Peygamber Efendimiz (s.a.v)

'Peygamber Efendimiz (S.A.V)' forumunda sleza tarafından 9 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. sleza

    sleza Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Peygamber Efendimiz (s.a.v) konusu Peygamber efendimizin faziletleri
    Sual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz?
    CEVAP
    Mevahib-i ledünniyye ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:

    Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur�da övülüp müjdelenmiştir.

    Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir yapan büyücüler âciz kalıp, işlerini yapamaz oldular. Doğunca da bütün putlar yıkıldı. Doğduğu gece, Kisra�nın sarayı yıkıldı. Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi söndü. Save gölünün suyu kurudu.

    Safiye Hatun anlatır:
    Doğduğu gece 6 alamet gördüm:
    1- Doğar doğmaz secde etti.
    2- Başını kaldırıp �La ilahe illallah inni Resulullah� dedi.
    3- Her taraf aydınlandı.
    4- Yıkayacaktım, biz Onu yıkadık diye bir ses işittim.
    5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş gördüm.
    6- Sırtında nübüvvet mührü vardı. İki küreği ortasında �La ilahe illallah Muhammedün Resulullah� yazılı idi.

    Çocuk iken, başı hizasında bir bulut gölge yapardı.

    Ona salevat okumak âyet-i kerime ile bildirildi. Kelime-i şehadette, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda ve Cennette Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.
    Allahü teâlâ, Onu kendisine habib [sevgili] yaptı, herkesten daha çok sevdi.

    Kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ Ona, her ilmi, her üstünlüğü verdi. Her yerde her zaman mübarek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi.

    Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, ya Musa, ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Ona (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor.

    Namazda otururken, (Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi) okuyarak, Ona selam vermek emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere böyle söylemek caiz olmadı.

    Her peygamber kendi milletine, o ise her millete gönderilmiştir.

    Her peygamber, iftiralara kendisi cevap verdi, fakat ona yapılan iftiralara Allahü teâlâ cevap verdi.

    İsmi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak haram idi.

    Hz. Cebrail 24 bin kere geldi. Başka Peygamberlere çok az geldi.

    Mübarek hanımları müminlerin anneleri idi ve onlarla evlenmek başkalarına haram edildi.

    Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.

    Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı.

    Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.

    Güneş ve Ay ışığında gölgesi yere düşmezdi.

    Üstüne sinek ve başka hiçbir böcek konmazdı.

    Çamaşırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.

    Taş üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde iz bırakmazdı.

    Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok şey anlatırdı.

    Eshabının hepsi, peygamberler hariç, bütün insanlardan üstündür.

    Onun ümmeti de bütün ümmetlerin en üstünüdür.

    Onun mübarek ismini taşıyan mümin Cennete girer.

    Onu ve ehl-i beytini sevmek farzdır.

    Hz. Azrail, içeri girmek için izin istedi. Başka hiç kimseden izin istemedi.

    Kabrinin toprağı, her yerden ve Kâbeden daha kıymetlidir.
     
    1 kişi bunu beğendi.
  2. sleza

    sleza Üye

    Hilye-i Saadet
    [Yani Peygamber efendimizin görünüşü, tanınması]

    Sual: Resulullahın görünüşü nasıldı?
    CEVAP
    Resulullah efendimizin, görünen bütün uzuvlarının şekli, sıfatları, güzel huyları, tamam hayatı, bütün incelikleri ile, çok geniş ve açık olarak, âlimler tarafından, senetleri, vesikaları ile yazılmıştır. Bunlara (Siyer) kitapları denir.

    Biz bu risalemizi, büyük İslam âlimlerinden imam-ı Ahmed Kastalani hazretlerinin,
    (Mevahib-i ledünniyye) ismindeki iki cilt kitabından aldık. Bütün kitaptan gençlere lüzumlu görülen kısımları, kısaca aşağıya yazılmıştır:

    Peygamber efendimizin mübarek yüzü ve bütün a�za-i şerifesi ve mübarek sesi, bütün insanların yüzlerinden ve a�zasından ve seslerinden güzel idi. Mübarek yüzü, bir miktar yuvarlak idi. Neşeli olduğu zamanda, mübarek yüzü ay gibi nurlanırdı. Sevindiği, mübarek alnından belli olurdu.

    Resulullah efendimiz, gündüz nasıl görürse, gece dahi öyle görürdü. Önünde olanları gördüğü gibi, arkasında olanları dahi görürdü. Bunu ispat eden yüzlerce hadise, kitaplarda yazılıdır. Gözde görme özelliği yaratan Allahü teâlânın, diğer uzuvda [organda] da yaratmaya gücü yeter.

    Yana ve geriye bakacağı zaman, bütün bedeni ile dönüp bakardı. Yeryüzüne nazarı, semaya bakmasından ziyade idi. Mübarek gözleri büyük idi. Mübarek kirpikleri uzun idi. Mübarek gözlerinde bir miktar kırmızılık vardı. Mübarek gözlerinin karası gayet siyah idi. Fahr-i âlem efendimizin alnı açık idi. Mübarek kaşları ince idi. Kaşları arası açık idi. İki kaşı arasında olan damar, hiddetlenince kabarır idi. Mübarek burnu gayet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksek idi. Mübarek başı büyük idi. Mübarek ağzı küçük değildi. Mübarek dişleri beyaz idi. Mübarek ön dişleri seyrek idi. Söz söylediği zamanda, sanki dişleri arasından nur çıkardı. Allahü teâlânın kulları arasında ondan daha fasih ve tatlı sözlü kimse görülmedi. Mübarek sözleri gayet kolay anlaşılır, gönülleri alırdı ve ruhları cezb ederdi. Söz söylediği zaman, kelimeleri inci gibi dizilirdi. Bir kimse saymak istese, kelimeleri sayılmak mümkün idi. Bazen iyi anlaşılması için, üç kere tekrar ederdi. Cennette Muhammed aleyhisselam gibi konuşulacaktır. Mübarek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi.

    Peygamber efendimiz güler yüzlü idi. Tebessüm ederek gülerdi. Gülerken, mübarek dişleri görünürdü. Güldüğü zaman, nuru duvarlar üzerine ziya verirdi. Ağlaması da, gülmesi gibi hafif idi. Kahkaha ile gülmediği gibi, yüksek sesle de ağlamazdı, amma mübarek gözlerinden yaş akar, mübarek göğsünün sesi işitilirdi. Ümmetinin günahlarını düşünüp ağlardı ve Allahü teâlânın korkusundan ve Kur�an-ı kerimi işitince ve bazen de namaz kılarken ağlardı.

    Resulullah efendimizin mübarek parmakları iri idi. Mübarek kolları etli idi. Mübarek avuçlarının içi geniş idi. Bütün vücudunun kokusu, miskten güzel idi. Mübarek bedeni, hem yumuşak, hem de kuvvetli idi. Enes bin Malik diyor ki, Resulullaha on sene hizmet ettim. Mübarek elleri ipekten yumuşak idi. Mübarek teri miskten ve çiçekten daha güzel kokuyordu. Mübarek kolları, ayakları ve parmakları uzun idi. Mübarek ayaklarının parmakları iri idi. Mübarek ayaklarının altı çok yüksek olmayıp, yumuşak idi. Mübarek karnı geniş olup, göğsü ile karnı beraber idi. Omuz başının kemikleri iri idi. Mübarek göğsü geniş idi. Resulullahın kalb-i şerifi, nazargâh-ı ilahi idi.

    Resulullah efendimiz çok uzun boylu olmayıp, kısa dahi değil idi. Yanına uzun bir kimse gelse, ondan uzun görünürdü. Oturduğu zaman, mübarek omuzu, oturanların hepsinden yukarı olurdu.

    Mübarek saçları ve sakallarının kılı çok kıvırcık ve çok düz değil, yaradılışta ondüle idi. Mübarek saçları uzundu. Önceleri kakül bırakırdı, sonradan ikiye ayırır oldu. Mübarek saçlarını bazen uzatır, bazen de keser, kısaltırdı. Saç ve sakalını boyamazdı. Vefat ettiği zamanda, saç ve sakalında ak kıl, yirmiden az idi. Mübarek bıyığını kırkardı. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, mübarek kaşları kadar idi. Emrinde hususi berberleri var idi.

    Resulullah efendimiz misvakını ve tarağını yanından ayırmazdı. Mübarek saçını ve sakalını tararken aynaya nazar eylerdi. Geceleri mübarek gözlerine sürme çekerdi.

    Kâinatın efendisi (sallallahü aleyhi ve sellem) önüne bakarak, süratle yürürdü. Bir yoldan geçtiği, güzel kokusundan belli olurdu.

    Peygamber efendimiz kırmızı ile karışık beyaz benizli olup, gayet güzel, nurlu ve sevimli idi. Bir kimse, Peygamber �aleyhissalatü vesselam� siyah idi dese, dinden çıkar.

    Güzel huyların hepsi Resulullah efendimizde toplanmıştı. Güzel huyları, Allahü teâlâ tarafından verilmiş olup, çalışarak, sonradan kazanmış değil idi. Bir müslümanın ismini söyleyerek, hiçbir zaman lanet etmemiş ve asla mübarek eli ile kimseyi dövmemiştir. Kendi için, hiçbir şeyden intikam almamıştır. Allah için intikam alırdı. Akrabasına, Eshabına ve hizmetçilerine tevazu ederek, iyi muamele eylerdi. Ev içinde çok yumuşak ve güler yüzlü idi. Hastaları ziyarete gider, cenazelerde bulunurdu. Eshabının işlerine yardım eder, çocuklarını kucağına alırdı. Fakat, kalbi bunlarla meşgul değildi. Mübarek ruhu melekler âleminde idi.

    Resulullah efendimizi ansızın gören kimseyi korku kaplardı. Kendisi yumuşak davranmasaydı, Peygamberlik hallerinden, asla kimse yanında oturamaz, sözünü işitmeye takat getiremezdi. Halbuki, kendisi, hayasından, mübarek gözleri ile kimsenin yüzüne bakmazdı.

    Peygamber efendimiz, insanların en cömerdi idi. Bir şey istenip de, yok dediği görülmemiştir. İstenilen şey varsa verir, yoksa, cevap vermezdi. O kadar iyilikleri, o kadar ihsanları vardı ki, Rum imparatorları, İran şahları, o kadar ihsan yapamadılar. Fakat kendisi sıkıntı ile yaşamayı severdi. Öyle bir hayat yaşıyordu ki, yemek ve içmek hatırına bile gelmezdi. Yemek getirin yiyelim veya falanca yemeği pişiriniz buyurmazdı. Yemek getirirlerse yer, her ne meyve verseler kabul ederdi. Bazen aylarca az yer, açlığı severdi. Bazen de çok yerdi. Yemeği üç parmakla yerdi. Yemek sonunda su içmezdi. Suyu otururken içerdi. Başkaları ile yemek yerken, herkesten sonra el çekerdi. Herkesin hediyesini kabul ederdi. Hediye getirene karşılık olarak, katkat fazlasını verirdi.

    Çeşitli elbise giymek âdet-i şerifesi idi. Yabancı devlet elçileri gelince süslenirdi. Yani kıymetli ve nefis elbise giyerek, güzel yüzünü gösterirdi. Yüzüğünü mühür olarak kullanırdı. Yüzüğü üzerinde (Muhammedün Resulullah) yazılı idi. Yatağı deriden olup, içi hurma ağacı iplikleri ile dolu idi. Bazen bu yatak üzerine, bazen yere serili deri üzerine, bazen de, hasır veya kuru toprak üzerine yatardı. Mübarek avucunun içini sağ yanağının altına koyup, sağ yanı üstüne yatardı.

    Resulullah efendimiz, zekat malı almaz, çiğ soğan ve sarmısak gibi şeyler yemez ve şiir söylemezdi.

    Server-i âlem efendimizin mübarek gözleri uyur, kalb-i şerifi uyumazdı. Aç yatıp tok kalkardı. Asla esnemezdi. Mübarek vücudu nurani olup, gölgesi yere düşmezdi. Elbisesine sinek konmaz, sivrisinek ve diğer böcekler mübarek kanını içmezdi. Allahü teâlâ tarafından Resulullah olduğu bildirildikten sonra, şeytanlar göklere çıkarak haber alamaz ve kâhinler söyleyemez oldu.

    Bir kimse, Peygamber efendimizi rüyada görse, muhakkak Onu görmüştür. Çünkü, şeytan Onun şekline giremez.
     
  3. sleza

    sleza Üye

    Sen olmasaydın
    Sual: Allahü teâlâ, Peygamber efendimiz için, (Eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) buyuruyor. Bu kudsi hadis hakkında bilgi verir misiniz?
    CEVAP
    Âdem aleyhisselam, Arşta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak teâlâ buyurdu ki:
    (Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Allahü teâlâ yine buyuruyor ki:
    (Ya Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismi ile her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hakim]

    (Ey Resulüm, İbrahim�i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] �Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?� buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: �Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım�) [Taberani]

    (Allahü teâlâ, İbrahim�i halil edindiği gibi beni de halil edindi.) [Mevahib-i ledünniyye]

    Şu halde Peygamber efendimiz hem habibdir, hem halildir.
    (Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsi hadisi, Marifetname�nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhani hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve imam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat�ının 122. mektubunda vardır.

    Mektubatın farisi haşiyesinde, bu hadisin Deylemi�nin Firdevsinde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemi de, Buhari ve diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir.

    Mektubat-ı Rabbaninin 3.cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım), (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsi hadisleri de bildirilmektedir.

    Miracda Allahü teâlâ, Peygamber efendimize, (Senden başka her şeyi senin için yarattım) buyurunca, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem de, (Ben de senden başka her şeyi senin için terk ettim) dedi. (Mirat-i kâinat)
     
  4. sleza

    sleza Üye

    Peygamber efendimizin ırkı

    Sual: Peygamberimizin ırkı ne idi?
    CEVAP
    Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Mesela, lisan-ı Arap, güzel dil demektir. Coğrafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında doğup büyüyen ve onların kanından olan kimse demektir. Peygamber efendimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak ibadettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu�ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler; saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap diye tanıttırmış, Anadolu�nun temiz, saf Müslümanları da Araba olan hürmetlerinden dolayı, bunları sevmişlerdir. Çünkü, dinimizde siyah beyaz ayrımı yoktur.

    Siyah bir Müslüman beyaz bir kâfirden çok üstün, çok daha kıymetlidir. Siyah olmak, imanın şerefini azaltmaz. Resulullah efendimizin çok sevdiği Hz. Üsame ve Bilâl-i Habeşi hazretleri siyah idi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyaz idi. Allahü teâlâ insanın rengine değil, iman ve takvasına kıymet vermektedir.

    Siyahların, esmerlerin kendilerini Arap olarak tanıtmaları, İslam düşmanlarının işlerine yaradı. Bu düşmanlar, siyah insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar, köle olarak kullandılar. Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslümanları Peygamber efendimizden soğutmaya uğraştılar. Siyah resimlere, kara köpeklere, resmin negatif filmine Arap dediler. Arap saçı, Arap sabunu, kara Fatma böceği gibi uydurma isimlerle Arap milletini kötülediler. Aşağıda Peygamber efendimizi öven hadis-i şerifler ayrıca Arap milletinin de üstünlüğünü göstermektedir.

