Osmanlı zamanında kullanılan özdeyişler

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 14 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Osmanlı zamanında kullanılan özdeyişler konusu osmalı zamanında kullanınlan özdeyısler atasözleri
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 14 Mart 2011
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Osmanlı Atasözleri - Osmanlı Deyimleri - Osmanlı Deyişler - Osmanlı Sözleri Anlamları




    Dilimizin, millî kültürümüzün temel taşları sayılan atasözleri ve deyimler, halkın dilinde yaşadığı gibi ilk yazılı edebiyat ürünümüz olan Orhun Yazıtları’ndan itibâren edebî metinleri de süslemiş, gelişerek, zenginleşerek günümüze kadar ulaşmıştır


    Eğitici, öğretici, yol gösterici özellikleriyle insanın her zaman muhtâç olduğu bu nasihat dolu öz söyleyişler halk tarafından o kadar çok benimsenmiştir ki onların duygularına tercümân olan, gerek halk ve gerekse dîvân şâirlerinin şiirlerine, mısralar, beyitler hâlinde yansımıştır Biz bu yazımızda Osmanlı döneminde yaşayan ve birçoğu bugün kullanılmayan yüzlerce atasözü ve deyimden sadece 20’sinin(1 Atasözü, 19 Deyim) Dîvân Şiiri’ndeki örnekleri üzerinde duracağız

    Tarafımızdan incelemesi yapılan 1839-1908 yılları arasında yaşamış Edirneli Ahmed Bâdî’nin “Armağan ” adlı mensur, manzum atasözleri ve deyimler kitabının girişinde Osmanlı Dönemi’nde yazılmış ya da derlenmiş atasözleri ve deyimleri ihtivâ eden eserler hakkında geniş bilgi verilmiştir Örneklere geçmeden önce muhtevânın bilinmesi açısından bu eserleri kısaca tanıtmayı uygun gördük

    1 Pend-nâme-i Güvâhî : XV YYşâirlerinden Güvâhî’nin Attâr’ın Pend-nâmesini örnek alarak yazdığı bu eserde atasözleri ve deyimleri ihtivâ eden kendisine ait 450 beyit bulunmaktadır Eser Mehmet Hengirmen tarafından neşredilmiştir


    2 Manzûm ve Musavver Durûb-ı Emsâl : XVI YY’ a ait müellifi bilinmeyen bu eserde 267 atasözü ve deyimle bu atasözü ve deyimleri ihtivâ eden müellife ait 289 beyit bulunmaktadır 29 minyatürün yer aldığı bu eser, Günay Kut tarafından incelenerek yayınlanmıştır


    3 Manzûme-i Durûb-ı Emsâl : XVII YY şâirlerinden Edirneli Hıfzî, bu eserinde sade söyleyişli atasözü ve deyimlerin, zurefâ meclislerinde rağbet bulması için, süslenmesi ve manzum olarak söylenmesi gerektiğini ileri sürerek ilgili atasözü ve deyimi vermeden ve mahlas da belirtmeden değişik dîvân şâirlerine ait 616 atasözü ve deyim ihtivâ eden süslü mısraları biraraya toplamıştırBu mısraların muhtemelen bir kısmı da kendisine ait olmalıdır


    4 Darb-ı Meseller ve Uygun Beyitler : XIX YY a ait bir mecmuanın 50-100 sayfaları arasında, müstensihi belli olmayan 490 atasözü ve deyim ve her biri için değişik dîvân şâirlerinden seçilmiş aynı muhtevâda yine 490 beyit bulunmaktadır


    5 Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye : Şinâsî’nin tesbit ettiği 2500 atasözü ve deyim ve bunların bir kısmını karşılayan değişik dîvân şâirlerinden aldığı beyitleri ihtivâ eden bu esere, şâirin ölümünden sonra Ebu’z-Ziyâ Tevfik tarafından ilâveler yapılarak atasözü ve deyimler biri mükerrer 4004’e , örnek beyitler de 1003’e yükseltilmiştir Ayrıca eserde Arapça, Farsça ve Fransızca atasözü ve deyimler bulunmaktadır Eser tarafımızdan incelenmektedir


    6 Durûb-ı Emsâl : Ali Emîrî’nin yarım bırakılmış müsvedde 3 defter hâlindeki adsız olan bu eseri muhtevâsı itibârıyla bu adla tanınmıştır Eserde 2300 atasözü ve deyimle bunları ihtivâ eden 2110 beyit bulunmaktadır


