Panik ataklar sıklaşıyor mu

'Genel Sağlık' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 4 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Panik ataklar sıklaşıyor mu konusu Panik ataklar sıklaşıyor mu
    Kısa süreli olmasına rağmen çok ciddi ve can sıkıcı belirtileri olan sıkıntı-korku hali ile karakterli panik nöbetlerinin eskisinden daha sık görülmeye başlamasının pek çok nedeni var.

    Uzmanlara göre panik nöbetleri toplumun neredeyse %10 kadarını etkileyen yaygın bir psikolojik sorun. Panik bozukluk ise, ne iyi ki, daha seyrek görülüyor. Panik ataklar ergenliğin geç dönemiyle erken erişkinlik çağında görülmeye başlıyor, orta yaşlarda sıklaşıyor. Panik bozukluğun kadınlarda erkeklerden daha sık görülen bir problem olduğu da biliniyor. Panik nöbetlerine eğilimi olanları ekonomik kriz gibi dönemler daha çok etkiliyor. Korku, endişe ve güvensizlik bu nöbetleri davet eden önemli durumlar. Sorunun çözümü için mutlaka bir psikiyatr ile işbirliği yapmak gerekiyor.

    Panik atağın belirtileri neler?

    Panik atakların duygusal ve bedensel işaretleri var ve çoğu zaman bunlar iç içe oluyor. Bedensel işaretlerin en sık görülenleri göğüste ağrı veya rahatsızlık hissi. Bu durum bazen çarpıntı veya kalp hızında artma (taşikardi) ile birlikte olabiliyor. "Kalp krizi" sanılarak ciddi bir telaşa yol açabiliyor. Boğulma hissi, boğazına bir şeylerin düğümlendiği duygusu, hava açlığı ve nefes alamama hali, yüz kızarması, titremeler, baş dönmesi, baygınlık hissi, terleme, uyuşma ve ürpermeler de sık görülen belirtiler. Ataklarda ölüm korkusu, kontrolü kaybetme endişesi ve yabancılaşma, çevreden kopma hissi de oluşabiliyor. Aslında "sapasağlam biri"siniz ve bütün bu gürültünün arkasında ciddi bir bedensel problem bulunamıyor.

    Yapay tatlandırıcılar zararlı mı?

    Şekeri o kadar çok kullanıyoruz ki boş bir kalori kaynağı olmaktan öte hiçbir yarar sağlamayan bu besin neredeyse temel besin maddelerimizden biri oldu. Şeker kullanımı arttıkça kilo sorunu ve diğer kronik hastalıklar yaygınlaştı. Şekeri aşırı miktarda tüketmek şeker hastalığına, hipertansiyona ve kalp damar hastalığına yakalanmayı kolaylaştırıyor. Çocuklarda diş çürümelerine sebep oluyor. Ayrıca şekerin erken yaşlandıran bir besin olduğundan da kuşku duyulmuyor. Özellikle kilo sorunu olanlar ve şeker hastalığına yakalananlara şeker ya hiç önerilmiyor ya da sınırlı miktarda tüketilmesi isteniyor. Bu durum şeker yerine kalorisi düşük veya olmayan bazı yapay tatlandırıcıların kullanımını yaygınlaştırdı. Bu alternatif tatlandırıcıların tamamı sağlık kuruluşları tarafından dikkatle izleniyor. En yaygın kullanılanları aspartam, sakarin ve asesülfam. Süklaroz ve siklamat da onaylanmış tatlandırıcılar arasında yer alıyor. Prensip olarak yapay tatlandırıcıları gebelik ve emzirme dönemlerinde kullanmamak gerekiyor. Fenilketonüri hastalarının aspartam içeren tatlandırıcılardan uzak durmaları tavsiye ediliyor. Hiçbir zaman, hiçbir tatlandırıcıyı gönül rahatlığı içinde kullanmamak ve kullanılabilecek en az miktarı kullanmaya çalışmak şart. Yani kendi hazırladığınız içeceklere minimum tat sağlayacak şekilde bunları ilave etmenizde yarar var. Biz prensip olarak yapay tatlandırıcılardan uzak bir beslenme tarzı tavsiye ediyoruz. Ancak sınırlı miktarda kullanıldıklarında bu kimyasalların ciddi bir sağlık zararlarının olmayacağını düşünüyoruz. Sonuç olarak bunlar da birer kimyasal maddedir. Kullanmamak en iyi yoldur.

