Osmanlı'da Harem

'Tarihi Bilgiler' forumunda NeslisH tarafından 25 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Osmanlı'da Harem konusu Osmanlı Devletinde harem denilince maalesef padişahların evi ve eğlence yeri olduğu ifade edilmekte, hatta farklı fikirler neredeyse kabul dahi görmemektedir.

    Bilgi ve birikimden yoksun Osmanlıya ve İslam’a düşman kişiler tarafından Osmanlı’da harem yanlış olarak aktarılmakta ve zihinler karıştırılmaktadır.


    İster Topkapı, isterse Yıldız Sarayı olsun, saray denilince sadece padişahların oturdukları evleri, köşkleri akla gelmemelidir. Bu saraylar bugünkü anlamda Cumhurbaşkanlığı köşkü veya Başbakanlık konutu ve bakanlıklar gibi devlet daireleridir. Bugünkü anlamıyla Cumhurbaşkanlığı lojman veya konutu demek olan mekanlar, harem denilen yerlerdir.

    Harem kelimesi anlamı itibariyle, girilmesi yasak olan yer manasına gelmektedir. Bu manadan hareketle, kadınların ikamet ettikleri ve yabancı erkeklerin girmesi yasak olan evlere de İslam aleminde harem adı verildiği gibi, yabancı erkeklere haram olan kadınlara da harem adı verilmektedir. Girilmesi yasak olan harem kısmı kadınların ikametlerine tahsis edilmiştir.

    Osmanlı haremini üçe ayırmak gerekmektedir. Birincisi asıl harem kapısına kadar olan hareme medhal (antre) kısmıdır. Bu bölümde harem ağalarının emri altındaki erkek köleler istihdam olunmaktadır. Bu bölümde birtek kadın köle yani cariye bulunmamaktadır. İkincisi, asıl haremde yaşayan kadın efendilerin, padişah ve aileleri içindeki herkesin, hizmetçisi durumundaki cariyelerindir. Bu cariyelerin hiçbirisi ile padişahların karı-koca hayatı yaşadığı söylenemediği gibi ilgileri de kesinlikle yoktur. Üçüncüsü, asıl haremde yaşayan ve padişahın ailesi kavramı altında toplanan kadın efendiler, yani dinen evlenilmesinde sakınca olmayan eş olarak kendileri ile karı-koca hayatı yaşayan cariyelerdir. Bu gurubun başı bazen baş kadın, bazen de valide sultan olmuştur. Batılı bir kısım yazarların haremle ilgili kitapları, erotik romanlar gibidir. Tamamen ütopik ifadeler ve sahnelerle doludur. Batıda XVII. yüzyılda başlayan bu yazılar hiçbir bilgi ve belgeye dayanmadığı gibi, mevcut belgelerin ve hatıraların hiçbiri, bu nakledilenleri tasdik etmemektedir. İşin doğrusunu ve batılı yazarların meseleyi çarpıttıklarını, 1960’ lı yıllarda haremin restorasyonunda görev alan Fransız tarihçi olan Robert Anhegger ile evli olan Mualla Anhegger’den konumuzla alakalı bir bölümü aktarmak istiyorum: “Haremin Avrupalıların yazıp çizdiği ile hiçbir alakasının olmadığını fark ettim. Harem Padişahın dilediği kadınla yatması için düzenlenmiş bir kurum değil. Mimarisi bile buna göre düzenlenmemiştir. Padişahın cariyeleri görebilmesi ve aralarından birini seçebilmesi mümkün değil. Kapılar, daireler ve geçişler buna göre planlanmamış. Cariyeler yirmibeş kişilik koğuşlarda yatıyor; üst kata yatan kalfaların sıkı denetimi söz konusu… Padişahın kalkıp cariyeler bölümüne geçmesi için kuş olup uçması lazım! Harem bir üniversite gibi düşünülmüş cariyeler ise öğrenci. Zaten cariyelerin yaşadığı bölümün kapısında “Allah’ım bize de hayırlı kapılar aç” yazıyor ve bu yazı doğrultusunda, çoğu padişah tarafından çeyizleri verilip evlendirilmiş. Çünkü cariye köle değil, cinsel köle hiç değil, bence doğru deyim cariyenin padişahın evlatlığı olduğudur. Ve gerçekten de evlatlık gibi hoş tutulup iyi eğittikleri anlaşılıyor. Haremin mimarisi düzenlenirken burada yaşayan herkesin bir dakika bile boş kalmaması hedeflenmiş olmalı. Harem; sanki askeri bir teşkilat. Bu askeri teşkilat düşüncesini haremi restore ederken sık sık fark ettim. Haremdekiler son derece iyi yetişmiş, terbiye edilmiş, zeki ve yetenekli kimseler. Yalnızca güzel değil, aynı zamanda zeki de olanlar devlet kademelerinde yükselmek istiyorlar. Bunda şaşılacak yada ayıplanacak bir yön göremiyorum. Kendilerine güvenen erkekler gibi, haremin kadınları da şanslarını sonuna kadar zorluyorlar. Sanılanın aksine, yükselmek için dünya güzeli olamaya gerek yok. Kendisine verilen eğitimi en iyi özümsemiş olan, güzel yazan, güzel konuşan, bu yarışa avantajlı başlıyor…” (1) Prf.Dr. Ahmet Akgündüz’ün “Bilinmeyen Osmanlı” kitabı sahife:320-321

    Sonuç olarak günümüzdeki aydın geçinen topluma yön vermeye çalışanlardan bazılarının, televole kültürü içerisinde bir takım olumsuz örnekleri insanlarımız tarafından bilinmektedir. Bu bilgiler birkaç asır sonra XXI. yüzyılda yaşayanların yaşantıları televole kültürü biçimindeydi dense, şu anki toplumun büyük bölümü bu durumu benimsememiş olmasına rağmen sanki kabul görmüş gibi sunulabilir. Pekala bu sunum doğru olur mu? Elbete ki olmaz. Aynen bunun gibi Osmanlı’da harem konusu da çarpıtılmıştır. Gerçekleri izah etmeye çalıştım. Ümit ediyorum ki yararlı olmuştur. Geçmişini bilmeyen, geleceğe emin adımlarla gidemez.
     
  2. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Paylaşım için sağol:)
     

Bu Sayfayı Paylaş