Posta ve Postacının Tarihi Hakkında Bilgi

'Tarihi Bilgiler' forumunda SeLeN tarafından 4 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Posta ve Postacının Tarihi Hakkında Bilgi konusu Postanın Tarihi - Postacının Tarihi Hakkında - Posta ve Postacının Geçmişi



    İnsanların ilk çağlardan itibaren beliren en önemli ihtiyaçlarından başta geleni haberleşmedir. Bunun için de ateş yakma, duman, ses işaretlerinden, davul, boru, düdük gibi bütün imkânlardan faydalanılmaya çalışılmıştır. Bunlar için kararlaştırılmış şekiller uygulana gelmiş ve iletişim sağlanmıştır. Bunun için hayvanlar ve özellikle de güvercinler kullanılmıştır.


    Bir çok ses ve işaretler ile anlaşma ve iletişim kurma yöntemlerini geliştirmesinden sonra da bunun kayda alınması ve daha sonraki nesillere aktarılması ve ispatının olması için de yazı icat edilmiştir. Yazı da çevredeki imkânlara göre taşa, çamurdan parçalara, ağaca, madeni levhalar üzerine, kâğıda yazılmıştır.


    Haberleşmenin tarihi, insanlık tarihi kadar eski olsa da iletişim, küreselleşen ve gittikçe küçük bir köy halini alan dünyamızda eskisinden de daha önemlidir. Ne var ki haberleşme için önce konuşmak, bunu çeşitli vasıtalar ile başkalarına aktarmak, bir de yerleşik olmak asgari koşullardır.

    Konuşmaların yazı ile ifade edilmeye başlaması ilk kez Sümer' de ve Eski Mısır' da gerçekleşti. Finikeliler ve Romalılar bugünkü alfabeyi oluşturdular. Sümerliler çivi yazısını, Mısırlılar hiyeroglif yazıyı, Romalılar Latin yazısını kullandılar.


    Kalıcılığın ve sonsuzluğun ya da bir başka ifade ile ölümsüzlüğün sırrı olan yazılı kültürün gelişmesi ve bugünkü anlamda bir yerden bir yere iletilebilmesi oldukça önem kazanmaya başlayınca iletişimin belki de en önemli adımı olan posta taşımacılığının temelleri atılmaya başlamıştır.


    Haberleşmenin nerelerde, ne şekilde, nasıl, ne ile, kimler arasında yapıldığının öğrenilmesinin yolu da magazinsel tarih yazarı veya popüler tarihçiler olarak kabul edilebilecek olan Eski Yunan haberleşmesi Halikarnasus' lu (Bodrum' lu) Heredot' un, Asya' daki haberleşme Venedikli tüccar olan Marko Polo' nun, Anadolu haberleşmesi ise Seyyah Evliya Çelebi' nin eserlerinden geçmektedir.


    Dünyaya hükmetmek üzere yola çıkan imparatorların, padişahların, komutanların, firavunların, kralların ilk yaptıkları iş en uç noktalarla haberleşme kanallarını kurmak, açık tutmak ve her türlü gelişmeden, değişmeden, dinamizmden haberdar olmaktır. Başka bir ifadeyle, iktidar olmanın, hükmetmenin yolu baştan aşağıya her kesim ve olaydan haberdar olmaktan geçer diyebiliriz. Bunu Cengiz Han, Atilla, İskender, Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Sultan Mehmet, Atatürk gibi dünyada söz sahibi olmak isteyenler tüm liderlerde gözlemek mümkündür.


    Posta ve postacıdan söz etmek gerekirse, bilindiği kadarı ile ilk Firavun' un Başbakanı olan Numchoren' in piramidinde bir vazo bulunuyor, vazo üzerinde Firavun' a papirüsten yapılma mektubu Firavun Amenofis' e (M.Ö. 1438) sunarken saygıyla eğilmiş bir postacı görülüyor ve bu figür dünyadaki ilk posta hizmetini anlatan belge olarak kabul ediliyor. Vazonun üzerindeki firavun normal ölçülerin çok üstünde iken postacı oldukça küçük çizilmiş, bunun sebebi, firavuna o dönemde tanrı gözü ile bakılması imiş.


    Bu araştırma sonucunda görülüyor ki, sözü edilen dönemde Asurlular ile Mısırlılar savaş halindeymiş ve Asurluların Mısır sınırlarına saldırdığı haberini bu postacı getirmiş. Yani ilk posta hizmeti devlet işi için kullanılmıştır.


    Firavun Menegtahs (M.Ö. 1224 - 1204) ise postacıların yollarını saptamış ve taştan yollar yaptırmıştır. Bu dönemde postacıların en önemli görevleri gece - gündüz yalınayak koşarak haber taşımak, hatta bundan da önemlisi Nil' in su seviyesinin Firavun' a iletilmesiymiş.


    Asurlular da, Kraliçe Samramet' in yaşadığı M.Ö. 2000' li yıllarda, orduya postacılar alınarak itibarlı görevlere getirilirken, yine aynı yıllarda Anadolu' da yaşayan Hititler postacıları diplomatlardan seçiyorlar ve posta hizmetlerinden ancak krallar, aileleri, din adamları, komutanlar okur - yazar olduklarından yararlanıyorlarmış, halk ancak yazıcılar kanalıyla bu haktan yararlanabiliyormuş. Asur başkenti Ninive' de bulunan kırık tabletlerde postanın ticari amaçlarla da kullanıldığı saptanmıştır.