    (Allahü teâlâ, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi.) [Tirmizi]
    (Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]

    (Allahü teâlâ, İsmail aleyhisselamın soyundan Kureyşi seçti, Kureyşten de, Haşimoğullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.) [Müslim]

    (Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.) [Buhari]

    Şimdi gerçek Arap çok azalmıştır. Çoğu Asya�ya cihada gitmiş, bir daha dönmemiştir. Arap bu kadar övüldüğü halde, ırkçılık yapanlarının Cehenneme gideceği de bildirildi. Bir hadis-i şerifte, (Arap, ırkçılık yüzünden sorgusuz sualsiz Cehenneme atılır) buyuruldu. (Ebu Ya�la)

    Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransızdan üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat- 13]

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar]

    (Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır.) [Tirmizi]

    (Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.) [Ebu Davud]

    Arap milletinin üstünlüğü
    Sual: Dinimizde ırkçılık yoktur. Ancak, genelde bir millet diğer milletlerden üstün olamaz mı?
    CEVAP
    Elbette olur. Genelde bazı milletler cömert, bazıları cimri olur, bazıları yiğit bazıları korkak olur. Bazıları çalışkan, bazıları tembel, bazıları kavgacı, bazıları uysal olur. Ama bir millet toptan hep böyle olmaz. Bir babanın bile iki evladı olsa biri iyi, öteki kötü olabilir. Âdem aleyhisselamın oğlunun birisi çok uysal bir mümin idi, öteki ise zalim bir kâfir idi. Resulullah efendimizin amcasının biri mümin, öteki kızıl kâfir idi. Buna rağmen Arap milleti genelde üstün vasıflara haizdir. Bu soylu Arap milletinin Arabistan�da kalmadığı din kitaplarında yazılıdır. Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:
    (Bugün, Arabistan�da, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevverede bulunanlar, asırlar boyunca, Afrika�dan, Asya�dan ve diğer yerlerden gelip yerleşen yabancıların soyundandır. Sultan ikinci Abdülhamid hanın amirallerinden Eyyub Sabri paşa, beş ciltlik Türkçe (Mirat-ül-Haremeyn) kitabında, koca Mekke şehrinde, iki Arap evinin kalmış olduğunu yazmaktadır. Bugün ise hiç yoktur.)

    Arap, kelime olarak güzel demektir. Zenciler ve fellahlar Arap değildir. Müslüman olan Araplar hakkında bir çok hadis-i şerif vardır. Bazılarının mealleri şöyledir:

    (Allahü teâlâ, insanlar içinden seçtiklerini Arabistan�da yerleştirdi. Bu seçilmişlerden de, beni seçti. O halde, Arabistan�da bana bağlı olan Müslümanları seven, benim için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur.) [Taberani]

    (Şu üç sebepten dolayı Arabı sevin: Ben Arabım. Kur�an Arapçadır ve Cennet ehlinin lisanı da Arapçadır.) [Taberani, Hâkim, İbni Asakir, Abdürrazzak]

    (Fakirleri sevin ve onlarla oturup kalkın. Müslüman Arabı da kalbden sevin.) [Hâkim]

    (Arabı ve onların bekasını da sevin. Çünkü onların bekası İslam�da nurdur. Son bulmaları ise İslam�da zulmettir.) [Ebuşşeyh]

    (Ebu Bekri ve Ömer�i sevmek sünnet, buğz etmek küfürdür. Ensarı sevmek imandandır, buğz etmek küfürdür. Müslüman Arabı sevmek de imandandır, buğz etmek küfürdür.) [İ.Neccâr]

    (Arabı sevmek iman alameti, buğz ise münafıklık alametidir.) [Hâkim, Beyheki, Dare Kutni]

    (Kureyş�i sevin. Çünkü Allahü teâlâ, onları sevenleri sever.) [Taberani]

    (Arab, yeryüzünde Allahü teâlânın nurudur. Onların yok olması zulmettir. Onlar yok olunca, nur gider, zulmet gelir.) [Hâkim]

    (Dört kabilesi hariç, Arabın hepsi İbrahim oğlu İsmail evladıdır.) [İ.Asakir]

    (İnsanların iyisi Arap, Arabın iyisi Kureyş, Kureyş�in iyisi Beni Haşim�dir. Acemin iyisi Fars, Sudanlının iyisi Nube, malın hayırlısı mehirdir.) [Deylemi]

    (Ehli beytimin, Ensarın ve Arabın hakkını tanımayan, ya münafık, veya veledi zina, yahut haram karışmıştır.) [Beyheki, İ.Adiy, El Baverdi]

    (Arabın helak olması kıyamet alametidir.) [Tirmizi, Taberani]

    (Bana buğz eden dinden ayrılır. Müslüman Araba buğz eden bana buğz etmiş olur.) [Tirmizi, Taberani, İ.Ahmed, Beyheki, Ebu Ya'la, Hâkim]
     
  5. sleza

    sleza Üye

    Resulullahın bütün dedeleri mümindi
    Sual: Resulullah efendimiz, Hz. İbrahim�in soyundan geldiğine göre, Hz. İbrahim�in babası Azer de kâfir olduğuna göre, nasıl olur da, Resulullahın mübarek nuru bir kâfire geçebilir? Peygamberimizin bütün dedeleri mümin değil mi idi?
    CEVAP
    Resulullah efendimizin anası, babası ve bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğu, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle sabittir. Bunun aksini söylemek, bu husustaki nassları inkâr olur.

    Tevbe suresinin 28. âyet-i kerimesinde müşriklerin necis, yani bedenlerinin değil itikadlarının pis olduğu bildiriliyor. Peygamber efendimiz de bütün dedelerinin temiz olduğunu bildiriyor. Şuara suresinde (Vetekallübeke fissacidin) buyuruluyor. Yani mealen, (Sen, yani senin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana inkılab etmiş, ulaşmıştır) demektir. Ehl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken, bütün ana babalarının mümin olduğunu bildirmişlerdir. Mevahib-i ledünniyye kitabının başında, bütün dedelerinin temiz birer mümin olduğunu bildiren hadis-i şerifler nakledildikten sonra buyuruluyor ki:
    (İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki:
    "Seni bir Peygamberin neslinden diğer bir Peygamberin nesline naklettim. Yani senin soyun Peygamberler silsilesidir. Bir babanın iki oğlu olsa, peygamberlik hangisinde ise, Resulullah ondan gelmiş demektir.")

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]

    (Allahü teâlâ, Arabistan�daki seçilmişlerden beni seçti. Beni her zamandaki insanların en iyilerinde bulundurdu.) [Taberani]

    (Dedelerimin hiçbiri zina etmedi. En iyi babalardan, temiz analardan geldim. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların, en iyisinde bulunurdum.) [Mevahib]

    (Hz. Âdem�den babama kadar hep nikahlı ana babadan geldim. Ben ecdat olarak sizin en hayırlınızım.) [Deylemi]

    (Soy bakımından da insanların en şereflisiyim. Öğünmek için söylemiyorum.) [Deylemi]

    [Yani, (Hakikati bildiriyorum, hakikati bildirmek vazifemdir, bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum) demektir.]

    Bu hadis-i şerifler ve Şuara suresindeki âyet-i kerime, Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğunu göstermektedir. Kâfirler pis olduğuna göre, Hz.İbrahim�in babasının kâfir olması mümkün değildir.

    Molla Cami hazretleri buyuruyor ki:
    (Muhammed aleyhisselamın zerresini taşıdığı için, Hz. Âdem�in alnında nur parlıyordu. Bu zerre, Hz.Havva�ya ve ondan Hz.Şit�e ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. O nur da, zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti.) [Şevahid]

    Bu nur, kâfire geçmediği gibi, zina gibi bir günah işleyen mümine bile geçmiyordu. Bu bakımdan da Azer, Hz. İbrahim�in babası değildi. [Hz.İbrahim�in babasının ismi Taruh idi.]

    Enam suresinin 74. âyetinde, (İbrahim, babası Azer�e dediği zaman...) buyuruluyor. Burada Azer kelimesi, baba kelimesinin atf-ı beyanı olduğu Beydavi tefsirinde yazılıdır. Bir kimsenin iki ismi olup, birlikte söylenince, birinin meşhur olmadığı, ikincinin meşhur olduğu anlaşılır. Meşhur olmayan birincisindeki kapalılığı açıklamak için ikincisi söylenir. Bu ikincisine atf-ı beyan denir.

    Hz. İbrahim iki kimseye baba demektedir. Birisi kendi babası, diğeri de üvey babası ve amcası olan kişidir. İcaz, belagat ve fesahat kaidelerine göre, âyet-i kerimenin manası, (İbrahim, ismi Azer olan babasına dediği zaman) demektir. Böyle olmasaydı, sadece (Azer�e dediği zaman) veya (Babasına dediği zaman) demek yetişirdi. Eğer Azer kendi öz babası olsaydı Babası kelimesi fazla olurdu. Türkçe�de bile (Babam Ali geliyor) denmez, (Babam geliyor) denir.

    Kur�an-ı kerimde amcaya baba denilmektedir. Hz. İsmail, Hz.Yakub�un amcasıdır. Fakat Kur�an-ı kerimde (Amcan İsmail) denmiyor, (Baban İsmail) deniyor. Çocukları, Hz. Yakub�a (Babaların İbrahim ve İsmail ve İshak...) diyor. (Bekara 133) Yani, (Baban İbrahim, baban İsmail ve baban İshak) deniyor. Halbuki Hz. İsmail, Hz.Yakub�un babası değil, amcasıdır. Tefsirlerde, Kur�an-ı kerimde amcaya baba denildiği bildirilmektedir. Resulullahın yaşlı köylüye, amcaları olan Ebu Talibe ve Hz. Abbas�a baba dediği, çeşitli muteber kitaplarda yazılıdır.

    Yalnız Araplar değil, çeşitli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek âdettir.

    Türkiye�de de, insanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, "Baba adam", "Fakir babası" dendiğini hepimiz biliriz. Yaşlı kimselere de hürmeten "Baba" denir.

    Yaşlı kadınlara da "Ayşe ana", "Fatma ana" veya "Hacı anne" dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir.

    Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, "Amca, dede", yaşlı kadınlara da, "Teyze, nine" deriz. Bunlar bir saygı ifadesidir.

    Bu bakımdan Hz.Yakub�un öz babası Hz. İshak iken, Kur�an-ı kerimde, Hz.Yakub�a hitaben (Baban İsmail) buyurulmuştur.

    [İmam-ı Süyuti hazretleri, Kitabüd-derc-il-münife kitabında Azer�in Hz. İbrahim�in amcası olduğunu vesikalarla ispat etmektedir.]

    (Babam ve baban ateştedir) hadis-i şerifi için âlimler iki türlü açıklama yapıyorlar:
    1- Bu hadis-i şerif, Ebu Lehebin Cehennemde olduğunu bildirmektedir. Çünkü Arablar amcaya da baba derler. (El müstened)

    2- Bu hadis-i şerif, imanlı oldukları bildirilmeden önce, ictihad ile söylenmiş idi. İmanlı oldukları sonradan bildirildi. (Mir�at-i kâinat) [Hz. Hatice�nin iki çocuğu için de böyle buyurmuştu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi. (Ahvali etfalil-müslimin)]
     
  6. sleza

    sleza Üye

    Resulullah efendimiz ümmi idi
    Sual: Peygamberimiz, okuma yazma biliyor muydu?
    CEVAP
    Resulullah efendimizin okuma yazma bilmediği âyet-i kerimelerle, hadis-i şeriflerle ve tarihi olaylarla sabittir. Resulullah ümmi idi, yani kitap okumamış, yazı yazmamış, kimseden bir ders görmemiş idi. Mekke�de doğup, büyüyüp, belli kimseler arasında yetişip, seyahat etmemiş iken, Tevrat�ta ve İncil�de ve Yunan ve Roma devirlerinde yazılmış kitaplarda bulunan bilgilerden, hadiselerden haber verdi. İslamiyet'i bildirmek için, Müslümanlara mektuplar yazdırıp yolladı. Hicretin altıncı senesinde Rum, İran ve Habeş hükümdarlarına ve diğer padişahlara mektuplar gönderdi. Kur'an-ı kerimi kâtiplerine yazdırdı.

    Batılılar, zaten (İslam Peygamberi) ifadesiyle Peygamberimize inanmadıklarını, Onu Peygamber olarak kabul etmediklerini bildiriyorlar. Peygamber efendimizin bu bilgileri, başkalarından öğrendiğini savunabilmeleri için de, Onun okur yazar olduğunu söylüyorlar. Tevrat ve İncilde ait bilgileri seyahat ettiği yerlerdeki papazlardan öğrendiğini iddia edebilmek için bu iftiraya baş vuruyorlar. Misyonerlere uşaklık eden bazı bid�at ehli de buna inanıyor. Halbuki Peygamber efendimizin ümmi olduğu, yani okur yazar olmadığı pek meşhurdur. Bütün bilgileri vahiy ile Allahü teâlâdan öğrendi.

    Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Sen bundan [Kur'an-ı kerim indirilmeden] önce, bir yazı, bir kitap okumadın, elinle de yazı yazmadın. Böyle olsaydı, bâtıl yoldakiler şüpheye düşerlerdi.) [Ankebut 48] (Müşrikler, Kuran-ı başkasından öğrenmiş veya önceki semavi kitaplardan almış derlerdi. Yahudiler de, Onun vasfı Tevrat�ta ümmi olarak bildirilmiştir, bu ise ümmi değil diye şüpheye düşerlerdi.)

    (Yanlarındaki Tevrat ve İncil�de [ismini ve sıfatını] yazılı buldukları ümmi nebi olan o Resule [Muhammed aleyhisselama, iman edip] tâbi olanlara [çeşitli nimetler vereceğiz]. O resul, onlara iyiyi emreder, onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki zincirleri kırar, [Yapılması güç ağır teklifleri kaldırır kolaylarını emreder] işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte onlar saadete, kurtuluşa erenlerdir.) [Araf 157]

    (De ki: "Ey insanlar, elbette ben, göklerin ve yerin hükümranı, Ondan başka ilah bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği resulüyüm. Allah�a ve Onun ümmi nebi olan Resulüne uyun ki doğru yolu bulasınız.) [Araf 158]

    Allahü teâlânın böyle bildirmesi, ümmî olduğu, [okur yazar olmadığı] halde kendisinin bütün ilimlerin zirvesinde bulunmasından dolayıdır. Resul denmesi Allah�a göre, Nebi denilmesi de kullarına göredir. Yani O, Allah�ın elçisi olmak bakımından, Resul, halka Hakkın emirlerini tebliğ etmesi yönüyle de Nebi�dir. (Beydavi)

    Alak suresinin birinci âyetinde ikra = oku buyurulup, üçüncü âyetinde tekrar oku buyurulması, ben okumak bilmem demesinden dolayıdır. (Beydavi)

    Sahihi Buhari�de şöyle bildirilmiştir:
    Resulullah, peygamberliği bildirilmeden önce sahih rüyalar görürdü. Gördüğü rüyalar gündüz aynen çıkardı. Çoğu geceleri Hira dağındaki mağarada ibadet ile geçirirdi. Ramazan ayında bir gün Hira dağındaki mağarada ibadet ile meşgul iken, bir kimse [Cebrail aleyhisselam] geldi. Elinde ipekten bir örtü vardı. Resulullah efendimiz şöyle buyurmuştur:
    (O kimse bana �Oku� dedi. (Ben okuma bilmem) dedim. Elindeki örtüyü başımın üzerine koydu. Başımı ve yüzümü örttü. Sonra o örtüyü başımdan kaldırdı ve �Oku� dedi. Ben yine (Okuma bilmem) dedim. Yine önceki gibi, Alak suresinin (İnsanı bir �alak�tan [döllenmiş yumurtadan] yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku, insana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbin en büyük kerem sahibidir) [mealindeki] âyet-i kerimeleri okudu. Ondan işittiklerim kalbime tamamen yerleşti.) [Bundan sonra oku dendiği zaman öğrendiklerini aynen tekrarlamıştır.]

    Resulullah efendimiz ile Kureyş arasındaki antlaşmayı Hz. Ali yazdı. Antlaşmanın başına Bismillahirrahmanirrahim ve Muhammedün Resulullah yazdı. O sırada henüz iman etmemiş olan Süheyl bin Amr dedi ki:
    (Bizim kitabımıza göre ben Rahmanı bilmem, onun yerine Bismike Allahümme yaz. Muhammedün Resulullah yerine de Muhammed bin Abdullah yaz. Eğer biz Onun Peygamberliğini kabul etseydik, zaten Onunla savaşmazdık.)

    Eshab-ı kiram ile Süheyl arasında konuşmalar devam ederken, Resulullah efendimiz buyurdu ki:
    - Ya Ali, Onu sil, Süheylin dediği gibi yaz.
    Hz. Ali�nin, edebinden silmeye eli varmadı. Resulullah efendimiz, (Silinecek yeri bana gösterin de orasını sileyim) buyurdu. Gösterdiler ve orasını sildi. (Şevahid-ün nübüvve)

    Bu vesikalara rağmen, bid�at ehli bile olsa, Müslüman olan bir kimse, Resulullah okur yazardı diyemez. Kâfirlerin demesinin zaten bir kıymeti yok. Yılanın zehir saçmasına benzer.
     