    7 Armağan : Kronolojik sırayla bu sahada derlenen son Osmanlı eseri ise Edirneli Ahmed Bâdî’nin 5675 atasözü ve deyimle bu atasözü ve deyimleri ihtivâ eden 5106 beytin yer aldığı zengin muhtevalı Armağan adlı eseridir

    Mensur, manzum atasözleri ve deyimleri ihtivâ eden bu eserlerin dışında günümüzde sadece mensur atasözleri ve deyimleri ihtivâ eden bir çok eser derlenmiştir Bu çalışmaların bir listesi Ömer Asım Aksoy’un “Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü ” adlı iki cildlik büyük eserinin kaynakça bölümünde verilmiştir Ayrıca manzum atasözleri ve deyimlerle ilgili tarafımızdan da üç makale yayınlanmıştır Günümüzde ise manzum atasözleri ve deyimleri ihtivâ eden sadece iki derleme eser bulunmaktadır Bunlar:

    1 Edebiyatımızda Atasözleri : Dehri Dilçin’in bu eserinin bir bölümünde çoğunluğu Dîvân Edebiyatı şâirlerine ait atasözü ve deyim ihtivâ eden 833 beyit bulunmaktadır Bu beyitleri karşılayan ilgili atasözleri ve deyimler belirtilmemişse de bir başlangıç olması bakımından önemlidir

    2 XIII Yüzyıldan Günümüze Kadar Şiirde ve Halk Dilinde Atasözü ve Deyimler : E Kemal Eyüboğlu’nun bu iki ciltlik derlemesinde 20000’i aşkın atasözü ve deyim ve bu atasözü ve deyimleri ihtivâ eden 10000’i aşkın başlangıçtan günümüze kadar yazılmış şiir örnekleri bulunmaktadır
    Ayrıca bugüne kadar incelemesi yapılan dîvânlarda belli sayıda atasözü ve deyim ihtivâ eden beyitler tesbit edilmiştir Bu tür dîvân çalışmaları çoğaldıkça manzum atasözü ve deyimlerin muhtevâsı da artacaktır Bu bilgilerin ışığında şimdi Armağan esas olmak üzere tanıtmaya çalıştığımız bu eserlerden tespit ettiğimiz 1 atasözü ve 19 deyimin Dîvân şiirine nasıl yansıdığını görelim:


    1 Ağzı sulanmak: Heveslenmek, hayran kalmak anlamları taşır Şâiri belli olmayan bir beyitte, bülbülün tatlı tatlı ötüşüne çiçeklerin ağzı sulanır

    Bülbülün şevkine ağzı sulanır ezhârın
    Gonca mestûrelik eylerse de istignâdır

    Sakız Adası’nın güzelliğine doyamayan Sünbülzâde Vehbî’nin bu güzellikler karşısında ağzı sulanır


    Âh kim ağzım sulandı seyr ederken Sâkızı

    Bûse va`diyle şeker çiğnerdi bir tersâ kızı

    Sevgilinin dudaklarının güzelliğini tasvîre kalksa Nâbî’nin kaleminin ağzı sulanır


    Gird-i lebde hat-ı nev-hîzini tahrîr etsem

    Hâmenin lezzet-i tahrîrden ağzı sulanır

    Necâtî’ye göre kadeh sevgilinin kırmızı dudağını öpmeye kalkışsa sürâhînin ağzı sulanır


    Devr eyleyip öperken la`l-i lebini sâgar

    Mecliste surâhînin ağzını sulandırdı

    Hasan Ziyâ’î sevgilinin dudağını öylesine güzel tasvîr eder ki zevk ehlinin uzaktan ağzı sulanır


    Vasf-ı lebin Ziyâ´î ne şîrîn edâ eder

    Zevk ehlinin dehânın ıraktan sulandırır

    2 Âteş ile pamuğun oyunu olmaz: Bu atasözünde, küçük bir alevin pamuğu hemen tutuşturacağı düşünülerek ateşle pamuğun yanyana gelmesi tehlikeli bir oyun olarak nitelendirilir ki kastedilen aşıkla maşuktur

    Yedikuleli Azîzî, sevgilisini bağrına basmak isterken sevgilisi ateş ile pamuğun oyunu olamayacağını hatırlatır

    Dedim gel sîneme dedi o dil-dâr

    Od ile penbenin ne oyunu var

    Yahyâ Beğ sevgilisinden uzak kalışına, ateş ile pamuğun oyunu olamayacağını söyleyerek teselli bulur


