Periler Diyarı Çocuk Masalı

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_Sema tarafından 21 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Periler Diyarı Çocuk Masalı konusu Çok eski zamanlarda perilerin insanlara daha yakın oldukları ve küçük çocukların koruyucusu bulundukları devirde çok güzel bir saray ve burada ömrünü geçiren bir peri vardı.

    Sevimli hayvanlar güzel çiçekler ve ağaçlar arasında sanki hakiki bir cennette yaşıyordu. Saraydan başka hiçbir yerde bulunmazdı. Bahçesinde leylekler papağanlar ve kuğular bulunur havuzda türlü balıklar yüzer ve mutluluk içinde eğlenirlerdi.

    Aynı zamanda bu perili köşkün bahçesinde akan bir de ırmak vardı. Bu ırmak rengarenk çiçeklerle süslü bu bahçede bin bir kıvrımlarla akardı. Adeta bu cenneti andıran güzel bahçeden hiç dışarı çıkmak istemezdi. Bu belki de hakikaten doğruydu çünkü ırmak bir tür sihirli periydi. Kenarlarına eğilince mırıltı sesler duyulurdu. Bütün ufacık dalgalar ve çırpıntılar suyun akarken gelip geçtikleri yerlerde duyup gördüklerini anlatırlardı. İşte bu nedenle bahçenin sahibi olan iyi kalpli peri suların dilinden anlayabildiği için evlerde yaşanan olaylardan bile haberdardı.

    Bu iyi kalpli peri çok terbiyeli ve güzel bir kız olan Aybeyaz’ın korucusuydu. Güzel kızı çok şımartan peri ona her zaman güzel hediyeler verirdi. Bir tek “Evet” veya “Hayır” cevabıyla ona bahçesinin en iyi çiçek ve güllerinden yollar ve değerli mücevherler hediye ederdi.

    Bunun karşılığında ise ondan kendisini daima sevmesini ve unutulmamasını rica eder ve her sabah uykudan kalkar kalkmaz penceresini açarak “günaydın periciğim seni çok seviyorum” demesini isterdi.

    Aybeyaz görevini asla ihmal etmezdi. Her sabah daha gün yeni doğarken penceresini açar ve:

    “Günün aydın olsun peri ana. Seni çok seviyorum” dedi.

    Fakat aynı zamanda başka bir yerde bu iyi kalpli periyi kıskanan ve Aybeyaz’ın onu sevmesini çekemeyen çok ama çok kötü kalpli bir peri vardı. Ocağının başında daima başkalarına ne şekilde zarar verebileceğini düşünürdü.

    En büyük zevki kötülük ettiği kişilerin çektiği acıyı görüp kahkahalarla gülmek ve sonra da daha başka şeyler bulmaya çalışmaktı.

    O da iyilikler perisi gibi büyük fakat korkunç bir şatoda otu rur ve çiçekler arasında yaşardı. Allah’ın her kötü insana yapmış olduğu gibi bu kötü yürekli kadın da iyilerin yanına sokulmaz ve tek başına acı içinde sürünüp giderdi.

    Günlerce Aybeyaz’a ne şekilde kötülük yapabileceğini düşündü ve nihayet yüzü derin bir zevkin verdiği mutlulukla gerildi.

    Bulmuştu. Evet. Bu iyi kalpli kıza ne şekilde acı çektirebileceğini nihayet uykusuz geçen bir gecenin şafağından sonra dişsiz ağzının bütün korkunçluğu ile kükreyerek kahkahalar atarak bulmuştu.

    Plan şu idi:

    Bir gün Aybeyaz’ın evine giderek kendisine:

    “Perin hastalandı kızım onu yormamak lazım. Sana her sabah yaptığın gibi günaydın demeyi onun dinlenmesi için bir sure bırakmanı tavsiye edeceğim kızım. İstersen seni ona götürebilirim.”

    “Benim perim mi hasta? Kendisini muhakkak görmek isterdim.”

    “Yolu ben biliyorum” diye devam etti kadın. “Yarın istersen seni yanına ulaştırabilirim.”

    Aybeyaz bu kötü kalpli perinin sözlerine kandı. Nasıl kanma sın ki? Dünyadaki her iyi kalpli ve saf olan insanı bir defalık kötü ve kirli yüreklilerin yalanlarına konarlar.

    Ertesi sabah olunca pencereyi açmaktan ve perisini rahatsız etmekten çekinerek usul usul dışarı çıktı. Bahçenin kenarında uzun bir zaman kendisini oraya götürecek olan periyi bekledi.

    Nihayet görünen kötü kalpli peri ile uzun yollardan geçerek beraberce yürümeye başladılar. Nihayet pek az bir zaman sonra ormanlıkların arasından yükselen kocaman bir şatoya geldiler. Aybeyaz sordu:

    “Benim iyi kalpli perimin oturduğu saray burası mı efendim?”