  7. sleza

    sleza Üye

    Âlemlerin rahmet ve uyarıcısı
    Sual: Peygamber efendimizi öven âyet-i kerimeler hakkında bilgi verir misiniz?
    CEVAP
    Kur�an-ı kerim baştan sona kadar Resulullah efendimizi övmektedir. Bu konudaki âyet-i kerimelerden bazılarının mealleri şöyledir:

    (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
    (De ki, ey insanlar, ben, Allah�ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]

    (Âlemlere [Cin ve insanlara ilahi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur�anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah�ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1]

    (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe 28]

    (Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4]

    (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]
    (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]

    (Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]
    (Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]

    Son iki âyet-i kerime de, peygamberlerden bazısının, diğerinden üstün olduğunu göstermektedir. Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruluyor. (Hatib)

    Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.

    Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)

    Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün en üstün olduğunu göstermektedir. Resulullah, her peygamberden üstün olduğu gibi, eshabı da diğer eshabdan, ümmeti de diğer ümmetlerden üstündür.

    Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Muhammed [aleyhisselam], Allah�ın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanlar [Eshab], kâfirlere karşı şiddetli ve birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29]

    (Mekke�nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlara, fetihten sonra verenlerden ve savaşanlardan daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değildir. Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

    (Allah, hepsine hüsnayı [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95]

    (Muhacir ve Ensar ile iyilikte onların [Eshabın] izinden gidenlerden Allah razıdır, onlara Cenneti hazırlamıştır.) [Tevbe 100]

    (Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.) [Al-i İmran 110]

    Musa aleyhisselam, bu ümmetin faziletini Tevrat�ta okuyunca, (Bu hayırlı ümmete beni peygamber olarak gönder) diye dua etti. Cenab-ı Hak da, (Onlar Ahmed�in ümmetidir) buyurdu. Hz. Musa (Ya Rabbi, Ahmed�in ümmeti için bu kadar nimet ihsan ettin, beni de onun ümmetinden eyle) diye dua etti. Hz. Musa gibi büyük bir Peygamberin, bu ümmetten olmayı istemesi, Muhammed aleyhisselamın ve Onun ümmetinin üstünlüğünü göstermektedir. (Tenvir)

    İncil�in aslında Muhammed aleyhisselamın vasıfları, üstünlükleri yazılıydı. Bunları bilen İsa aleyhisselam da, Musa aleyhisselam gibi, Muhammed aleyhisselamın ümmetinden olmak için çok yalvardı, dua etti ve bu duası da kabul oldu. Allahü teâlâ, Onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete yakın tekrar yer yüzüne inecek, Muhammed aleyhisselamın dinine uyacak ve onu yayacaktır.

    Bu ümmetin üstünlüğünü bildiren bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
    (Allahü teâlâ, bu ümmeti şu üç hâlden emin etti:
    1- Bu ümmete Peygamberiniz, [diğer Peygamberlerin kavimlerine yaptıkları gibi] beddua edip de mahvolacak değildir.

    2- Kâfirler, [Ne kadar çok olursa olsun] bu ümmeti mahvedecek kadar galebe edemez.

    3- Bu ümmet dalâlet üzerinde [sapık bir yolda, sapık bir mezhepte] birleşmez. Allah�ın rahmeti [salih] cemaatle beraberdir. [Salih] Müslümanların çoğunluğuna tâbi olun. Böyle Müslümanların çoğunluğundan ayrılan Cehenneme gider.) [Ebu Davud]


    Cennet ehlinin yarısı
    Sual: Hz. Âdem�den beri binlerce peygamber, binlerce millet geldi. Onların içinde de iman edenler, Cennete gidecekler vardır. Cennette bizim peygamberimizin ümmeti mi daha çoktur, yoksa diğer peygamberlerinki mi?
    CEVAP
    Diğer peygamberlere inanan kimse çok az oldu. Hatta birçok peygambere bir kişi bile iman etmedi. Mesela Yahudiler, Hz.Musa�ya çok eziyet ettiler. Hz. İsa�yı öldürmeye kalktılar. Sonra gelenleri, bin Peygamberi şehid etti. Onun için diğer peygamberlerin iman eden ümmeti az idi. Kıyamete kadar Peygamber efendimize iman edenlerin, diğer peygamberlere iman edenlerin toplamı kadar olduğu bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Siz, ehl-i Cennetin yarısını teşkil edersiniz. Cennete ise Müslümandan başkası girmez. Siz ise müşriklere göre siyah öküzdeki beyazlık kadar veya kırmızı öküzdeki siyahlık kadarsınız.) [Buhari]

    Bu hadis-i şerif de Peygamber efendimizin ümmetinin, diğer peygamberlere iman eden ümmetlerin toplamı kadar olduğunu göstermektedir.
     
  8. sleza

    sleza Üye

    Resulullah efendimizin üstünlükleri
    Sual: İnşirah suresinin (Biz senin zikrini yükseltmedik mi) mealindeki 4. âyet-i kerimesini İslam âlimleri nasıl tefsir etmişlerdir?
    CEVAP
    İbni Ata hazretleri, (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni zikreden beni zikretmiş olur. İmanın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını sağladım) manasına geldiğini bildiriyor.

    Katade hazretleri de bu âyet-i kerimeyi açıklarken buyuruyor ki:
    (Hak teâlâ, Fahr-i âlemin zikrini dünya ve ahirette yükseltmiştir. Namaz kılan herkes, �Eşhedü� diyerek Allah�a ve Resulullaha şehadet getirmektedir.)

    Kur�an-ı kerimde ve namazda olduğu gibi, ezan okunurken de Allah�ın ismi, Habibinin ismiyle birlikte okunmaktadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Göklerden geçerken, �Muhammed Resulullah� olarak ismimi gördüm.) [Bezzar]

    (Cennette her ağacın yaprakları üzerinde �La ilahe illallah Muhammedün Resulullah� yazılıdır.) [Ebu Nuaym]

    (Arş üzerinde, Cennetteki her şeyin üzerinde benim ismim vardır.) [İbni Asakir]

    (Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] �Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?� buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: �Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım�) [Taberani]

    Hazret-i Ali, (Allahü teâlâ, Resulullaha iman etmeleri için peygamberlerin hepsinden ahd [söz] almıştır) buyuruyor. Nitekim Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin nuru, diğer peygamberlerin nurlarını kaplayınca, bu nurun kimin olduğunu suâl ettiler. Hak teâlâ da, (Bu Habibimin nurudur. Ona iman ederseniz, sizi peygamber olarak gönderirim) buyurdu. Onlar da (Senin Habibine iman ettik) dediler. Cenab-ı Hak da, (Ben şahid olayım mı) buyurdu. Onlar da (Evet) dediler. (Mevahib)

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Âdem, cesetle ruh arasındayken, benden misak alınırken ben peygamberdim.) [İ. Şabi]

    (Allahü teâlâ, yer ve gökleri yaratmadan elli bin yıl önce, Ümm-il kitaba şunu yazmıştır: Muhammed peygamberlerin sonuncusudur.) [Müslim]

    (Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyheki]

    (Kıyamette insanların efendisi benim.) [Buhari]

    (Soyca da insanların en şereflisiyim.) [Deylemi]

    (Arş-ı alaya benden başka kimse oturmaz.) [Tirmizi]

    (Allahü teâlâ, beni insanların en iyisinden yarattı. İnsanların en iyisiyim, en iyi ailedenim. Kıyamette herkes sustuğu zaman ben söylerim, onlara şefaat ederim. Kimsenin ümidi kalmadığı bir zamanda onlara müjde veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsinin şefaatçisiyim. Bunları öğünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum.) [Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum. (Mektubat Tercümesi m. 44)]


    Sual: Her insanın yanında bir melek ve bir şeytan var mıdır? Bir de İslam Ahlakı kitabında (Şeytanım Müslüman oldu) hadisi geçiyor. Şeytanım Müslüman oldu ne demektir?
    CEVAP
    Her insanın yanında bir şeytan olduğu gibi, herkesin yanında bir de melek vardır. Şeytan, insanın kalbine kötü düşünceler, vesveseler getirir. Melek ise, insana iyi düşünceler ilham eder. Üç hadis-i şerif meali:

    (Melekten gelen ilham, İslamiyet�e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet�ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]

    (Allahü teâlâ, benim yanımdaki şeytanın vesveselerinden beni muhafaza etti.) [Berika]

    (Allahü teâlâ, bana ihsan etti. Şeytanım Müslüman oldu.) [Berika]

    Buradaki Müslüman oldu demek, teslim oldu, bana zarar veremedi demektir. Zaten kelime olarak Müslüman, teslim olan, kayıtsız şartsız boyun eğen demektir.
     
  9. sleza

    sleza Üye

    Niçin genel bir bela gelmemektedir
    Sual: Eski Peygamberlerin zamanında kâfirlere çeşitli azaplar geliyordu. Mesela Hz.Nuh�un kavmi suda boğulmuş, Lut kavminin bulunduğu şehir batmıştı. Ad, Semud ve diğer kavimler cezalanmıştı. Aynı günahlar şimdi de işlenildiği halde, niçin genel bir bela gelmemektedir?
    CEVAP
    Peygamber efendimiz aleyhisselam, âlemlere rahmettir. Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
    (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
    (De ki, ey insanlar, ben, Allah�ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]

    (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe 28]

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
    (Ben lanet edici olarak değil, rahmet için gönderildim.) [Müslim]

    Peygamber efendimiz Cebrail aleyhisselama, (Benim âlemlere rahmet oluşumdan sana da bir pay düştü mü?) diye sual edince, (Evet, sonumun ne olacağından korkardım. (Tekvir) suresinin 20 ve 21. âyet-i kerimelerini getirince, Arşın sahibi yanında, kıymetim, emin olduğum meydana çıktı) dedi. (Şifa-i şerif)

    Diğer Peygamberlere inanmayanlar dünyada çeşitli belaya maruz kaldıkları halde, Peygamber efendimizin rahmet olması sebebiyle, cezalar genelde ahirete tehir edilmiştir. Onun hürmetine bu ümmete dünyada hemen ceza verilmiyor. Bir âyet meali şöyledir:
    (Sen aralarında bulundukça, o kâfirlere azap etmem.) [Enfal 34]

    Kâfirler, Resulullah efendimiz ile alay ederek, (Rabbine söyle de, bize çabuk azap göndersin) diyorlardı. Allahü teâlâ, kâfirlerden müminler dünyaya getirmeyi ezelde takdir buyurduğu için, (O kâfirlere azap etmem) buyurdu. Enfal suresinin, (İstiğfar ettikleri için Allah onlara azap yapmaz) mealindeki 33. âyeti için, (Onlardan, istiğfar edecek olan çocuklar dünyaya geleceği için, onlara azap etmem demek) olduğunu, âlimler bildiriyor.

    Bu ümmet seçilmiştir. Bir âyet meali:
    (Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.) [Al-i İmran 110]

    Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâ, beni âlemlere rahmet ve hidayet için gönderdi.) [Ebu Nuaym]
    Bu rahmet, yalnız insanlar için değil, bütün mahlukat içindir. Hatta kâfirler bile istifade eder. Allahü teâlâ, Peygamber efendimizin hürmetine bu ümmete genel bir ceza göndermiyor. Eski insanlar bin yıl kadar yaşıyordu. Kur�an-ı kerimde Hz.Nuh�un bin yıl yaşadığı bildiriliyor. Bu ümmetin çok sıkıntı çekmemesi için, Allahü teâlâ, Peygamberimizin hürmetine ömürlerini kısa eyledi. Cenab-ı Hak, bu kısa zamanda yapılacak, hayırlı işlere ve ibadetlere sonsuz nimetler ihsan edecektir. Peygamberine uymayan, İslamiyet�i beğenmeyenlere de, sonsuz azap yapacaktır. Ayrıca Onun hürmetine, günahlara dünyada hemen ceza vermiyor.

    Salih kimseler yeryüzünde var olduğu müddetçe, Peygamber efendimizin hürmetine bu ümmete genel azap gelmez. Ayrıca Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı. Fakat Allah, onları belli bir süreye kadar erteler.) [Fatır 45]

    Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâ buyurur: Camiye devam eden, benim için birbirini seven ve seherlerde istiğfar edenler olmasaydı, günahta haddi aşanlardan dolayı genel bir bela gönderirdim.) [Beyheki]

    Kâfirlere ahirette şiddetli azap olacağını bildiren âyet-i kerimelerden üçü şöyle:
    (Allahü teâlâ zalimlere elem verici, acıklı bir azap hazırladı.) [İnsan 31]
    (Rabbin elbette azap yapacaktır. Ondan kurtuluş yoktur.) [Tur 7-8]

    (Ey inkârcılar [resulü ve hadislerini] yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.) [Furkan 77]

    Cenab-ı Hak, (Allah ve Resulünün emirlerine aldırış etmeyen, beğenmeyen, �asra, fenne uygun değildir, modern ihtiyaçlara kâfi değildir� diyen, kıyamette Cehennem ateşinden kurtulamayacak, Cehennemde, çok acı azaba maruz kalacaktır) buyuruyor.

    Kâfirlere dünyada merhamet edilmesi görünüştedir. Kur�an-ı kerimde, kâfirlere çok mal ve evlat verilmesinin onlara iyilik olmadığı, onların azmaları, kudurmaları ve Cehenneme gitmeleri için bir istidrac olduğu bildiriliyor. (Mü�minun 55-56)

    Lanetlikler
    Diğer Peygamberler, kavimlerine lanet ettikleri halde, Peygamber efendimiz lanet etmemiştir. Bir savaşta, kâfirlerin yok olması için dua etmesini istediklerinde (Ben lanet etmek için, insanların azap çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzura kavuşması için gönderildim) buyurdu. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen, (Seni âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruluyor. (Enbiya 107)

    Ancak lanete müstahak olanlara lanet etmiştir. Bu konuda sahih olan çok hadis-i şerif vardır. Hadis-i şeriflerde (Allah lanet etsin!) denilen zümrelerden bazıları şunlardır:

    (Kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet olsun!) [Hakim]

    (Kadın gibi davranan erkeğe, erkek gibi davranan kadına lanet olsun!) [Buhari]

    (Rüşvet alıp verenlere Allah lanet etsin!) [İbni Mace]
    (Eshabıma sövenlere Allah lanet etsin!) [Hakim]

    (Zekat vermeyenlere Allah lanet etsin!) [Nesai]
    (Ana babasına lanet edene Allah lanet etsin!) [Müslim]
    (Lutilik yapanlara [ibnelere] Allah lanet etsin!) [Beyheki]

    (Zalim amirlere, açıktan günah işleyenlere, sünnetimi yıkan bid�atçilere Allah lanet etsin!.) [Deylemi]

    (Altın ve gümüşün kuluna paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi]
    (Halkın işlerini üstlenip de onlara güçlük çıkarana lanet olsun!) [Ebu Avane]

    (Fıskı aşikâre olan fasıka lanet olsun.) [Deylemi]
    (Hanımını anasından üstün tutana lanet olsun!) [Şir�a]

    (Sadaka vermeye engel olana lanet olsun.) [İsfehani]
    (Rahmet-i İlahiden ümit kestirip dinden nefret ettirenlere lanet olsun!) [Şir�a]

    (Bid�atler çıkınca âlim ilmini açığa çıkarsın! İlmini açıklamayana lanet olsun!) [Deylemi]

    (Faiz alana da verene de lanet olsun!) [Müslim]
    (Vücuduna dövme yapana, yaptırana, faiz alıp verene lanet olsun.) [Buhari]

    (Ana ile evladın, kardeşle kardeşin arasını açana lanet olsun.) [İ.Mace]
    (Kızını fasık bir kimse ile evlendirene, lanet olsun.) [Şir�a]
    (Ölü için ağlayana da, onu dinleyene de lanet olsun.) [Ebu Davud]

    Kur�an-ı kerimde Allahü teâlâ Ebu Leheb için, (Onun eli kurusun) buyurduğu gibi, Ebu Leheb�in oğlu Uteybe, (Tebbet yeda) suresi gelince, Resulullah efendimize çeşitli hakaretlerde bulundu. Peygamber efendimiz çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna bir canavar musallat eyle!) dedi. Ebu Leheb�in oğlu Uteybe Şam�a ticaret için giderken, bir gece arkadaşlarının arasında yatarken, bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe�ye gelince onu parçaladı.

