Propaganda Nedir - Propaganda Hakkında Bilgi

'Konu Dışı Başlıklar' forumunda SeLeN tarafından 13 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Propaganda Nedir - Propaganda Hakkında Bilgi konusu Propaganda kavramı - Propagandanın tanımı - Propagandanın tarihi - Propaganda araçları - Propaganda teknikleri


    Geçtiğimiz asrın ilk yarısı, insanlık tarihinin en ağır ve trajik savaşlarına sahne oldu. Bu savaşların asıl sebebi; bir grubun -bu bir elit sınıf da olabilir- diğer gruplara hükmetme arzusuydu. Bu savaşlar ilk zamanlarda, kaba güçlerin karşılaşması şeklinde ortaya çıkarken daha sonraki zamanlarda zihnî ve fikrî güçler de devreye girdi. İdeolojiler bu dönemden başlayarak 20. asrın ikinci yarısına damgasını vurdu. Geçmişteki bütün mücadele tarzları değişerek, yeni ve karmaşık bir savaş türü ortaya çıktı. Bu yeni savaş türünde kaba kuvvet yoktu; ama tahakkümcü, çıkarcı tavır ve düşünceler aynısıyla devam etti. Sadece strateji değişikliğine gidilmişti.

    Bu yeni savaş türü; "semboller, söz, hareket, jest, resim, müzik ve diğer araçlar yardımı ile kişilerin düşünce, davranış, tutum, inanç, değer ve tavırlarına, bazı sunî araçlar ve manevralarla tesir metoduna dayanan propagandadır."1

    Tarif ve kavram olarak propaganda
    Kelime olarak Lâtince, "propagare" kökünden, yeni fidanlar elde etmek üzere toprağı ekme mânâsına gelir. İlk olarak Roma Katolik Kilisesi tarafından sosyolojik mânâda kullanılmış ve "fikirlerin yayılması" deyiminde ifadesini bulmuştur.2

    Propagandanın birçok tanımı mevcuttur. Bunlardan birkaçı şunlardır:

    "Propaganda, bir öğreti, düşünce ve inancı başkalarına tanıtma, benimsetme maksadı güden, söz ve yazı gibi vasıtalarla gerçekleştirilen faaliyettir."3

    "Fikir, kanaat ve değer yargılarını değiştirmek ve davranış tarzlarını istenen yönde etkilemek için telkin gibi metotlara başvurarak önceden plânlanmış sembollerin sistematik bir şekilde kullanılmasıdır."4

    "Kişi ve grupların fikir, tutum veya davranışlarına tesir etme maksadına yönelik iletişim, yani tek yönlü haberleşmedir."5

    Propagandada söz konusu olan şey, açıkça saptırmalarda bulunmak ve belli bilgileri seçerek yansıtmaktır. Propagandacının gâyesi, varılan sonuçları ve alınan kararları kabul ettirmektir. Yoksa kişileri hadisenin değeri üzerinde mantıkî bir analize yöneltmek değildir. Bu bakımdan propagandanın kişiliğe saygısı yoktur. Gâyesi, kişileri yetiştirmek ve olgunlaştırmak değildir; kişileri hemen harekete geçirmektir. Propagandacı, muhataplarının hislerine hitap etmek ister. Çünkü, belirli menfaatleri hedefler. Bu sebeple, şuurlu ve demokratik toplumlarda propaganda, kötü bir üne sahiptir.6

    Propagandacı; hiçbir zaman hakiki bir tartışmayı ve müzakereyi göze alamaz. Çünkü onun cevapları, meseleleri ve meseleleri çözüm yolları çok önceden belirlenmiştir. Karşısındakine daima önceden belirlenmiş birtakım hükümleri, hazır reçeteleri kabul ettirmeye çalışır. Kısa yoldan çabucak ulaşılacak hedefler peşindedir. Eğitim insanlara "nasıl" düşüneceğini öğretmeye çalışırken, propagandacı "ne" düşünmeleri gerektiğini söylemektedir.7