    “Evet” diyerek cevap verdi. Kadın. “Geldik artık:”

    Bir sürü kapılardan geçtiler. Bu arada Aybeyaz kötü perinin her geçip gittiği kapıyı arkasından koskoca bir anahtarla kilitlediğini fark etti. Bu durumdan şüphelenmekle beraber doğrusu hiçbir şey sormaya cesaret edemedi.

    Büyük bir odaya girdikleri sırada peri birdenbire sesini değiştirerek:

    “Bana bak” dedi. “Senin odun burası. Artık benim esirimsin. Perini çağırmak faydasızdır. O sana hiçbir yardımda bulunacak durumda değildir. Seni şimdi hapsediyorum. Oğlum korkunç prens savaştan döner dönmez. Yapacağın tek şey ona güzel görünüp kendini beğendirmek olacaktır. Eğer onunla evlenirsen bu senin için hayal edebileceğin en büyük olay olacaktır. Zaten daha şimdiden bahçede gezebilmek hürriyetine sahipsin. Bu bahçe şatomun tam ortasındadır.

    Bu sözün üzerine Aybeyazı yapayalnız bırakarak çekip gitti. Aybeyaz birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve yavaş yavaş buradan kurtulma ümidinin yok olduğunu fark etti.

    Buyücü kadının kapıları ve pencereleri nasıl ve ne kadar sağ lam olarak kopattığını bir de üstüne kilitlediğini hatırladıkça büsbütün korku içinde ağlamaya başladı.

    “Benim iyi kaipli perim o kadar kuvvetlidir ki eğer benim bu rada hapis olduğumu bilirse hemen buradan kurtacaktır çünkü ben kendisini her zaman seviyorum.”

    Bahçe çok muhteşemdi. Genç hizmetkarlar Aybeyaz’ın hemen arkasından dolaşıyorlar ve bin bir renkli çiçeklerle dolu bu bahçede konuşuyorlardı.

    Zavallı kız bahçenin içerisinden akan ırmağın aynı ırmağın başka bir kolu olduğunu hiç ummuyordu.

    Hele bu ırmağın sonunun kendi iyi kalpli perisinin bahçesinde son bulduğunu rüyasında görse yine inanmazdı. İşte bu vaziyette nehrin kıyısına oturarak:

    “Benim iyi kalpli perim kendisini bu kadar seven Aybeyaz’ın bu evde hapis olduğunu öğrense acaba ne kadar üzülür” dedi.

    Bu arada ırmak söze gelerek:

    “Sen gece ve gündüz perisine ağlayan Aybeyaz değil misin?” diye sordu.

    “Evet evet ben Aybeyazım. Keşke perimi hapiste olduğum dan haberdar edebilseydiniz.”

    “Onu haberdar edeceğim Aybeyaz iyi insanların hizmeti için bütün imkansızlıklar ortadan kalkar. Ona söyleyeceğim ki sen onu hala seviyorsun ve asla onu unutmadın.”

    Ve bu sözün ardından binlerce ufacık köpük yuvarlana yuvarlana mırıldana mırıldana iyi kalpii perinin ülkesine doğru hızla akmaya başladı.

    Fakat iyi perinin ülkesine gelip orda Aybeyaz’ın macerasını onun koruyucusuna anlattıkları zaman o büyük öfkeye kapıldı ve:

    “Bana sakın Aybeyaz’dan bahsetmeyiniz” diye haykırdı. O beni unuttu artık. Aybeyaz da her sabah penceresini açıp beni selamlamıyor:”

    Irmak bu kızgınlığına rağmen ısrar etti.

    Yok yok yanılıyorsunuz. İyi karara varabilmek için peşin hükümlerden daima sakınmanız lazım. Aybeyaz’ kötü kalpli bir perinin esiri olduğu için sizi selamlayamıyor. Yoksa sizi aslında eskisinden daha fazla sevmektedir. Sizi temin ederiz ki bunu bizzat biz duyduk.”

    Bu sözler üzerine yumuşayan peri:

    Öyleyse memnun oldum. Ben beni unutmayanları hiçbir zaman unutmam. Nasıl ki Allah da kendisini unutmayanları daima hatırlar ve korur.”

    Aradan geçen zaman içinde Aybeyaz kendi kendini teselli ediyordu Irmağın verdiği sözü tutup tutmayacağını bilmiyordu.Suyun başına her gelişinde iyi kalpli perisinin sarayına gidememiş dalgalara soruyordu

    Aybeyaz bu bekleyiş içerisinde nihayet bir şey öğrendi. Ödüllerin hemen istendiği anda gelmediği ve insan acılara tahammül etmesini öğrendikten sonra meydana çıktığını.

