''PaPaTyA Ve KeLeBeK.. ''

'Aşk-Sevgi-Evlilik Sözleri' forumunda DilzaR tarafından 8 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    ''PaPaTyA Ve KeLeBeK.. '' konusu
    Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini

    hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.

    Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,

    kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.

    Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,

    rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.



    Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya

    başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.

    Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.

    Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya

    görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını

    bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.

    Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin

    üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.



    "Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza

    gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve

    "Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."

    Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,

    nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.



    Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten

    hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.

    Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını

    seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı

    güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok

    sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.

    Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret

    edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,

    incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da

    kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.

    Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği

    kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana

    ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.



    Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek

    artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya

    dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.

    Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa

    benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,

    sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü

    sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık

    kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."



    Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.

    Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını

    fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"

    diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."

    diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.



    İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.

    Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.

    Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin

    acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,

    sonra da dökülmeye başlamış.

    Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.



    İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,

    sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:

    "Seviyor mu, sevmiyor mu?"...
     

Bu Sayfayı Paylaş