Prematüreyi bekleyen sorunlar

'Çocuk Sağlığı ve Bakımı' forumunda KaRDeLeN tarafından 25 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Prematüreyi bekleyen sorunlar konusu
    Prematüreyi bekleyen sorunlar


    Prematüre İle İlgili Diğer Makaleler Prematüre retinopatisi (ROP)Prematüre nedir? Nedenleri nelerdir?Prematüreyi bekleyen sorunlarPrematürenin doktor izlemleriPrematüre bebeğin beslenmesiBüyümenin izlenmesiAşılar ve prematürePrematüre apnesiYenidoğan yoğun bakımda bir gün

    Hipotermi:
    Prematüre bebeklerin vücutlarında yağ dokusu az olduğundan vücut sıcaklıklarını koruyamazlar (Bu durum hipotermi olarak adlandırılır). Vücut yüzeyleri de ağırlıklarına oranla çok fazla olduğu için çok ısı ve su kaybı daha belirgindir. Bundan dolayı ısı kaybını önlemek için prematüre bebekler küvözde bakılmak zorundadırlar. Küvözler genellikle çift duvarlı şeffaf plastik kutular olup iç sıcaklık ve nem dereceleri ayarlanarak bebeğin ısı ve nem kaybı engellenir; çevreyle teması kesilerek enfeksiyon olasılığı azaltılır.

    RDS (Respiratuar Distres Sendromu)
    Prematüre bebeklerin en sık rastlanan acil sorunlarından biridir. Akciğerlerin olgunlaşmamasına bağlı olarak ortaya çıkar. RDS’de olgunlaşmamış akciğerde sürfaktan adlı maddenin salgılanması yetersizdir. Normalde sürfaktanı yeterli olan akciğer nefes alma ile iyice açılır ama nefes verdikten sonra tamamen sönmeyip (yarı şiş balon misali) hafif şiş kalır. Yani içindeki tüm hava boşalıp kendi üzerine kapanmaz. Sürfaktansız akciğer ise ne tam olarak açılabilir ne de nefes verme sonrasında açık kalabilir…
    Neyse ki RDS’nin tedavisi artık vardır. Suni olarak üretilmiş sürfaktan, bebeğin akciğerlerine bir tüp vasıtası ile verilip tüp de suni solunum cihazına bağlanır. İlerleyen saatlerde bebeğin akciğerlerinin açılması beklenir.
    Prematüre doğum olasılığı olan gebelere rahimdeki sürfaktan salgılanmasını sağlayıp bebeğin akciğerlerini olgunlaştırıcı ilaçlar verilerek RDS’den korunmak da mümkündür. Ancak bu ilaçların etkili olabilmesi için ilaç anneye verildikten sonra en az 24 saat daha doğumun gerçekleşmemesi gerekir. İlaçtan sonra 1 hafta daha doğum olamazsa ilaç etkisini yitireceğinden haftada 1 tekrarlamak gerekebilir ama bu kez de sık ilaç kullanımına bağlı yan etkiler doğabilir…

    Prematüre apnesi:
    Erken doğan bebeklerin beyinlerinde solunumu düzenleyen otomatik merkez olgunlaşmadığı için bebeklerin solunumları zaman zaman yavaşlar ve durur. Solunumun durma süresi 20 saniyeyi geçerse buna apne denir. Apne sırasında bebek nefes almayı keser, kalp hızı yavaşlamaya başlar, cilt renginde solma, morarma veya mavileşme başlar. 30 gestasyon haftasından küçük bebeklerde apne sıklığı çok fazladır. Beğe hafif dokunuşlarla nefes alması başlatılabildiği gibi daha ciddi vakalarda solunum merkezini uyarıcı ilaçlar kullanılarak apne tedavi edilmeye çalışılır. Bu da yetmezse bebeğin akciğerlerine ağızdan tüp takıp solunum cihazına bağlamak gerekebilir.

    Bütün yoğun bakın ünitelerinde bebeklerin solunumları özel cihazlarla apne yönünden takip altında tutulur. Bu cihazlara apne monitörü denir.