    Propaganda, düşünce ve tefekkürü ortadan kaldırmakta, seçim ve tahrifi kullanmakta, tarafsız bir eğitim fikrini yok etmektedir. Böylece kamuoyu, doğruluğu nazara alınmaksızın bir fikri yayma gâyesiyle kışkırtılmaktadır. Şahıs o surette bazı uyarıcılara maruz bırakılmaktadır ki, kendisi birtakım neticeler çıkaramayacak ve başkasının telkin ettiği sonuçları kabul etmek durumunda kalacaktır. Böyle bir vasıta, her türlü fikir alış-verişi kanallarının açık bulundurulmasını öğütleyen demokratik düzenle, elbette ki, tutarlı değildir. Fakat propaganda, asrın bir aracı ve bir gerçeği olarak ortadadır ve kalacaktır.8

    Propagandayı taşıyan vasıtalar
    Günümüzde propaganda, muhataplarına şu vasıtalarla ulaşır:

    1) Televizyon: Televizyonun birçok insan tarafından seyredilmesi onu propaganda için uygun bir vasıta kılmıştır. Bilhassa seyirci kitlesinin "pasif" konumu, göze ve kulağa hitap etmesi onu tesirli silâh yapmıştır.

    2) Yazılı ve görüntülü basın: Toplumlarda okuma kültürüne göre yazılı basının tesiri de oldukça fazladır. Fakat, bazen basının kendisi halk nazarında, inandırıcılık boyutuyla, önceden prestij kaybı yaşamışsa, tersi bir neticeye de sebep olabilir. Bu daha çok siyasî alanda görülür. Meselâ, ABD'de Roswelt, 1936 ve 1940 seçimlerini, Türkiye'de Demokrat Parti ve Menderes, 1950 seçimlerini basının şiddetli muhalefetine rağmen kazanmışlardır.(9)

    3) Film-sinema: Sinema bir dönem hem komünizm hem de anti-komünizm propagandası için çok kullanılan bir araçtı. Bugün bu sektörden en fazla istifade eden ABD'dir. Amerika iktisadî, askerî ve kültürel alandaki gücünü sinema yoluyla pekiştirme gayretindedir. Hollywood yapımı birçok filmde kurtarıcı ve güçlü Amerikalı imajı sürekli işlenir. Ayrıca sinema alanında Yahudiler de bütün dünyaya zulüm gördükleri, masum oldukları imajını yayacak filmleri çok kullanmıştır.

    Amerikan hükümetleri dünyanın birçok ülkesindeki sinema salonlarında ağırlıklı olarak kendi filmlerinin oynatılmasını istemektedir. Bu gayret, siyasî baskı ve pazarlıkların arkasında önemli ölçüde kitlelere bu yolla ulaşmak kaygısı yatmaktadır. Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır. Çünkü Türkiye'de bile iyi sayılabilecek Türk yapımı bir filmin salon bulma şansı zordur.

    4) Radyo: Radyo eski gücünü kaybetmekle, birlikte hâlâ propagandanın taşıcısı olarak kullanılmaktadır.

    5) Günümüzde bunlara bilgisayar ortamlarında gerçekleştirilen birçok çalışma (internet, cd, vs.) ve GSM şebekeleri katılabilir. Propagandanın taşıyıcısı sayılan bu vasıtalar, demokratik ülkelerde bile dolaylı veya dolaysız yollardan devletlin kontrolü altına girmiştir. Yahut daha kötüsü, kitlelerin tüketim konusunda istediği gibi şartlandırmaya çalışan büyük firmaların ve reklâm şirketlerinin emrine girmiştir. Yerkürenin tek bir pazarda bütünleşmesinde global firmalar (milletlerüstü şirketler) önemli bir fonksiyon üstlenmekte ve bu firmalar vasıtasıyla dünya ekonomik olarak kafese alınmaktadır. Daha küçükleri yiyerek dinozorlaşan bu şirketlerin boyutunu tahmin etmek için 1945'te dünyadaki 100 büyük ekonomiden sadece 49 tanesinin devletlere, 51 tanesinin ise; milletlerüstü şirketlere ait olduğunu söylemek herhalde yeterlidir. ABD'de en büyük 100 şirket, ticarî zamanın % 75'ini kullanmaktadır. Tv saatlerinin % 50'den fazlası, beyaz camın arkasında neyin gösterilip, gösterilmeyeceği onların seçimi ile karara bağlanmaktadır. Radyolar, gazeteler, yayınevleri yani ABD'nin sinir sisteminin düğüm noktaları milletlerüstü şirketlerin elindedir.10 Bunu önlemek için, yayın araçlarında çeşitliliğe, çokluğa ve rekabete gidilmiş gibidir. Ama bu da hiç gerçekçi değildir. Zira yayın vasıtaları arasında bütün zıtlaşmalar aslında zahiridir. Çok zaman bu konuda gerçek bir farklılaşmadan söz edilemez. Tam tersine yayın vasıtalarının kitleler üzerinde meydana getirdiği sosyal baskı ile ferde; ne yapması, nasıl davranıp, neler düşünmesi gerektiği ve neyin iyi, neyin kötü olduğu fikri empoze edilmektedir.