    N’ola andan ırak isem her bâr

    Od ile penbenin ne oyunu var

    Vâsıf sevgilisine, içinin yangınlığından sakınıp kendisine yaklaşmamasını söylerken yine ateşin pamukla oyunu olamayacağını hatırlatır


    Elhazer sûz-ı derûnumdan amân yaklaşma

    Âteşin penbe ile olmaz oyunu zîrâ

    Hayâlî ise pamukla ateşin oyunu olmayacağını bildiğini fakat yine de semender misâli gülün ateş içinde bülbülü sakladığını söyler


    Penbe ile âteşin gerçi ki yoktur oyunu

    Od içinde bülbülü saklar semender-var gül

    3 Ayağı yere basmamak: Sevincinden ayağı yerden kesilip adeta uçarcasına gitmek anlamındadır Necâtî’ye göre sevgilinin zülfünde idam edilen âşığın sevincinden ayağı yere basmaz Canını başını döne döne, zevkle sevgilisine verir


    Ayağı yer mi basar zülfüne ber-dâr olanın

    Zevk ü şevk ile verir cân u seri döne döne





    Râgıb Paşa muhtesibin meyhâneyi basıp ıslah etmesiyle şarab düşkünü rindlerin sevincinden uçarak ayaklarını yere basmadıklarını söyler


    Basalı mey-kedeyi muhtesib ıslâh etmiş

    Ayağı yer mi basar rind-i şarâb-âşâmın

    İrfân Paşa, pâdişâhın süvâri sınıfına yaptığı iltifâttan süvârilerin çok sevinerek ayaklarının yere basmadığını söyler


    Ayağı basmaz oldu yerlere sınf-ı süvârînin

    Bu yüzdendir edince şâh-ı `âlem kadrini a`lâ

    4 Ayağını çeker bulunmamak: Kişinin herhangi bir konuda kendisiyle yarışacak onu aşacak bir başkasının bulunmadığını söylemesi, eline kimsenin su dökemeyeceğini ileri sürmesidir


    Vecdî, belâ meclisinde aşk ehline baş olup gam şarabını öylesine kana kana içmektedir ki bu konuda ayağını çeker bir başkası daha düşünülemez


    Bezm-i belâda Vecdî içmekte gam şarâbın

    Baş oldun ehl-i `aşka ayağını çeker yok

    Hayâlî Beğ, bir kadeh bâde ile sohbet ehlinin aklını başından ***üren sâkînin ayağını

    çeker bulunmadığını dile getirir

    Bir kadeh bâdeyle `aklın aldı sohbet ehlinin

    Sâkî-i gül-çehrenin bulunmaz ayağın çeker

    5 Ayak seyrine çıkmak: Hem gezip dolaşmak âmiyâne söyleyişle volta atmak hem de tevriyeli olarak kadeh dolaştırmak, içki içmek anlamlarındadır Bu deyimle ilgili Rahmetli Hocamız Mehmet Çavuşoğlu’nun “Dîvânlar Arasında ” adlı eserinde iki yazısı bulunmaktadır Biz örneklerimizi Çavuşoğlu’nun tesbit ettiği üç beytin dışında bulduklarımızdan vereceğiz


    Tîğî Beğ, zevk erbâbıyla zevk ü sefâ sürmekte sevgilisiyle de Vefâ’da ayak seyrine çıkmaktadır


    Hem-reh-i erbâb-ı zevk olduk safâya uğradık

    Yâr ile ettik ayak seyrin Vefâ`ya uğradık

    Budinli Hısâlî, servi boylu sevgililerin salına salına gezişine gıbta ile bakarken sevgilisinin elini tutarak ayak seyrine çıkmayı hayâl eder


    Hısâlî el ele olup sehî-kadler salındılar

    Ayak seyrin ederdik biz de olsa dest-i yâr elde

    Sâbit, sevgilisinin ayağı yaralandığından ayak seyrine çıkamayışlarının üzüntüsüyle kendi ayağına balta vurulduğunu söyler


    Zahm urup pâyına çıkmadı ayak seyrine yâr

    ‘Âşıkın ayağına balta uruldu tekrâr


    6 Bir sakız çiğnemek: Daha çok vuslat sözü verip de sözlerinde durmayan Sakız Adası dilberlerinin örneklendiği sözünden cayma, eveleme geveleme karşılığında kullanılır


    Nedim, öpücük vadeden dilberin sözünde durmayışı karşısında sitemle, bu kaçıncı sakız çiğneme der