    Sarılık:
    Yenidoğan bebeklerin %60’ında sarılık olur. Prematürelerde bu oran %90 ve üzerine çıkar. Sarılığa neden olan bilirübin adlı madde kan hücrelerinin vücuttaki yıkımından kaynaklanan doğal bir boyadır. Bu boya gözlerde ve deride birikerek sarı renge neden olur. Zamanında doğmuş bir bebeğin hafif sarılığı (ör 10 mg/dL bilirübin) tedavi bile edilmeden kendiliğinden geçebilirken aynı değer prematüre bir bebek için hayati olabilir. Çünkü bilirübin cilde yerleştiği gibi bebeğin henüz olgunlaşmamış olan beynine de yerleşerek kalıcı zarar verebilir. Tedavide sarılığın derecesine göre (yani kan bilirübin düzeyine göre) ışın tedavisi (fototerapi) veya kan değişimi gerekebilir.

    Nekrotizan Enterokolit (NEK):
    Bu da bağırsakların olgunlaşmamasından kaynaklanan ve hayati olabilen bir hastalıktır. Sindirim sistemi olgunlaşmadan beslenmeye başlanan bebeklerde görülebilir. Besinlere karşı toleranssızlık, kusma, karın şişliği, apne, hipotermi, tansiyon düşmesi gibi ağır bulgular verebilir. Bu durumda bebeğin beslenmesi hemen kesilir, tüm beslenme damardan yapılır, antibiyotik ve çeşitli ilaçlar başlanır. Tüm bunlara rağmen yaşamsal riski oldukça fazladır. Erken tanı konanların çoğu iyileşir. Ama ileri derece prematürelerde risk daha fazladır.

    Prematüre Anemisi:
    Birçok prematüre bebeğin oksijen taşıyan alyuvar sayısı yetersizdir. Buna prematüre anemisi denir. Çok değişik nedenleri vardır. Hayatın ilk haftalarında prematüre bebeklerin kemik iliği yeni alyuvar yapma yeteneğine sahip değildir. Aynı zamanda doğduklarında sahip oldukları alyuvarların ömrü de büyüklerinkinden daha kısadır. Yoğun bakım ünitesinde yattıkları süre boyunca testler için defalarca kan alınması da anemiyi derinleştirir. Özellikle 1000 gramdan düşük doğum tartılı bebeklere saflaştırılmış alyuvar nakli gerekebilir. Daha büyüklere ikinci aylarından sonra ağız yolu ile demir verilebilir.

    Enfeksiyonlar
    Enfeksiyonlar da pretermler için hayatı tehdit edici bir sorundur. Çünkü hastalık yapıcı etkenlerle savaşmaları için bağışıklık sistemleri çok yetersizdir. Yoğun bakım ünitelerinde steril yaşam ve çalışanların sık sık ellerini yıkamaları bunun için zorunludur. Bakteriyel enfeksiyonlarla savaş için antibiyotikler kullanılırken virüs ve mantar enfeksiyonları için başka ilaçlar gerekir. Prematüre bebeklerin bağışıklık sistemleri çok zayıf olduğundan enfeksiyonu belli bir organda sınırlayamayabilirler. Örneğin bir idrar yolu enfeksiyonu idrar yollarında sınırlanamayıp kan yolu ile diğer organlara da yayılabilir ki buna sepsis denir.



    Prematüre Retinopatisi:
    Yine olgunlaşmama sorunu! Bu kez gözün retina denen damar ağ tabakasının olgunlaşmaması ile karşı karşıyayız. Bu hastalıkta retinada anormal damar geişimi vardır. 1250 g. altında doğan bebeklerin %7’sinde retinopati ortaya çıkar. ROP şiddeti sadece gözlük kullanma gerektiren hafiften, körlüğe kadar değişik bir yayılım gösterir. Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Eskiden yüksek oksijen düzeyleri sorumlu tutuluyordu ancak yapılan çalışmalar sadece oksijen fazlalığı ile ilgisi olmadığını gösterdi.​
     

Bu Sayfayı Paylaş