    Demokratik ve açık toplumlar olarak kabul edilen Batılı ülkelerde (ABD, İngiltere vs.) hakim güçlerin bu yolla fikir ve kanaatlere gizlice hükmedeceği gerçeği göz ardı edilmemelidir.10 Bunlar kendi toplumlarıyla diğer toplumlara bilgileri eksik, taraflı yahut yanlış aktarabilirler. Hattâ diyebiliriz ki; böyle bir tehlike, tarihin hiçbir döneminde günümüzde olduğu kadar yaşanmamıştır. Çünkü çağdaş mânâsıyla propaganda; "Kitlelerin güçlü azınlıklar tarafından yönetilmesi gâyesini taşır ve az-çok kamufle edilmiştir." şeklinde anlaşılmaktadır.11

    Eğer fert, başka görüşlere hayat hakkı tanınmayan otoriter devletin hakimiyeti altındaki bir toplumda yaşıyorsa; doğrudan doğruya yönetici azınlığın talimat, fikir ve kanaatlerini aktardığı yayın vasıtalarının tesirinde kalacaktır. Yayın vasıtalarını kontrolde bulundurma doğrudan olabileceği gibi, sansür, yayın ilkeleri, resmi görüşe ters düşmeyecek yayınları seçme mecburiyeti, üst kurullar gibi dolaylı yollardan olacaktır. Bu durumda "tek gerçek" devletin veya hakim güçlerin ifade ettiği gerçektir. Dolayısıyla; bunun dışında "başka gerçek" arayan, sistem için ya tehlikeli bir yobaz, çağdışı kalmış bir kişi veya sistemin sürekli potansiyel tehlike olarak gördüğü şüpheli biri olarak kabul edilir.12 Baskıcı rejimlerle yönetilen toplumlarda bu istismar net olarak görülebilir. Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Fas, Cezayir, dağılan SSCB ülkeleri, Çin gibi.

    Tehlikenin bir diğer boyutu ise; modern çağa kadar, fikirler yüz yüze konuşulup tartışılıyor ve harekete dönüştürülebiliyordu. Ayrıca hükümetler tarafından resmi veya gayri resmi olarak kurulan ve kamuoyunu yönlendirme gâyesiyle teşkilatlanmış güçlü yayın araçları ve bağımsız kuruluşlar mevcut değildi. Oysa günümüz toplumlarında, fikirler yüz yüze tartışmanın mümkün olamayacağı kadar çok insana ulaşmakta; toplum, gelişmiş kitle haberleşme araçları vasıtasıyla belirli fikirleri tartışmasız kabul etmek zorunda kalan yığınlar haline gelmektedir. Haberleşme sistemi öyle bir durumdadır ki; karşı soruların, tenkitlerin tesirli olması mümkün değildir. Dolayısıyla fikirlerin harekete dönüşmesi imkânı git gide azalmaktadır. Hükümetlerin resmi desteğine sahip güçlü teşkilatlar halk kitlelerine çok rahat nüfuz etmektedir.13

