Postmodern faili meçhuller/Ertuğrul Özkök

'Köşe Yazıları' forumunda HÜZÜN_LÜ tarafından 11 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Postmodern faili meçhuller/Ertuğrul Özkök konusu Milliyet’in dünkü manşetindeki haberi, tüylerim ürpererek okudum.

    [​IMG]

    Hüzünle, ıstırapla okudum.

    Tiksinerek okudum.

    Düşünün “birileri”, “alçak birileri”, bir deniz albayını takip ediyor.

    Büyük bir ihtimalle telefonlarını dinliyor.

    Sadece onu değil, eşini de dinliyor.

    Sadece dinlemiyor, takip ediyor.

    Fotoğraflıyor.

    Sonra dünyanın en alçakça pususunu kuruyor.

    Albayın eşinin, bir evden çıkarken gösteren fotoğrafı bir internet sitesine konuluyor.

    Belli ki bunu yapan o “birilerinin” bir amacı var.

    ¡ ¡ ¡

    Hadi gelin hesaplaşalım.

    Hangisi daha kötü, hangisi daha pespaye?

    Bazı subayların “Bülent Arınç’ı takip ettikleri” iddiası mı?

    Yoksa bazı “birilerinin”, ordunun bir subayını ve eşini gizlice takip edip fotoğraflamaları mı?

    Hangisi daha kalleşçe bir pusu?

    Hangisi daha “asimetrik” bir savaş?

    Bülent Arınç’ı günlerce konuştuk.

    Manşetlerden konuştuk, köşelerden konuştuk.

    Meclis’te konuştuk, sokakta, televizyonlarda konuştuk.

    Peki bu kalleş pusuyu da aynı ölçüde konuşacak mıyız?

    Yoksa bunun demokrasi ile ilgisi yok deyip geçecek miyiz?

    Ben diyorum ki var.

    Asıl bunun demokrasi ile ilgisi var.

    Pusu kurarak, çifte standart uygulayarak; “Kurunun yanında yaş da yanar” diyerek; eski mağduru, kayıtsız şartsız desteklerle bugünün zalimi haline getirerek; “Tali mesele, asli mesele” gibi demode Marksist bahanelerle, işimize yaramayanı görmezden gelerek; kendi ideolojik istasyonumuza giden her trene sorgusuz sualsiz atlayarak; her yolu mubah görerek; yani böyle bir ikiyüzlülükle demokrasiye mi gidiyoruz?

    Yoksa postmodern bir istibdada mı....

    Ben diyorum ki;

    Ordunun içinden “birileri”, eğer Bülent Arınç’ın veya başka bir siyasetçinin evini tarassut altına almışsa, bunun üzerine gidilmeli.

    Ama başka “birileri” de, bir albayın veya başka birinin evini, özel hayatını tarassut altına almışsa, onun üzerine daha da gidilmeli.

    ¡ ¡ ¡

    Büyük bir üzüntü ile izliyorum.

    21’inci yüzyıl şu haliyle Türkiye’ye ne yazık ki, “tarihi riyakârlıktan” başka hiçbir şeyi vaat etmiyor.

    Alın Hrant Dink olayını.

    Derin devlet diyordunuz.

    Alın o devlet, sığıyla, deriniyle 7 yıldır elinizde.

    Hrant Dink’in arzusuyla yapılan bir manşetten hesap soruyorsunuz da, bu işte birinci dereceden sorumluluğu olan polislerin apar topar aklanmasına neden tek kelime etmiyorsunuz?

    Artık askere de söyleyecek lafınız yok.

    Dayak yiye yiye bitap düşmüş, süngüsü düşmüş, takatı kalmamış bir asker o.

    “Askeri vesayet” desen, sokaktaki adam gülüp geçiyor.

    Ama gerideki enkaza bir bakıyorsunuz ki, memleket bir “pusu vesayetinin” istibdadında inliyor.

    Öyle bir istibdat ki, memleketin bir ucundan girip, ötekinden çıkıyor.

    Asker artık ücra Güneydoğu karakollarında değil, evinde pusuya düşürülüyor.

    Kim bunu yapıyor diye sormaya kalksan, sahipleneni yok.

    ¡ ¡ ¡

    Mavalı bırakalım; asker dediğin kurum, artık Patagonya’da bile darbe yapamaz.

    Ama toplumlar bu yolla susturulur.

    Böyle kalleş pusularla, göz hapisleriyle, böyle kalleş mayınlarla kurulur postmodern istibdat.

    Bu artık hepimizin meselesidir.

    Postmodern faili meçhul cinayetler artık budur.

    Sormayacak mıyız bunun hesabını.

    Sormayacaksak yuh olsun demokrasi lafını ağzından düşürmeyenlere.

    Yuh olsun bizlere.

    Topumuza yuh olsun.

    (Ertuğrul Özkök / Hürriyet)
     

Bu Sayfayı Paylaş