    Ancak M.Ö. 2000 yıllarında yaşayan Babillilerde devlet işlerinin yanında özel postaların kullanılmaya başladığı belgelerden biliniyor. Babilde posta işlerinde kil tabletler kullanılmış. Bu kil tabletler içerisinde aşk mektuplarına rastlanılmış, fakat en talihsiz yanı tabletlerin açık olarak yazılması, pişirilmesi sonunda da herkes tarafından okunması üzerine gizlilik olması düşüncesi ile bu kez de zarflar hazırlanarak üzerlerine adresleri yazılmış, bunlarda mektuplar gibi pişirilmeye tabi tutulmuş. Yine ilk özel posta teşkilâtı da Babilliler zamanında oluşturulmuştur.


    Postacının vasiyeti


    Eski Yunan' da ise posta memurları oldukça önemli bir yerde tutmuşlardır. Çünkü gerek Yunan' da gerekse İran' da postacılar hizmetlerini yayan olarak yerine getirmekteymişler.

    Yolda giderken veya gelirken de yabani hayvanların, soyguncuların tehditleri altındaymışlar, bu nedenle de postacılar hizmetlerine başlarlarken vasiyetlerini bırakarak yola çıkarlarmış. Bu vasiyetlerde de genelde oğullarının kendilerinden sonra postacı olmalarını isterlermiş, bunun temel nedeni de, postacının güvenilir kişilerden seçilmesinin gerekliliği, ölmesi muhtemel postacıların da en çok kendi yetiştirdikleri çocuklara güvenmeleri, itibarlı bir mesleğin babadan oğula geçmesini istemeleriymiş.

    "Maraton" a doğru ilk Maraton koşusu

    Persler, İsa' nın doğumundan 512 yıl önce, büyük bir ordu ve donanma ile Yunanlılar' a ait Limni ve Kiklad adalarını işgal ettiler ve ileride Yunanistan' a karşı yapacakları savaş için bu adalarda üs kurdular. Persler, milâttan önce 490 yılında, tüm güçleriyle önce Yunan Yarımadası' na saldırdılar ve Atina' ya doğru ilerlemeye başladılar. Stratejik önemi yüksek olan ve Atina' ya yalnızca 42 kilometre uzaklıkta bulunan "Maraton" adlı bir yerleşim merkezine geldiklerinde, buradaki durumu Atina' ya kadar hiç durmadan koşarak ileten asker Euchidas haberi Atina' ya ulaştırmış ve varınca da yorgunluktan ölmüştür.


    Bu haber üzerine Atinalılar, başlarında başkomutanları Miltiyad ile birlikte ile birlikte Maraton' a gittiler ve Persler' le savaşarak onları ülkelerinden kovdular. Ülkesini düşman tehlikesinden korumak için insanüstü bir güç gösteren bu genç adam ve onun kahramanlığı, uzun yıllar dillere destan oldu. Tüm ülkelerde yapılan "Maraton Yarışları" ise, bu kahramanın ve onun kahramanlık destanının bugüne ulaşmış bir uzantısıdır. Bu olay inşaat mühendisi Filonides' in heykeline ilham kaynağı oluşturarak günümüze kadar gelmiştir. Dikkat edilirse uluslar arası yarışmalarda tüm koşularda rekorlar ve rekor denemeleri mevcutsa da, maratonlarda en iyi derece söz konusudur.


    Cengiz Han' ın kurduğu muhteşem haberleşme ağı


    Dünyada at kullanmayı en iyi bilen, dolayısı ile Çinlilerden haberleşmeyi öğrenerek uygulayan Moğolları Marko Polo bize anlatması ile biliyoruz. 1275' de Marko Polo' nun Moğol sarayına ulaşması sırasında iktidarda bulunan Kubilay Han' a batıdaki haberleşmeyi anlatır. Bu düzen Cengiz Han zamanından itibaren geliştirilmeye başlayan bir sistemdir. Cengiz Han, sarayla önem verdiği merkezler üzerine birer günlük aralıklarla posta istasyonları (yam) kurdurarak buralara birer sahib-i divan atamıştı. Bu posta teşkilâtının da en önemli işlevi devlet haberleşmesini sağlamaktı. Yamlar 25 ile 30 millik mesafelere kurulmuştu. Yerine göre buralarda 400 civarında at bulundurulurdu. Marko Polo' ya göre on bin civarındaki yamlarda 300 bin at bulunuyordu. Bu dönemde atlı haber taşıyıcılar yanında yayalarda mevcuttu, her üç milde bir kurulan 10 kadar evin bulunabileceği yerleşimlerde bulunuyorlar, haberleri buralardan elden ele geçirerek süratli bir şekilde iletiyorlar, böylece 10 günde gidecek bir haber 1 günde iletilebiliyordu. Bu dönemle ilgili şaşırtıcı bir istatistik ise haberin 24 saatte 375 kilometre yol alabilmesidir. Bu denli mükemmel çalışan sistemdeki giderler içerisinde yer alan atlar çevre halkı tarafından sağlanırdı, sadece ana yollar dışındaki yamlar için hükümdar at verirdi.

    Osmanlı' ya kadar ki dönem


    Osman Gazi' nin 1299 bağımsızlığını ilân etmesinden sonra yüzyıllar boyunca merkezle vilayet ve sancaklar arasında resmi haberleşme karşılıklı olarak (Sâî : koşucu, Ulak, Tatar, Çapar, Berîd) adları altında özel olarak yetiştirilmiş ve denenmiş adamlarla yerine getirilmiştir. Bunlar Sadrı-âzam (Başbakan) ve diğer kamu görevlileri vilayet ve sancaklarda uzun süre hizmet etmiş ve terbiye edilmiş ve deneme ile sadakâtları anlaşılmış olan kimselerden seçilirdi.
     

Bu Sayfayı Paylaş