Paranormal Evren... Gerçek mi Yoksa Kurgu mu?

'Diğer Mesleki Bilgiler' forumunda UquR tarafından 21 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. UquR

    UquR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Paranormal Evren... Gerçek mi Yoksa Kurgu mu? konusu Paranormal Evren... Gerçek mi Yoksa Kurgu mu?

    Gerçek mi yoksa kurgu mu?

    Bu yazımızda Paranormal yani "Normalötesi" kavramını tanımlayacak ve bu alandaki son gelişmeleri inceleyeceğiz. Paranormallik, bilimin kabul edilmiş ortamında açıklamalar bulunabilen olaylar ve yetenekler olarak tanımlanabilir. Araştırmada bilimsel kıstaslar tanımlanmış ve Quantum Kuramı´nın getirebileceği yenilikler de göz önüne alınmaştır.

    Paranormal olaylar veya Parapsikoloji´nin ilgi alanı genelde şu başlıklara ayrılabilir;

    * Clairvoyance-Durugörü: Farklı zaman ve mekanlarda oluşan olaylarla ilgili bilgiyi, normal insanlardan farklı olarak bilebilmek veya hissetmek.

    * Telepati: Düşünce iletişimi; Bir zihinden diğerine direkt bilgi iletişimi, burada fiziksel medyumluk olgusu veya yetisi yoktur.

    * Psikokinesis: Hareketsiz bir cismin belli bir uzaklıktan düşünce gücüyle hareket ettirilmesi.

    * Precognition-Öngörü: Gelecekte olabilecek olayları, zamanı gelmeden önce, belli bir eğri içinde kalarak ve gerçekleşme zamanını da doğru olarak tahmin edebilmek. Olayın oluşmasında önemli olan, sıradan bilgilerden yola çıkılarak, sıradışı öngörülerde bulunabilmektir.

    * Spiritüalizm: Bedensiz ölü ruhlarla ilişki kurmak.

    * Reenkarnasyon: Bir ruhun tekamül etmek için, sayısız kez dünyada yeniden doğması ya da bedenlenmesi.

    Buradaki amaç, yukardaki kavramların geçerli bilimsel bilgiyle olan uyumsuzluğunu göstermek ve bazı olayları test etmektir. Tartışmanın anahtarı paranormalin yapısını veya doğasını varsayarak tartışırken, evrenin materyalist veya düalistik doğasında yer alıp almadığını anlamaktır. Maddi evren madde ve enerjiden oluşur, her olay bu iki fonksiyonun bileşim ve dönüşümlerinden meydana gelir. Buna karşın düalistik evrenin yani iki karakterli evrenin madde ve enerjiden öte birşeyi daha içerdiği düşünülmektedir; buna ruh veya düşünce diyebiliriz. Bilimin işi maddi evreni anlamaktır, bunun için metodları ve teknolojisi vardır; bu metodlar ve araçlar fizik dünyayı araştırmaya uygundur. Eğer evren gerçekten maddeyse, kuramsal olarak tüm açıklamalarda bilimin terminolojisi her türde ve aynı doğrultuda kullanılır. Bu noktada, fiziksel olmayan evrenin yani düalistik evrenin oluşumunu araştırırsak aynı kabul edilmiş fizik bilim metodlarını kullanmamız zordur. Burada dört boyutlu bir uzay-zaman evreni öne sürebiliriz fakat burada bir sorun vardır; bu kez de, bütün bir realitenin varolan bir parçası yani bildiğimiz maddi evren diğer alanlarla özellikle de ruhla yanyanadır. Yaşam geçicidir ve farklı iki olgunun bileşiminden oluşur yani ruhla, fizik bedenin. Ruhun süregiden mücadelesi, fizik alandaki etkisini devam ettirmektir. Newton temelli bilimsel anlayışın yönettiği klasik kuramların kökeninde determinizma yani neden-sonuç ilişkisi yer alır (buna geçmiş ve bugün de diyebilirsiniz.) İşte bilimin anayasası ve iskeleti budur ama günümüzün bilimi hiç istemediği halde kendi buluşunun sonucunda, aslında hiç istememesine rağmen değişime hatta dönüşüme uğrama tehlikesiyle karşı karşıyadır. 20. Yüzyıl´ın başında geliştirilmeye başlanan Quantum Kuramı herşeyi değiştirebilecek gibidir ve reddedilememektedir.

    Beynimizi ne yönetiyor?

    Quantum Kuramı evrenin geleneksel yapısına yöneliktir yani statik değil değişkendir, bazen parçacıklar halinde özgün davranışlar içine girer, bazen de dalgacıklar halinde aynı davranışı gösterir, bu gözlem konumunda farkedilebilir. Bu kaçınılmaz değişimi gözlenmesi sırasında, ölçümler de yapılabilmektedir. Kısacası evren artık yüzyıllardır sanıldığı gibi sabit, belli karakteri olan bir yer değildir, evren artık ne olduğu veya nasıl davranacağı belli olmayan bir yerdir. Fizikçi Niels Bohr, "tamamlayıcılık" tanımını getirerek alanlardaki değişkenlerin doğal olarak çiftleştiklerini (pozisyon-momentum ve zaman-enerji gibi...) ama çiftleşen iki değişkenin birbirlerine tam olarak benzemediklerini söylüyordu. Quantum denklemi öngörülmemiştir, deneylerle ortaya çıkmış, sadece farklı olasılıkların biraraya gelmesiyle bulunmuştur ve yeni bir konum anlamındadır. Bu yeni konumu şöyle özetleyebiliriz; "Geleceği tahmin edemezsiniz sadece farklılıkları olasılık olarak tahmin edebilirsiniz." Tabii ki, gözlemleyebilme düzeyinde gerçek hala neden-sonuç sınırlarının içindedir ama bu pratik bir amaca yönelik bir yaklaşımdır yani işin kolay yanıdır, asıl gerekli olan çok sayıda mikro olay olasılıklarının, en küçük düzeyde veya önemde olsa dahi sürekli olarak gözlemlenebilmesidir. Roger Penrose "Minds, Machines and Mathematics" adlı makalesinde şöyle demektedir; "Göründüğü kadarıyla, bireysel quant olayları, sinirsel tepkimelerin itici gücünü harekete geçiren tetik olarak sorumlu tutulabilirler" Sir John Eccles ise aynı paraleldeki "Brain and Mind, Two or One" başlıklı makalesinde fizikçi Henry Margenau´dan alıntı yaparak yukarda sözü edilen değişkenliklerin çiftleşmesini desteklerken Margenau´nun beynin bölümlerinin olası quant yasaları tarafından yönetildiğini ve bunun yeterli olabileceğini belirttiğini söylemektedir, burada olası değişikliklerin çok fazla oldukları fakat buna karşın ölçümlenemeyen bir dengeyi korudukları da bir gerçektir ve bu olasılıkların her birisi kesindir yani karşımızda kendileri birer değişmez olan olasılıklar vardır.

    Ama, yine de varlar...

    Margenau düşüncenin değişimlere neden olduğuna inanıyor ve duyuların olasılıkları kontrol ettiklerini veya belirlediklerini söylüyordu. Fakat bu materyalist bir yaklaşım değildir çünkü karşımızda fiziksel bir duygu içeren bir enerji alanı yoktur, öyleyse düşünmemiz gereken düşüncedir fakat düşünce de bir enerjidir ama düşünce evrendeki enerjiden ayrı ve farklı bir enerji türü olarak düşünülmelidir. Yani o bir quant enerjisidir ve fizik evrendeki bildiğimiz enerji demek değildir. Sir Arthur Eddington, geleceğin asla geçmişteki nedenlerin sonucu olmadığını fakat benzerlikler içinde ayrılıklar içerdiğini söylemektedir. Eddington, "bilinç birliği" nden söz ederken bunun bir gerçek olduğunu belirtir. Organik olmayan bir sistem üst düzeyde bir neden-sonuç ilişkisine giremez yani önemli olan bilinçtir birleşik doğa içersinde bilinç egosunu kullanarak kendisini kanıtlar. Deneysel kanıtlar quantum kuramını desteklemektedir yani Atomik deneyler hassas quant etkilerin hayrete düşürücü sonuçlara ulaştığını göstermektedir. Hiç kimse son elli yıldaki quant mekaniğini öngörememiştir, buna karşın kesinliğin ulaştığı düzey bilim açısından emsalsizdir. Sonuç olarak quantum dünyası tüm dünyadır, Kopenhag Görüşü´ne göre quantum, Einstein´ın inancı eskide kalırken, Tanrı´nın evreni yönetirken zar atmadığı anlaşılmıştır. Klasik yaklaşım içersinde tarafsız olarak hakim olan ortak yön, kişiliksiz (nötr) bir ilişki içinde zihinsel ve ruhsal olayların fizik gerçeklik içersinde saf bir işlevi ortaya koymasıdır. Bu durum quantuma ters gibi görünürken bağımsız ve tarafsız bir gerçeğin varlığını da yalanlamaz. Böyle bir gerçeğin doğası çeşitli ilişkilerle şekillenir. Quantum kuramı içsel ilişkiselliği veya bütünselliği mistik öğretileri hatırlatırcasına önerir ama ruhun varlığını önermez, buna karşın fiziksel alanda gerçekleşmeyen ruha benzer ilişkilerin mekaniğini gösterir. İşte bu ilişkiler olası değişimlerin dağılımıyla ve de bireysel quant etkileriyle birleşerek gelecekte olacaklar olarak fizik evrende kullanılabilirler. Daha akla yakın ve tatmin edici olan ise, gözlemlenebilen dünyadaki, zeka ürünü olan eylemlerin veya olayların gösterdiği sonuçlardır. Genelde ortaya çıkan kaprisli yapı yani olayların istenildiği anda değil de, beklenmedik veya istenmedik anlarda oluşmaları kaosun karmaşık yapısından kaynaklanmaktadır. Paranormal fenomenlere ait ciddi raporlar, ne denirse denilsin maddi alanın ötesinde varoluşlarını sürdürmektedirler ve bunlar ciddi birer kanıttırlar. Hayalet tanımları, poltergeist (darbeci ruhlar) etkiler, uyarıcı önseziler, spontane telepati, ruhsal şifa, beden dışı deneyler ve daha başkaları kanıtların görüldüğü alanlar olarak görülmektedirler. Tabii ki raslantılar, halüsinasyonlar veya şarlatanlıklar çok fazladır fakat fizik gerçekliğin dışında kalan sadece tek bir zeki olay dahi yeterlidir.

    Paranormal bir faşist gücün esiri miyiz?

    Burada ilginç olan, spontane paranormal olayların kesin ve şiddetli kanıtları arzulandığı gibi göstermemeleridir, bu yüzden de gerçek gibi tanımlanamazlar. Bunun bir nedeni de, deneyleyememek olabilir. Sayısız bilimsel parapsikolojik çalışma, istatistik anlamların dışına çıkmazken, düşünce yetisinin oluşturduğu bilgi veya fizik olaylar ilginçtir ki, fizik-ötesi kaynaklara dayanırlar. Bu konuda, California Üniversitesi´si İstatistik Bölümü´nden Prof. Jessica Utts şöyle diyor; "Standartların kullanımı bilimin diğer alanlarında olduğu gibidir, oysa içerikte ruhsal fonksiyonlar vardır. İstatistik sonuçlarla ilgili çalışmalar deneysel olarak umulanın çok uzağındadır. Tartışmalarda ise, sonuçlarda olması gereken ama olmayan metodolojik noksanlar nedeniyle olaylar yüksek sesle reddedilmektedirler. " 1995´de Dean Radin tarafından hazırlanan "Parapsikoloji Hakkında Sık Sorulan Sorular" başlıklı dökümanda ESP yani Duyu Ötesi Algı olaylarının istatistik sonuçları kesin olarak verilirken Öngörü, Telepati ve Psikokinezi´nin öncelik aldığı görülmektedir. ESP´nin istatistik aracılığı ile kazandığı güç, güvenilir ve tekrarlanabilir deneylerle kanıtlanmaktadır. Burada bilimsel yön vardır ve geçerlidir ama olaylara neden olan faktör bilinmemekte ve X Faktörü adıyla yetinilmektedir. Fizik, psikoloji, felsefe, istatistik, matematik, bilgisayar, kimya, antropoloji ve tarih uzmanı olan bir grup bilimcinin hazırladığı raporun sonucunda aşırı dozda imajinasyon olgusu belirtilmiştir. Öyleyse, istatistik sonuçları oluşturan her bir olayın yukardaki tüm bilim dalları tarafından da sorgulanması durumu ortaya çıkmaktadır yani Paranormal olayların kanıtlanması ve kabulü daha da zorlaşmaktadır. Tartışmanın ötesinde ise, fizik-ötesi bir gücün veya etkenin, insanın hür iradesi üzerinde bir baskı yapıp, yapmadığını araştırmaktır. Ama böyle bir sonuca, ne güvenilmez neden-sonuç ilişkileriyle, ne de quantum kuramının geleneksel raslantılarıyla ulaşılamaz. Bilinçsel düzeyde bazı fizik-ötesi ilişkilerin kasıtlı olarak dışardan araya girmesi ise, sistemi etkilemektedir.

    Her alanın yasaları, kendi alanına ait olmalıdır.

    Fizikçi Max Planck dahi, neden-sonuç ilişkilerine inanıyor ve; "Bizler doğrudan ve içten bir bilgi kaynağı ile ilişki içindeyiz, o ilişki noktasında insan bilinci, düşüncemizin ve irademizin orada, konu dışında kalarak nedensel bir emirle tatil yaptığını bize söylüyor." Şimdi eğer biz bazı fizik-ötesi ruhsal alanın varlığını kabul edersek, bu mantıklı bir varsayım olabilir ama bu varsayımın bir şartı vardır, yasaları da bu fizik-ötesi alanın içinde bulmamız gerekir yani fiziksel olayların, fiziksel yasalara uymaları örneğinde olduğu gibi. Ama düşünceden düşünceye iletişimin yani Telepati´nin böyle bir gereksinmesi yoktur, ruhsal medya olmadan da kendisine ruhsal alanda yer bulabilir. Clairvoyant olan birisinin yaptığı ise, ruhun bir parçasının uzayın ve zamanın dışına ulaşmaktır. Psikokinezi´de ise, imajinasyonun yeri çok önemlidir ve atıl bir cisim harekete geçebilmektedir. Spiritüalizm yalnız ve yalnız spiritüel bir yaşam gerektirir ve ruhsal alanın diğer bölümleriyle ilişkiye girilmektedir. Ruhun beden değiştirerek evrensel bir yolculuk yapabilme yetisi yani yeniden doğabilmesi eğer doğruysa evrensel anlamda çok büyük bir şans veya fırsattır. Güncel bir sorunun gelecekte ne olacağını önceden görmek aslında ruhun özgürlüğüyle, geleneksel içsel neden-sonuç doğasıyla çelişkilidir ve burada nedenlerin sonuçları hür iradeyle bütünleşememektedir. Bununla beraber, sınırlandırılmış bir Öngörü yetisi Durugörü katıldığında yararlı sonuçlara ulaşarak daha net bir resim ortaya çıkarabilir ve bu yetenek o zaman alışılmışın çok ötesine çıkabilir. Ama ne işe yarayacağının yasaları konulmalıdır.

    Bilimin henüz söyleyebileceği bir söz yok...

    Dünyasal varoluş sırasında spiritüel veya ruhsal yetiler etkindirler, çapraşık ve anlamsız olsalar da insanı etkileyebilirler, sonuçta ise bu özellikleri yüzünden fizik yasalarının geçerli olduğu bir dünyada yaşayabilmektedirler. Benzer yetiler bazı insanlarda, ötekilerden daha güçlü olabilir. Hatta onların bu yetileri belli düzeylerde uygun düşünce eğitim teknikleriyle geliştirilebilir de... Özetlersek, bilim henüz bu alanda yeterince etkin ve yetkin değildir ama elinden geleni yapmaktadır, Quantum Kuramı ise yeni ama ne sonuçlar getireceği bilinmeyen bir pencereyi açmıştır ama Paranormal olaylar vardırlar ve varlıklarını sürdürüyorlar... Bizim hala bilemedğimiz, anlayamadığımız, çözümleyemediğimiz bir alanda, ortamda, koşullarda veya boyutta... Hangi tanımı arzu ederseniz, seçim özgürlüğü size tanınmıştır.


    Kaynaklar:

    1- Robert Mills, "Space, time and quanta" Freeman 1994.

    2- Blakemore & Greenfield, "Mindwaves" Blackwell 1987.

    3- Sir Arthur Eddington, "New Pathways in Science" Cambridge University Press 1935.

    4- P.C.W. Davies & J.R. Brown, "The Ghost in the Atom" Cambridge University Press, 1986.
     

Bu Sayfayı Paylaş