Orman haftasıyla ilgili tiyatro - orman haftası ile ilgili tiyatro

'Tiyatro ve Skeçler' forumunda Mavi_Sema tarafından 15 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Orman haftasıyla ilgili tiyatro - orman haftası ile ilgili tiyatro konusu orman haftası tiyatro,orman haftası konulu tiyatro oyunu,orman haftası ile ilgili tiyatro oyunu,orman haftasıyla ilgili tiyatro

    ORMAN HAFTASI İLE İLGİLİ TİYATRO - AVCI
    3 perdelik oyun

    Sahne: Bir köy odası

    Oynayanlar
    Anne
    Komşu kadın Avcı Oduncu
    Geyik (Geyik maskeli çocuk)
    Ormandaki koyunlar
    (Maskeli çocuklar)



    Birinci Perde


    Anne, komşu kadın ve avcı (Anne, kulübenin kapısından dışarıya bakar. Komşu kadın sedirde oturmuş, yün eğirmektedir.


    ANNE – Ortalık nerede ise kararacak!..
    KOMŞU – Eh ne yapalım, vakit akıyor.. Gözümüzü açıp kapayıncaya kadar akşam ofuyor!..
    ANNE – Aman ne söylüyorsun komşu! Bugün saatler geçmesini bilmiyor!..
    KOMŞU – Herhalde işin yoktu da sana saatler uzun geldi. Yoksa ben, sabahtan beri o kadar çalıştım ki bana gün pek kısalmış gibi geldi…
    ANNE – Bugün işim yoktu, ama bir iş tutacak gönlüm de yoktu!
    KOMŞU – Ne vardı komşucuğum? Bir derdin mi vardı yoksa!..
    ANNE – Bir derdim vardı ya!..
    KOMŞU – Vah vah… Geçmiş olsun!.. Ne İdi derdin?..
    ANNE – Annelerin derdi ne olur ki! Ben avcıyı düşünüyorum?..
    KOMŞU -Avcıyı mı?.. Anlayamadım! Hangi avcıyı?..
    ANNE – Bizim çocuğu düşünüyorum!.. Ona siz köyde avcı demiyor musunuz? Benim de dilim alıştı. Çocuğumun adını bile unuttum!.. Ben de onu “avcı” diye çağırıyorum…
    KOMŞU – Peki! Senin avcıya ne olmuş ki? Bu kadar üzülüyorsun!..
    ANNE – Bir şey olmadı!.. Ama… .
    KOMŞU-Aması ne?..
    ANNE – Aması şu: Bizim çocuğun zihnine koymuşlar!.. Güya ormanda bir yaban domuzu türemiş. Bütün çiftliklere, çubuklara, tarlalara, bağlara ziyan yapıyormuş. Köylülerin canı İçin de tehlike oluyormuş… Bu köyde ve yakın köylerde, oğlum gibi bir avcı yokmuş. Ona, “Bu yerleri olsa olsa sen kurtarırsın!.. Senden başka kimse onu alt edemez!” demişler… O da bu sözlere kapıldı, önceki sabah tüfeğini yüklendi, Çarıklarını giydi, canavarı avlamaya ormana gitti. “Yapma oğlum, etme oğlum…” dedim, dinletemedim. Dün sabah giderken: “Bu hayvanı vurmadan dönmeyeceğim.” dedi. Ama, ne kadar zaman dağda, ormanda kalabilir?.. Çantasındaki azık da pek azdı. Dün gece gelmeyince, çok üzüldüm, ama “Belki de ormanda domuzun çıkışını bekliyor!..” diye kendimi avuttum. “Gün ışırsa gelir!” dedim… Şimdi gün kavuşuyor, bizimki hâlâ görünürlerde yok!.. İşte anun için durmadan kapıdan bakıyor, yolunu gözlüyorum…
    KOMŞU – Üzme kendini komşucuğum!.. Avcı oğlun arslan gibidir. Üç köy avcısının öldüremediği o koca domuzu senin uşak, Allah bağışlasın; tek başına öldürür!..
    ANNE – Evet, Allah korusun! Şimdiye kadar başına böyle bir şey gelmemişti! Ama analık dedik ya!..
    (Onlar böyle konuşurken sahne hafifçe kararmaya başlar.)
    KOMŞU – Evet, akşam kavuşuyor. Ben de kalkıp gideyim!.. Ocağa bir çorba koyayım!..
    ANNE – Ah sen de mi gidiyorsun? Yalnız kalınca daha da güç olacak beklemek!..
    KOMŞU – Yemekten sonra sana yine uğrarım!..
    ANNE – Haydi güle güle!..
    (Anne, arkasını kapıya çevirmiştir, bu sırada ava içeriye girer.)
    KOMŞU-İşte avcı geldi!..
    (Anne sevinçle kapıya koşar)
    ANNE – Sen mi geldin yavrum?.. Oh ne kadar merak ettim!
    (Avcının suratı asıktır, omuzundaki torbayı yere bırakır; gelir, annesinin ve komşusunun ellerini öper.)
    KOMŞU – Çok yaşa yavrum…
    AVCI – Siz de çok yaşayın teyze!..
    ANNE – Nerelerde kaldın dün gece?
    AVCI-Merak mı ettin?