    Bir kimse, sol eliyle yemek yiyordu. (Sağ elin ile ye) buyurdu. (Sağ kolum hareket etmiyor) diye yalan söyledi. Bir Peygamber ile alay eden bu kimse için Resulullah efendimiz, (Sağ elin artık hareket etmesin) buyurdu. Ölünceye kadar sağ elini ağzına götüremedi. Yalan söylemek çok büyük günahtır. Hele Peygamber efendimize karşı yalan söylemek çok daha büyük günahtır. Dünyada elin felç olması küçük bir cezadır. Ahirette verilecek cezalar çok büyüktür. Peygamber efendimizin buna benzer bedduaları vardır. Diğer insanların ibret almaları ve hidayete kavuşmaları için böyle mucizeler vaki olmuştur.

    Kur'an-ı kerimde de Allahü teâlâ lanet etmiştir. İşte âyet-i kerimeler:
    (Kalblerimiz perdeli dedikleri için, Allah inkârlarından dolayı [yahudileri] lanetlemiştir.) [Bekara 88]

    (Allah�ın laneti kâfirlerin üzerine olsun.) [Bekara 89]

    (Biz kitapta açıkça belirttikten sonra indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara159]

    (Âyetlerimizi inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, işte Allah�ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.) [Bekara 161]

    (İşte Allah inkârları yüzünden onlara [yahudilere] lanet etmiştir.) [Nisa 48]

    (Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.) [Nisa 93]

    (Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik.) [Maide 13]

    (Yahudiler, Allah�ın eli sıkı dediler; dediklerinden ötürü elleri bağlansın, lanet onlara!) [Maide 93]

    (Allah�ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]

    (Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkârcılara, ebedi kalacakları Cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onlara yeter. Allah lanet etsin! Onlara devamlı azap vardır.) [Tevbe 68]

    (Bilin ki, Allah�ın laneti zalimlerin üzerinedir!) [Hud 18]

    (Yeryüzünde bozgunculuk yapanlara lanet olsun!) [Rad 25]

    (Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiştir.) [Ahzab 57]
     
  10. sleza

    sleza Üye

    Peygamber efendimizin mucizeleri
    Sual: Peygamber efendimizin mucizeleri nelerdir?
    CEVAP
    Çok mucizesi görülmüştür. Bazılarını bildirelim.
    Aşağıdaki yazılar (Mir�at-ı Kâinat) kitabından alınmıştır.

    Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek çoktur. Ümmetinin Evliyasında hasıl olan kerametler, hep Onun mucizeleridir. Çünkü, kerametler, Ona tâbi olanlarda, Onun izinde gidenlerde hasıl olmaktadır.

    Muhammed aleyhisselamın mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:

    Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak, Peygamberliğinin bildirildiği (bi�set) zamanına kadar olanlardır.

    İkincisi, bi�setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir.

    Üçüncüsü, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir.

    Bunlardan birincilere, (İrhas) yani, başlangıçlar denir. Her biri de ayrıca görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bütün bu mucizeler o kadar çoktur ki, saymak mümkün olmamıştır. İkinci kısımdaki mucizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir. Bunlardan bazılarını aşağıda bildireceğiz.

    1- Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur�an-ı kerimdir.
    (Geniş bilgi için, Kur�an-ı kerim maddesine bakınız.)

    2- En büyük mucizelerinden birisi de Mirac mucizesidir.
    (Geniş bilgi için, Mirac mucizesi maddesine bakınız.)

    3- Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, Ay�ı ikiye ayırmasıdır. Bu mucize, başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır. Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke�de Kureyş kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip, (Peygamber isen Ay�ı ikiye ayır) dediler. Muhammed aleyhisselam, herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Mübarek ellerini kaldırıp dua etti. Allahü teâlâ, kabul edip, Ay�ı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kâfirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler. İman etmediler.

    Bu mucize ile ilgili âyet-i kerimenin meali şöyle:
    (Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı. Onlar [müşrikler] bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve "Eskiden beri devam ede gelen bir sihir [büyü] derler.) [Kamer 1,2]

    4- Muhammed aleyhisselam, bazı gazalarında, susuz kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen seksen, bazen üçyüz, bazen binbeşyüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.

    5- Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, (Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim) sesi işitildi.

    6- Medine�de, mescid-i nebevide dikili bir hurma kütüğü vardı. Resulullah hutbe okurken, bu direğe dayanırdı. Buna Hannane denirdi. Minber yapılınca, Hannane�nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Minberden inip, Hannane�ye sarıldı. Sesi kesildi. (Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlardı) buyurdu.

    7- Mübarek eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi, Allahü teâlâyı tesbih ettikleri çok görülmüştür.

    8- Bir gün, bir köylüyü imana davet etti. Müslüman bir komşumun vefat etmiş kızını diriltirsen, iman ederim dedi. Mezarına gittiler. İsmini söyleyerek kızı çağırdı. Kabir içinden ses işitildi ve dışarı çıktı. (Dünyaya gelmek ister misin?) buyurdu. (Ya Resulallah! Dünyaya gelmek istemem. Burada babamın evindekinden daha rahatım. Müslümanın ahireti, dünyasından daha iyi) dedi. Köylü bunu görünce, hemen imana geldi.

    9- Tirmizi ve Nesai�nin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a�ma bir kimse gelip, ya Resulallah, Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın dedi. (Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!) duasını okumasını buyurdu. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır.

    10- Medine�de, minberde hutbe okurken, bir kimse, ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor. İmdadımıza yetiş dedi. Ellerini kaldırıp, dua eyledi. Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen yağmur başladı. Birkaç gün devam etti. Yine minberde okurken, o kimse, ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul aleyhisselam, tebessüm etti ve (Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!) buyurdu. Bulutlar açılıp, güneş göründü.

    11- Cabir bin Abdullah diyor ki, çok borcum vardı. Resulullaha haber verdim. Bahçeme gelip, hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı. (Alacaklılarını çağır, gelsinler!) buyurdu. Her birine hakları verildi. Yığından bir şey eksilmedi.

    12- Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip, boş kabı geri gönderdi. Kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek, (ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz?Acaba günahım nedir?) dedi. (Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü teâlânın hediyene verdiği berekettir) buyurdu. Kadın çocukları ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka bir kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu, Resulullaha haber verdiler. (Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi) buyurdu.

    13- Resulullahın gaybdan haber verdiği çok görüldü. Bu mucizesi üç kısımdır:

    Birinci kısmı, kendi zamanından evvel olan ve kendisine sorulan şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kâfirlerin, katı kalbli düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuştur.

    İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir.

    Üçüncü kısmı, kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette olacak şeyleri bildirmesidir.

    Burada ikinci ve üçüncü kısımlardan birkaçı aşağıda bildirilecektir.

    [İslam�a davetin başlangıcında, müşriklerin eziyetlerinden, sıkıntılarından dolayı, Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan�a hicret etmişlerdi. Resulullah, Mekke�de kalan Eshab-ı kiramla beraber, üç sene her türlü görüşme, alış-veriş yapma, müslümanlardan başka bir kimse ile konuşmama gibi, bütün içtimai muamelelerden men olundular. Kureyş müşrikleri, bu karar ve ittifaklarını bildiren bir ahdname yazarak, Kâbe-i muazzamaya asmışlardı. Her şeye kâdir olan Allahü teâlâ (Arza) denilen bir çeşit kurdu [ağaç kurdu] o vesikaya musallat etti. Yazılı bulunan (Bismikellahümme) [Allahü teâlânın ismi ile] ibaresinden başka, ne yazılı ise, hepsini o kurtcuk yedi, bitirdi. Allahü teâlâ bu hâli Cibril-i emin vasıtası ile Peygamber efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz de bu hâli amcası Ebu Talibe anlattı. Ertesi gün, Ebu Talib müşriklerin ileri gelenlerine gelerek, Muhammedin Rabbi Ona şöyle haber vermiş. Eğer söylediği doğru ise, bu hâli kaldırıp, eskiden olduğu gibi dolaşmalarına, başkaları ile görüşmelerine mani olmayınız. Eğer söylediği doğru değilse, ben de Onu artık himaye etmeyeceğim, dedi. Kureyşin ileri gelenleri, bu teklifi kabul ettiler. Herkes toplanarak Kâbe�ye geldiler. Ahdnameyi Kâbe�den indirerek açtılar ve Resulullahın buyurduğu gibi, (Bismikellahümme) ibaresinden başka, bütün yazıların yenilmiş olduğunu gördüler.]
     
  11. sleza

    sleza Üye

    Acem padişahı Hüsrev�den Medine�ye elçiler geldi. Bir gün, bunları çağırıp, (Bu gece, Kisranızı kendi oğlu öldürdü) buyurdu. Bir müddet sonra, oğlunun babasını öldürdüğü haberi geldi. [İran şahlarına Kisra denir.]

    14- Bir gün, zevcesi Hafsa validemize, (Ebu Bekir ile baban, ümmetimin idaresini ellerine alacaklardır) buyurdu. Bu sözle Hz. Ebu Bekir�in ve Hafsa validemizin babası olan Hz. Ömer�in halife olacaklarını müjdeledi.

    15- Ebu Hüreyre�yi �radıyallahü teâlâ anh� Medine�de, zekat olarak gelmiş olan hurmaların muhafazasına memur etmişti. Bir kimseyi hurma çalarken yakaladı. Seni Resulullaha götüreceğim dedi. Hırsız, fakirim, çoluğum çocuğum çoktur diyerek yalvarınca, bıraktı. Ertesi gün, Resulullah Ebu Hüreyre�yi çağırıp, (Dün gece bıraktığın adam ne yapmıştı?) buyurdu. Ebu Hüreyre anlatınca, (Seni aldatmış. Yine gelecektir) buyurdu. Ertesi gece yine geldi ve yakalandı. Tekrar yalvarıp, Allah aşkına bırak dedi ve kurtuldu. Üçüncü gece, tekrar gelip yakalanınca, yalvarmaları fayda vermedi. Beni bırakırsan, birkaç şey öğretirim, sana çok faydası olur, dedi. Ebu Hüreyre kabul etti. Gece yatarken, (Âyet-el kürsi)yi okursan Allahü teâlâ seni korur, yanına şeytan yaklaşmaz dedi ve gitti. Ertesi gün, Resulullah efendimiz, Ebu Hüreyre�ye tekrar sorup cevap alınca, (Şimdi doğru söylemiş. Halbuki kendisi çok yalancıdır. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?) buyurdu. Hayır bilmiyorum deyince, (O kimse şeytan idi) buyurdu.

    16- Rum İmparatorunun orduları ile harp için (Mute) denilen yere asker gönderdiğinde, sahabeden üç emirin arka arkaya şehid olduklarını, kendisi, Medine�de minber üzerinde iken, Allahü teâlânın göstermesi ile görerek yanındakilere haber verdi.

    17- Muaz bin Cebeli vali olarak Yemen�e gönderirken, Medine�nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi. (Seninle dünyada artık buluşamayız) buyurdu. Hz. Muaz Yemen�de iken Resulullah efendimiz Medine�de vefat etti.

    18- Vefat ederken, mübarek kızı Fatıma�ya, (Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın) buyurdu. Altı ay sonra Hz. Fatıma vefat etti. Akrabasından ondan evvel kimse vefat etmedi.

    19- Kays bin Şemmasa, (Güzel olarak yaşarsın ve şehid olarak ölürsün) buyurdu. Hz. Ebu Bekir halife iken Yemamede Müseylemet-ül-Kezzab ile yapılan muharebede şehid oldu.
    Hz. Ömer�in ve Hz. Osman�ın ve Hz. Ali�nin şehid olacaklarını dahi haber verdi.

    20- Acem padişahı Kisranın ve Rum padişahı Kayserin memleketlerinin müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacağını müjdeledi.

    21- Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmi Hiram�ın o gazada bulunacağını haber verdi. Hz. Osman halife iken müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harp ettiler. Bu hanım da beraber idi. Orada şehid oldu.

    22- Mübarek kızı Fatıma�nın oğlu Hasan �radıyallahü teâlâ anhüma� için, (Bu oğlum çok hayırlıdır. Allahü teâlâ, müslümanlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebep yapacaktır) buyurdu. Büyük bir ordu ile Muaviye�ye �radıyallahü anh� karşı harp edeceği zaman, fitneyi önlemek, müslümanların kanının dökülmemesi için hakkı olan halifeliği Muaviye�ye �radıyallahü anh� teslim etti.

    23- Abdullah ibni Abbas�ın annesine bakıp, (Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!) buyurdu. Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek ağzının suyundan ağzına sürdü. İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi. (Halifelerin babasını al, götür!) buyurdu. Hz. Abbas, bunu işitip, gelip sorunca, (Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır. Onlar arasında seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır) buyurdu. Abbasiyye devletinin başına çok halifeler geldi. Bunların hepsi, Abdullah bin Abbas�ın soyundan oldu.

    24- Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir.
    Hz. Ali buyuruyor ki:
    Resulullah beni Yemen�e kadı [Hakim] olarak göndermek istedi. Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını bilmiyorum dedim. Mübarek elini göğsüme koyup, (Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir. Hep doğru söylemek nasip eyle!) buyurdu. Bundan sonra bana gelen şikayetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükmederdim.

    25- Nabiga ismindeki meşhur şair şiirlerinden birkaçını okuyunca, Araplar arasında meşhur olan (Allahü teâlâ dişlerini dökmesin) duasını buyurdu. Nabiga yüz yaşına gelmişti. Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiş dururdu.

    26- Amcası Ebu Leheb�in oğlu Uteybe, Resulullahı çok üzdü. Çirkin şeyler söyledi. Buna çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna köpeklerinden birini musallat eyle!) buyurdu. Uteybe, Şam�a ticaret için giderken bir gece arkadaşlarının arasında yatıyordu. Bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe�ye gelince, kaptı parçaladı.

    27- Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektup gönderdi. Alçak Hüsrev, mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid eyledi. Peygamber efendimiz bunu işitince, çok üzüldü ve (Ya Rabbi! onun mülkünü parçala!) buyurdu. Resulullah hayatta iken Hüsrevi oğlu Şireveyh hançerle parçaladı. Hz. Ömer halife iken, acem memleketinin tamamını müslümanlar feth edip, Hüsrev�in nesli de, mülkü de kalmadı.

    28- Allahü teâlâ, Habibini belalardan korurdu. Ebu Cehil, Resulullahın en büyük düşmanı idi. Kâbe-i muazzama yanında namaz kılarken, alçak Ebu Cehil, tam zamanıdır diyerek, bıçakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı. Arkadaşları, niçin korktun dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm. Birçok kimse beni bekliyorlardı. Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı. Bunu müslümanlar işitip, Resulullah efendimize sorduklarında, (Allahü teâlânın melekleri, onu yakalayıp parçalayacaklardı) buyurdu.

    29- Resulullah efendimiz bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine mübarek elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş mesti yere bıraktı. Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu.

    30- Selman-ı Farisi, hak din aramak için, İran�dan çıkıp çeşitli memleketleri dolaşmaya başladı. Beni Kelb kabilesinden bir kervan ile Arabistan�a gelirken Vadi�-ul kura denilen mevkide hainlik edip bir yahudiye köle diye sattılar. Bu da, akrabası, Medineli bir yahudiye köle olarak sattı. Hicrette Resulullahın Medine�ye teşriflerini işitince, çok sevindi. Çünkü, kendisi nasrani âlimi idi. En son rehberi büyük bir âlimin tavsiyesi ile, ahir zaman Peygamberine iman etmek için Arabistan�a gelmişti. O âlim, Resulullahın vasıflarını öğretmiş, Onun hediye kabul edip, sadaka kabul etmediğini, iki omuzu arasında mühr-ü nübüvvet olduğunu ve pek çok mucizeleri olduğunu Selman�a bildirmişti. Selman-ı Farisi, Resulullaha sadakadır diyerek hurma getirdi. Resulullah onlardan hiç yemedi. Hediyedir diye bir tabakta yirmibeş kadar hurma getirdi. Resulullah efendimiz ondan yedi. Bütün Eshab-ı kiram da yediler. Yenilen hurma çekirdekleri bin kadardı. Resulullahın bu mucizesini de gördü. Ertesi gün bir cenaze defninde mühr-ü nübüvveti görmek arzu etti. Resulullah, bunu anlayıp mübarek gömleğini sıyırarak mühr-ü nübüvveti gösterdi. Selman hemen imana geldi. Birkaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altın ödemek şartı ile azat edilmesine söz kesildi. Resulullah bunu işitti. Mübarek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma ağacı dikti. Ağaçlar o sene meyve vermeye başladı. Birini Ömer �radıyallahü teâlâ anh� dikmişti. Bu ağaç meyve vermedi. Resulullah efendimiz, bunu çıkarıp mübarek elleri ile tekrar dikti. Bu da hemen meyve verdi. Bir gazada, ganimet alınan, yumurta kadar altını Selman�a �radıyallahü teâlâ anh� verdiler. Resulullaha gelip, bu gayet azdır. Binaltıyüz gram çekmez dedi. Mübarek ellerine alıp tekrar Selman�a verdi. (Bunu sahibine götür) buyurdu. Yarısı ile efendisine olan borcunu ödedi. Yarısı da, Hz. Selman�a kaldı.

