Osmanlıda Standartlaşma Şuuru

'Tarihi Bilgiler' forumunda NeslisH tarafından 25 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Osmanlıda Standartlaşma Şuuru konusu Osmanlıda Standartlaşma Şuuru
    Kenan GÖÇOĞLU

    Osmanlı’nın içinde barındırdığı çeşitli unsurlarla, dünyanın en hareketli coğrafyasında, medenî bir devleti asırlarca nasıl yaşattığı çeşitli plâtformlarda tartışılır. Osmanlı’nın sırrı; hangi değerlerden ve yönetim felsefesinden doğduğunda gizlidir. Osmanlı, ‘insanlığın hâlâ hasretini çektiği üstün erdemlerle kurulmuştur. Bu devletin temeli; insan hak ve özgürlüklerine saygı, adelet, hoşgörü ve bilimdir...’ (T.B) Osmanlı birçok hususta olduğu gibi standartlaşmada da çağdaşlarının çok önündedir. Bunun kaynağı,
    Kur’ân-ı Kerim’dir:
    “Eksik ölçüp tartanların vay haline! Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler. Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar. Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?” (Mutaffifin / 1,2,3,4)


    Metrolojinin (ölçme ve standartlarla ilgili bilim dalı) tarihi, milâttan önceki dönemlere dayanmasına rağmen, bu sahada çalışmaların sistemli bir şekilde ortaya konulması, Avrupa bilim tarihinde ancak 18. yüzyıldan itibaren başlayabilmiştir. 1 Bu gecikmede, kilisenin bilime müdahalesi ve engizisyon mahkemeleri müessir olmuştur. İslâm'ın, ilim ve gelişmeye verdiği önem sayesinde, 8. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasında bilimde büyük gelişmeler kaydedilmiş, ölçme ve standartlaşma konusunda da en büyük ilerleme, 15. yüzyılda Osmanlı'da görülmüştür. Maalesef tarihimizi yeterince bilmediğimizden, bu konudaki çalışmaların 18. yüzyılda Avrupa'da başladığını zannediyoruz.

    Osmanlı'da ilk dönemlerde üretilen malların standardı ile ilgili belgeler bulunmamakla birlikte, 15. yüzyıldan itibaren, çeşitli mamuller için bazı standartlar ve tüketicinin korunmasına yönelik tedbirler alınmıştır. Ayrıca imâlat sektöründe de, standartlara uygun üretim yapıldığı anlaşılmaktadır. Bunun da en bâriz örneğini, ilki Fatih devrinde çıkarılan ve 2. Bâyezid döneminde genel çerçevesi belirlenen "İhtisab Kanunnâmeleri" oluşturur. Bu kanunnameler ile standartlaşma kavramı yazılı hale getirilerek uygulama mecburiyeti getirilmiştir. Sultan 2. Bâyezid tarafından 1502'de yürürlüğe konan "Kanunname-i İhtisab-ı Bursa" dünyanın ilk yazılı standardı kabul edilmektedir. 2 "Osmanlı Kanunnameleri ve Hukukî Tahlilleri" isimli eserde, bu kanunname için; "...dünyanın en mükemmel ve geniş belediye kanunu olmakla beraber, aynı zamanda dünyada ilk gıda maddeleri nizamnamesi, ilk çevre nizamnamesi, ilk standartlar kanunu ve kısaca asrına göre harika bir hukuk kodudur." nitelendirmesi yapılmaktadır. 3 Çeşitli standartlara da yer veren bu kanunnamelerde, çarşıda satılan ekmeğin ağırlığından, pişirilme şekline; meyve-sebzenin olgunluğunun tarifinden, fiyatlarına ve taşınma ücretlerine; üretilen mamüllerin hammaddelerinin tarifinden, üretileceği şekil ve boyutlarına kadar birçok mamulün standardı belirlenip bu konuda kanun çıkarılmıştır. Meselâ; Fatih devrinde çıkarılan ilk ihtisab kanunnamesindeki, kasaplar ve et üretimi ile ilgili aşağıdaki hükümler, bu konu hakkında bir fikir edinmemize yardımcı olabilir:

    "1- İstanbul'da olan kassab elbetde fusulun gözedeler; a'la (en kaliteli) üç yüz dirhem koyun eti bir akçe olduğu vakit dört yüz dirhem keçi eti bir akçeye ola ve kuzu eti daima koyun etinden elli dirhem eksik ola; şol vakte değin kim şişek ola. Ol vakit koyun etiyle beraber satıla.