    Propaganda teknikleri
    Propaganda genel olarak üç kademede gerçekleşir: Dikkat çekip ilgi uyandırmak, ruhî uyarıcının meydana getirilmesi ve böylelikle belirmiş olan gerginlik, istek veya endişenin ne şekilde giderilebileceğinin izahı.14 Bu üç kademe özetle şu tekniklerle gerçekleştirilebilir:

    Dikkat çekmek: Propagandacının ilk vazifesi, hedef aldığı kişi veya kitlenin dikkatini çekmektir. Bundan dolayı önce fikirlerini aşılayabileceği bir ortamın meydana gelmesi için çaba harcar. Afiş, broşür, basılı eserler, görüntüler, fo- tograflar, çeşitli konserler, brifing ve toplantılar bu gâye için kullanılır. Buna "tâli propaganda" da denir. Öyle ki çok evvelce yayımlanmış yazı, resim ve görüntüler sıkça kullanılır.15 Meselâ; toplumu belli bir yöne kanalize etmek için hayali bir mekânda gerçekleştirilen ve yine hayali senaryolarla meydana getirilen muhalif hareketlerin gerektiğinde gündeme getirilmesi gibi.

    Dikkat çekmek için, insanların his ve heyecanlarından istifade etmek diğer bir yoldur. Meselâ; sigara reklâmında boy gösteren bir hanım veya erkek, sadece ilgi uyandırmak ile kalmaz, aynı zamanda gençlik, güzellik, kuvvet gibi kavramları da sembolize ederek kitleleri duygu ve heyecan yönünden tahrik eder. Böylelikle maksada uygun fikrî ortam hazırlamış olur.16 Diğer taraftan dünyaca ünlü bir sigara markasının reklâm afişinde kuvvetin sembolü olarak elinde sigara ile at üzerinde duran kovboyun, sigaradan kansere yakalanıp öldüğü kitlelerden gizlenir.

    Prestije başvurma: Prestij sahibi olan kişilere bağlanan düşünce ve davranışları toplumlar daha kolaylıkla kabul ettiğinden, ölü veya diri kişilerin karizmasından sık sık faydalanılır. Böyle bir şahsiyet gerçekte olmasa bile yine propaganda yoluyla oluşturulur. Sonrasında yapılmak istenenler fikir yahut davranış boyutuyla o hayali şahsa atıfta bulunarak yapılır. Birçok toplumda bu durum yaygındır. Öyleki nice cüce topluma dev kamet olarak sunulmuştur.

    Önceden kazanılmış fikirlere ve hislere başvurma: Toplum hayatında hepimizin az veya çok sevgi ve nefretleri vardır. Propagandacı bunlar üzerine hissî birtakım ağırlıklar koymaya çalışır. Bunun için de dildeki bazı kelimelerin mânâları saptırılır. Bunlar hiçbir zaman ilmî ölçülerle tarif ve tahlil edilmediği gibi, zaman içinde gerçek mânâlarıyla kullanılmaz olur. Bu kelimeler kullanıldığında, kitleler; hemen tepkide bulunur. Meselâ; irtica, laiklik, şeriat, emek, sosyalist, komünist, milliyetçi, fundementalist, hain, dönek, ilerleme, modern, harem vs.

    Kendim için bir şey istemiyorum: Fayda ve menfaat hedeflemediğini, sadece fedâkârâne hareket edildiğini belirtmek de propagandanın başvurduğu diğer bir yoldur. Propagandacı kendisi için bir şey istemediğini, kendini halkın mutluluğuna adadığını haykırır. Fakat çoğu zaman bu çeşit kelimeler altında menfaatçi emeller gizlenmektedir.

    Fikirlere ve insanlara etiketler koymak, damgalamak: Muarızın itibarını düşürmek için çok kere ona halkın nefret ettiği bir etiket yapıştırmak yeterlidir. Komünist, işbirlikçi, dinci, faşist, bölücü, gerici gibi. Meselâ; Osmanlı hanedanının çok dirayetli ve siyasî dehası II. Abdulhamid'e "kızıl sultan" denmesi böyle bir maksada yöneliktir.