    ANNE – Elbette!
    AVCI – Ben sana canavarı yakalamadan dönmeyeceğim dememiş miydim?..
    ANNE – Dedin, dedin ama, ben canavarla boğuşmaya gittiğini biliyordum, nasıl rahat ederim?..
    AVCI – Ben sana canavarı vurmadan geri dönmeyeceğimi önceden söylemiştim. Canavarla da buluşmak için sözleşmiş değildik ya! Onu, bir günde yakalayamayacağımı düşünürsün ve kendini üzmezsin sanmıştım…
    ANNE – Bari canavarı vurdun mu?
    AVCI – Ne gezer?.. Dağda, ormanda dolandım durdum!..
    KOMŞU – Ben torbayı görünce canavarı öldürdükten sonra kafasını kesip şu çuvala koydun sanmıştım.
    AVCI-Hayır!..
    KOMŞU – Sonra annen lâmbayı yakınca çuvalda: “Canavarın başı bu kadar küçük olamaz!” dedim.
    AVCI – Doğru düşündün teyze, bunun içinde canavar değil, minik bir geyik yavrusu var!..
    ANNE – Ne dedin, ne dedin?.. Bir geyik yavrusu mu?..
    (Yere eğilir, çuvalı aralar, hemen kapatır.) Sahi ! imiş… Nasıl yaptın avcı bunu? Nasıl kıydın bu yavruya?..
    (Komşu kadın gelir, çuvalı aralar, bakar.)
    KOMŞU – Eyvah avcı! Şu yavrucağı nasıl vurdun? Hem kimseyi rahatsız etmeyen, ormanlarımızı süsleyen, bu minicik yavruya nasıl kıydın? Senin hiç de mi acıman yok?..
    ANNE – Şimdi onun annesi nasıl yanıyordur? Bilsen, anlasan bunu yapmazdın!..
    AVCI – Anne ben bunu öldürmek istemedim!..
    ANNE – O kendi kendini mi öldürdü?
    AVCI – Sana nasıl olduğunu hemen anlatayım… Bütün gün canavarı aradığım için başka hayvan vurmamıştım. Ertesi gün, yani bugün de böyle oldu… öğleden sonra, köye dönmek için yola düşmeden önce, karşıma bir geyik çıktı… Ben de köye boş dönmeyeyim diye ona nişan aldım. Fakat çalıların arasında yavrusu varmış, anasını tehlikede görünce birden çalılar arasından fırladı. Anasına koştu, silâh onu vurdu, ben de fena oldum, bir kaza oldu. Oldu ama!..
    ANNE – Sen iyi bir avcı değilsin!.. İyi bir avcı olsaydın ne yavrulu bir hayvanı vurur, ne yavruyu öksüz bırakırdın! Ne de böyle suçsuz bir yavruyu öldürür, annesinin gönlünü dağlardın… Zaten, avcılık, ancak herkesin tarlasını harman, çorman eden muzur hayvanlar için, insanlara karşı tehlikeli olanları yok etmek İçin yapılmalıdır. Keyif cin hiç bir can öldürülemez… Ben senin böyle kalpsiz olmanı istemiyorum… Ben sana böyle yabanîler gibi davran diye avcı olmana İzen vermedim…
    AVCI – Ben de çok üzgünüm anne! Ben bu yavruyu öldürmek istemedim…
    ANNE – Ama öldürdün… Ben, sana verdiğim avlanma iznini geri alıyorum… Eğer benim iznim olmadan yine avlanırsan, işte komşumuz da şahit, ben sana analık hakkımı helâl etmem!..
    AVCI-Anneciğim, ben küçükten beri avcılık yaparım, avı çok severim, Fakat mademki benim avcılık yapmama izin vermiyorsun, o hâlde sana söz veriyorum, artık avcılık yapmayacağım…
    ANNE – Teşekkür ederim oğlum, ama söz vermek yetmez, bu köyümüzün avcılarının bir töresi vardır. Onlar avcılığa tövbe edecekleri zaman köyün etrafını çeviren Yedidağ’ın en tepesine tırmanırlar ve tüfeklerini yedi kere havaya boşaltırlar. Sonra evlerine gelirler ve tüfeği kapının arkasına asarlar… Eğer sen de avcılıktan vazgeçmeye karar verdinse, yarından tezi yok tüfeğini alırsın, Yedidağ’a tırmanır, tepeye gelince törenin emrettiği gibi havaya yedi el ateş edersin ve gelip kapının ardına tüfeğini asarsın, benim günlüm de rahat olur! Beni iyice anla, hiç sebepsiz yere seni öldürseler ben ne hâle gelirdim. Düşün ki hayvanların da onları da seven anneleri var…
    AVCİ – Avcılıktan vazgeçmek bana güç gelecek ama mademki sen istiyorsun, yarın vazgeçiyorum avalıktan!..
    ANNE – Haydi geç sini başına, benim sana pişirdiğim çorbayı İç… (Avcı sini başına geçerken perde kapanır.)