    Nihayet bir gün bahçede salınarak gezen kuğu kuşunu yollamak istedi. Halbuki o yüksek duvarların üstünden aşamayacak halde idi.

    Bu imkansızlıklar karşısında Aybeyaz artık bahçedeki ufacık kuşlara yalvarıyor ve:

    Haydi uçarak gidin ve benim iyi kalpli perime söyleyin ki ben o korkunç prensin karısı olmak istemiyorum. İşte tam bu sırada kötü peri gülerek:

    “Oğlum korkunç prens yarın gelecek hoşuna gitmek istersen iyice süslen. Odandaki dolabın içersinde elbiseler bulacaksın. Bir tanesini beğen oğlumun hoşuna gitmesini istiyorum.

    Aybeyaz ağlayarak: Çirkin olmak istiyorum. 0 adamın karısı olmak istemiyorum dedi.

    Tam bu sırada pencerenin vurulduğunu duydu. Dönüp baktı. Bir karga vardı. Gagasında bir de kocaman anahtar tutuyordu. Pencereyi açtı. Karga hemen içeriye girdi ve anahtarı masanın üstüne koyarak:

    “Bu anahtarla bütün kapıları açacaksın. Yalnız senden hiç şüphelenmemeleri için gayet güzel giyin ve bu akşam bu şatodan kaç. Beni yollayan senin iyi kalpli perindir” dedi.

    Aybeyaz büyük bir neşe içersinde hemen giyinmeye başladı. Saçlarını gayet güzel taradı. Altın tokalar taktı. Dolapta bulduğu en güzel elbiseyi de giyerek hemen saraydan kaçtı ve bahçedeki yolu aramaya başladı.

    Ne yazık ki yolu unutmuştu. Kapıları bulamadan gidip geliyordu. Büyük bir ümitsizlik içerisinde:

    “Allahım” diye haykırdı. Bu kötü şatodan hiç mi kurtulmayacağım? Aniden arkasından bir gürültü duydu. Hemen bir çalılığın arkasına saklanarak ilerden gelen adamların kendisini görmemelerine çalıştı. Bu yeni gelenler bir beyin etrafına toplantılar. Bu bey yüksek sesle gülerek şöyle diyordu:

    “Beni hemen bu akşamdan itibaren yanında bulmaktan annem herhalde çok şaşıracak.” Bu sözlerin üzerine Aybeyaz korkunç prensi tanıdı. Korkudan bitap halde onlar uzaklaşana kadar bu yerin arkasında saklandı. Sonra daha büyük bir gayretle şatonun çıkış kapılarını aramaya koyuldu. Birçok dar koridorlardan ve galerilerden geçerek bahçelerin içerisinde boş yere dolaştı. Artık kaybolduğunu sanıyordu.

    Bereket düğün hazırlıkları şatoda her şeyi birbirine katmıştı da kimse onunla alakadar olamıyordu. Fakat oğlunu çok muhteşem bir şekilde karşılamak isteyen kötü kalpli peri hazırlıklarını pek çabuk bitirerek bir kere de Aybeyazın hazırlıklarını görmek isteyerek genç kızın çağrılmasını emretti.

    Fakat Aybeyaz’ı almak için yolladığı hizmetkarlar telaş ve heyecan içerisinde kendisini orda bulamadıklarını söylemeye gel diler. Bu kötü kadın derhal Aybeyazın odasına koştu ve kendisini orada göremeyince öyle bir kızdı öyle bir kızdı ki her öfkeye kapılanın çok fena bir sonuca ulaşacağı gibi onun da o anda sinirden kalbi durdu ve öldü.

    Annesini ölümünü öğrenen korkunç prens yaptığı cinayetlerin korkusundan çekinerek şatoyu terk etti ve kimse ona ne olduğu nu artık öğrenemedi.

    Aybeyaza gelince o ovalara açılan bir kapıdan geçerek ırmağın döküldüğü yere geldi. Burada rastladığı kuğu kuşunun sırtına binerek:

    Ne olur kuğu kuşu” dedi. Bu suyun yolunu takip et. O doğru ca iyi kalpli perinin sarayına gider. Kendini akıntıya bırak. Yorulmadan oraya gideriz.

    Kuş itaat etti ve günlerce sonra bir akşam üstü iyi kalpli perının guzel mı guzel sarayına geldiler Bırbırlerıne rastlayınca uzun zaman kucaklaşmış bır durumda kaldılar

    Nıhayet çok şaşılacak bır olay oldu

    İyi kalpli peri elindeki değnekle kuğu kuşuna dokunuverince ortaya hemen çok ama çok güzel bir prens çıktı.

    Şaşıran Aybeyaz’a:

    “Senin sırtında geldiğin kuğu kuşu fena kalpli bir adamın esiriydi. Güzel prens iyi kalpli perinin sözlerine uyarak Aybeyazla evlendi.
     

Bu Sayfayı Paylaş