Ortadoğu'nun Batıya Açılan Penceresi / Gizemli Kent....BEYRUT

'Yabancı Tatil Yerleri Hoteller' forumunda Siraç tarafından 4 Haziran 2009 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ortadoğu'nun Batıya Açılan Penceresi / Gizemli Kent....BEYRUT konusu Lüks oteller ve alışveriş merkezleri, şık hanımları ve beyleriyle, Beyrut, Ortadoğu’nun batıya açılan penceresi. Müslümanlar ve Hristiyanların barış içinde, yanyana yaşadığı bu gizemli kent, koskoca bir tarihi de gözler önüne seriyor.

    [​IMG]

    [​IMG]


    Ortadoğu gezimiz içinde ilk sıradaydı Beyrut. Lübnan’ın İstanbul’daki küçük, şirin konsolosluğundan vizemizi alırken edindiğimiz broşürler, Beyrut’un gizemini ele vermeye başlamıştı. Din ve etnik kökenleri farklı insanların birer Lübnanlı ve Beyrutlu olarak aynı toprakları paylaşmaları içi ısıtan, umut veren bir yaşam şekli olmalıydı. Arapları, Ermenileri, Filistinli mültecileri, Suriyelileri, Dürzileri bağrına basmış harmanlamış, mozaik oluşturmuş bu topraklar. 17 yıl süren iç savaşın ardından Lübnan ve başkenti Beyrut yaralarını sarıyor. Bu gizemli şehrin gezginleri şu sözleri sık tekrarlar: “Nasıl ki Roma olmadan İtalya, Paris olmadan Fransa ve New York olmadan Amerika olmazsa Beyrut olmadan da Lübnan olmaz; Beyrut’u çıkarırsanız Lübnan eksik kalır…”

    [​IMG]



    ORTADOĞU’NUN PARİS’İ

    Solidere ya da Down Town meydanı, kentin kalbi. Restoranlar, ‘cafe’ler, barlar, Ömer Camii, hemen yanı başında kiliseler, antik kalıntılar ve batısında Akdeniz… Meydana inmenin zamanı. Deneyimli gezginlerin sözleri çınlıyor kulaklarımızda: “Beyrut Ortadoğu’nun Paris’idir...” Haklılar; şahidiz, bu yakıştırma doğru. Şık restoranlar; şık garsonlar ve de şık Beyrutlular... Ömer Camii çok yakınımızda; ezan sesleriyle çan sesi birbirine karışıyor; camiyle kilise yan yana, neredeyse bitişik. Ömer Camii’nin yakınında antik alanda bulunan sütunlar halâ ayakta. Lüks otolar seyir halinde. Beyrut gerçekten Ortadoğu’nun ‘Batı penceresi’. Lüks otelleri ve alışveriş merkezleri, eğlence yerleri, başı karlı dağlarıyla gezginleri büyülüyor.

    [​IMG]

    [​IMG]


    DİN VE KÜLTÜR ZENGİNLİĞİ

    Beyrut’un güneyinde yoğun olarak Müslüman, kuzeyinde ise Hristiyan halk yaşıyor; kesin sınırlarla bölünmese de bu görülüyor. Musevi topluluk ise Ebu Cemil semtinde yaşıyor. Müslüman topluluğun çoğunluğu Sünni, diğer kısmı ise 1960 yılından bu yana göç eden Şiiler’den oluşuyor. Hristiyan topluluğun çoğunluğu ise Ermeni. Beyrut’un bazı bölümlerinde ise Dürziler yaşıyor. Dağların eteklerinde bulunan dev Meryem Ana Anıtı, irili ufaklı camiler, dağ eteklerinde bulunan lüks oteller, villalar… Güney kesimdeki Raouche, görülecek yerlerin başında geliyor. Kuzey kesimde bulunan Kaslik ve Junye gezginleri şaşırtıyor; lüks butikleri, ‘cafe’leri, eğlence yerleri, plajları çekim merkezi. Şık giyimli yöre sakinleri gezginlere “neredeyim” dedirtiyor.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    JEITTA MAĞARALARI

    Junie’den Harissa Tepesine teleferikle yaptığımız kuş bakışı yolculuğumuzun keyfi başkaydı. Denizden 300 metre yükseklikte bulunan ve uzunluğu 6200 metre olan Jeitta Mağaraları ise Beyrut’ta görülmesi gereken yerler arasında ilk sırada yer alıyor; Beyrut’a 20 km. uzaklıkta bulunan ve iki galeriden oluşan mağaranın alt galerisinde botlarla gezip, üst katta ise mineral oluşumları görmek mümkün.

    KENT MUTFAĞI

    Ortadoğu’nun bu gizemli şehrinde ne yenilir, ne içilir? Gurmeler, Lübnan mutfağını üçe ayırır; dağ-vadi mutfağı, Sahil mutfağı ve de Beyrut mutfağı. Zeytinyağı ve yoğurdun en çok tüketildiği bir mutfak kültürü hakim. Zeytinyağının salata ve yemeklerin dışında üç öğün sofraya sunulması şaşırtıcı değil. Beyrut mutfağında mezeler de oldukça ünlü. İşte farklı damak keyfini tadabileceğiniz birkaç mekan: Sultan İbrahim, Mhanna, Burj Al Hammam, Al Mijana, Abdel Wahap.
    Yaklaşık 1,5 milyon nüfusa sahip Beyrut’ta ulaşım çok zor değil; devlet ve belediye kurumlarının işlettiği toplu taşıma araçları bir çözüm olabilir; ya da özel ticari taksiler biraz pahalı olsa da hızlı ulaşımda bir alternatifler.

