Panik Bozukluk nedir - Panik Bozukluk nedenleri, tedavisi

'Psikoloji' forumunda SeLeN tarafından 17 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Panik Bozukluk nedir - Panik Bozukluk nedenleri, tedavisi konusu Panik Bozukluk Nedir - Panik Bozukluk Hakkında - Panik Bozukluk Tedavisi



    Tanım ve Genel Bilgi

    Klinik açıdan anksiyete, yaygın anksiyete ve panik atakları olarak ikiye ayrılabilir. Yaygın anksiyete, genel bir ruhsal gerginlik ve rahatsızlık hissiyle birlikte yavaş ve sinsi olarak başlarken, panik atakları ani ve patlamalar tarzında bir başlangıç göstermektedir. Panik atakları, başta panik bozukluğu olmak üzere, bir çok psikiyatrik hastalıkta ortaya çıkabilmektedir. Panik bozukluğunda görülen panik atakları tipik olarak yineleyici bir özellik gösterir ve beklenmedik bir anda ortaya çıkar. Sıklıkla başka atakların de olacağı kaygısı mevcuttur. Panik ataklarınin kontrolü kaybetme, kalp krizi geçirme, çıldırma gibi durumlarla sonuçlanabileceği beklentisi ve bununla ilgili olarak yaşanan yoğun sıkıntı, bu bozukluğun bir diğer özelliğini oluşturur. Bu bozukluğun seyri sırasında, panik atakları ve yaygın anksiyete, birlikte de görülebilir. Panik bozukluğunun başlamasının çok öncesinde, bir çok hasta, aylar süren gerginlik, stres ve yaygın anksiyete yaşamış olduğunu ifade etmektedir. Yine bir çok hastada, önceden bir yakınma olmasa da, panik ataklarının başlamasıyla birlikte, yaygın anksiyete sık olarak gelişebilmektedir.



    Görülme sıklığı

    Bu konuda yapılan epidemiyolojik araştırmalarda, panik bozukluğunun yaşamboyu yaygınlığı, % 0.7-2.0 olarak bulunmuştur. Panik bozukluğu daha sıklıkla genç erişkinlik döneminde başlar. Başlangıç yaşı daha çok 20’li yaşlar olmakla birlikte, yaşamın herhangi bir döneminde de başlayabilir. Panik bozukluğu kadınlarda erkeklere göre yaklaşık iki misli daha fazla sıklıkta görülmektedir.



    Nedenleri

    Panik ataklarınin bazı bedensel duyumların katastrofik olarak yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı varsayılmaktadır. Yanlış yorumlanan duyumlar esas olarak, normal anksiyete durumlarında ortaya çıkan baş dönmesi, çarpıntı, nefes alma güçlüğü gibi bedensel belirtileri içermektedir. Katastrofik yanlış yorumlama, çarpıntıları olması muhtemel bir kalp krizinin, soluk alma güçlüğünü soluksuz kalıp ölmenin bir habercisi olarak görmek gibi, bedensel duyumların gerçekte olduğundan daha tehlikeli olarak algılanması olarak ifade edilmektedir. Bu görüşe göre, duyumların ortaya çıkışından her zaman da anksiyete sorumlu olmamakta, örneğin çok kahve içilmesi ya da basitçe heyecanlanma gibi durumlarda, kişi, kendi fizyolojik uyarılmasını yanlış olarak içsel bir tehlikenin işareti şeklinde yorumlayarak panik atağı yaşayabilmektedir.



    Başvuru Yakınmaları

    Bu bozukluğun en temel özelliği tekrarlayan, ne zaman başlayacağı önceden kestirilemeyen panik ataklarınin görülmesidir. Panik atakları tipik olarak, yoğun bir korku, endişe ve kötü bir şeyler olacağı beklentisi ile ani olarak başlar ve kısa sürede en yüksek düzeyine ulaşır. Panik atağı sırasında soluk alma güçlüğü, boğulma hissi, baş dönmesi, baygınlık hissi, çarpıntı, kalp atım sayısında artma, titreme, bulantı, karında rahatsızlık hissi, uyuşma, karıncalanma hissi, sıcak basması, ürperme, göğüs ağrısı gibi bedensel belirtiler ortaya çıkar. Bedensel belirtilerin yanı sıra tabloya sıklıkla ölüm korkusu, delirme ya da kontrolü kaybetme korkusu gibi bilişsel belirtiler eklenir. Ayrıca, anksiyetenin yoğunluğuna bağlı olarak kişi, kendini ya da çevresini değişmiş ve gerçek dışı olarak algılayabilir. Panik atağı geçiren kişiler, bir felaket ile karşı karşıya olduğu duygusu içindedirler. Kalp atım sayısında artma, çarpıntı, göğüs ağrısı gibi yakınmaları nedeniyle sıklıkla kalp krizi geçirdiklerini, ölebileceklerini düşünürler. Panik atağı genellikle on-onbeş dakika içinde yatışmakla birlikte, bir kaç saate kadar da uzayabilmektedir. Panik atağınin yatışmasının ardından, sıklıkla yeni bir atak geçirme korkusu (beklenti anksiyetesi) gelişmektedir. Hastaların bir kısmı, panik atağı geçirmesi halinde kaçmasının ya da yardım almasının zor olabileceği durumlardan uzak durmaya başlar. Kişinin, yeni bir atak geçirme korkusuyla, tek başına ev dışında, kalabalıkta, köprü üzerinde olmaktan, otobüsle, trenle, arabayla yolculuk etmekten kaçındığı bu durum “agorafobi” olarak adlandırılır.



    Tanı Ölçütleri

    Panik Atağı

    Aşağıdaki belirtilerden dördünün (ya da daha fazlasının) birden başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma döneminin olması:

    1. Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

    2. Terleme

    3. Titreme ya da sarsılma

    4. Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

    5. Soluğun kesilmesi

    6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi

    7. Bulantı ya da karın ağrısı

    8. Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

    9. Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)

    10. Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu

    11. Ölüm korkusu

    12. Parezteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)

    13. Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları



    Panik Bozukluğu

    A) Aşağıdakilerden hem (1), hem de (2) vardır:

    1) yineleyen beklenmedik panik atakları

    2) ataklerden en az birini, 1 ay süreyle (ya da daha uzun bir süre) aşağıdakilerden biri ya da daha fazlası izler:

    a) başka atakların de olacağına ilişkin sürekli kaygı

    b) atağın yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla (örn. kontrol kaybetme, kalp krizi geçirme, çıldırma) ilgili olarak üzüntü duyma

    c) ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği göstermek

    B) Agorafobinin mevcut olması ya da olmaması (diğer ölçütlerin karşılanması durumunda, agorafobi mevcutsa Agorafobi ile Birlikte Panik Bozukluğu, mevcut değilse Agorafobi Olmadan Panik Bozukluğu tanısı konulur).



    Hazırlayıcı Etkenler ve Hastalığın Gidişi

    Panik bozukluğunun gelişiminin öncesinde stresli yaşam olayları görülebilmektedir. Bu konuda yapılan bir araştırmada, olguların yaklaşık 2/3’ünde, hastalığın başlasından önceki 6 ay içinde stresli yaşam olaylarının mevcut olduğu saptanmıştır. Bu olaylar görülme sıklığı dikkate alınarak şu şekilde sıralanmıştır; sevilen bir kişiden ayrılma ya da ayrılma tehditi yaşama, iş değiştirme, gebelik, göç, evlilik, okuldan mezun olma, yakın bir kişinin ölümü, fiziksel hastalık.



    Tedavi

    İlaç Tedavisi



    Panik bozukluğun tedavisinde antipanik ajanlar kullanılır. Panik bozukluğun tedavisi en az 6 ay sürmelidir. 6 ay tamamlandıktan ve hastalık belirtilerinin tamamen iyileşmesinden sonra ilaç tedavisi kademeli olarak kesilir. Hastaların tedavi sırasında yaptıkları en büyük yanlış bir kaç ay sonra panik atak belirtileri ortadan kalktıktan sonra tedaviyi ani kesmeleridir. İlaçların ani kesilmesi hem ilaç kesilme belirtilerine yol açmakta hem de hastalığın tekrarlama riskini artırmaktadır. Panik bozukluk ta iyileşme yalnızca panik atakların ortadan kalması değildir, beklenti anksiyetesi ve kaçınma davranışlarının da ortadan kalkması gerekir.



    Psikoterapi

    Panik Bozukluğunun tedavisinde iki farklı strateji uygulanmaktadır. Bunlardan ilki panik ataklarıyle, ikincisi agorafobik kaçınma davranışlarıyla başa çıkmanın öğrenilmesidir. Korkulan durumun üstüne gidilerek kaçınma davranışının ortadan kaldırılmasının hedeflendiği “gerçek yaşamda alıştırma”nın, agorafobinin tedavisinde en etkili yöntem olduğu kabul edilmektedir.



    Hasta ve Aileye Bilgi ve Danışmanlık

    Panik atakları sırasında, yukarda da belirtildiği gibi, kalp atım sayısında artma, çarpıntı, göğüs ağrısı gibi yakınmalar nedeniyle kalp krizi geçiriyor olma korkusuna sıkça rastlanmaktadır. Bu tür hastalar, çarpıntılarını olması muhtemel bir kalp krizinin, soluk alma güçlüğünü soluksuz kalıp ölmenin bir habercisi olarak görmek gibi, bedensel duyumlarını gerçekte olduğundan daha tehlikeli olarak algılayabilmektedirler. Panik bozukluğu tanısı konulan hastalara panik ataklarınin ruhsal kaynaklı olduğu anlatılmalı ve psikiyatrik tedaviye uyumları sağlanmalıdır. Ailenin, tedaviye uyum açısından desteği ve tedavi sürecindeki işbirliği çok önemlidir.



    Uzm. Dr. Aytül Gürbüz TÜKEL Psikiyatri
     

Bu Sayfayı Paylaş