    2- Ve bir kasabın elinde ne kadar dükkân varsa, narh verildikte (yani fiyat belirlendikten sonra) bir dükkânda et eksük olursa, muhtesib let urub (muhkem ve katı vurup) habd ede (cezalandırmalı). Elbette bulundurmayınca olmaya. (Burada stokçuluk yapan ve elinde koyun-keçi olduğu halde fiyatların artması için kesmeye yanaşmayanlara caydırıcı bir cezalandırma vardır.)

    3- Ve koyun etin, keçi etiyle halt edüb (karıştırıp) satmayalar; keçi etin ayru satalar. Muhalefet edeni dergah-ı mu'allama arz edeler. Şöyle bileler." 4

    15. yüzyılda Osmanlı haricinde standartlarla ilgili kanunlaşmış çalışmalara rastlanmamaktadır. Bu da Osmanlı'nın standartlaşma konusunda dünyanın çok önünde olduğunu göstermektedir. Bu kurallar sadece ürün ve mallar için geçerli olmamış, ağırlık ve ölçü birimlerinden, fırıncı ve kasapların verdiği hizmetlere; hekimlerin hastalara gerekli tedaviyi uygulayacak kapasitede olup olmadıklarının tespitinden, muallimlerin talebelerini iyi ve cemiyete faydalı olarak yetiştirip yetiştiremediklerine; ulemânın gerekli ilim seviyesinde olup olmadıklarından, inşaatların hayatın akışını değiştirmemesine; inşaatta kullanılan malzemeden mimariye kadar birçok mevzuu ihtiva edecek şekilde düzenlenmiştir.

    Osmanlılar, birçok gıda maddesinin; bazı kumaşların; kaftan, elbise, ferace, gömlek, kavuk gibi giysilerin; halı, kilim, seccade, hasır, sandık, kutu gibi ev eşyalarının; inşaat malzemelerinin ve daha pek çok madde ve ürünün vasıflarını tespit ve tarif etmiş, bugünkü tâbiriyle bunlara standartlar getirmiştir. Bu çalışmalar neticesinde, kalite arttığı için Bursa'da üretilen kumaşlar rağbet görüyor, Vatikan'daki papazların cübbeleri dahi burada üretilen kumaşlardan yapılıyordu.

    Osmanlılarda nakil hayvanları için üretilen nalların hangi cins hayvana ait olduğu ve bunların kaç dirhem geldiği gibi konularda da belirli standartlar belirlenmiş bunlara uymaları istenmiştir. Meselâ, Üsküdar camus nalı (halk dilinde camış, manda) 240; katır nalı 220; merkep nalı 140; kara sığır nalı 110 dirhem olacaktı. Ayrıca bunların fiyatı da belirlenmişti: Üsküdar mıhının 1.000 adedi 5,5 vakiyye idi.2

    Osmanlı'da dokumacılık önemli bir yere sahipti. Ülke içinde sıkıntı olmaması ve ürünün fiyatının artmaması için üretilecek kumaşın miktarı belirlenir, ürünler kontrol edilir ve esnaf bu konuda uyarılırdı. Meselâ 16. yüzyılda en az 280.000 zirâ (bir uzunluk birimi) kaliteli kumaş üretilmesi mecbûri tutulmuştu.2

    Osmanlı'da, üretimde olduğu gibi sağlık ve tedavide, çevre ve hayvan haklarında, hizmet sektöründe (hamallar, kayıkçılar, muallimler, âlimler vs.), hukuk ve bürokraside, nakliyede ve yapı işlerinde yazılı kanun ve standartlar oluşturulmuştur. Osmanlı, milletler arası ticaretin artmasıyla ihtiyaç haline gelen beynelmilel ölçü birliğine, diğer gelişmiş ülkelerle birlikte 1875'te katılmış; fakat 1980'li yıllara kadar bu konuda bir gelişme olmamıştır.

    Osmanlı, hak-hukuk meselesini, dinin gerekleri çerçevesinde teferruatıyla ele alarak iktisadî
    hayatın her merhalesinde yazılı kurallar ve standartlar belirleyerek ciddi bir sistem ortaya koymuştur. Osmanlı'yı bu şekilde standartlaşmaya teşvik eden en önemli husus, kul hakkına riayet etmedeki mesuliyet şuurudur. Belki de Osmanlı'nın uzun müddet ayakta kalmasının en önemli sebeplerinden biri budur. Osmanlı tarihi ve sisteminden çıkarılacak önemli dersler vardır. Yeter ki ecdadımızı tanıyalım, tarihimizi okuyalım ve onların yaptığı güzel çalışmaları günümüz şartlarına göre yeniden tanzim edip hayata geçirelim.
     
  2. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Ellerine sağlık:)
     

Bu Sayfayı Paylaş