    İştahı azaltan yiyecekler hangileri?

    İştahı azaltan bir yiyecek yok ama bazı maddelerin iştahı dengelediği söylenebilir. Kepekli yiyeceklerin (özellikle yulaf kepeğinin), aç karnına yenilen kromdan ve doğal yağlardan zengin kabuklu yemişlerin iştahı azalttığı biliniyor. Salatalık, haşlanmış veya çiğ karnabahar, haşlanmış lahana gibi yiyeceklerin de tokluk hissini güçlendirdiği belirtiliyor. Yemeklerden yarım saat önce yenen elma ve armudun da tokluk sağlayıcı etkisi olabiliyor. Ananasın da tokluk duygusunu güçlendiren bir meyve olduğu aklınızda olsun. Ananasta bulunan bromelin isimli madde sindirimi kolaylaştırıcı bir enzim gibi çalışıyor.

    Viagra mı, Cialis mi, Levitra mı?

    Sertleşme bozukluğu ile mücadelede kullanılan ilaçların etkin mekanizması üç aşağı beş yukarı aynı. Kullanıma ilk önce Viagra verildi. Bunu Cialis ve Levitra izledi. İkinci ve üçüncü ilaçların birinciden temel farkı daha uzun süre etkili olmaları. Cialis ve Levitra, Viagra'dan kanda daha uzun süre kalıyor, bu nedenle de etki süreleri 36 saate kadar uzayabiliyor. Bu nedenle de son iki ürünü "hafta sonu hapı" diye tanımlayanlar var! Bu üç ilaçtan hangisinin size daha uygun olduğuna karar vermeden önce doktorunuzla konuşmanız gerekiyor.

    Hangi ağrı kesici zararsız?

    Ağrı kesicilerin her birinin farklı organ ve dokulara zararı var! Çok yaygın kullanılan ağrı kesicilerin bile bazen ciddi organ zararlanması yapabildikleri biliniyor. Aspirin ağrı kesici olarak en yaygın kullanılan ilaç ve en önemli yan etkisi sindirim sisteminde. Özellikle midede meydana getirdiği kanamalar bu ilacın kullanımını sınırlıyor. Aspirin kanama eğilimini de arttırıyor. Aspirin bazı kişilerde ağır karaciğer hasarı, alerjik sorunlar, sıtma krizlerine de yol açabiliyor. Romatizma tedavisinde kullanılan ağrı kesicilerin ise başta böbrekler olmak üzere mide ve diğer organlarda yan etkileri ortaya çıkabiliyor. Çok yaygın kullanılan asitaminofen yapısındaki ağrı kesicilerin mide üzerinde daha az yan etkisi var. Ancak bunlar da yüksek dozda alındıklarında karaciğer ve böbreklere zarar verebiliyor. Kısacası yan etkisi olmayan, güvenle kullanılabilecek bir ağrı kesici bulmak kolay değil. Bizim önerimiz ağrı kesicilere sık ihtiyaç duyduğunuz andan itibaren durumu doktorunuzla tartışmanızdır. Çünkü sizi ve bedeninizi, sağlık geçmişinizi, risklerinizi, kullandığınız diğer ilaçların etkilerini en iyi o bilecektir.

    Tiroid hastalıkları belleği etkiler mi?

    Tiroid bezinin aşırı çalıştığı (hipertiroidi) durumlarda da bellek gücü azalabilir ama bellek sorunları en çok, tiroid bezinde hormon üretiminin azaldığı durumlarda (hipotiroidi) ortaya çıkıyor. Hipotiroidi erken dönemde fark edilmez, uzun sürerse, özellikle ağır ve ilerleyici bir hipotiroidi söz konusu olursa yaşlı insanlarda bellek problemleri artıyor. Örneğin, Haşimoto hastalığı olan bir yaşlıda hastalığın ilk ve tek belirtisi ilerleyici bellek kaybı olabiliyor. Kısacası birden ortaya çıkan, ilerleme ve derinleşme eğilimi olan bellek sorunlarında tiroid fonksiyonlarını gözden geçirmekte yarar var.
     

Bu Sayfayı Paylaş