    Germ olup oğlun bize bir bûse ikrâr eylemiş

    Dün kızın da çiğnedi ey pîr-i mey ol sakızı

    Lutfullah Âkif, Sakız’da sakız gülüne benzeyen bir kızın bûse va’diyle sakız çiğnediğini söyler



    Vâde-i bûse edip geçti dehânında sakız

    Bir sakız çiğnedi Sakızdaki sakız gülü kız


    7 Çanına ot tıkmak: Hristiyanlarla olan mücâdelede galebe çalmak , çanlarını susturup çalmaz hale getirmek anlamındadır Hasmından intikam almak karşılığında kullanılır


    Kubûrîzâde Hevâyî şiirdeki kabiliyetinin cihânı tuttuğunu, bu gidişle düşmanların çanlarına ot tıkılıp seslerinin kesileceğini söyler



    Sühanın cihânı tuttu bu revişle sen Hevâyî

    Çanını `adûların hep dolu has giyâh edersin

    İzzet Monla Hurşîd Ahmed Paşa’ya yazdığı bir mersiyede Paşa’nın kahramanlığını överken, binlerce kiliseyi yıkıp çanlarına ot tıktığını, kılıcını da düşmanların boynuna haç şeklinde sapladığını söyler


    Niçe bin deyri yıkıp çanlarına ot tıktı

    Seyfini etti çelîpâ `unuk-ı a`dâya

    8 Dâğ üstü bâğ olmak: Dağlık taşlık yerlerin güllük gülistanlık hale getirilmesidir Bir sıkıntıdan kurtulup mutluluğa ulaşıldığı zaman söylenir Ayrıca Tahir Olgun’un mütalaasıyla göğüste açılmış yaranın kanlı hâliyle çiçek açmış bâğ ve bahçe manzarası göstermesidir A Talat Onay’a göre kollara dâğ vurmak sûretiyle açılan yaraya sarılan sargıya da bağ denildiği için yara üzerindeki sargı yerine “dâğ üstü bâğ” kullanılır

    Necâtî, sînesindeki yarayı, sevgilisinin kendisine merhametle yaklaşıp sarmasıyla bütün dertlerini unutacağını, bunun kendisi için dâğ üstü bâğ olacağını söyler


    Sînemin dâğın görüp rahm eylese sarılsa yâr

    Bunca derdim var iken dağ üstü bana bâğ olur


    Pertev Paşa yârin çiçekli şalını bağlamasını ister Onu bu kıyafetiyle seyr edenler varsın dâğ üstü bâğ oldu desinler der


    Bağlasın pehlû-yı nâz üzre çiçekli şâlını

    Seyreden varsın desin bu hâlete dağ üstü bâğ

    Fâzıl, sevgilisi uğruna ızdırab çekmeye razıdır Tek dostlarım sağ olsunlar ben yine yaralarımın üstüne bağ bağlarım der


    Bize dağ üstü yine bâğ olsun

    Tek benim dostlarım sağ olsun


    9 Hükm-i Karakûşî(davranmak): Kanuna, nizama dayanmayan, hakka hukuka uymayan, kişilerin kendi anlayışlarına göre verdikleri kararlar için kullanılır Ahmet Talat Onay , Karakuş ünvanlı birinin Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin kölesi olduğunu ve getirildiği yetkili makamda, ümmî olduğundan dolayı kararlarını kitaba, nizama uymadan verdiğini ve bundan kinaye olduğunu söyler Ahmet Bâdî, Kazasker Arapzâdeyi hicvederek, fetvalarının kanuna, nizama uymadığını, bu haliyle seccadeyi cehenneme serdiğini, batıl kararlarla zavallıların canını yaktığından cehennem ateşinde kestane kebabı olacağını söyler


    Edip hükm-i Karakuşî kazaskerlikte fetvâda

    Anınçün tâ cehennem mesnedinde yaptı seccâde

    Eğerçi yaktı cânın bî-kesânın hükm-i bâtılla

    Kebâb kestâne oldu nâr-ı dûzahda `Arab-zâde

    10 Kanına aş yermek: Hâmileler aş ermeleri sırasında büyük bir iştahla gönülleri neyi çekiyorsa onu yemek isterler Kanına susamak, intikam almak anlamlarında kullanılır

    Bâkî, sevgilisinin dudaklarıyla canına aş yerdiğini, hamilelere benzeyen ağzı, bu hale imrenirse imdadına kimsenin yetişemeyeceğini düşünür


