|| Pamir Yaylası'ndan Van'a Uzanan Bir Yolculuk....Türkiye'nin Kırgızları ||

'Türkiye Tatil Yerleri Hoteller' forumunda Mavi_Sema tarafından 9 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    || Pamir Yaylası'ndan Van'a Uzanan Bir Yolculuk....Türkiye'nin Kırgızları || konusu Pamir Yaylası’ndan Van’a uzanan yolculuklarında Kırgızlar, geleneklerine hâlâ sahip çıkıyorlar.

    [​IMG]

    [​IMG]


    Tarihi M.Ö. 10 binlere uzanan coğrafyada, masmavi bir göz gibi ışıldar Van Gölü. Bu topraklar güçlü medeniyetlere taht olmuş, yüzyıllardır bereketini sunmuş, insanlarını doyurmuştur. Uzakta parlayan bir yıldız gibi davetkâr; yurt arayanlara ev olmuştur.

    Van Gölü’nü besleyen sularda yaşayan inci kefalleri üremek için uzun bir yol gider. Soylarının devamını sağlayabilmek için akıntıya karşı yüzer, sonra geri dönerler. Yeryüzündeki tüm canlılar gibi onlar da yaşamak için zorlu bir savaş verir. İnci kefallerinin verdikleri mücadele, bu topraklarda tek değildir. Buralara kök salıp, yurt bilen Kırgızlar da aynı yollardan geçmişlerdir.

    Ataların atası Manas’ın destansı kişiliği ve milleti için verdiği mücadeleler, hâlâ Kırgızların masallarında yer bulur. Yeni topraklarda kurulan hayatlara tutunmak isteyenlere Manas’ın hikâyeleri yol gösterir. Manas gibi başında ak kalpak, at sırtında dağları deviren kahramanlar artık yok. Kırgızların bu topraklarda filizlenen yeni hayatlarının ilk ilmeğini atan Han Hacı Rahman kul Kutlu da hayatta değil.

    [​IMG]

    [​IMG]


    GEÇMİŞTEN BUGÜNE…

    Manas’ın destanlar yazdığı coğrafyalardan kopup, Anadolu’nun yüksek bozkırlarında yaşayan Kırgızların göç öyküsü bundan 27 yıl önceye uzanıyor. Kırgızlar keçeyle sardıkları ak otağlarda yazı kışı atlatır, sağdıkları yakların sütünü içer, yılkılara çocuk yaşta biner, Pamir’in kurak ayazında yaşarlardı. Geçimlerini hayvancılıkla sağlayan Kırgızlar, Kabil’den gelen tüccarlarla takas usulü ticaret yaparlardı. Pamir Yaylası’nda yaşam güçtü ama Kırgızlar’ın alışık oldukları yaşam biçimi buydu.

    Halk, hanları Hacı Rahman kul’a bağlıydı. Bir ağaya benzetilebilecek olan han, adaletli ve otoriter bir liderdi. Eğitime ve öğretime önem verirdi. Birçok anlaşmazlığı çözen kişiydi.

    Gün döndü, coğrafyada yaşanan gelişmeler Kırgızları da etkiledi. Han, ak sakallıları topladı ve göç kararı alındı. Büyük güçlerin çıkarları çatışırken, bir avuç Kırgız, hayvanlarıyla birlikte, kendilerine kalacak yurt aramaya başladı. Aslında onların yurtları, yaklarının sırtlarındaki ak otağlardı. Yaşanacak vatan bulmak ise uzun zaman alacaktı.

    Önce Pakistan’ın Gilgit şehrine gittiler ama 3500 metrede yaşamaya alışkın olan Kırgızlar, buranın sıcağına dayanamadı. Hayvancılığın yerini ticaret aldı; buna da uyum sağlayamadılar. Afganistan’a geri dönenler oldu, Han Hacı Rahman kul Kutlu yine göç kararı aldı. Türkiye’den davet geldi; Kırgızlar yola çıktı. Sonunda Van’ın Erciş ilçesine bağlı Ulupamir Köyü’nü ev, Türkiye’yi vatan bildiler.

    Kırgızları bu topraklara getiren Han Hacı Rahman kul Kutlu, 6 Ağustos 1990’da Türkiye topraklarında öldü. Yepyeni bir yüzyılda ana topraklarda filizlenen yeni hayatlarına can suyunu o vermişti. Ölmeden önce halkına vasiyet etti: “Dininizi ve Türklüğünüzü unutmayın. Namazlarınızı zamanında kılın ve okumaktan geri kalmayın.”

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    ULUPAMİR’DE YAŞAM

    Güvenli bir gelecek hayali için Afganistan’dan yola çıktıklarında, bugünlerin özlemi içlerini kavurmaktaydı. Yaşamları Anadolu’da yeniden filizlendi ama alın yazıları hiç değişmemişti.

    Köyde zamanın acelesi yoktur. Çocuklar okula gider, kadınlar gündelik işlerle uğraşır; yıllar akıp gider. İletişim çağının nimetleriyle buluşan Ulupamir Kırgızları, Afganistan’daki akrabalarıyla buluşma fırsatı elde eder. Eski günleri hatırlayan kocamışlar, birer birer bu dünyadan göçer.

    Kırgızlar, geleneklerine bağlıdır ama yeni nesille birçoğu yitip gitmektedir. Pamir, gençler için sadece masallarda yaşar. Zamanla gençlerin ilgisi ve gözleri büyük şehirlere çevrilmiştir. Kimi okumak, kimi çalışmak için Ulupamir’i terk eder.

    Kırgız düğünleri eski geleneklerin hâlâ yaşatıldığı renkli törenlerdir. Geline boncuk dizmek âdettendir. Köyün tüm kadınları, gelini kendi kızlarından ayrı tutmaz. Kısmetleri açılsın, onlar da muratlarına ersin diye, evlenmemiş her genç kızın eli değer dizilen boncuklara... Geçim derdi olsa da, Kırgızların gönlü zengindir. Düğün dernek oldu mu, kimde ne varsa, herkes onu getirir. Bazen bir şeker, bazen bir kalıp sabun...


    Düğün evinde her gelene yemek sunulur. Erkek tarafının akrabaları, gelen kadınlara yemek pişirir. Yemekte mutlaka et ve pilav vardır. Kırgız yemekleri koyun eti ağırlıklıdır. Bağırsak dolması ve sütlü ciğer, düğünün baş yemekleridir. Kırgızların geleneksel yemek düzeni de bundan farklı değildir. Kalabalık ailelerden oluşan köyde, yemekler yer sofralarında yenir. Bu, hem sofranın bereketini arttırır, hem de sohbet etmek için iyi bir fırsattır.

    Kırgızlar özel günlerde buskaşi (gökböğrü) oynar. Ustalık ve cesaret isteyen bu oyun, ata yadigârıdır. Polonun atası olan bu oyunda herkes, kafası kesilmiş bir oğlağı kapmak için dörtnala yarışır.

    Savaşçılığıyla ünlü Orta Asya erkeklerinin, buskaşi oynayarak, at sürme yeteneklerini geliştirdikleri ve savaş için alıştırma yaptıkları söylenir.
    Bugün Kırgızlar, yaşadıkları coğrafyada buskaşi oynayarak geleneklerini yaşatıyor, sahip oldukları mirası koruyorlar. Yıllar önce terk ettikleri ana yurtlarının yerine Türkiye’yi koyuyor ve Van Gölü’nün kıyısında yaşamlarını sürdürüyorlar. Mutluluk ve barış içerisinde…

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    Coşkun Aral
     

Bu Sayfayı Paylaş