    Kamuflaj: Başarılı olmak için kıyafet, renk, cephe değiştirmek gerekiyorsa propagandacı bu hususta hiç tereddüt göstermez. Kendisini vatansever, milliyetçi, muhafazakâr, dindar, sosyalist gibi gösterir. Bu, 19. ve 20. asırda misyonerlerle politikacıların en çok kullandığı bir usûldür. Lawrens buna en çarpıcı örnektir.

    Propagandacı yalan söyleyebilir: Hadiseler onu gittikçe daha çok sahte, yalan açıklama yapmaya sürükleyebilir. Propagandacı karşı tarafın lideri hakkında hikâyeler uydurur, istatistikleri tahrif eder, haberler çıkarır, söylentiler yayar. Yani bütünüyle gerçeği değiştirmeye çalışır. Eğer bütün haberleşme vasıtaları da kontrol edilebiliyorsa bu tür faaliyetler tesirli olabilir. Nitekim savaş sırasında halka yapılan propaganda bu bakımdan başarılı olmaktadır. Meselâ; İsrail, yurt ve yuvalarından söküp atmak istediği ve vatanları için mücadele eden Filistinlileri; Çin, Keşmir halkını; Rusya, Çeçenleri tek taraflı suçlu olarak dünya kamuoyuna tanıtma gayretindedir. ABD doksanlı yıllarda Irak'a karşı sürdürdüğü Körfez Savaşı'nda, yanan petrol kuyularıyla, denizde petrole bulanmış bir karabatak görüntüsünü savaşın haklı gerekçesiymiş gibi sürekli kitlelere aktarmıştır.

    i>Propagandada abartıya bilhassa başvurulur: Abartma çok defa söylentilerin tesirini artırır. Türk insanı politikada bunun binlerce ör-neğini yaşamış ve yaşamaktadır. Abartı, reklâm sektöründe daha da yaygındır. Herhangi bir ürünün reklamında; "Şu ü-rünü alın hayatınız değişsin." gibi.

    i>Sembolleştirme ve tekrar: Propagandada fikrî derinlik olmadığından, belirli tarih, yer ve şahıslarla kavramları sembolleştirmek ve sürekli tekrar esastır. Açıklamalar aralıksız tekrarlanır. Hitler, Kavgam adlı eserinde şöyle demiştir: "Kitlelerin zekâsı az, unutma kabiliyetleri çoktur. Böyle olunca tesirli propaganda kolaylıkla sömürülebilecek birkaç mesele üzerinde yapılmalıdır. Fakat aynı şeyler bin defa tekrarlanmalıdır."

    Propaganda sansür yoluyla da yapılabilir: Belirli bir görüşe üstünlük sağlamak maksadı ile bilginin kontrol edilmesi ve bilhassa tahrif edilerek maksada hizmet edecek bir şekilde sunulmasıyla olur; çünkü propaganda seçicidir ve hedef aldığı kimselere objektif olmaktan çok uzak bir dünya görüşü kazandırmak maksadı ile düzenlenmiştir.17

    Propagandanın tesir alanı

    Propagandanın tesir alanı aslında yeryüzündeki insan topluluklarının tamamıdır. Çünkü; sömürme, kaynakları aktarma, hükmetme, yönetme, tüketim ve menfaat maksatlı faaliyetler sürdükçe insanların buna maruz kalmaları kaçınılmazdır. Küçük gruplardan başlayarak devletler boyutunda süren ve büyük sermayelerin harcandığı bir alandır, propaganda çalışmaları.

    Buna rağmen propagandanın tesir etmediği kişi veya gruplar da vardır. Bu durumu kısaca şöyle özetleyebiliriz.

    a) Bağlanma (taahhüt), inançlı olma: Fertler kendi inanç ve değerleriyle ne kadar çok bağlantılı ve tutarlı davranışlar sergileyebiliyorsa, tesir o kadar az olacaktır. Kanaatlerini, inançlarını, hayat tarzını herkesin önünde açıkça ifade eden ve yaşayan fert, diğer tesirlere de kapalıdır. Yani güdümlü kişilik özelliği taşıyan fertlere göre daha az tesire maruz kalır. Hz. Muhammed'in (sas) Müslümanlara devamlı başkaları- nın düşünce, tavır, davranış ve hayat tarzlarından farklı olmayı, yani kişinin kendisi olmasını tavsiye etmesi, biraz da bununla ilgilidir.

