çok çeşitli malzemeler kullanmış, farklı hedefler geliştirmiş ve burada farklı gruplar altında sınıflandırılmış olsalar da, ortak bir amaç taşıyorlardı: Biçimciliğe bir alternatif getirmek ve resim-heykelle ilgili süregelen önermeleri değiştirmek. Kavramsal Sanat terimi biçimlendiği dönemde belirli bir tür çalışmayı tanımlıyordu ama, bugün düşünceyi biçimbilimden (morfoloji) üstün tutan, resim-heykel geleneği dışındaki malzemeleri kullanan ve yukarıdaki eğilimlerden her hangi biri üzerine temellendirilen bütün çalışmaları içeren kapsamlı bir terim olarak kullanılmaktadır.
    ABD'de Kavramsal Sanat, kavramı, algılamadan, düşünceyi de biçimbilimden üstün tutan bir eğilim olarak, Duchamp’ın, Jasper Johns, Rauschenberg, John Cage ve Merce Cunningham’ın çalışmalarıyla yorumladıkları ve yaygınlaştırdıkları düşünceler üzerine kurulmuştur. Kimi açılardan Minimalist yapıtların doğal bir sonucu olarak da algılanabilir. Henry Flint ve Edward Kienholz “kavram sanat” terimini daha önceden kullanmış olsalar da, terime yeni bir anlam kazandıran Sol LeWitt’in “Kavramsal Sanat Üzerine Tümceler” ve “Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar” başlıklı iki makalesidir. LeWitt bu yazılarında sanat olarak düşünü vurgulamış, sanatın bilişsel bir işlev ve net olarak tasarlanmış bir süreç olduğuna dikkat çekmiştir. LeWitt sanatın, duygusal dışavurum, estetik, biçim, rastlantı, kefyi karar, kapris ve beğeni olduğu düşüncesini reddetmiştir.
    Joseph Kosuth, 1969 gibi erken bir tarihte “Art after Philosophy” (Felsefeden Sonra Sanat) başlıklı makalesinde Kavramsal Sanat teriminin netleştirilmesi gereği üzerinde durmuştur. Kosuth’a göre “kavramsal sanatın en ‘arı’ tanımı, ‘sanat’ kavramının, temellerinin irdelenmesi” idi. Kosuth bu makalesinde estetiği sanattan ayırmış ve nesnelerin fiziksel niteliklerini biçimbilimsel bağlamda çözümleme eğiliminde olan Biçimciler’i eleştirmiştir. Ona göre, Duchamp’ın hazır-nesnelerinden sonra, sanatın odak noktası biçimbilim sorunu olmaktan çıkarak işlev sorununa dönüşmüş, bir başka deyişle, vurgu görüntüden kavrama kaymıştır. Kosuth sanat yapıtlarını, geçerliliği içerdikleri göstergelerin tanımına bağlı çözümsel önermeler olarak tanımlamıştır. Önermeleri, gerçeklerle ilgili bilgileri içermekten çok, sanatçının, belli bir sanat yapıtını, bir sanat tanımı olarak görme niyetini ortaya koyan totolojiler olarak var olmuşlardır. Kosuth’a göre, sanatın kavramsal gelişmesiyle ilgilenen ve sanat önermelerinin bu mantıksal gelişmeyi nasıl izlediği üzerinde yoğunlaşan sanatçının önermeleri dilbilimsel bir nitelik kazanır. Kosuth, sanatın, kendi iç koşullarına dayalı bir dil olduğu kadar tıpkı dilbilimsel felsefe çalışmaları gibi çözümlenebileceğine inanır. Kosuth’a göre, 1975’e gelindiğinde, Kavramsal Sanat artık 1960’ların sonunda başlayan pek çok başka eğilim gibi sona ermişti. Daha doğrusu Kosuth, bu dönemin, sona erme nedenlerinin, ürünlerin müzeler ve galeriler tarafından kabul edilmesi ve sanat dergilerine yazan eleştirmenlerin yaptıkları yanlış yorumlar olduğuna inanıyordu. Kosuth, sanatın yapısını sorgularken kullandığı bilimsel örneğin nesnelliğine olan inancını yitirince, bu kez antropoloji'ye yönelmişti. 1975 öncesi her bir eğilim kendi başına ve ayrı varlık göstermişse de, 1980’lerin genç kuşak sanatçıları bu dönemi bir bütün olarak algılama eğilimindedirler. Bu bütüncül bakış içinde dönemin sanatçılarının gerçekleştirdiği yapıtların hedefleri şöyle sıralanabilir:
    Güçlü sanat kurumlarının varsayımlarını yıkmak sanat nesnesinin önemini ve sanatın alınan-satılan bir mal olması düşüncesini azaltmak algılama sınırlarını sorgulamak imge ve dil arasındaki ilişkileri irdelemek sanat kavramını estetikten ayırmak süreç/ürün ilişkisini sorgulamak galeri/müze/sanat dergisi sistemine bir alternatif geliştirerek, sanat yapıtlarını yaygınlaştırmak için yeni yollar bulmak sanat yapıtı, sanatçı ve izleyici arasındaki ilişkileri yeniden yapılandırmak
    Gelecek kuşaklar için en köktenci örnek, Sanat ve Dil grubunun, "sürekli diyalog olarak sanat" olasılığını gündeme getiren 1968-75 arasında gerçekleştirdikleri işlerdi. Bu sanatçılar, sanat topluluğu tanımlarını ve araştırma hedeflerini Thomas Kuhn’un "bilimsel devrim örneği" üzerine temellendirerek, sanat topluluğunu, bir bilim laboratuvarında olduğu gibi birlikte üreten ve öğrenen bir sanat grubu, izleyiciyi de bu grubun, bilgili bir üyesi olarak görmüşlerdir.
    1960’ların başkaldıran sanatçı kuşağının tersine 1980’lerin genç sanatçıları, sistem içinde sağlam birer meslek edinmeyi hedef edinmişlerdi. Üniversitelerde lisansüstü eğitimlerini tamamlayan bu sanatçılar yalnızca estetik kuramlar, sanat eleştirisi ve sanat tarihi alanında bilgili olmakla kalmayıp, sanat dünyasının gündelik uygulamaları konusunda da donanımlıydılar. Çalışmalarını bir galeride nasıl sergilemeleri gerektiğini, sanat eleştirisinin nasıl okunacağını ve yazılacağını ve sergilerin nasıl düzenleneceğini de biliyorlardı. Bir çok genç sanatçı henüz eğitimlerinin sürdürürken galeriler tarafından keşfedilerek tanıtılmıştı.
    1960 kuşağı sanatçılarının hedeflerinin bazıları gerçekleşmişti. 1980’e gelindiğinde genç sanatçılar sanat yapıtının artık elde yapılması gerekmediğini, başka biri tarafından yapılabileceğini ya da fabrikada üretilebileceğini biliyordu. Sanat eylemlerini belgelemede listelerden, çizimlerden, ölçülerden, tanımlardan ve fotograflardan yararlanılabilirdi. Kompozisyon ve tasarım öğeleri gibi biçimsel kaygıların yerine artık bilgi ve sistemleri kullanmak söz konusuydu. Bitmiş nesnenin yerine süreç, düşünce ve eylemi vurgulayabilirlerdi. Çalışmalarını, sanat eleştirisi değil de, sanat yapıtı olarak yaymak ve göstermek için posta, kitap ve dergi gibi alternatif mekanlar kadar müzeleri ve galerileri de kullanabilirlerdi. Göstergebilim ve dilbilimsel felsefe araştırmalarını izleyen bu sanatçılar, gerçek, imge ve sözcük arasındaki hassas ilişkilerin de farkındaydılar. Dilin şiirsel ya da siyasal bir iletişim aracı olmasına karşın, gizli ya da bilinçsiz de olsa bazı mesajlar taşıyabileceğini biliyorlardı. Bu tarihlerde yalnızca Avrupa’nın eski sanat merkezleri yeniden önem kazanmakla kalmamış, ortaya çıkan yaklaşım çeşitliliği, olasılık ve yorum çokluğu ile, daha önceden sınırsal kalan kadın sanatçılar gibi bazı gruplar da önem kazanmaya başlamıştı. Bu alternatifleri yaratan Kosuth ile Sanat ve Dil grubu üyeleri gibi bazı eski kuşak sanatçıların çalışmaları da, zaman içinde bu yeni duruma uyum sağlarken değişim göstermiştir.

    Kaynak: lebriz.com
     

Bu Sayfayı Paylaş