Performans Sanatı

'El Sanatları' forumunda Mavi_Sema tarafından 11 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Performans Sanatı konusu Performans (Performance)


    [​IMG]

    İngilizce ve Fransızcadaki (XVI. yüzyılda kullanılan) tanımıyla performance sözcüğü “tamamlama” anlamını içermektedir. Bir sanat yapıtının “tamamlanması”, bir başka deyişle “sanat performansı”, o sanat yapıtının, hiçbir özel beceri gerektirmeden, özel bir işlev ve ifade yüklenmeden seyirci tarafından tamamlanması anlamına gelmektedir.
    1913’te Le Musichole gösterisiyle fütürist Marinetti, yine Rus fütüristlerinden Bourliouk kardeşler ya da Mayakovski, Dada hareketi, Marcel Duchamp, Arthur Caravan, “Posieaction”un öncüsü Pierre Albert-Birot ve 1960’lı yıllarda “çevre sanatı” (Environnement) olarak anılan hareketin ünlü ismi Kurt Schwitters, 1960- 61’de maviye boyadığı çıplakların tuval üzerinde hareket ettirerek gerçekleştirdiği “anthropom gösterileriyle Yves Klein ve “yaşayan heykeller”iyle Piero Manzoni bir anlamda 1970’lerde ortaya çıkan bu sanatın erken temsilcileri olmuşlardır .
    Performansın en yakın kaynağı ise kuşkusuz 1960’lı yılların sonu 1970’lerin başında etkili olan vücut sanatıdır. Daha doğrusu 70’lerden sonra vücut sanatı performansa dönüşmüştür. 1970 ve 1980’li yıllarda performans sanatı çok sayıda sanatçıyı etkilemiş ve aynı oranda da uygulaması olmuştur.
    Performans yalnızca bir an için varolur. Yaşamın en yüksek derecesini ifade ederken ölüme çok yakındır. Unutma belleğin bir parçasıdır, performans sanatı yalnızca seyircinin belleğinde varlığını sürdürür.
    Bu anlayış, Amerika'da hepsi dans, müzik, mim, şan alanlarına “performing arts”çok yakınlığı olan Robert Ashley, Meredith Monk, John Giorno, Laurie Anderson, Eric Bogosian, Karen Finley, Ann Magnuson gibi sanatçılar tarafından profesyonel bir nitelik kazanmışsa da Avrupa’da daha köktenci kalmış ve önceki Fluxus, kavramsal sanat ve vücut sanatı gibi hareketlerin uzantısı olmuştur.
    Fütürizm, Rus avangardları, Dada, Sürrealizm ve Bauhaus dahil olmak üzere 20. yüzyıldaki avangard okul ve hareketlerin bir çoğunun önemli bileşenlerinden biri performansdı. Kinetik sanatçılar, Soyut Expresyonizm’in ve İnformel Sanat’ın Aksion Ressamları, Japon Gutai Grubu ve Beat sanatçılarının çalışmalarında gözleneceği üzere 1950’li yıllarda sanatın temsili yönü giderek daha belirgin hale geliyordu. Savaştan sonraki dönemde Amerikalı besteci John Cage (1912- 1992), performans projeleri ortaya koymak için piyanist David Tudor (1926-1996) ile koreograf ve dansçı Merce Cunningham’la (1919 - ) birlikte çalışmaya başlamıştı. Sonra da birlikte, 1952’de Kuzey Carolina’daki Black Mountain College’da, çığır açıcı nitelikteki ‘Theater Event”ı sahneye koydular. Cage ‘Otobiyografik Bir Açıklama”da (1990) bu olayı şöyle anlatmıştı:

    Apayrı etkinlikler; Merce Cunningham’ın dansı, resim sergisi, Robert Rauschenberg’in bir Victrola çalması, Charles Olsen’in onun şiirlerini okuması, MC. Richards’ın da dinleyicilerin uzağındaki bir merdivenden şiir okuması. David Tudor’un piyano çalması, benim yine uzaktaki bir merdivenin sessizliğinden uzun bir metni okumaya koyulmam, bütün bunlar konferans sürem içerisinde tesadüfen belirlenmiş zaman dilimlerinde gerçekleşiyordu.
    Dada günlerinde bile böyle bir duruma daha önce hiç rastlanmamıştı ve performansın haberi hızla yayıldı. Çok geçmeden bu performansın bazı yönleri (vasıtalarla disiplinlerin bileşiminin doğurduğu duyulara saldırı, anlatısal olmayan yapı, farklı türlerde sanatçılar arasındaki işbirlikleri) New York’lu Allan Kaprow (1927 - ), Red Grooms (1937- ), Jim Dine (1935 - ) ve Claes Oldenburg (1929 - ) gibi çeşitli sanatçıların ortaya koyduğu ve “Happenings” diye bilinen etkinliklerin kilit özellikleri haline gelecekti.
    Sanatçıların, yaptıkları buluşlarla büyük başarı gösterdikleri yer, kitle iletişim araçlarının eğlence alanıdır. Sanatçı birtakım gösteriler icat eder, sunar ve bunların içinde yer alır. Bu gösteriler çeşitli özel­likler taşırlar. Halka oldukça çekici gelen lunapark temsillerinden, son derece acıklı ve sıkıcı türden tek kişilik gösterilere kadar geniş bir alana yayılırlar. Belli bir süre devam eden bu tür gösteriler, sanatçı-gösterici'nin kendini çok iyi kontrol etmesini ve büyük bir dayanma gücüne sahip olmasını gerektirir. Bunlar, Konstrüktivist bir kompozisyon kadar soyut nitelikte bir baleyi andırabilir ya da ayinsel gösteriler olabilirler. Tarihsel ya da dinsel bir törene benzeyenleri de vardır. Bu tür gösterilerin son günlerdeki adı Happening (Olay)'dir .
    Bir tiyatro biçimi olan Happening, tiyatro salonundan başka bir yerde ya da açıkta sahnelenebilir. Bir dekor ve özel payandalardan oluşan bir sahnede, önceden tasarlanmış ya da o anda içten geldiği gibi sergilenen olaylardan ibarettir. Genellikle iki kişi, gösterinin ana hatlarını ve aralarındaki işaretleşme sistemini önceden kararlaştırırlar; bunlara ve seyircinin gösterdiği tepkilere göre gösterilerini sunarlar. Tarihsel açıdan bakıldığında, Sürrealist sergilerle bu gösteriler arasında bağ kurulabilir. Fütüristlerin düzenlediği tartışmalı akşam toplantıları ya da Zürih'li Dadacıların kültürel kabarelerine kıyasla, bu Sürrealist sergilerden bazıları kişisel bir bakış açısını yansıtan özel gösteri öğeleri ortaya koymuşlardır. Ancak gösteri düşüncesi, bir kez sanat kapsamına girdi mi, bu konuda birçok çeşitlemeler yapılması mümkündür.
    Allan Kaprow’un 1959'da düzenlediği Happening, bir başlangıç noktası olmuş ve olay hızla yayılmıştır. Happening'lerin ve öteki gösteri türlerinin tüm Batı dünyasında bu denli hızla yayılması, bu sanat biçiminin sunduğu kendine özgü teşvik edici yanlarına bağlanabilir. Eskiden olduğu gibi, bir galeride sergilenmek üzere eserlerini düzenleyip, sonra bir adım geriden izleyicilerin onlara gösterdikleri ilgiyi seyretme gibi soğuk bir işlemden kurtulan sanatçı, seyirciyle kişisel olarak yakın bir bağ kurmuş oluyordu. İzleyicilerin cephesinde ise bir oyun ya da sirk görünümü altında sunulan olaylara, zaman ve dikkatini verme alışkanlığı doğuyor; sanatçının yapıtını belirli bir yere ve ona uydurabilme fırsatını elde etmiş oluyordu. 'Gösteri Sanatı', şimdi bütün bu etkinlikleri sarıp kuşatabilen bir terim olarak kullanılıyordu.
    Kaprow bu gelişmeyi ilk tarif edenlerden biriydi. Onun “J Pollock’un Mirası” (1958) başlıklı manifestosu, Happening’lerin başlangıcını soyut ekspresyonizmin ‘aksiyon resmi’ne dayandırır:

    “Pollock’un bu geleneği [resim] neredeyse yıkacak raddeye gelmesi, sanatın ritüele, büyüye ve hayata daha etkin biçimde katıldığı günlere geri dönüş olabilir pekala.”
    Kaprow’un ilk halka açık Happening’i 18 Happenings in 6 Parts'ardından ertesi yıl New York’taki Reuben Galeridc gerçekleştirilmiş ve hem performansçılar hem de kendilerini rol dağılımı içinde sayan seyirciler adına bir deneyimler kolajı olmuştur.
    Performans 1960’lı yıllarda farklı fomların patlamasıyla ivme kazanmayı sürdürdü. Bunlar Yves Klein’ın ünlü Leap into the Void’i (1960) ve Niki de Saint Phalle’nin çekim resimleri gibi performansın sanatın eserinin yaratılması sürecinin parçası kılındığı Nouveaux Realistler’in “aksiyon seyircilerinden” bizatihi ‘sanat eseri’ olan kendine kapalı Happening’ler, caz ve şiir temsillerinden Cage, Cunnigham, Neo-Dada sanatçıları, Nouveau Realistler, E.A.T (Sanatta ve Teknolojide Deneyler), Fluxus ve Judson Dans Tiyatrosu üyeleri dahil pek çok sanatçının multimedya ortamında işbirliği girişimlerine kadar geniş bir yelpazeyi içeriyordu. Performans ayrıca, pek çok Minimalist ve Kavramsal sanatçının eserlerinde belirgin bir yere sahipti.
    Performans gösterileri hızla popülerleşmeye başlarken hem sanatçıların hem de seyircilerin tattığı özgürlük duygusu bulaşıcıydı. Kaprow, “Özgürlüğü tuhaf yollarla gerçek dünyaya taşıdığımızı hissediyorduk” derken, dans eleştirmeni Jill Johnson şunları hatırlatıyordu:

    Bunu herkes yapabilirdi. 1960’lı yıllarda bu fikir sanat dünyasını bir salgın gibi kapladı… Sanatçılar dans ettiler. Dansçılar müzik yaptılar. Besteciler şiir yazdılar. Şairler gösteriler düzenlediler. Bu tür şeyleri yapabilecekleri eleştirmenler, kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere genelde herkesin aklına yattı.
    Festivallerde bazen farklı performanslar sahneleniyordu. Bunlardan birisi, dansçı Steve Paxton’la küratör Alan Solomon’un 1965’te New York ta yönettikleri New York Theater Rally’di. Bu, yedi programı dahil iki performanslık bir disiplinler arası gösteriydi: Oldenburg’un Happening’i Washes (Yıkamalar, 1965), Robert Whitman’ın (1935 - ) enstelasyonu Shower (1965), Robert Morris’in Site’si, Rauschenberg’in iki performansı dansçı Cunningham, Caroly Brown ve fluxus sanatçısı Per Olof Ultvedt’le (1927 - ) birlikte hazırladığı Pelican (1963) ve dansçı Trisha Brown, Barbara Lloyd, Viola Farber, Deborah Hay, Paxton, Rauchenberg'in oğlu Christopher’la birlikte hazırladığı Spring Training (1965); en akla gelmez olanı da, sırtlarına flaş lambaları takılan kaplumbağalardı.
    Rauschenberg’in performanslarında görüntülerle seslerden oluşan ögeler ve mozaiklerin yan yana getirilişi eleştirmenlerin onlara “canlı kolaj” daha doğrusu, Performans Sanatın, dönemin üç boyutlu çalışmalarıyla aynı çizgide -güzel bir şekilde- birleştirerek ortaya konan kombineleri gözüyle bakmalarını sağlıyordu.
    Rauschenberg 1966’da, biri çıkıp da yeni sanat formuna sanat tarihinin geleneklerini empoze etmeye kalkmasın diye bir manifesto kaleme almıştı:

    Biz kendimize, geleneksel tiyatroyla ilişkisini doğru anlatması için P i ç Tiyatrosu adını veriyoruz. Bizim etkimiz tartışılabilir, terbiyemiz kötüdür. Gayrımeşru estetiğimiz özgürlüğün ve esnekliğin azami boyutlara çıkmasını sağlıyor. Tek bir anlam, yöntem ya da ortama hizmet etmeye hiç yanaşmamamız da puş*luğumuzu pekiştiriyor. Soyadımız yok ve bundan ziyadesiyle memnunuz.
    Dönemin çok disiplinli, melez etkinlikleri, tiyatro içinden ve dışından, sanat gelenekleri içinden akımlara yaslanıyordu. Bu deneyler ile tiyatro, dans, sinema, video ve görsel sanatlar arasındaki çapraz etkileşimler performans sanatının gelişmesi adına vazgeçilmez önemdeydi. Performans sanatçıların ortamları ile disiplinler, sanat ıle hayat arasındaki sınırları aşıp bulandırmalarına imkantanımaktaydı.
    Bir ifade tarzı olarak performans genellikle Beden Sanatı formuna dönüşerek. 1960'ların sonlarıyla 1970’lerde ivme kazanmaya devam etti. Performans sanatçıları devrin daha genel sosyolojik meselelerine doğrudan eğilen eserler yaratıyorlardı. Cinsiyetçilik, ırkçılık, savaşlar, homofobi,
    AIDS ve çeşitli kültürel ve toplumsal tabular değişik yollarla irdelenip keşfediliyor, canlı ve genellikle uzlaşmaz yaklaşımlarla sorgulanıyordu. Bu eğilimin en önemli eserlerini üreten bazı isimler şunlardı:
    Vito Acconci ve Carolee Schneemann, Aktionismus'un Viyanalı sanatçıları, Rebecca Horn (1944 - ), Jacki Apple (1942 - ),
    Martha Wilson (1947 -), Elanor Antin (1933 - ), Adran Piper (1948 - ), Yayoi Kusama (1940 - ), Karen Finley (1956 - ), Diamanda Galas (1952 - ) ve Ron Athey (1961- ).
    Performans sanatının tarihçe yazarı, ABD’de yaşayan RoseLee Goldberg, pek çok performans çalışmasının dinleyiciler açısından sansasyonel ve acıklı bulunmasını şu sözlerle vurgulamıştı:


    Performans sanatçıları bize iki kere görmediğimiz, bazen de asla görmek istemeyi dilemediğimiz şeyleri gösterdiler.
    Performans sanatı çok geniş bir yelpazeye dahil kaynaklardan (sanat, müzikhol, vodvil, dans, tiyatro, rock ‘n’ roll, müzikal, sinema, sirk, kabare, kulüp kültürü, siyasal eylemcilik, vb.) fışkırmıştı ve 1970’lere gelindiğinde kendi tarihine sahip, yerleşik bir tür haline geldi. Dolayısıyla tiyatro, sinema, müzik, dans, ve operadaki gelişmeleri de etkileme gücüne kavuştu.
    Performans sanatının tanımlanamaz niteliği, onun kuvvetindeydi. Kıdemli performans sanatçısı Joan Jonas’ın (1936 - ) kendisiyle 1995’te yapılan bir söyleşide şunları söylüyordu:

    Beni performansa çeken etken, ses, hareket ve görüntüyü karıştırma imkanıydı: Hepsi de birbirinden farklı olan bu ögelerle karmaşık bir sonuca varabiliyordunuz. Zaten kendimin iyi olmadığı şey de, bir heykel gibi tek ve basit bir eser ortaya koymaktı.
    Bu açıklama, performansın bir çok sanatçının gözünde niçin tercih edilmesine vasıta olduğunu göstermek açısından yeterlidir. John-Paul Zaccarini’nin (1970 - ) Throat’ı (1999-2001) gibi eserler, performans sanatındaki önceki akımları birçoğunu kendisinde topluyordu. Zaccarini çok çeşitli sanat formlarına -sirk, dans, konuşma, metin, ses, maskaralık ve sinema- başvururken, otobiyografi, toplumsal yorum ve humoru bitleştiren bir yeteneğe sahipti.



    Modern Çağda Sanat, Amy Dempsey, Çeviri: Osman Akınhay, Akbank Yayınları
    Kaynak






    Performans Sanatı
    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Performans sanatı, 1960'lı yıllarda ortaya çıkan, izleyicinin önünde canlı olarak icra edilen bir sanat biçimidir. Performans sanatı etkinlikleri bazen happening olarak da adlandırılır. Bunun yanısıra Fluxus, beden sanatı, süreç sanatı ile yakından ilgilidir. Sahne ve gösteri sanatları ile ortak yönler taşısa da, dans, müzik, tiyatro, sirk, jimnastik gibi gibi etkinliklerden farklı olarak görsel sanatların içinden çıkmış öncü bir akım olarak kabul edilir; tiyatro performanslarından farklı olarak olayların ilüzyonu değil olduğu şekliyle olayın kendisi sergilenir. Kökleri 20.yy başındaki Dada akımının anarşist performanslarına, 1920 ve 30'lu yılların sürrealist ve fütürist performanslarına ve hatta Jackson Pollock'un aksiyon resmine kadar gider. Bildiğimiz anlamıyla performans sanatı 1960'larda doğduktan sonra yaygınlaşıp 70'lerde fikirleri ön plana çıkaran kavramsal sanatla bağlantılı olarak devam etmiştir.
     

Bu Sayfayı Paylaş