    Ol lebler ile aş yerir belki kanıma

    İmrenmesin dehânı meded iki cânlıdır


    Necâtî, dünyanın binlerce olaya hamile olduğunu , gaflete düşenlerin kanına aş yereceğini söyler


    Bin hâdis ile hâmiledir rûzigâr-ı dehr

    Zinhâr gâfil olma ki kanına aş yerir



    11 Kömür çiğner deli olmak: Delilerin kömürü bile çiğneyeceği düşünülerek karşısındakini hiçbir şeyden anlamaz sananlara karşı söylenir

    Firûzî, kahveyi çırağa kavurtan esnâfa, kendin kavur, çırak yakar , bizi anlamaz bilmez kömür çiğner deli mi zannediyorsun der

    Sen kavur kahveyi oğlan yakar ey kahve-fürûş

    Bizi dîvâne mi sandın ki kömür çiğnemeyiz

    Hasan Ziyâ’î, cehennem ateşinin şiddetini anlamadığını zanneden zahide sitemle “sen bizi kömür çiğner deli mi zannediyorsun? Cehennemin bütünüyle ateş olduğunu biliyoruz” der


    Zâhidâ sen de kömür çiğner deli sanma beni

    Bilirin küllî cehennem ahgerîdir ahgerî

    12 Ocağına su koymak: Ocağını söndürmek, evini barkını yıkmak anlamında kullanılır

    Mesîhî bir beytinde, gazellerinin akıcılığıyla bütün şâirlerin ocağına su koyduğunu söyler

    Beyti ocağına su koyan cümle şâ`irin

    Cânâ Mesîhî’nin gazel-i âb-dârıdır
    Bir başka beytinde de gözyaşlarına seslenerek sînesinde yanan aşk ateşini herkese duyurup ocağına su koymaması için yalvarır


    Fâş eyleyüben sînedeki âteş-i `aşkı

    Ey eşk Mesîhî’nin ocağına su koyma

    13 Boynuna tuz torbası takmak: Evlenip aile sorumluluğunu yüklenmek anlamında kullanılır Bu öyle bir sorumluluk ki Fatih Sultan Mehmed’i bile acılara gark eder Bir beytinde evlenmeyi düşününce nice acılara dûçâr oldum Boynuma tuz torbası takıldı, elaleme rezil rüsva oldum der


    Tezevvüc kasdın ettim ey dirîğâ telh-kâm oldum

    Takıldı boynuma tuz torbası rüsvâ-yı `âm oldum

    Kubûrîzâde Hevâyî evlenip tuz torbasını boynuna takmağa çoktan razıdır fakat bulunduğu yerlerde gönlünce hanım bulamamaktan şikayetçidir


    Evlenip çoktan takardım boynuma tuz torbasın

    Neyleyim gönlümce bu yerlerde hatun kalmamış

    14 Oyunun sakalı bitmek: Sakalı biten dilber nasıl güzelliğini kaybettiği için makbul sayılmazsa iyi sonuçlanmayan bir iş de sevilmez ve acaba bu işin içinde bir oyun mu var diye düşünülür ve oyunun sakalı bitti denir Ca’fer Çelebî, sözünü kimseden esirgemeyen bir tabiata sahiptir Devrin önde gelen kişilerini hicivleriyle rahatsız etmiş, şimşekleri üzerine çekerek kadılıktan azl edilmiştir Yazdığı bir kıtanın son beytinde fazilet sahibi ilim adamlarına değer verilmediğinden şikayetle, faziletin marifetin sakalı bittiğini bundan böyle, sanat sahibi olmak gerektiğini söyler




    Sakalı bittti fazl u ma’rifetin

    Kendimi ehl-i san’at eyleyeyin

    Şâiri bilinmeyen bir rübâîde de bu deyim şöyle dile getirilir: Dilberin ayva tüyleri çıkınca yüzündeki güzellik kaybolmuş, neşesi, güzelliği sona ermiştir Onu bu haliyle gören herkes güzellik oyununun sakalı bitti der


    Hatt geldi melâhatin zamânı gitti

    Encâmına lu’b-ı hüsn ü behçet yetti
    Herkes der o şûhu hatt-ber-âver görüp
    Bâzîçe-i hüsnün sakalı bitti

    15 Özr-i leng etmek: Bir davet veya iş karşısında mazeret beyan etmek, bahane uydurmak anlamlarında kullanılır

    Bâkî bir beytinde, sevgilinin Tatar gamzesi, Timur’u cenge çağırsa topallığını büyük mazeret olarak gösterip meydandan kaçardı der

    Hezârân `özr-i leng eyler kaçar meydâna gelmezdi

    Eğer Tâtâr-gamzen da`vet etse cenge Tîmûr’ı

    Fevrî bir kasidesinde bana at katır mı ikrâm edildi ki topallık numarasıyla işten kaçıp ihmal edeyim der


    Bana teklîfin at kâtır mı durur

    Ki kılam `özr-i leng edip ihmâl

    16 Sikkeyi mermere kazmak: Sikke, damga anlamında düşünülürse damgasını, imzasını çok dayanıklı ve sağlam olan mermere nakş etmek, işini çok sağlam tutmak, temeli sağlam atmak anlamlarını karşılar

    Fevrî, nasihat dolu bir kıtasında, çocuğu öğrendiğini kolay ezberlemesi için hocaya küçük yaşta vermek gerektiğini, çocuk yaşta öğrenilen bilgilerin mermere kazılmış sikkeye benzediğini söyler

    Tıfl iken ver mu`allime veledin

    Bildiği tâ ki kala ezberde
    `İlm zîrâ sağîr iken olıcak
    Sikkedir kim kazıldı mermerde

    Sâmî, âhının taş yürekli sevgilisini etkileyerek, sevgilisinin sadakat imzasını mermere kazdırmayı başardığı için kendisine yüzlerce âferin verir


    Âhım tamâm o seng-dile eyledi eser

    Sad âferîn ki sikkesini kazdı mermere

    17 Solağına davul çalmak: Maharetli olan, kullanılan güçlü olan sağ eldir Sol el az kullanıldığından pek makbul sayılmamıştır Deyim olarak yanlış iş yapanlar için kullanılır

    Levnî, yol yordam bilmeyen cahilin durup dinlenmeden solağına davul çaldığını söyler

    Usulü ma’nâyı bilmeyen echel

    Solağına davul çalar demişler

    18 Başını hırkaya çekmek: Tarikat ehli kişilerin, zâhidlerin her türlü günahtan kendilerini korumak için hırkalarını başlarına çekmeleridir Gerçekler karşısında devekuşu gibi başını kuma sokmak anlamını taşır “Dîvânlar Arasında” adlı eserinde Mehmet Çavuşoğlu ve Ali Emre Özyıldırım bir makalesinde “kaba etmek” deyimini açıklarken bu deyime de temas etmişlerdir Biz bu makalelerde yer almayan başka örnekler vereceğiz

    Sâbit, goncanın hırkayı başına çekip zahid görünümüne girerek dünya malı sayılan kırmızı altınları güle teslim ettiğini söyler

    Kîsesiyle zer-i sürhu güle teslîm etmiş

    Başını hırkaya çekmiş mütezâhid gonca

    Nâbî, derviş olup başını hırkaya çektiğini bundan böyle feleğin, devlet hümasının gölgesini başına çalmasını söyler


    Ben ki ceyb-i hırkaya çektim başım şimden girü

    Başına çalsın felek zıll-ı hümâ-yı devleti

    19 Kösteği kırmak: İpi kırmak, görevden kaçmak, tüymek anlamlarında kullanılır Şâiri bilinmeyen bir beyitte dokumacı çırağıyla sohbeti ilerleten aşığın kötü niyeti çırak tarafından anlaşılınca, kösteği ustaca kırdığı dile getirilmektedir


    Bir civân-ı mûy-tâb ile ederken kîl ü kâl

    Duydu pâ-bend olduğum san`atla kırdı kösteği

    20 Külahını göğe atmak: Sevindirici bir haber karşısında kişinin serpûş ya da kalpağını göğe fırlatması adeti çok eskilere dayanmaktadır Mutluluk ifade etmek için kullanılır

    Tâcizâde Ca’fer Çelebî “nergis” redifli kasidesinin bir beytinde, nergisin kendisini nergis redifiyle övdüğünü işitse sevincinden külahını göğe atacağını söyler

    İşidip kendini medhinde redîf ettiğimi

    Külehini sevinip göklere atar nergis

    Mesîhî de bir beytinde gökyüzünde görünen ay değildir, sevincimden göğe fırlattığım külahımdır der


    Ey Mesîhî meh değildir âsumânda görünen

    Şâdlıkdan göğe attığım külâhımdır benim
     

Bu Sayfayı Paylaş