    31- Kureyş kâfirlerinden Velid bin Mugire, As bin Vail, Haris bin Kays, Esved bin Yagus ve Esved bin Muttalib, Resulullaha cefa ve eziyet etmekte başkalarından aşırı gidiyorlardı. Cebrail aleyhisselam gelip, (Seninle alay edenlere cezalarını veririz...) mealindeki Hicr suresinin 95. âyetini getirip, Velidin ayağına, ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dördüncüsünün başına, beşincisinin gözlerine işaret etti. Velid�in ayağına bir ok battı. Çok kibirli olduğundan, eğilerek oku çıkarıp atmak, kendine ağır geldi. Demiri topuk damarına batıp, siyatik hastalığına yakalandı. As�ın ökçesine diken battı. Tulum gibi şişti. Harisin burnundan devamlı kan geldi. Esved bir ağaç altında neşeli otururken, kafasını ağaca vurup, diğer Esved de, a�ma olup, hepsi helak oldular.

    32- Devs kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke�de imana gelmişti. Kavmini imana davet için Resulullahtan bir alamet istedi. (Ya Rabbi! Buna bir âyet (delil) ihsan eyle) buyurdu. Tufeyl, kabilesine gidince, iki kaşı arasında bir nur parladı. Tufeyl, ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka yerime koy. Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler dedi. Duası kabul olup, nur yüzünden gitti. Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı. Kabilesindekiler zamanla imana geldiler.

    33- Hicretin yedinci senesinde Resulullah efendimiz, Habeş padişahı Necaşi�ye ve Rum imparatoru Herakliyus�a ve Acem padişahı Husrev�e ve Bizansın Mısır�daki valisi Mukavkas�e ve Şam�daki valisi Haris�e ve Umman Sultanı Semame�ye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti. Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı. Ertesi sabah, o dilleri söylemeye başladılar.

    Molla Abdurrahman Caminin (Şevahid-ün-nübüvve) kitabında ve Yusuf-i Nebhani�nin (Huccetullahi alel-âlemin) kitabında, Resulullah efendimizin daha nice mucizeleri yazılıdır.
     
  12. sleza

    sleza Üye

    Kur'an-ı kerim mucizesi
    Sual: Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü nedir?
    CEVAP
    Kur'an-ı kerimdir.
     
  13. sleza

    sleza Üye

    Mirac mucizesi
    Sual: Âyet ve hadisle bildirildiği halde, Mirac mucizesini inkâr eden olmuş mudur?
    CEVAP
    Bazı bid�at ehli, Peygamber efendimizin bir anda, Cenneti, Cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdirememiş, inkâr etmiştir. Bir kısım akılsızlar da, hâşâ, �Miracı kabul etmek, Allah�a mekan ittihaz etmek olur� diyerek Miracı inkâr ediyor. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselam ile Tur dağında konuşmuştur. Tur dağı Allah�ın mekanı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı görecektir. Cennet de Allahü teâlânın mekanı değildir. Allahü teâlâ mekandan münezzehtir.

    Ehl-i sünnet âlimleri, sözbirliği ile Miracın hak olduğunu bildiriyorlar.

    Kavl-ül-fasl kitabında deniyor ki:
    İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice harika olaylardan bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekke'den Kudüs'e götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece yürümek manasına kullanılır.
    Yine buyuruldu ki:
    (Sana [Miracda] gösterdiğimiz temaşayı insanlar için bir fitne kıldık.) [İsra 60]
    [Fitne] yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hz. Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı.

    Resulullahın, Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur. (Bahr)

    Birkaç saniyede Mekke'den Kudüs'e götüren Allahü teâlâ, neden daha uzaklara götüremesin? Allahü teâlânın kudretinden ancak kâfirler şüphe eder.

    Mirac hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Birkaçı şöyle:
    (İsra gecesi [Miraca çıkınca] Cennetin kapısı üzerinde �Sadakanın on, ödünç vermenin sevabı onsekiz mislidir� yazılmış olduğunu gördüm.) [Beyheki]

    (İsra gecesi her gökte, Muhammedün Resulullah ve arkasından Ebu Bekri Sıddık yazılı olduğunu gördüm.) [Ebu Nuaym]

    (İsra gecesi, nura gark olmuş bir zat gördüm. �Bu kim?� dedim. Cebrail aleyhisselam, �Dünyada iken Allahü teâlâyı devamlı anan, kalbi camiye bağlı ve ana-babasına asi olmayan bir zattır� dedi.) [İ. Ebiddünya]

    (Miracda, Cehennemde kokmuş leş yiyenlerin kim olduğunu sordum. �Bunlar, gıybet ederek insanların etlerini yiyenlerdir� dendi.) [I. Ahmed]

    (Mirac gecesi, uğradığım her melek topluluğu, ümmetime hacamatı tavsiye etti.) [Hakim]

    (Mirac gecesinde ateşten makasla kendi dudaklarını kesenleri görüp, kim olduklarını sordum. "İlmi ile amel etmeyen din adamlarıdır" dendi.) [Buhari, Müslim]

    (Mirac gecesi Cehennemi gösterdiler, çoğunun kadın olduğunu gördüm.) [Tirmizi]

    (Mirac gecesi, ekin ekip bir günde biçen bir topluluk gördüm. Biçtiği mahsul yeniden eski haline dönüyordu. �Bunlar kim?� dedim. Cebrail aleyhisselam, �Bunlar Allah yolunda cihad edenlerdir. Bunların bir iyiliğine yedi yüz misli sevap verilir. Harcadıklarının yerine yenisi verilir� dedi.) [Bezzar]

    Uzun bir hadis-i şerifin özeti şöyle:
    (Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim. Cenneti gösterdiler. Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allahü teâlâdan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.) [Müslim]

    Bazı bid�at ehli, sahih-i Müslimdeki bu hadis-i şerife inanmıyorlar. Peygamber efendimizin derecesinin Musa aleyhisselamdan daha yüksek olduğu için, ondan öğrenmesi, onun tavsiyesine göre hareket etmesi uygun değil, böyle şey olmaz diyorlar. Halbuki bilindiği gibi, Kur�an-ı kerimde, Musa aleyhisselamın Hz. Hızır�dan ilim öğrendiği bildirilmektedir. [Bu kıssayı aşağıda yazdık.] Hz.Hızır peygamber olmadığı gibi derecesi Musa aleyhisselamla mukayese bile edilmez. Musa aleyhisselam, ulülazim bir Peygamberdir. Demek ki, mevki ve derecesi yüksek olan bir zat, derecesi daha aşağıdaki bir zattan ilim öğrenebilir, onun tecrübesine istinaden söylediği tavsiyeye uyabilir.

    Mekke'den Kudüs'e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke'den Kudüs'e varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da, daha uzaklara gittiğine inanmamak, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeyi gerektirir. İşte mezhepsizlerin anlamadığı husus burasıdır. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın? Peygamber efendimiz, (Göklere ve daha uzaklara gidip geldim) buyuruyor. Bunu inkâr etmekteki maksat nedir? Gayri müslimler, İslamiyet�i yıkmak için, böyle konularda yerli maşalarını kullanıyorlar
     
  14. sleza

    sleza Üye

    İmtihan rüyada olmaz
    Sual: Mirac rüyada oldu diyorlar. Peygamberimiz uyanıkken olmadı mı?
    CEVAP
    Rüyada olanlar da oldu. Ancak meşhur İsra olayı uyanıkken oldu. Namaz da o gece beş vakit olarak farz oldu.

    İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinin meali şöyledir:
    (Kuluna [Muhammed aleyhisselama] bir gece bazı âyetlerimizi [Allahü teâlânın kudret ve azametine delâlet eden nice harika olayları] göstermek için, onu Mescid-i Haram'dan [Mekke�den], çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya [Kudüs�e] götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören Odur.) [İsra 1]

    Âyet-i kerimede geçen İsra kelimesi, gece yürümek anlamındadır. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, yürümek manasına kullanılır. Yine aynı surede mealen buyuruluyor ki:
    (İsra gecesi, sana, o temaşayı [o gece gösterdiğimiz olayları] ve Kur'anda lanetlenen [Cehennemdeki Zakkum isimli] ağacı da, yalnız insanlara bir fitne [imtihan] yaptık. [Miracı ve zakkum ağacını inkâr ettiler.] Bizim ikazımız, ancak onların taşkınlıklarını artırıyor.) [İsra 60]

    İmtihan rüyada olmaz, uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamaz, kâfirler, hep birlikte isyan etmez, Müslüman görünen münafıklar, böyle şey olmaz demezlerdi. Onları Müslüman sananlar da, bunları mürted oldu zannettiler. Onun için bazı kitaplarda, (Mirac olayı, bir çok kişinin mürted olmasına sebep oldu) diye yazar. İnançları sarsan bir olay olmasaydı, Hz. Ebu Bekir de, inkâr fırtınası içinde, Resulullahın miracını tasdik etmezdi. Allahü teâlâ, bu tasdikinden dolayı Resulü Muhammed aleyhisselam vasıtası ile ona Sıddık ismini verdi. Burada sıddık, sözünde ve imanında çok doğru olan demektir. Ebu Bekri Sıddık, Resulullahın Miracını ilk tasdik edenlerden olduğu için yüksek derecelere kavuştu, Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Allah�a ve Resulüne iman edip, Onların sözünü tasdik etmek müminlerin alametlerindendir. Bir âyet meali:
    (Müminler, �İşittik, itaat ettik [Allah ve Resulünün sözlerini beğendik, kabul ettik]� derler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.) [Nur 51]

    İsra suresinin 60 âyet-i kerimesinde bildirilen fitne [imtihan] hâlâ devam ediyor, aklını ölçü alan mutezile kafalı kimseler, böyle bir mucizeye akıl erdiremedikleri için, Miracı bir türlü kabul edemiyorlar. Evet olay çok büyüktür, bir mucizedir, insanların yapması imkansızdır, ama bunu Allahü teâlâ yapıyor. Onun kudretinden hiç şüphe edilir mi?

    Kâfirlerin telaşı ve soruları
    Bu gidip gelmek, gayet kısa zamanda oldu. Geldiğinde, mübarek yatakları henüz sıcak idi. Gelince, nasıl gidip geldiğini anlattı. Burak�la Mescid-i Aksa�ya gittiğini, oradan gökleri geçerek Cenneti Cehennemi ve daha başka yerleri gezdiğini söyledi. Dönüşte yolda, develi yolcular gördüğünü, bir devenin ürküp yıkıldığını söyledi. (İnşallah çarşamba günü Mekke�ye gelirler) buyurdu. Kâfirler bu olayı işitince inkâr edip, �Akla zıttır, mümkün değildir� dediler. �Bu iş burada bitti, mal, mülk, saltanat verdik, davasından vazgeçiremedik. Ama artık ondan kurtulduk� diye sevinçlerinden oynamaya başladılar. Birkaçı hemen Hz. Ebu Bekir�in evine geldi. Çünkü onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu biliyorlardı.

    Kapıya çıkınca hemen sordular:
    "Ey Ebu Bekir, sen çok kere Kudüs'e gittin geldin, iyi bilirsin. Mekke'den Kudüs'e gidip gelmek ne kadar zaman sürer" dediler. Hz. Ebu Bekir, "İyi biliyorum, bir aydan fazla" dedi. Kâfirler bu söze sevindiler. �Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur� dediler. Gülerek, alay ederek ve Hz. Ebu Bekir'in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, "Senin efendin, Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı" diyerek, Hz. Ebu Bekir'e sevgi, saygı ve güven gösterdiler.

    Hz. Ebu Bekir, Resulullah efendimizin mübarek adını işitince "Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir. O, gerçek söyler. Ondan yalan sâdır olmaz" diyerek içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadılar. "Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebu Bekir�e sihir yapmış" diyorlardı.

    Hz. Ebu Bekir hemen giyinip, Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle, "Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Allah�a sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur, inandım. Canım sana feda olsun" dedi.

    Kâfirler bu hâle çok kızdı. Müminlerin kuvvetli imanına, Peygamberin her sözüne hemen inanmalarına, Onun çevresinde pervane gibi toplanmalarına dayanamadılar. Peygamber efendimiz daha önce Kudüs�ü, Mescid-i Aksa�yı görmemişti, bunu kâfirler de bildiği için, Resulullahı mahcup, mağlup etmek için, imtihan etmeye yeltenip dediler ki:
    �Sen Kudüs�e gittim diyorsun. Söyle bakalım! Mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var?�
    Resulullah hepsine cevap verirken, Hz. Ebu Bekir, �Öyledir ya Resulallah, aynen öyledir ya Resulallah� derdi. Çünkü Hz. Ebu Bekir, tüccardı, Kudüs�ü Mescid-i Aksa�yı iyi biliyordu, çok gidip gelmişti. Kâfirlerin kendileri de oraları çok iyi biliyorlardı. Bu bakımdan kâfirler, �Yanlış söylüyorsun� diyemiyorlar, inat için dahi olsa, Resulullahın cevaplarını inkâr edemiyorlardı.

    Resulullah efendimiz, edebinden, hayasından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Mescid-i Aksa�nın kaç penceresi olduğunu bilmiyordu. Daha sonra bu olayı şöyle anlattı:
    (Mescid-i Aksa�da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. Kureyş beni yalanlayınca, o anda Cebrail aleyhisselam, Mescid-i Aksa�yı gözümün önüne getirdi. [Televizyon gibi] görüyor, sayıyordum. Sorularına, hemen cevap veriyordum.) [Buhari]

    Çarşamba günü güneş batarken, Resulullahın bahsettiği kervan Mekke�ye geldi. Kervandakiler, fırtına eser gibi olduğunu, bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu hâl müminlerin imanını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığını artırdı.

    Kur�an-ı kerim âyetlerinin inmesi, mucizelerin görülmesi müminlerin imanlarını kuvvetlendirdiği gibi, kâfirlerin de düşmanlıklarını artırırdı. İki âyet meali:
    (Müminler, Allah anılınca kalbleri ürperen, âyetler okununca, imanları artan [kuvvetlenen] ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.) [Enfal 2]

    (Andolsun ki, sana Rabbinden indirilen âyetler, onların [kâfirlerin] çoğunun azgınlığını ve küfrünü artırır.) [Maide 64]


    Hz.Hızır ve Musa aleyhisselam
    Bir kimse, ilim tahsil etmeden marifet ve keramet sahibi olabilir. Kur�an-ı kerimde, Kehf suresinin 60. âyet-i kerimesinden 82. âyetinin sonuna kadar anlatılan olayda, ilm-i ledünniden, bâtın ilminden bahsedilmektedir.

    Kıssa özetle şöyledir:
    Hz. Musa, �Ya Rabbi, benden âlim olan ve bâtın ilmini bilen zatı nerede bulurum?� diye sordu. Allahü teâlâ da, �Ya Musa, yola çık, çantana koyduğun balık canlanıp denize gittiği yerde, o zatı bulursun� buyurdu. Hz. Musa, Hz. Yuşa ile yola çıktı. Bir pınarın yanına oturdular. Bu pınar âbı hayat idi. Bu suya dokunan ölü canlanırdı. Bu sudan bir damla balığa değince, balık canlanıp denize gitti. Hz. Yuşa bunu gördü ise de söylemeyi unuttu. Hz. Musa sorunca, hatırlayıp balığın canlanıp denize gittiğini söyledi. Geri dönüp oraya gelince, o zatı gördüler. Hz. Musa, �Bana bâtın ilmini öğretir misin?� dedi. O zat, �Allahü teâlânın bana öğrettiği ilmin hepsini sen bilmezsin. Bilmediğin için de yaptıklarıma sabredemezsin� dedi. Hz. Musa, �İnşallah beni sabredenlerden bulursun� dedi. O zat, �Ya Musa, tuhafına gitse de, yaptıklarımdan bana bir şey sormayacaksın� dedi.

    Üçü bir gemiye bindiler. Gemiciler, bunların iyi kimseler olduklarını anlayarak para almadılar. O zat, geminin bir tahtasını söktü. İçeri su girmeye başladı. Hz. Musa, �Gemiciler, bize iyilik etti, para almadı. Sen de bunları denizde boğacaksın� dedi. O zat, �Hani bana karışmayacaktın?� dedi.

    Gemiden inince, sahilde oynayan çocukları gördüler. O zat, çocuklardan birini öldürdü. Hz. Musa, �Çocuğun günahı neydi?� demekten kendini alamadı. O zat, �Yine işime karıştın� dedi.

    Antakya�ya uğradılar. Kimse yemek vermedi. O zat, yıkılmak üzere olan bir binanın koca duvarını bir eli ile tutup doğrultuverdi. Hz. Musa, �Bunu ücretle yapsaydın, bir ekmek parası çıkarırdık� dedi. O zat, �Artık ayrılma zamanımız geldi. Çünkü üç defa işime karıştın� dedi. Hz. Musa, �Bunların hikmeti nedir?� dedi. O zat, �Bunları Allahü teâlânın emri ile yaptım. Gemiciler on kardeşti. Geminin kazancı ile geçiniyorlardı. Bir derebeyi, sağlam gemileri zorla alıyordu. Bu geminin arızalı olduğunu duyunca almaktan vazgeçecekti. Biz de iyiliğe iyilik etmiş olduk.

    Günahsız çocuğa gelince, bunun ana babası salih idi. Çocuk büyüyünce, küfre zorlayarak onlara zulüm ve işkence edecekti. Bunun yerine neslinden 70 Peygamber meydana gelecek hayırlı bir evlat vermesi için dua ettim.

    Doğrulttuğum duvar, öksüzlere aitti. Babaları duvarın altına bir hazine saklamıştı. Duvarı düzeltmeseydim, yıkılıp hazine meydana çıkacak, eller alacaktı. Öksüzlere de bir iyilik etmiş olduk.

    Kur�an-ı kerimdeki bu kıssa, bâtın ilmine sahip keramet sahibi kimselerin bulunduğunu açıkça bildirmektedir. Cenab-ı Hakkın ihsanı boldur. Dilediğine bu ilmi verir, onu marifet sahibi yapar.

    Ezelle ebed
    Sual: Peygamber efendimiz Miraca çıkınca, Cennet ve Cehennemde insanların başına gelenleri gördüğünü bildiriyor. İnsanlar Cennete ve Cehenneme kıyamet kopup hesaptan sonra gitmeyecekler mi? Bu nasıl oluyor?
    CEVAP
    Zaman ve mekan mefhumu yaratıklar yani insanlar içindir. Yaratan yani Allahü teâlâ için değildir. Zamanları, mekanları her şeyi o yaratmıştır. İnsanlara göre olan ezelle ebedi birleştirip Cenneti Cehennemi insanlarla nasıl doldurduğunu Habibine göstermiştir.
     
  15. sleza

    sleza Üye

    Resulullah gelecekten haber verdi
    Sual: Bazıları mucizeye, keramete inanmıyorlar. Resulullah da gaybı bilemez diyorlar. Bu hususta âyet ve hadis yok mu da böyle diyorlar?
    CEVAP
    Allahü teâlâ bildirirse, Resulullah da gaybı, gelecekte olan şeyleri bilir.

    Peygamber efendimizin bildirilen gaybları bildiğini bildiren üç âyet meali de şöyledir:
    (Allah gaybı herkese bildirmez; ancak dilediği resul müstesna, [Mucize olarak ona bildirir.] Çünkü her peygamberin önünden ve ardından gözcüler [melekler] salar.) [Cin 26, 27] (Beydavi)

    (Allah, müminleri bulunduğu şu durumda bırakmaz, temizi pisten ayırır. Allah size gaybı da bildirmez. Ama Allah Resullerden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah�a ve resullerine inanın, eğer iman eder, müttaki olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.) [Al-i İmran 179]

    (O, gaybın bilgilerini [vahiy ile bildirilen gizli şeyleri sizden] esirgemez.) [Tekvir 24]

    Resulullah efendimizin mucize olarak gelecekten haber verdiği (Bir zaman gelecek) diye başlayan hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
    (Bir zaman gelecek, insanlar, yalnız parayı düşünüp, helal haram düşünmeyecekler.) [Buhari]
    (Rüşvet, hediye adı altında verilecek, gözdağı için suçsuz kişiler öldürülecek.) [İ. Gazali]
    (Âmirler, imamlar, namazı öldürecek, vaktinden sonraya bırakacaklar.) [Müslim]

    (Peygamberim diyen yalancılar çıkacak, benden sonra peygamber gelmeyecek.) [Mişkat] (Peygamberim diyen birçok yalancı çıkmıştır.)

    (Sünnetimi öldürerek dini bozmaya çalışan kimseler çıkacak.) [Deylemi]
    (Allah�ın kitabının dışında uyacağımız bir şey yok diyenler çıkacaktır.) [Ebu Davud]

    (Bir zaman gelecek, beni yalanlayanlar çıkacaktır. �Hadisi bırak, Kur'ana bak� diyeceklerdir.) [Ebu Ya�la]

    (Kâfirler için gelmiş olan âyetleri, müslümanları kötülemek için delil olarak kullanacaklar.) [İbni Ömer] (Vehhabiler, müşrikler hakkında inen âyetleri müslümanlar için, rafiziler de münafıklar hakkında inen âyetleri Eshab-ı kiram için delil gösterdiler. Resulullahın mucizesi meydana çıktı.]

    (Sünnet, bid�at gibi çirkin, bid�at da sünnet gibi rağbet görecek. Sünnete uyan garip olacak, yalnız kalacak. Bid�ate uyan, çok yardımcı bulacaktır.) [Şir�a]

    (Kur�an, dünyalık için okunacaktır.) [Ebu Davud]
    (Camilerde binden fazla kişi namaz kılacak, içlerinde bir mümin bulunmayacak.) [Deylemi]

    (Âlimler fitne unsuru olacak, camiler ve hafızlar çoğalacak, ama, hakiki âlim hiç bulunmayacak.) [Ebu Nuaym]

    (Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacak.) [Asakir]
    (Din adamları, ince meseleleri ele alıp, halkı şaşırtacaklar.) [Taberani]

    (Din âlimi kalmayacak, din adamı yerine geçirilen cahiller, bilmeden fetva verecek, herkesi, doğru yoldan çıkarmaya çalışacak.) [Buhari]

    (Din adamları, halkın istediği yönde fetva verecek, helale haram, harama helal diyecekler, dini ticarete, menfaate alet edecekler.) [Deylemi]

    (Hacca, hükümdarlar [devlet başkanları] gezi için, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, din görevlileri de gösteriş için gidecekler.) [Hatib]

    (Kişi dinini ve dünyasını ancak para ile ayakta tutabilecek, altını gümüşü [parası pulu] olmayan rahat edemeyecek.) [Taberani]

    (İnsanın bütün kaygısı midesi olacak, şerefi mal, kıblesi kadın, dini para olacak.) [Sülemi]
    (Her asır, öncekinden daha kötü olacak, böylece Kıyamete kadar hep bozulacak.) [Hadika]

    (İstanbul fethedilecektir. Bunların kumandanı ne güzel emir, askerleri ne güzel askerdir.) [Hakim, İ. Ahmed, İ. Süyuti]

    (Ey dağ, sallanma, üstünde bir peygamber, bir sıddık, iki de şehid var.) [Buhari] (Hz. Ömer ve Hz. Osman�ın şehid olacağını haber verdi.)

    (Ya Osman halife olacaksın, hilafet gömleğini çıkarmak isteyecekler, sakın çıkarma! O gün oruçlu olacak, benim yanımda iftar edeceksin.) [Hakim] (Aynen vaki olmuştur.)

    (İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.) [Ebu Davud]
    (Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ.Ahmed]

    (Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) [Hakim]
    (Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hakim]

    (Kötü kadınlar, çoğalıp, zina bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, AIDS gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalır. Ölçüde, tartıda hile yapılırsa, geçim darlığı baş gösterir.) [Beyheki]

    (Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]

    (Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyheki]
    (Anarşi ve ölüm çoğalacak.) [İbni Mace]

    (İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]
    (Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizi]
    (Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hakim]

    (Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hakim]

    Kıyametin kopması ile ilgili hadis-i şerifler:
    (Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmayacak.) [Hatib]
    (Lutilik mubah sayılmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]

    (Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmayacak.) [Buhari]
    (Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]

    (Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Tirmizi]
    (Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Müslim]
    (Allah�a inanan müslüman kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.) [Müslim]

    Yukarıda bildirilen küçük alametlerin çoğu çıktı. Henüz çıkmamış olan küçük alametlerden bazıları şunlardır:
    (Kişi yol kenarında kadınla beraber olacak.) [Hakim]
    (Konuşan hayvanlar olacak.) [Tirmizi]
    (Kıyamet alametidir ki, erkek evde yokken kadının yaptıklarını ayakkabısı haber verecektir.) [İ. Ahmed]
     
  16. sleza

    sleza Üye

    Kıyametin büyük alametleri de şunlardır:
    (Mehdi gelecek.) [Ebu Nuaym]
    (Deccal gelecek.) [İ.E. Şeybe]
    (İsa gökten inecek, duman çıkacak, Kâbe yıkılacak.) [Buhari]
    (Dabbet-ül-arz çıkacak) [Tirmizi]
    (Yecüc ve Mecüc çıkacak.) [İbni Cerir]
    (Ateş çıkacak, güneş batıdan doğacak.) [Müslim]

    Güneşin batıdan doğmasını, bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.) [Buhari]


    Gaybı yalnız Allah bilir
    Gayb, duygu organları ile veya hesap ile, tecrübe ile anlaşılmayan şey demektir. Gaybı ancak Allah bilir. O, Âlim-ül-gayb [gaybı bilen]dir (Haşr 23) ve Allâmül-guyûb [gaybları en iyi bilen]dir. (Sebe 48)

    Bu konudaki birkaç âyet meali şöyledir:
    (Allah�ın, gaybları en iyi bilen olduğunu hâlâ anlamadılar mı?) [Tevbe 78]
    (De ki: Gaybı bilmek Allah�a mahsustur.) [Yunus 20]

    (Göklerin ve yerin gaybı Allah�a aittir.) [Hud 123, Nahl 77]
    (De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah�tan başka bilen yoktur.) [Neml 65, Hücurat 18]

    Gaybı Peygamberler de bilmez. Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Ben gaybı da bilmem.) [Enam 50, Hud 31]
    (Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır.) [Enam 59]
    (De ki: Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim.) [Araf 188]

    Gaybı cinler de bilmez. Bir âyet meali:
    (Cinler gaybı bilselerdi, zelil edici azap içinde kalmazlardı.) [Sebe 14]

    Falanca hoca, filanca falcı gaybı biliyor demek küfür olur. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Falcının, büyücünün veya başka birinin gaybdan verdiği haberlere inanan, Kur�an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]

    Allahü teâlâ dilerse, Peygamberlerine bazı gayblarını bildirir. Bu konudaki iki âyet meali şöyledir:
    (Allah size gaybı bildirmez; fakat dilediği Peygamberine gaybı bildirir.) [Al-i imran 179]

    (Allah gaybı herkese bildirmez; ancak dilediği Resul müstesna, [Mucize olarak ona bildirir.] Çünkü her Peygamberin önünden ve ardından gözcüler [melekler] salar.) [Cin 26, 27]

    Hz. Musa�nın, ledün ilmine sahip, yani Allahü teâlânın kendisine gaybları bildirdiği bir zata, (Rabbimizin sana öğrettiği doğruyu bulmama yardım edecek hayra götürecek bir ilmi bana da öğretmen için, sana tâbi olmak istiyorum) dediği Kur�an-ı kerimde bildiriliyor. (Kehf 66)

    Gaybları bilen, ledünni ilme sahip olan bu zatın Hz. Hızır olduğu bildirilmiştir. Resulullah efendimize ise, birçok gayblar bildirilmişti. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
    (Saflarınızı tamamlayın. Çünkü sizi elbette arkamdan da görüyorum.) [Müslim]

    (Rüku ve secdeleri düzgün yapın, Allah�a yemin ederim ki, sizin rüku ve secde yaptığınızı arkamdan görüyorum.) [Buhari, Müslim] (Gözde görmeyi yaratan Allahü teâlâ, diğer uzuvlarda da görmeyi yaratmaya kadirdir. Resulullahın bu mucizesini inkâr eden, Allah�ın kudretini inkâr etmiş olur.) Resulullah efendimizin gündüz aydınlıkta nasıl görürse, gece karanlıkta da aynen gördüğü Buhari�deki hadis-i şerifte bildirilmiştir.

    Evet Allah�tan başka gaybı kimse bilemez. Bilir demek küfürdür. Bir gün Resulullah efendimizin devesi kayboldu. Münafıklar bunu fırsat bilip �Hani göklerden, Cennetten, Cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor� dediler. Münafıkların bu sözü Resulullah efendimize ulaşınca, (Vallahi ben ancak Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Şu anda Rabbim, bana devemin nerede olduğunu bildirdi. Devem, şu anda falanca yerdedir) buyurdu. Tarif edilen yere gidip deveyi bir ağaca bağlı olarak buldular. (Mevahib-i ledünniyye)

    Ancak, Allahü teâlâ bildirirse Resulü de, evliyası da bilebilir. Bunun delillerini yukarıda genişçe bildirdik. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Kalbleriniz temiz olsa idi, siz de benim duyduklarımı duyardınız.) [İ. Ahmed, Taberani] (Bu hadis-i şerifteki gibi kalbi temiz olan Hz. Ömer, Medine�den İran�daki ordusunu görüp, komutanı Sariye�ye, �Dağa yanaş� dedi. (Ş. Nübüvve)

    Yine bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı gaybları haber veren keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de Ömer onlardandır.) [Buhari, Müslim]

    Hz. Ömer�inki gibi başka evliyadan da bir çok keramet görülmüştür. Kur�an-ı kerim bunu bildirmektedir. (Neml 38-40, Meryem 24, Al-i imran 37, Kehf 17,18)

    Netice: Allahü teâlâ dilediğine gaybı bildirir ve o da gaybdan haber verir. (Avarif-ül-mearif)

    Peygamber gaybı bilir mi?
    Sual: Misyonerlere aldanan bir genç diyor ki: Hz. Muhammed gaybı bilmezdi. Şu âyetler onun gaybı bilmediğini gösteriyor:
    �De ki, ben size, Allah�ın hazineleri benim yanımda demiyorum. Gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyedilene uyarım.� (Enam 50)
    �Gaybın anahtarları Allah�ın yanındadır; onları Ondan başkası bilmez.� (Enam 5)
    �De ki: gaybı ancak Allah bilir.� (Yunus 20)
    �De ki, göklerde ve yerde, Allah�tan başka kimse gaybı bilmez.� (Neml 65)
    �Allah gaybı kimseye bildirmez.� (Cin 26)
    Bu âyetler açıkça gösteriyor ki, peygamberin gelecek hakkında söyledikleri şeyler yanlıştır, gelecekten haber veren hadislerin hepsi uydurmadır, gerçekle asla ilgisi yoktur.
    CEVAP
    Misyonerler, 19 cular, vehhabiler, Hansçılar, hep aynı şeyi söylerler. Cin suresindeki 26. âyeti yazıp 27. âyeti gizlerler. Âyetin tamamı şöyledir:
    (Allah gaybı herkese bildirmez; ancak dilediği Resul müstesna, [Mucize olarak ona bildirir.] Çünkü her Peygamberin önünden ve ardından gözcüler [melekler] salar.) [Cin 26, 27] (Beydavi)

    Peygamber efendimizin bildirilen gaybları bildiğini bildiren iki âyet meali de şöyledir:
    (Allah, müminleri bulunduğu şu durumda bırakmaz, temizi pisten ayırır. Allah size gaybı da bildirmez. Ama Allah Resullerden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah�a ve resullerine inanın, eğer iman eder, müttaki olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.) [Al-i İmran 179]

    (O, gaybın bilgilerini [vahiy ile bildirilen gizli şeyleri sizden] esirgemez.) [Tekvir 24]

    Resulullah efendimizin gaybdan verdiği haberler çoktur. Bunlardan bir kısmını yukarıda bildirdik.

    Kur�an-ı kerimde mealen buyuruyor ki:
    (De ki, ey insanlar, ben, Allah�ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]
    (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
    (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]

    (Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]
    (O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

    (Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]
    (Resule itaat eden, Allah�a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

    (Allah�a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36]
    (Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]

    (Kimi, ona [Resulüme] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi. Bunlara çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanları elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-56]

    (Allah, Peygamberini, hidayet ve hak din ile gönderdi. İslam dinini, diğer dinler üzerine üstün kıldı. [Ey Resulüm senin hak] Peygamber olduğuna şahid olarak Allah yeter.) [Feth 28]

    Resulullah, mucize olarak kıyamet alametlerini, mesela Hz. İsa�nın, Hz. Mehdi�nin, Deccal�in geleceklerini ve hadis-i şerifleri inkâr edecek sapıkların da çıkacağını bildirmiştir. İki hadis-i şerif meali:

    (Bir zaman gelecek, beni yalanlayanlar çıkacaktır. �Hadisi bırak, Kur'ana bak� diyeceklerdir.) [Ebu Ya�la]

    (Allah�ın kitabının dışında uyacağımız bir şey yok diyenler çıkacaktır.) [Ebu Davud]
     
  17. sleza

    sleza Üye

    Mucize ve Keramet haktır
    Sual: Mucize ve kerameti inkâr eden kâfir olmaz mı?
    CEVAP
    Mucizeyi de kerameti de yaratan Allah�tır. Bunu inkâr eden kâfir olur.
    Mucize, peygamber olduğunu söyleyen kimsenin, doğru söylediğini bildiren şeydir.

    Mucizeyi Allahü teâlâ yaratmaktadır. Her şeyi Allahü teâlâ yaratmaktadır. Allahü teâlâdan başka yaratıcı yoktur. Şu kadar ki, bu dünyanın ve dünya işlerinin düzgün olması için, Allahü teâlâ, her şeyin yaratılmasını sebeplere bağlamıştır. Bir şeyin yaratılmasını isteyen kimse, o şeyin sebebini kullanır. Sebeplerin çoğu, düşünmekle, tecrübe ile, hesapla bulunacak şeylerdir. Bir şeyin sebebi yapılınca, Allahü teâlâ, o şeyi, dilerse yaratır. Mucize ve keramet böyle değildir. Allahü teâlâ bunları sebepsiz olarak, harika olarak yaratır. Sebebe yapışmak, Allahü teâlânın âdetine uymaktır. Allahü teâlânın sebepsiz yaratması, âdetin haricine çıkmak olur, harika olur.

    Mucize, yalnız Peygamberde hasıl olur. Başkasında hasıl olmaz. Herhangi bir kimseyi övmek için (Mucize yaptı) demek, (Mucize olarak kurtuldu) demek, Onun Peygamber olduğunu söylemek olur. Bunda niyete bakılmaz söze bakılır. Herhangi bir kimseye peygamber demek küfür olur. Söyleyenin imanı gider. Allahü teâlâdan başkasına yaratıcı demek, (falanca yarattı) demek de böyledir. Müslümanlar, böyle tehlikeli şeyler söylememelidir.

    İnsanların bütün işleri, âdet-i ilâhiyye içinde meydana gelir. Allahü teâlâ, âdetini bozarak, sebepsiz şeyler de yaratır. Bunlar Peygamberlerden meydana gelirse Mucize, evliyadan meydana gelirse Keramet, diğer müminlerden meydana gelirse Firaset, fasıklardan meydana gelirse İstidrac, kâfirlerden zuhur ederse Sihir denir.

    Kur�an-ı kerim ve Harikalar
    Her müslümanın Kur�an-ı kerime inanması şarttır. Bir âyetinden bile şüphe eden müslüman olamaz. Kur�an-ı kerimde birçok mucize ve keramet bildirilmiştir. Mesela:

    Hz. Davud�un elinde demir, hamur gibi yumuşardı. (Sebe 10)
    Cinler, kuşlar ve rüzgar Hz. Süleyman�ın emrinde idi. Erimiş bakır sel gibi aktı. (Sebe 12, Neml 17)
    Dağlar ve kuşlar Hz. Davud�a boyun eğdi. (Enbiya 79)

    Hz. İbrahim�i ateş yakmadı. (Enbiya 69)
    Hz. İbrahim�in kestiği dört kuş dirildi. (Bekara 260)
    Hz. Yunus�u balık yuttuğu halde, zarar gelmeden kurtuldu. (Saffat 139-145)

    Firavun, Hz. Musa�ya, (Peygamberlik sözünde doğru isen haydi bir mucize göster) demişti. Hz. Musa da, asasını yere bırakınca, hemen bir ejderha oluverdi. (Araf 106)

    Hz. Musa�nın asası yılan olup, sihirbazların sihrini bozarak, gösterdikleri şeyleri yuttu (Taha 69)
    [Kâfirlerin sihir ile harika şeyler yaptığı bu âyetten de anlaşılmaktadır.]

    Hz. İsa beşikte iken konuştu. Elindeki çamurdan şekle üfleyince, canlı kuş oldu. Körleri iyi etti. Ölüleri diriltti. (Maide 110, A. İmran 49)

    Hz. Zekeriya, Hz. Meryem�in yanında yazın kış, kışın ise yaz meyveleri görürdü. (A.İmran 37)
    Hz. Süleyman�ın veziri Asaf, iki aylık mesafedeki Belkıs�ın tahtını, göz açıp kapayıncaya kadar getirdi. Hz. Süleyman, (Bu Rabbimin bir lütfudur) dedi. (Neml 40) [Hz. Süleyman�ın veziri peygamber olmadığı halde, bu kerameti göstermiştir.]

    Eshab-ı kehf, yiyip içmeden, 309 yıl uykuda kaldıktan sonra uyanmışlardır. Kur�an-ı kerimde bu olay için, (İşte bu, Allah�ın âyetlerinden [kudretini gösteren delillerden biri]dir) buyuruldu. (Kehf 17)

    Hz.Hızır�ın harikası, sepetteki pişmiş ölü balık canlandı. (Kehf 86) [Bazı âlimlere göre Hz.Hızır, nebi değil velidir. Veli ise, gösterdiği harikalar mucize değil keramettir.]

    Ay ikiye ayrılınca, kâfirler, Resulullah için (Bize sihir yaptı) dediler. (Kamer 1,2)
    Resulullah, Mescid-i Aksaya ve bilinmeyen yerlere bir anda gidip geldi. Mirac hadisesi. (İsra 1)
    Mucizeler de Allah tarafından meydana gelir, fakat kâfirler inanmaz. (Enam 25, 109)

    Peygamberlerin, elinde meydana gelen mucizelerin yaratıcısı da Allahü teâlâdır. (Hz. İsa, ölüleri diriltirdi) demekle ona yaratıcılık vasfı verilmiş olmuyor. Yine Allah yaratıyor. Nitekim, Allahü teâlâ, peygamberlerine verdiği mucizeleri bildirdikten sonra (Bunları yapan biziz) buyuruyor. (Enbiya 79)

    Cin suresinin son âyetlerinin tefsirinde (Allahü teâlâ bazı gaibleri, gizli sırları peygamberlerine bildirir, onların gaibden haber vermeleri mucizedir) buyuruluyor. (Medarik)

    Hz.Ali anlatır:
    Resulullah efendimizle gezerken rastladığımız her ağaç ve her taş, (Esselamü aleyke ya Resulallah) derdi. (Tirmizi)

    Bir köylü, yakaladığı keleri Peygamber efendimize göstererek, (Bu hayvan senin peygamberliğini tasdik etmedikçe, inanmam) dedi. Keler de, şehadet etti. (Beyheki)

    Birçok deve ve geyik konuşup Peygamberimizi tasdik etmiştir. (Nesai)

    Bir çoban, bir kurdun konuştuğunu duyunca hayret etti. Kurt, çobana, (Ey çoban, Muhammed aleyhisselam hak peygamberdir) dedi. Çoban, Resulullahın huzuruna gelip, kurdun söylediklerini anlatınca, (Kurt doğru söyledi, hayvanların konuşması kıyamet alametidir) buyurdu. (Taberani)

    Resulullahın gelecekten haber veren çok mucizesi vardır. Mesela halife olacak zatlara, (Emir olunca şöyle yap) ve (Benden sonra, Ebu Bekir�e ve Ömer�e uyun) buyurmuştur. (Tirmizi)

    Abdülgani Nablüsi hazretleri buyurdu ki:
    (Evliyalığı inkâr etmek, dinin bir hükmünü inkâr etmek gibi küfürdür. Evliya ve Peygamber, ne kadar yüksek olursa olsun kuldur. Hârika, keramet hasıl olmasında, kulların hiç tesiri yoktur. Her şeyi yalnız Allahü teâlâ yaratmaktadır. Ancak Allahü teâlâ, Peygamberlerini ve evliyasını başka kullarından üstün tutmuş, başkalarına vermediği keramet ve mucize gibi harikaları, nimetleri bu zatlara ihsan etmiştir.) (Hadika)
     
  18. sleza

    sleza Üye

    İnsanın Onu övecek gücü yoktur
    Sual: Resulullahı anlamamız yani Onu tanımamızdaki ölçü nedir?
    CEVAP
    Her müslüman, Peygamber efendimizin güzellik ve üstünlüklerini ilmi, ihlası ve Ona olan sevgisi kadar derece derece görmekte ve anlayabilmektedir.

    Peygamber efendimize vâris olan yüksek İslam âlimleri ise Onu bütün güzellikleriyle görmüş ve aşık olmuşlardır. Bunların en başında Ebu Bekri Sıddık radıyallahü anh gelmektedir. O, Resulullah efendimizdeki nübüvvet nurunu görmekte, Onun üstünlük, güzellik ve yüksekliklerini idrak ederek, Ona aşık olmakta öyle ileri gitmiştir ki, başka hiçbir kimse Ebu Bekri Sıddık hazretleri gibi olamamıştır. Bir keresinde, �Bütün iyiliklerimi, sizin bir sehvinize (yanılmanıza) değişirim� buyurmuştu.

    Resulullah efendimizin güzelliğini en iyi görüp anlayan ve anlatanlardan biri de, müminlerin annesi Hz. Âişe idi. Âişe validemiz âlime, müctehide, akıllı, zeki ve edibe idi. Gayet belig ve fasih konuşurdu. Kur�an-ı kerimin manalarını, helal ve haramları, Arap şiirlerini ve hesap ilmini çok iyi bilirdi.

    Resulullah efendimizi öven şu iki beyti Âişe validemiz söylemiştir:

    Ve lev semia ehlü Mısra evsafe haddihi
    Lema bezelu fi sevmi Yusüf�e min naktin.
    Levima Zeliha lev reeyne cebinehu
    Le aserne bilkatil kulubi alel eydi.

    �Eğer Mısır�dakiler, Peygamber efendimizin yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı, güzelliği dillere destan olan Yusuf aleyhisselamın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Bütün mallarını, onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zeliha�yı Yusuf aleyhisselama aşık oldu diyerek kötüleyen kadınlar Resulullahın parlak alnını görselerdi ellerinin yerine kalblerini keserlerdi de acısını duymazlardı.�

    Yine Âişe validemiz buyuruyor ki:
    �Bir gün Resulullah mübarek nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nur saçıyordu. Gözlerimi kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru bakıp; �Sana ne oldu ki böyle dalgın duruyorsun?� buyurdu. �Ya Resulallah! Mübarek yüzündeki nurların parlaklığına ve mübarek alnındaki ter tanelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim� dedim. Resulullah kalkıp yanıma geldi. Gözlerimin arasını (alnımı) öptü ve; �Ya Âişe! Allahü teâlâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin gibi, seni sevindiremedim� buyurdu. Yani, senin beni sevindirmen, benim seni sevindirmemden çoktur, dedi.� Hz. Âişe�nin mübarek gözlerinin arasını öpmesi, Resulullah efendimizi severek, Onun cemalini anlayarak gördüğü için aferin ve takdir olmaktadır.

    Resulullah efendimizin Kur�an-ı kerimde geçen isimlerinden biri de Yasin suresindeki Yasin kelimesidir. İslam âlimlerinin büyüklerinden olan Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri; �Yasin, ey benim muhabbet deryamın dalgıcı olan habibim, demektir� buyurmuştur. Bu deryanın ismini duyanlar, uzaktan görenler, yakınına gelenler, içine girip nasibi kadar derine inenlerin hepsi, ömürlerinin her safhasında Resulullah efendimizin aşkı ile yanıp tutuşmuşlar, yanık feryatlar, içli gözyaşları ve yakıcı mısralarla bu aşklarını dile getirmişlerdir. Bunların içinde en büyük ve meşhurlarından olan ve bu muhabbet deryasından büyük pay sahibi olan Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri de Sevgili Peygamberimize olan muhabbet ve aşkını dile getirdiği kasidelerinden birinde şöyle demektedir:

    Server-i âlem, sana aşık olup da, yanarım!
    Her nerede olsam, o güzel cemalin ararım.

    Kâbe kavseyn tahtının sultanı sen, ben hiçim,
    Misafirinim dersem saygısızlık sayarım.

    Her şey cihanda senin şerefine bilirim,
    Rahmetin yağsa bana her gün olur baharım.

    Herkes Kâbe�yi tavaf için gelir Hicaz�a,
    Sana kavuşmak için ben dağları aşarım.

    Saadet tacına kavuştum ben rüyada.
    Yağın toprağı serpildi yüzüme sanarım.

    Dostunu öven aşıkların bülbülü, ey Cami!
    Divanında şu yazılar, oluyor, tercümanım.

    Dili sarkmış, susuz kalmış, uyuz bir köpek gibi,
    Senin ihsan denizinden bir damla arzularım.

    Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
    (En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselama tâbi olmaktır. Cehennem azabından kurtulmak için, Allahü teâlânın seçtiği sevdiği insanların reisine uymak gerekir. Cennet nimetlerine kavuşmak, Ona tâbi olanlara mahsustur. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır. Ona uymayanların tevbeleri, zühdleri, tevekkülleri ve duaları kabul olmaz. Onun yolunda olmayanların zikirleri, fikirleri, şevkleri ve zevkleri kıymetsizdir. Peygamberler, Onun hayat veren deryasından bir kadehe kavuşmakla, o derecelere yükselmişlerdir. Evliya, Onun sonsuz deryasından bir yudum içmekle muratlarına ermişlerdir. Yer yüzündeki melekler, Onun hizmetçileri, göklerdekiler, aşıklarıdır. Her şey, Onun şerefine yaratılmış, bütün varlıklar, Onun mübarek ruhundan feyz almışlardır. Allahü teâlânın varlığını O açıklamış, her şeyin yaratanı, Onun rızasını almak istemiştir. Ona ve Onun Âline ve Eshabına bizden dualar olsun. O yüce Peygamber, hepimizden razı olsun!)
     
  19. sleza

    sleza Üye

    Sual: Peygamberimizi gayri Müslimlerden övenler de var mıdır?
    CEVAP
    Evet. Resulullah efendimiz günümüzde de bütün dünya milletlerinin, ilim adamlarının, devlet, siyaset ve fikir adamlarının, ediplerin, tarihçi ve askeri şahsiyetlerin ilgisini çekmekte, bunların her biri Onu biraz inceledikten sonra hayranlık ve şaşkınlıklarını, dile getirmektedirler.

    Müslüman olmayanlar, Resulullah efendimizin sadece idareciliği, dehası, askeri, sosyal ve diğer taraflarını görmekte, yalnız bunlara bakarak Onu tanımaya çalışmaktadırlar. Gördükleri olağanüstü ve hiçbir insanda görülmemiş üstünlükler karşısında acze düşmekle beraber, Ona peygamber gözüyle bakmadıkları için, Onu tanımaktan ve anlamaktan çok uzak kalmaktadırlar.

    Sual: Dünyanın medeniyete kavuşması Resulullah efendimiz sayesinde olmadı mı?
    CEVAP
    Elbette. Bakın, üstelik müslüman olmakla şereflenemiyen yabancıların da itiraf etmeye mecbur kaldıkları gibi, dünya medeniyete nasıl kavuşuyor:

    İslamiyet�ten evvel Arabistan bir çöl ve orada oturan insanlar da yarı vahşi bedevilerdi. Putperest idiler. Birçok putlara taparlardı. İptidai bir hayat sürerlerdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek gibi korkunç âdetleri vardı. Bu yarımada, bir yol üzerinde olmadığı için, ne büyük İskenderler, ne Persler, ne Romalılar, Araplarla hiç uğraşmamış, birçok kavimlerle savaştıkları halde, Arapların yanından geçmemişlerdi. Bu sebepten, İranlıların, Romalıların ahlaksızlıkları, zulümleri, hilekârlıkları Araplara bulaşmadı.

    İşte böyle aciz, zavallı, yarı vahşi olan bir kavim, onlara rehberlik eden Muhammed aleyhisselam sayesinde birdenbire değişmiş, tam bir medeniyete kavuşmuş, olağanüstü bir gayret ile 30 sene içinde, doğuda Türkistan ve Hindistan, batıda İspanya olmak üzere akla hayret veren çok kudretli bir İslam devleti meydana getirmiştir. İlimde, fende ve medeniyette son derece ilerlemişler, o zamana kadar bilinmeyen birçok şeyler keşf etmişlerdir. İlim, fen, tıp ve edebiyatta en yüksek mertebeye varmışlardır. İlimde o kadar ileri gitmişlerdi ki, Papalar bile Endülüs Üniversitelerinde okuyor, dünyanın her tarafından koşup gelenler, bu üniversitelerde fen ve tıp tahsil ediyorlardı.

    O zamanın Avrupa�sından bahseden John W. Drapper gibi tarafsız bir tarihçi, (Avrupa�nın manevi inkişafı) ismindeki eserinde şöyle demektedir:
    (O zamanki Avrupalılar, tamamen barbardı. Hıristiyanlık onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Hıristiyan dininin başaramadığını, İslam dini başardı. İspanya�ya gelen Araplar, evvela onlara yıkanmasını öğrettiler. Sonra, onların üzerindeki parça parça olmuş, bitlenmiş hayvan postlarını çıkararak, temiz, güzel elbiseler giydirdiler. Evler, konaklar, saraylar yaptılar. Onları okuttular. Üniversiteler kurdular. Hıristiyan tarihçiler, İslam�a karşı olan kinlerinden ötürü, bu hakikati gizlemeye çalışmakta, Avrupa�nın medeniyette müslümanlara ne kadar borçlu olduğunu bir türlü itiraf edememektedirler.)

    Tarihe dünyanın en büyük askeri dehalarından biri, aynı zamanda kıymetli bir devlet adamı olarak geçen Fransız İmparatoru Napoléon şöyle diyor:
    �Allah�ın varlığını ve birliğini, Musa [aleyhisselam] kendi milletine, İsa [aleyhisselam] Romalılara, fakat Muhammed [aleyhisselam] bütün eski dünyaya bildirdi. Arabistan tamamiyle putperest olmuştu. İsa [aleyhisselam]�dan altı asır sonra Muhammed [aleyhisselam] kendisinden evvel gelmiş olan İbrahim, İsmail, Musa ve İsa�nın [aleyhimüsselam] Allah�ını Araplara tanıttı. Arapların yanına sokulan Aryenler, hakiki İsa dinini bozarak onlara Allah, Allah�ın oğlu, Ruhulkudüs gibi, kimsenin anlayamayacağı inançları yaymaya çalışıyor, doğunun barış ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed [aleyhisselam] onlara doğru yolu gösterdi. Araplara yalnız bir tek Allah olduğunu, Onun ne babası ne de oğlu bulunmadığını, böyle birkaç Allah�a tapmanın puta tapmaktan kalan saçma bir âdet olduğunu anlattı.�

    Dünyanın tanıdığı en büyük ilim adamlarından biri olan İskoçyalı Thomas Carlyle diyor ki:
    �Muhammed [aleyhisselam] gelmeden evvel Arapların bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı kuru kum üzerinde kaybolup gidecek ve hiç iz bırakmayacaktı. Fakat Muhammed [aleyhisselam] gelince bu kuru kum dolu çöl, sanki bir barut fıçısına döndü. Delhi�den Granada�ya kadar her taraf birdenbire semaya yükselen alevler hâline geldi. Bu büyük zat sanki bir şimşekti. Onun etrafındaki bütün insanlar, Ondan ateş alan parlayıcı maddeler hâline dönüştüler.�

    Hindistan�ı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtaran Hintli lider Mahatma Gandhi, İslam dinini ve Kur�an-ı kerimi inceledikten sonra şunları söylemiştir:
    �İslam dini yalancı bir din değildir. Hintlilerin bu dini saygı ile incelemelerini isterim. Onlar da İslamiyet�i benim gibi seveceklerdir. Ben, İslam dininin Peygamberinin ve Onun yakınında bulunanların nasıl hayat sürdüklerini bildiren kitapları okudum. Bunlar beni o kadar ilgilendirdi ki, kitaplar bittiği zaman bunlardan daha fazla olmamasına üzüldüm. Ben şu kanaate vardım ki, İslamiyet�in süratle yayılması, kılıç yüzünden olmamıştır. Aksine her şeyden evvel sadeliği, mantıki olması ve Peygamberinin büyük tevazuu [alçak gönüllülüğü], sözünü daima tutması, yakınlarına ve Müslüman olan herkese karşı sonsuz bağlılığı yüzünden İslam dini birçok insanlar tarafından seve seve kabul edilmiştir.�

    Dünyaca tanınmış büyük Fransız edibi ve devlet adamı Lamartine ise, Türkiye Tarihi adlı eserinde şöyle diyor:
    �Hz. Muhammed [aleyhisselam] bir yalancı peygamber miydi? Onun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu düşünemeyiz. Çünkü yalancı peygamberlik iki yüzlülüktür. İki yüzlülükte inandırma kuvveti yoktur; nasıl ki, yalanda da doğruluğun kudreti bulunmaz.
     
  20. sleza

    sleza Üye

    Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun varabileceği yer, fırlatma gücü ile orantılıdır. Bir manevi ilhamın gücü de onun meydana getirdiği eser ile orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan, bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devam eden bir �fikir� yani İslamiyet yalan olamaz. Bunun çok samimi ve çok inandırıcı olması gerekir. Onun hayatı, uğraşmaları, memleketinin hurafelerine ve putlarına kahramanca saldırıp onları parçalaması, puta tapan çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı, kendine saldırdıkları halde, 13 sene Mekke�de buna dayanması, hemşehrileri arasında türlü hadiseler çıkartmak ve kendini adeta kurban yerine koymak gibi hallere tahammül etmesi, Medine�ye hicreti, durmadan yaptığı teşvikler ve verdiği vaazlar, çok üstün düşman kuvvetleriyle yaptığı savaşlar, kazanacağına olan güveni, en büyük felaket zamanında bile duyduğu insan üstü güvence, zaferde bile gösterdiği sabır ve tevekkül, dini tebliğ etme azmi, sonsuz ibadeti, Allah ile mukaddes konuşmaları, ölümü, ölümünden sonra da devam eden şân ve şerefi, zaferleri Onun hiçbir zaman bir yalancı peygamber olmadığını, tam aksine büyük bir imana sahip bulunduğunu gösterir.

    Filozof, hatip, peygamber, kanun koyucu, cenkçi, insan düşüncelerini etkileyici, yeni iman esasları koyan ve yirmi büyük dünya imparatorluğu ile bir büyük İslam devleti kuran kişi: İşte Muhammed [sallallahü aleyhi ve sellem] budur! İnsanların büyüklüğü ölçmek için kullandıkları bütün mikyaslarla [ölçülerle] ölçülsün; acaba Ondan daha büyük bir şahıs var mıdır? Olamaz!�

    Almanya�da Stuttgart şehrinde 1888 [h. 1305] senesinde, yayınlanmış olan Kürschner ansiklopedisinin (Muhammed ve İslam dini) hakkındaki yazısından bir bölümü şöyle:

    (Muhammed [aleyhisselam], gayet güzel huylu, güler yüzlü, kibar tavırlı ve çok dürüst bir zat idi. Daima hiddet ve şiddetten kaçmış, hiçbir zaman zulüm yapmamıştır. Müslümanların daima iyi huylu, güler yüzlü olmasını istemiş, Cennete iyi huy ve sabır ile gidileceğini bildirmiştir. Doğru sözlülüğü, merhameti, fakirlere yardımı, misafirperverliği, şefkati, daima Müslümanlığın esas temelleri olduğunu beyan etmişti. Daima kanaat ile yaşamış, debdebe ve gösterişten kaçınmıştır. Müslümanlar arasında hiçbir sınıf farkı tanımamış, en fakir bir müslümanın bile hatırını gözetmiştir. Büyük bir zaruret olmayınca, zora başvurmamış, bütün meseleleri tatlılık ile, anlaşma ile, nasihat ve izah ile hâl etmeye uğraşmış ve çok kereler bunda muvaffak olmuştur. 630 tarihinde tekrar Mekke�ye dönerek, bu şehri kolayca feth etmiş ve çok kısa zaman içinde, yari vahşi Arapları, dünyanın en medeni insanları hâline getirmiştir.)


    Başka bir batılının itirafı
    Bayan Carly Fiorina, dünyanın en büyük şirketlerinden HP'nin yönetim kurulu başkanı. Bu şirket, Microsoft gibi, Linux gibi dünya devlerinden birisi olup esas iştigal alanı Bilişim Teknolojileri. Bayan Fiorina Temmuz 1999'dan beri bu şirkette. Bundan önce 20 yıl ABD'nin telefon şirketi AT&T 'de üst düzey görevlerde bulunmuş ve AT&T ile ilgili bir firmada başkan olarak çalışmış. Stanford Üniversitesi'nin "Ortaçağ tarihi ve felsefesi" bölümünü bitirmiş ve çeşitli dallarda master yapmış.

    Minneapolis, Minnesota'da 26 Eylül 2001 "Teknoloji, piyasalar ve hayat tarzımız: Gelecekte neler olacak?" konulu bir konferansa, Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildi. Konuşmasının son dakikalarında tarihten örnekler vererek değerlendirmeler yapıp şöyle dedi:

    "Konuşmamı tarihten bir örnek ile bitirmek istiyorum:

    Bir zamanlar tarihte öyle bir medeniyet vardı ki, o dönemin en büyük medeniyeti idi. Bu medeniyet birçok kıtalara yayılmış, sınırları okyanustan okyanusa, kuzey iklimlerinden tropik iklimlere ve çöllere kadar uzanmıştı. O medeniyetin tebaası olarak, farklı ırklardan, farklı dillerden, farklı kültürlerden yüz milyonlarca insan yaşamıştı.

    Bu medeniyette konuşulan dillerden bir dil, dünyada çok konuşulan bir dil haline gelmiş ve farklı kıtalardan insanlar arasında köprü olmuştu. Bu medeniyetin ordusundaki farklı milletlerden olan askerler, dünyanın belki de hiçbir zaman görmediği bir barış sundu, tebaasına ve dünyaya. Bu medeniyetin tacirleri, Latin Amerika'dan Çin'e ve arada kalan bütün ülkelere ulaşmışlardı.

    Yeni buluşlar bu medeniyetin temel taşlarından biri olmuştu. Bu medeniyetin mimarları, yerçekimi hesaplarına dayanan binalar yapmışlar, matematik bilginleri, bilgisayarın temel algoritması olan algebrayı (cebiri) bulmuşlar ve kodlamayı keşfetmişlerdi. Doktorları, hastalıklara yeni ilaçlar bulmuşlar, uzay bilginleri gökyüzündeki yıldızları incelemişler ve onları isimlendirerek, bugünkü uzay çalışmalarının temellerini atmışlardı. Edipleri, binlerce romantik ve sihirli hikayeler yazmışlar ve şairleri kendilerinden öncekilerin yazmadığı şekilde sevgi üstüne şiirler yazmışlardı.

    Öteki medeniyetler yeni fikirlerden korkarken ve sansür uygularken, bu medeniyet devamlı yeni fikirlere açık olmuş ve bilgiyi, kültürü devamlı canlı tutmuştu.

    Günümüz Batı medeniyeti de bu özelliklerin bir çoğuna sahip, fakat benim sözünü ettiğim medeniyet, 800'den 1600 yılına kadar uzanan ve Osmanlı İmparatorluğu'nu da içine alan, Kanuni Sultan Süleyman'lar gibi hükümdarlar yetiştiren İslam medeniyetidir.

    Bu medeniyetin bize sunduğu miras, bugünkü Batı medeniyetinin temelini oluşturmaktadır. Bugünkü teknoloji İslam matematikçilerinin sayesinde vardır. Sufî yazar Mevlana gibi yazarlardan çok şeyler aldık. Kanuni Sultan Süleyman gibi hükümdarlardan tolerans göstermeyi ve liderliği öğrendik.

    Bu medeniyetten dersler çıkarmalıyız. Bu medeniyetin sunduğu liderlik mirasa değil, yeniliklere dayanmış, Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik gibi farklı farklı din ve kültürler mozaiğini esas almıştı. Zaten bu şekilde de 800 yıl ayakta kaldı.

    Şu anki gibi kritik zamanlarda, biz de tarihteki bu medeniyetten ders almalı ve onun gibi sosyal yapı ve liderler yetiştirmeliyiz. Özetle, bu konuya, liderlik mevzuundaki tartışmaya ve fikir teatisine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. "

    Amerikan astronomi mütehassısı Michael H. Hart, Âdem aleyhisselamdan bugüne kadar gelen bütün büyük insanları birer birer tetkik ederek, bunların içinden yalnız 100 tanesini ayırmakta, bu 100 kişi arasında en büyüğü olarak, Muhammed aleyhisselamı göstermektedir. (Onun kudreti, kendisine Allah tarafından vahiy edildiğine inandığı, muazzam eser Kur�an-ı kerimden gelmektedir) demiştir.

    Amerika Chicago Üniversitesi profesörlerinden meşhur ruhiyat mütehassısı yahudi Jules Massermann, 1974 senesinin 15 Temmuzunda yayınlanan Time mecmuasının hususi nüshasında (Büyük liderler nerede?) başlığı altında, tarihte şimdiye kadar gelip geçmiş olan rehberleri tetkik etmekte, bunların hayatlarını tahlil etmekte ve (Bunların en büyüğü Muhammed aleyhisselamdır) demekte ve şu neticeye varmaktadır: (Muhammed aleyhisselamdan sonra, Musa aleyhisselam gelir. İsa [aleyhisselam] ve Buda lider olmaya layık kimseler değildi.) Halbuki kendisi, yahudi olduğu için, Musa aleyhisselamı Muhammed aleyhisselama tercih etmesi beklenirdi. O, bunu yapmamış, hakikatten ayrılmamıştır.

    Amerika�da (En Büyük İnsan) yarışmasında, en çok rey alan yine Muhammed aleyhisselam olmuştur.

    30 sene içinde bir vahşi kavmi, hem de küçük bir insan topluluğunu, dünyanın en muazzam, en medeni, en yüksek ahlaklı, en yüksek seciyeli, en kahraman, en bilgili bir millet hâline getirmek, her hangi bir insanın, bir liderin, bir kumandanın yapacağı iş değildir. Bu, ancak Allahü teâlânın resulünün, yani Muhammed aleyhisselamın bir mucizesidir.

    Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurdu ki:
    (Her Peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise, her zamanda, her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güç bir şey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın, Onu tenkit edecek iktidarı yoktur.)
     

Bu Sayfayı Paylaş