Peygamberİmİzle Hakkini Arayan Ukkaşe

'İslami Kıssalar & Hikayeler' forumunda =FiRaRi tarafından 14 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Peygamberİmİzle Hakkini Arayan Ukkaşe konusu PEYGAMBERİMİZLE HAKKINI ARAYAN UKKÂŞE
    Hz Peygamber (sav) artık ömrünün sayılı günlerini yaşıyordu Altmışüç yıllık şerefli hayatını insanlara hidayet ve kurtuluş yolunu anlatmakla geçiren o şanı yüce insan bir karıncayı bile incitmemiş ve incitenleri de daima uyarmıştı Fakat Allah elçilerinin de farkında olmaksızın çok ufak hatalar işleyebileceğini bildiğinden şu son anlarını yaşarken bütün mü'minlerle helalleşmeyi aklından geçirdi
    İşte o yüzden bir gün Bilâl'den ezan okuyarak mü'minlerin camiye toplanmasını rica etti Hz Bilâl'de bunu bir emir kabul ederek hemen minareye çıkıp yakıcı ve gür sesiyle ezan-ı şerifi okudu Ezan sesini duyar duymaz bütün Mekke'li (göçmen) ve Medine(li (yerli) sahabiler birer birer camiye akın ederek her tarafını tıklım tıklım doldurdular
    Sevgili Peygamberimiz (sav) sahabilere iki rekat namaz kıldırdıktan sonra minbere çıkarak önce Allah'a hamdü senada bulundu, daha sonra da bütün gözlerden ırmak ırmak yaşlar akıtan, bütün kalpleri tirtir titreten, bütün vücutları ürpertiye boğan içli ve duygulu bir hutbe verdi Ve hutbesini sona erdirirken de kelimelerin üstüne basa basa şöyle haykırdı
    "Ey mü'minler! Ben sizin Peygamberinizim Sizlere ömür boyunca öğütler verdim, hidayet ve kurtuluş yolunu anlatmaya çalıştım Tabii ki güç ve kuvvetine sınır olmayan Allah'ın izni ve yardımıyla Sizleri bir kardeş gibi şefkat kanatlarımın altına alarak korudum Bir baba gibi de size karşı merhametli davrandım Sizinle keder ve gaye birliği ettim
    Şimdi size soruyorum Bende hakkı hukuku olan var mı? Olan hemen gelsin ve Allah hakkı için, büyük Kıyamet günü hesaplaşmasından önce hakkını alsın"
    Yaşın yaşın ağlıyan gözlerle peygamberlerini dinleyen sahabilerden hiç kimse gidip de, "Ey Allah'ın Rasulü! Benim sende hakkım var" demedi Sevgili Peygamberimiz (sav) aynı soruyu ikinci ve üçüncü defa tekrarlayınca sahabilerden Ukkâşe ayağa kalkarak huzuruna vardı ve, "Ey Allah'ın elçisi anam-babam sana feda olsun! Eğer defalarca Allah (cc) adını kullanmasaydınız huzurunuza gelip de hakkımı aramaya kalkışmayacaktım" dedi ve olayı şöyle anlattı:
    "Ey Allah'ın elçisi! Birgün sizinle birlikte savaş ediyordum Nasılsa develerimiz yanyana geldiler Devemden inerek özür dilemek üzere size yaklaşmıştım ki, birden kamçınızın sırtımda şakladığını duydum Ey Allah'ın Rasulü! Bunu kasten mi yaptınız yoksa devenize vururken kazara bana mı çarptı? Bunu bilmiyorum"
    Bunun üzerine Hz Peygamber (sav) "Ey Ukkâşe, Peygamberin sana kasten nasıl vurabilir? Asla!" diye özür beyan etti ve ardından Hz Bilal'e, kızı Fatıma'nın evine vararak aynı kamçıyı alıp getirmesini söyledi Bilal (ra) camiden çıkarak Hz Fatıma'nın evine doğru hızla yol almaya başladı Bir yandan da Peygamberler Peygamberinin kendi kendine ceza vermesini düşünüyordu