    OSMANLI VE FRANSIZ İZLERİ

    Beyrut’un kısa bir tarihine göz attığımızda kentin ismi MÖ. 2000’li yıllarda Mısır kaynaklarında geçmektedir. MÖ. 14’de ise Julia Augusta Felix Berytus ismiyle bir Roma kolonisi olduktan sonra önemi artar. MS. 551 yılında depremler ve denizin gel-git dalgalarıyla yıkılmasının ardından, 635 yılında kenti Müslümanlar ele geçirir. 977 yılında Mısır’daki Fatımi Halifeliğinin egemenliğine giren Beyrut’u, 1110 yılında Haçlılar işgal eder. 1291 yılında Haçlılar, Memlükler tarafından kentten çıkarılır. 1516 yılında Osmanlı İmparatorluğu içinde Suriye eyaletine bağlı bir mutassarıflıktır. 1918 yılından itibaren Fransız egemenliği altına girer ve 1943 yılında ise bağımsızlığını kazanan Lübnan’ın başkenti olur. 1950-1970 yılları arasında çok canlı bir ticari ve sosyal yaşamı olmuş; sayılı üniversiteleri bulunması, serbest ekonomi ve döviz sistemi, banka hesaplarının gizliliğini sağlayan yasaları, banka faizleri Beyrut’un cazibesini artırmış. 1970’lerde başlayan iç kargaşa ve 1975-1991 yılları arasında yaşanan iç savaş bu kentin tarihine acıları ve yıkımı not düşmüş. Kent içindeki keşif turlarımızda Beyrut’un tarihine ait izleri yakalamak çok zor olmadı; Osmanlı ve Fransız kültürünün izlerini ise her yerde görmek olası. Yıkım ve onarımın görüntüleri ise yan yana. Şehrin yeniden inşası ve yoğun restorasyon çabaları, Beyrut’ta umudu yeşertiyor. Barışın hakim olması şehrin sosyal ve ekonomik yaşamını canlandırıyor; Beyrut yine küllerinin arasından sıyrılıp görkemli günlerine doğru yol alıyor.

    [​IMG]


    BIBLOS VE TRABLUS

    Beyrut’ta vakti olan gezginlerin vazgeçilmezleri arasında yakın çevre gezileri de vardır. Bu geziler yemeğin üzerine alınan tatlılar gibidir. Sahil yoluyla güneye ya da kuzeye uzanmak… Güneyde Sayda (Sidon) ve Sur (Tyre), Kuzeyde Biblos ve Trablus (Tripoli), Bekaa Vadisi’nde Baalbek… Tercih yapma şansınız çok.

    İlk durağımız, Akdeniz kıyısında bulunan Biblos, İncil’e ismini veren yer olarak bilinir. Akdeniz kıyısında bulunan bu yerleşim içindeki antik kent, Asurlulardan Osmanlılara değin bir çok uygarlığın izlerini taşır. Antik kent hemen deniz kıyısındadır; yanı başındaki küçük limandan tekne gezileri yapanları, oltayla Akdeniz’in berrak sularında kısmetini arayan amatör balıkçıları her daim görmek olası. Yorulduysanız hediyelik eşyaların satıldığı otantik çarşısı ya da ‘cafe’leri sizi dinlendirecektir.

    Trablus (Tripoli) şehri ise Biblos’tan sonra gelir. Müslüman nüfusun yoğunluğu bu şehirde fazladır. 160 dolayında cami, medrese, mescit, kervansaray bulunur. Şehir meydanında bulunan saat kulesi, Osmanlı Dönemine aittir. Kıyı şeridinden ayrılıp biraz iç kısımlara, Bekaa Vadisine uzanmaya ne dersiniz; Baalbek (Heliopolis) sizi beklemektedir. Antik kent içindeki tapınak Roma’dan sonra en iyi korunmuş görkemli bir yapıdır. Binlerce yıl öncesinin uygarlık izlerinde kaybolma isteği saracaktır sizi Baalbek’te.

    Beyrut’ta günleri dolan gezginler özlemle ayrılırlar bu şehirden. Bu coğrafyada yaşayan farklı ulus ve inanışlara sahip halklar, bu toprakların, yani Lübnan’ın ve başkenti Beyrut’un ayrılmaz parçalarıdır. Gezginlerin gönlü ferahtır ayrılırken; bu acılı kentte barış inşa edilmektedir; barış umutları yeşermektedir; sevgi içinde yaşama isteği yürekleri ısıtmaktadır. Bir gün batımı daha yaşanmaktadır Beyrut’ta; sevenler kol koladır Akdeniz sahilinde. Her gelecek gün doğumu yeni umutlara gebedir; kentten ayrılan gezgin de sevgisiyle sulamıştır barışı. Bu gizemli şehirde atılan her sevgi tohumu fidan olur elbet bir gün; meyveye durur besler barışı.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]


    Erdal Yazıcı
     

Bu Sayfayı Paylaş