    İkinci perde

    Sahne: (Bir koru. Bir ağaç altında oduncu balta ile odun yarmaktadır. Ava omzunda tüfekle sağdan girer.)
    ODUNCU -O… Merhaba avcı başı. Nasılsın?
    AVCİ-Sağ ol!.. İyiyim! Ya sen?..
    ODUNCU – Şükürler olsun, ben de iyiyim… Ama seni biraz keyifsiz görüyorum nen var?..
    AVCI-Bir şeyim yok!..
    ODUNCU – Yoksa önceki akşam canavarı vuramadın diye mi kederlisin?..
    AVCI – Vuramadım değil, bulamadım diye canım sıkkın!..
    ODUNCU – (Gülerek) Ben bu ormanda canavarın peşindeyiz diyen nice avcılar gördüm, hiçbiri onunla boy ölçüşemedi. Sen de yıldın işte!.. Ayıp değil!..
    AVCI – Ben yılmadım ama bugün avcılığa tövbe edeceğim de canım ondan sıklıyor.
    ODUNCU – Demek korkun benim sandığımdan daha kuvvetli imiş. (Güler)
    AVCI – Ben yılgınlıktan değil, ana hatırı için bunu yapıyorum.
    ODUNCU – Hep korkanlar böyle söyler, ben bugüne kadar korkup da korktuğunu söyleyeni hiç görmedim.
    (Tam bu sırada ormanın içinden bir geyik çıkar. Avcının karşısına dikilir, ona dik dik bakar!)
    ODUNCU – (Alayla) Bak hele şuna!.. Avcıbaşı, sana şu geyik kafa tutuyor yahu!.. Tövbe etmiş bir avcı olduğunu anladı galiba! Seni umursamıyor, alay ediyor.
    AVCI – (Avcı birden parlar, tüfeğini çevirir, geyik kaçar.) Ben daha tövbe etmedim.
    ODUNCU – Hey avcıbaşı, mademki tövbe etmedin, seninle alay eden geyiğin ardına düşsene… Ama ey avcı, nerde sende öyle koşacak bacaklar?..
    (Ava, geyiğin arkasından fırlar.)
    ODUNCU – (Bağırır) Koş bakalım koş, sende eski soluk kalmamış arkadaş!.. Sen o geyiğe yetişemezsin!..
    (Perde kapanır.)

    Üçüncü Perde

    (Sahneye baştanbaşa eğik bir kalas konulmuştur.
    Dağın tepesine çıkan bir patikadır bu. Kaçıp kovalamacanın, uzun olduğunu göstermek için. Geyik sağ, dan girer, sola tırmanır, soldan çıkar. Yine aynı biçimle, geyikle ava sahneye bir taraftan girer bir taraftan çıkarlar. En sonunda geyik yüksek noktaya gelince birdenbire durur, başını geriye çevirir, avcı İleri atılır.)
    GEYİK – Dur! İlerleme, silâha da davranma ey merhametsiz, ey zalim avcı! ilerleme! Olduğun yerde dur!.. Bu çalıların bir karış ötesi derin bir uçurumdur. Ben seni buraya kadar evlâdımın intikamını almak için getirdim! Durmayıp da koşsaydım, sen de peşimden koşacaktın ve bilmediğin için, uçuruma yuvarlanıp ölecektin, ama ben seni değil, seni kaybedince her şeyini kaybedecek anacığını düşündüm,.. Seni ölümle cezalandırmak, onu cezalandırmak olacaktı!.. Kendi acım kadar bir acıyı başka bir anneye tattırmamak için, seni öldürmekten vazgeçtim.
    AVCI – Ey bağrını yaktığım geyik, beni bağışla! Ben yavrunu değil, seni vurmak istemiştim. O, anacığını kurtarmak için kendisini silâhımın önüne attı… Onu öldürdüğümü gören annem, iyi ve zararsız hayvanları öldürmemek şartıyla vaktiyle benim avcı olmama izin verdiğini söyledi… Fakat iznini geri aldı ve kendi izni olmadan bir daha avlanırsam bana analık hakkını helal etmeyeceğini de bildirip beni Yedİdağ’ın tepesine yolladı ve her tepede yedi kere havaya ateş ettikten sonra avcılığa tövbe etmemi İstedi. Ben, onun İçin yollarda idim, yine şeytana uydum. Ama artık bir daha annemin sözünden çıkmayacağım… Beni affet, yaptığımı düşünemedim. İşte bak! Dağın tepesindeyiz, İlk tepeden havaya doğru tüfeğimi birinci kere boşaltarak tövbe törenine başlıyorum.

    alıntı..
     

Bu Sayfayı Paylaş