    Kapıyı çaldı; içerden Fatıma "Kim o kapıya vuran?" diye seslenince Bilal (ra) kendisini tanıttı ve Allah Rasulünün savaşlarda kullandığı kamçısını almaya geldiğini belirtti Fatıma:
    - Ey Bilal, babam kamçıyı ne yapacak?
    Bilal:
    - Baban bu kamçıyla kendi kendisini cezalandıracak
    Fatıma:
    - Ey Bilal, bu kamçıyla babama vurarak hakkını alacak olan kim?
    Bilal:
    - Ukkâşe, dedi
    Hz Bilal (ra) kamçıyı alır almaz doğru camiye yollandı Kamçıyı götürüp Hz Peygamber'e teslim etti Peygamber de Ukkâşe'ye verdi
    Tam bu sırada ayağa fırlayan Hz Ebu Bekir'le Hz Ömer "Ey Ukkaşe, işte biz karşınızdayız, Peygamber'in yerine bize vurun Ne olur?" diyerek arkalarını dönerler
    Hz Peygamber:
    "Ey Ebu Bekir, Ey Ömer, yerlerinize oturun Şüphesiz ki Yüce Allah (cc) sizin bu iyi niyetinizi mükafatsız bırakmayacaktır" diye çıkışır
    Bu defa Hz Ali (ra) fırlar ve "Ey Ukkaşe!" der: "İşte ben karşınızda hayattayım, Peygamber'e vurmanıza gönlüm razı olmuyor, işte sırtım, işte karnım, istediğiniz yere dilediğiniz kadar vurun"
    Hz Peygamber:
    - Ey Ali, otur yerine! Yüce Allah (cc) senin bu iyi niyetini mükafatsız bırakmayacaktır" diye çıkışır
    Hz Hasan ile Hz Hüseyin:
    - Ey Ukkaşe, biliyorsun ki biz Allah Resulünün torunlarıyız, hakkını bizden aldığında O'ndan almış sayılırsın Ne olur bize vur?" diye yalvarıp yakarırlar Hz Peygamber (sav) onlarad da:
    -"Yerlerinize oturun, ey benim göz bebeğim torunlarım" diye çıkışır
    Bütün bu olanları ibretle seyreden Sevgili Peygamberimiz (sav) "Ey Ukkaşe, eğer gerçekten bana vurmak istiyorsan, buyur, vur!" diyerek haykırdı Bunun üzerine Ukkaşe, "Ey Allah'ın Resulü!" dedi "Siz bana vurduğunuzda ben çıplaktım Şimdi ben de size vururken çıplak kalmanızı rica ediyorum"
    Sevgili Peygamberimiz (sav) hiç duraklamadan hemen elbisesini çıkarır ve "Buyurun, hiç çekinmeden dilediğiniz kadar vurun" diye diretti
    Durumu yakından izleyen sahabiler hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarlar ve hıçkırık sesleri cami duvarlarını sarsarcasına kalınlaşırken, Ukkaşe bakar ki iki cihan güneşi Peygamberin vücudu süt gibi beyaz ve ardından Peygamberlik mührünü taşıyan ben etrafa ışık saçmaktadır Kalkar gider sırtını doya doya öperek yerine dönüp oturur Ardından da:
    "Ey Allah'ın Rasülü!" der "Canım sana feda olsun! Hangi kalb sana kıyabilir? Maksadım sadece o senin ışık saçan mübarek vücudunu kana kana öperek, senin yüzün suyun hürmetine Rabbimin rızasını kazanmak ve Cehennem azabından kurtulmaktır"
    Sözün burasında ışıldayan nurani gözlerle sahabilerin süzen Sevgili Peygamberimiz (sav): "Ey Mü'minler! Beni dinleyin!" der "Cennetlik görmek isteyen varsa, işte Ukkaşe'yi görsün"
    Bunun üzerine bütün müslümanlar kalkıp Ukkaşe'nin gözlerinden öperek, "Müjdeler olsun! Yüksek derecelere eriştin ve Peygamberimizin dostluğunu elde ettin" diyerek kendisini tebrik ettiler
    Allah'ım ululuk ve yücelik hakkı için bize Sevgili Peygamberimizin şefaatını nasip et, amin

    KAYNAK: Ermişlerden Osman Efendi, Seçme Dini Hikayeler, Seda Yayınları, İstanbul 2000, s 225-231

     
    1 kişi bunu beğendi.

Bu Sayfayı Paylaş