    b) Kendine güven ve yeterlilik: Kendine ve inançlarına güveni tam olan fertler, bu güveni tehdit edecek propagandalardan kendini koruyabilir. Yani fertlerin eşya, ölüm karşısındaki duruş ve düşünceleri, hadiseleri yerli yerine oturtup değerlendirebilme kabiliyetleri kendilerine olan güveni sağlayabileceği gibi dış tesirlerden de koruyacaktır.

    c) Saygınlık: Düşünce, tavır ve davranışlarıyla çevresinde sevilen ve saygı duyulan fertler, başka aidiyet ve yeterlilik duygusu aramayacaklarından propagandanın tesirinde kalmazlar.18

    Netice
    Günümüzde, iletişim vasıtalarının yaygınlaşmasına paralel olarak insanlar arası etkileme ve etkilenme de oldukça artmıştır. Bu şimdiye kadar, aydınlanma, çağdaşlaşma, modernlik ve globalizm gibi yuvarlak ve içi boş kavramları benimseme, dayatma veya tepkisiz kalma şeklinde oldu. Şimdilerde ise küreselleşme kavramıyla yeni bir boyutta yeni bir aynileştirme ve yeknesaklaştırma, tek merkezli kılma olarak karşımızda duruyor. Beyinlerimizin içine girme işlemi basın yayın kuruluşları yoluyla olabileceği gibi aslında elimizde tuttuğumuz bir kolalı içecekle de olabiliyor. İnsanlar kullanılmaya açık oldukça bu hal daha da sürecek gibi görünüyor.

    Son olarak; kitlelere bir inancı ve görüşü çeşitli teknikler kullanarak anlatma ile dinî literatürdeki tebliğin benzeştiği düşünülebilir. Çünkü, tebliğde de kitlelere bir konuyu ve düşünceyi en iyi şekilde ulaştırma ve aktarma vardır. Tebliğ, kesinlikle propagandayla karıştırılmamalıdır. Aksine propagandayı tesirsiz kılacak en önemli vasıta tebliğdir. Çünkü; Kur'an açık ve nettir. Akıllara hitap eder. İnsanların sürekli düşünmesini, araştırmasını, kıyaslamasını, okumasını ister. Güdümlü pasif insandan yana değil; aktif, üretken ve topluma değer katan insandan yana tavır koyar. Ayrıca Peygamber, (sas) insanlara sadece doğruların anlatılmasını, insanların bunu kabul edip etmemelerine karışılmamasını öğütler. Dahası tebliğde hiçbir çıkar ve karşılık beklenmez, yegâne gâye Allah (cc) rızasıdır.

    Kaynaklar
    1- Sulhi Dönmezer, Sosyoloji, Savaş yayınları, 9. baskı, Ank. 1984
    2- J. A. C. Brown, Beyin Yıkama ve İkna Metodları
    3- Meydan Lorousse, C.10, s. 340
    4- Brown, a.g.e.s.18-19
    5- Çiğdem Kâğıtçıbaşı, İnsan ve İnsanlar, Evrim yayınları, İst.1988, s.164
    6- Dönmezer, a.g.e,, s.397-398
    7- Brawn, s.11,19
    8- Dönmezer, a.g.e., s.399
    9- A.g.e., s.405
    10- Prof.Dr. Ümit Meriç Yazan, Mahşerin Dört Atlısı, Zaman Gazetesi, 21 temmuz 2002, s.12
    11- Brown, a.g.e., s.32-33
    12- Brown, a.g.e., s.26- 27-28
    13- Brown, a.g.e., s.32
    14- A.g.e., s.30
    15- A.g.e., s.15
    16- Dönmezer, a.g.e., s.401-405
    17- Maddeler için bakınız, Dönmezer, a.g.e., s.401-404, Brown, a.g.e., s. 21
    18- Maddeler için bkz. Kâğıtçıbaşı, a.g.e., s.186-189

    Alaaddin DİKMEN
    sızıntı dergisi

    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş