Otomatik Stabilizatörler Hakkında

'Açık Öğretim AÖF' forumunda DeMSaL tarafından 22 Haziran 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Otomatik Stabilizatörler Hakkında konusu Ekonomide Otomatik Dengeleyiciler - Vergiler - İşsizlik Sigortası - İşsizlik Yardımı - Bütçe Açıkları - Aile Tasarrufları - Kurum Tasarrufları - Ekonomik Stoklar


    Ekonomik dengenin sağlanması ve sürdürülmesinde kendiliğinden fonksiyon gören, denge sağlayıcı etkiler yaratan mali ya da sosyoekonomik kurumlara otomatik dengeleyiciler ya da stabilizatörler adı verilmektedir. Örneğin mali sistemde varolan artan oranlı vergiler, işsizlik sigortası ödemeleri, bütçe açık ve fazlaları, birey-aile ve kurum tasarrufları ile toprak mahsullerine ödenen mali yardımlar (sübvansiyon vs.)
    Otomatik dengeleyicilerin devletin özel müdahalesi dışında planlı bir düzenleme yapılmaksızın ekonomik dengenin sağlanması ve korunmasında etkileri olmakla birlikte uygulama sonuçlarına bakıldığında dengesizlikleri tümüyle giderdikleri söylenemez. Otomatik dengeleyiciler ekonomideki dengesizliklerin tümünü gideremezken, bir kısmını azaltmada yani hafifletici olarak etkili olabilirler. İşte bu özellikleri ile otomatik dengeleyicileri maliye politikasına ve ekonomi politikasına yardımcı kurumlar olarak kabul edebiliriz.
    Otomatik stabilizatör olarak nitelendirilen bu mekanizmanın iradi politikalara karşı üstünlüğü, ekonomik faaliyet düzeyi üzerinde hemen etki göstermesinden kaynaklanmaktadır. Yani otomatik stabilizatörlerde istikrar etkisi, yeni bir yasal işleme gerek göstermeksizin ve bu işleme duyulan gereksinme ile işlemin etkisi arasında herhangi bir gecikmeye neden olmaksızın ortaya çıkar. Ne var ki, eğer ekonomide genişleme veya daralma hareketleri çok kuvvetli ise otomatik stabilizatörlerin etkisi yetersiz kalacaktır. Bu nedenle ekonomik istikrarsızlığa karşı müdahale yalnızca bir yöntemin kullanılması ile sınırlandırılmamalıdır. Çeşitli koşullar altında hem otomatik stabilizatörlerin hem de iradi maliye politikasının kullanılması gerekmektedir.

    1-Otomatik stabilizatör olarak vergiler

    Bir ekonomide vergilerin otomatik stabilizatörlüğü, gelir düzeyindeki değişikliklere karşı vergi miktarındaki değişikliklerin ne olduğuna diğer bir deyişle, GSMH’ deki değişikliklere vergi hasılatının esnekliğine bağlıdır.
    Artan oranlı vergilerde, otomatik stabilizatör etkisi daha belirgin hale gelmektedir. Geliri artan kişiler daha yüksek oranda vergilendirileceklerinden, yalnızca ödedikleri vergi mutlak olarak artmakla kalmayacak, verginin gelir düzeyine oranı da büyüyecektir.
    Ekonominin genişleme dönemlerinde artan oranlılık dolayısıyla vergi hasılatı da artmaktadır. Dolaysız vergilerin en önemlisi gelir vergisidir. Kişiler gelirleri arttıkça artan oranlılık dolayısıyla daha fazla oranda vergi öderler. Vergi hasılatı, matrahtaki artıştan daha hızlı arttığı için kişiler harcamalarını kısma yoluna giderler. (Gelirleri artmasına rağmen) Tüketim ve yatırım harcamalarını artırmazlar. Böylece devletin vergi hasılatı artışı yanında kişilerin harcamaları düşeceğinden artan oranlı vergi tarifesi enflasyonu düşürücü etki yaratacaktır.
    Ekonominin daralma dönemlerinde ise, vergi yükümlüleri, gelirlerin azalmasına karşın, ortalama vergi oranı düştüğü için, ödedikleri vergiler, gelirlerindeki düşmeden daha büyük bir oranda düştüğü için (artan oranlı tarife dolayısıyla) tüketim ve yatırım harcamalarını azaltmamakta, büyük ölçüde devam ettirebilmektedirler. Bunun bir diğer nedeni de marjinal tüketim eğiliminin kısa dönemde değişmemiş olmasındandır.
    Enflasyonist koşullardaki, satın alma gücündeki yükselmelerin bir bölümü; matrah arttıkça vergi oranının da yükselmesini öngören artan oranlı vergi tarifeleri aracılığıyla emilmiş olmaktadır. Satın alma gücündeki artış karşısında vergi oranı da aynı kalmamakta ve yükselmektedir. Tersine deflasyonist koşullarda, satın alma gücündeki düşmeler karşısında vergi oranı da önceki düzeyine kıyasla düştüğünden, mükelleflerin satın alma güçlerinin, bir ölçüde de olsa korunması sonucu doğurmaktadır.
    Artan oranlı vergiler açısından otomatik dengeleyici niteliği en fazla olan vergi gelir vergisidir. Gelir düzeyi düştüğü zaman daha önce yüksek vergi oranlarının kaps..... giren mükellefler, düşük vergileme dilimlerine ve oranlarına girerler. Tersine gelir yükseldiği takdirde; daha önce vergilendirilmeyen mükellefler vergi kaps..... girerler ve vergilendirilenler de daha yüksek vergi oranlarına tabi dilimlere dahil olurlar.
    Kurumlar vergisi de gelir vergisi gibi uygun bir vergidir. Ancak tek oranlı olması bu verginin esnekliğini azaltır.
    Tüketimden alınan vergiler, eğer, genel bir muamele vergisi veya genel bir kişisel harcama vergisi niteliğinde değillerse, gelir düzeyindeki değişmeleri daha uzak bir düzeyden izlerler.
    Servet vergilerinin ise otomatik stabilizatör etkisi hemen hemen hiç yoktur.
    Şahsi gelir vergisinin otomatik stabilizatörlük fonksiyonunu yerine getirebilmesi için taşıması gereken özellikler:
    Genel bir vergi olmalı, her çeşit gelir ve kazancı vergilendirmelidir.
    Artan oranlı tarifeye sahip olmalıdır.
    Gelir vergisinde fazla kaçakçılık olmamalı, vergi geniş ölçüde kaynakta kesme usulüne göre tahsil edilmelidir.
    Şahsi gelir vergisi mükelleflerinin önemli bir kısmı gelir vergisinin en düşük dilimlerinde bulunmamalıdır.
    Vergi götürü usulde tahsil edilmemelidir.

    2-İşsizlik sigortası primleri ve işsizlik yardımları

    Ekonominin genişleme dönemlerinde ekonomideki canlılık nedeniyle istihdam düzeyi genelde yükselmektedir. İşte bu dönemlerde çalışan işçi sayısı arttığı gibi işsizlik sigortası için sosyal güvenlik kuruluşlarına ödenen primler de artış göstermekte, bu primler sosyal güvenlik kuruluşlarında büyük bir fon oluşturmaktadır. Genişleme dönemlerinde ekonomi canlı, istihdam düzeyi de yüksek olduğu için işsiz sayısı az olmakta dolayısıyla işsizlere yapılan sigorta ödemeleri de düşmektedir. Bir başka ifadeyle ekonominin canlanma dönemlerinde işsizlik sigortasından yararlanma hakkına sahip kişiler sosyal güvenlik kuruluşlarına fon aktarmaktadırlar. İşçilerin işsizlik sigortası primleri nedeniyle harcamaları ve tasarrufları prim tutarı kadar azalmaktadır.
    Diğer taraftan ekonominin daralma dönemlerinde ise sigortalanmış işçiler işsiz duruma düştüğünde ülkedeki sosyal güvenlik kuruluşları işsiz aylığı vermektedirler. Bu aylık nedeniyle, işsiz duruma düşenlerin öncekiyle tamamen aynı düzeyde olmasa bile, tüketim kalıplarını sürdürmelerine fırsat verilmektedir. Böylece sosyal güvenlik kuruluşları ekonomiye fon aktarmış olmaktadır.
    Kısaca işsizlik sigortası primleri ve işsizlik yardımları tüketimi, üretimi ve istihdamı destekleyici etki yaratmakta dolayısıyla ekonomik krizlerin şiddetini azaltmaktadır.
    İşsizlik sigortası primler ve işsizlik yardımlarının ekonominin istikrarı üzerinde meydana getirdiği bu etki bütün sosyal sigorta primleri ve yardımlar için geçerlidir.

    3-Bütçe açıkları ve fazlaları

    Bütçe devletin gelir ve gider tahminlerini göstermektedir. Bütçe gelirlerinden en önemlisi de vergilerdir. Ekonomik refah (genişleme) dönemlerinde üretim, tüketim, istihdam ve milli gelir düzeyleri yükseleceğinden vergi gelirleri de artmaktadır. Ancak genişleme dönemlerinde devlet giderleri vergilerde olduğu gibi bir artış göstermez. Mesela genişleme dönemlerinde vergi gelirleri artmasına rağmen transfer harcamaları artış göstermez. İşte bu tür nedenlerle ekonominin genişleme dönemlerinde, bütçe kendiliğinden fazlalık vermektedir. Sonuçta bütçe fazlası kadar para ekonomiden çekildiği (para arzı daraldığı) için ekonomide daraltıcı etki meydana gelmektedir.
    Diğer taraftan ekonominin daralma dönemlerinde ise vergi hasılatı düşer, bütçeye konan ödeneklerin tamamı harcanır ve dolayısıyla bütçe açıkları ortaya çıkar. Bu dönemlerde bütçe açıklarının kapatılması için başvurulan finansman kaynakları ekonomiye yeni parasal kaynakların girmesi demektir. Sonuçta para arzı artacağından ekonomide enflasyonist baskılar ortaya çıkacak ve ekonomi genişleme dönemine girecektir.

    4-Birey-aile ve kurum tasarrufları

    Ekonominin duraklama hatta gerileme devrelerinde, kurum kazançları azalmasına rağmen dağıtılan kâr payları azalmaz, eski seviyesini korur. Şirketlerin takip ettikleri bu politika sonucunda hisse senetleri sahiplerinin satın alma güçlerinin düşmesi önlenir.
    Ekonominin genişleme dönemlerinde ise kurum kazançları artmasına rağmen dağıtılan kâr artırılmaz, otofinansmana gidilir. Bu şekilde bir yandan özel harcamaların artırılmasına izin verilmez diğer yandan da kurumlar daha çok yatırım yaparak toplam arzı artırırlar.
    Aile tasarruflarında da buna benzer bir durumla karşılaşılır. Gerçekten de ekonominin daralma dönemlerinde, şahıslar eski yaşam seviyelerini, gelirlerinin azalmasına rağmen iddihar çözülmesi vb. yollarla devam ettirmeye çalışırlar. Şahıslar eski yaşam seviyelerini ne derecede korurlarsa, o derece otomatik stabilizatör vazifesi görürler.
    Ekonominin genişleme dönemlerinde ise şahısların artan gelirlerine rağmen eski yaşam düzeylerini değiştirmemeleri, yalnız iktisadi istikrarı koruyucu bir etki meydana getirmez, aynı zamanda toplam arzı artırıcı yatırımların sağlam finansman kaynaklarına kavuşmasını sağlar.

    5-Ekonomide stoklardaki artış ve azalış

    Rekabetçi piyasa ekonomisinde imalatçı ve üreticiler belirsiz alıcılar için üretim yaparlar. Bu nedenle en az düzeyde de olsa stok halinde mal bulundurulmaktadır. Dolayısıyla piyasada söz konusun mala talep fazla artış gösterirse artan talep stoklardan karşılanır. Böyle bir durumda üretici daha fazla mal üretme çabasında olmadığı gibi mevcut stoklar artan talebi karşıladığından bu sırada malın fiyatında da yükselme gözlenmez.
    Diğer yandan söz konusu malın talebi piyasada düştüğünde üretici üretimi kısmaz ya da kesmez,normal üretimine devam eder. Sadece stoklarda bir yükselme gözlenir. Mevcut stok düzeyindeki artış ve azalışlar kendiliğinden istikrarı koruyucu ve ekonomik dengeyi sağlayıcı bir etki yaratmaktadır.

    Tarım ürünlerinin mevsimlik oluşu, başka bir deyişle ürünün genellikle ancak bir kez elde edilmesi nedeniyle ortaya çıkan dalgalanmalar, üretimin mevsimlere göre azalıp çoğalmasına ve buna bağlı olarak fiyat değişmelerine yol açmaktadır.
    Devlet, ürünün bol olduğu yıllarda ürün fazlasını, kuruluşları aracılığıyla üreticilerin satın alma güçlerini koruyacakları bir fiyattan satın almakta ve stoklar oluşturmaktadır. Üretimin az olduğu yıllarda, tarım ürünlerinin fiyatları yükseleceğinden,sözü edilen kuruluşlar; ellerindeki stokları piyasaya sürmekte ve fiyatların yükselmesine arz ve talebi dengeleyerek engel olmaktadır. Böylece efektif talep düzeyinin düşmesi veya yükselmesi (dalgalanması) önlenerek, ekonominin dengede kalmasına katkıda bulunulmaktadır.
     

Bu Sayfayı Paylaş