Orhan Hakalmaz - Hediyem Olsun

'Albüm Tanıtımları' forumunda Asi_isyankar tarafından 21 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Orhan Hakalmaz - Hediyem Olsun konusu [​IMG]
    Türkü dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Orhan Hakalmaz, 9. albümüyle türkü severlerin karşısında.

    Kendine has üslubu ve efendi tavırlarıyla herkesin beğenisini kazanan sanatçı, ilk kez bu albümüne 3 bestesini birden almış. Hakalmaz Müzik Yapım etiketiyle satışa sunulan albüm, yeni çıkmasına rağmen dinleyicilerden büyük ilgi görüyor.


    Türk Halk Müziği’nin en beğenilen sanatçılarından Orhan Hakalmaz, kendi bestelerinin de yer aldığı dokuzuncu albümü ‘Hediyem Olsun’la yine sevenlerinin karşısında.

    Kendine has yorumuyla ve tavırlarıyla Türk halkının gönlünde yer edinen Hakalmaz, on dört parçadan oluşan albümünü, bu kez kendi adını taşıyan Hakalmaz Müzik’ten çıkardı.

    Albüm satışlarının çok iyi gittiğini söyleyen sanatçı, “Bu albüm de diğerleri gibi Orhan Hakalmaz tadında. Gerçekten türkü dinlemek isteyenler ve bu değerlerin kaybolmaması için albümün adına

    ‘Hediyem Olsun’ dedik.” diyor. Albümde Kerkük, Azerbaycan ve Batı Trakya türkülerine de yer veren sanatçı, “Türkülerin bilinmesi, dinlenmesi ve yayılması için böyle kaliteli çalışmalara her zaman ihtiyacımız var.” diyerek albümüne çok güvendiğini belirtiyor. Biz de Hakalmaz’la yeni albümü ve türküler hakkında konuştuk...

    ‘Hediyem Olsun’la birlikte dokuzuncu albüme imza attınız...
    Piyasadaki albümlerle güreşecek yapıda bir albüm olması ve Hakalmaz Müzik Yapım etiketi taşıması benim açımdan önemli. Bu albümde Serkan Yıldız’la çalıştık ve ilk defa bu albümde üç tane bestem var. Sözleri anonim olan ve benim bestelediğim ‘Değirmene su tuttum’ türküsünü okudum. Müziği de Kırşehir tavrı dediğimiz tarzda. Sonra, ‘Ankara’da yedim taze meyvayı’ adlı bir uzun hava var. Onun peşine bir de Ankara havası taktık ‘Aslım paktır’ diye. Onun dışında Kırşehir türküleri ve Neşet Ertaş eserleri ihtiyacını karşılasın diye de ‘Değirmene su tuttum’ türküsünü okudum.

    Neden Neşet Ertaş türküsü yok. Oysa sevenleriniz sizden sürekli Neşet Ertaş türküleri okumanızı istiyor...
    Bunun nedeni, Neşet Ertaş’ın plak şirketi, bana Ertaş türkülerini okutmuyor. Bu, yıllardan beri süren bir şey. Ta Ulus Müzik zamanlarımdan bu yana böyle bir durumla karşı karşıyayım. Mesela Neşet Usta’nın ‘Bilemedim kıymetini kadrini’ türküsünü okuyacaktım, onu okutmadı. ‘Bugün bana bir hal oldu’yu okuyacaktım ilk kasette okutmadılar, yapımcım Haluk Gazez’in çabalarıyla, ikinci kasette okuyabildim. Şimdi albümümü kendi firmamdan çıkardığım için, mümkün değil diye düşündüm ve hiç talep de dahi bulunmadım. Muhatap da olmak istemedim açıkçası. Haa şimdi bunu niye söylüyorsun diyecekler. Albüm çıktı, reklam filan olsun diye düşünenler olabilir. STV’de program yaparken sevenlerimiz, izleyenlerimiz “Sizin programda Neşet Ertaş’ı görmek istiyoruz; sizinle beraber çalmasını istiyoruz.” dedi. Ben de bunu çok istiyorum tabii. Şimdi bu insanlara bir şey söylemem lazım. Bir sustum, iki sustum... Sonunda plak şirketinin izin vermediğini söylemek zorunda kaldım. Şimdi de albümü alanlar, neden Neşet Ertaş türkülerine yer vermediğimi soruyor. Ben de plak şirketinin izin vermediğini söylüyorum. Ben Neşet Usta’dan dolayı bir problem olduğunu düşünmüyorum. Kendisine de sordum. O, bana “Sizi takdir ediyorum. Siz bizim gençleri sevmemize vesile oluyorsunuz.” dedi. Ben bunu Neşet Usta’dan duyduğum için müsterihim. Ama, şirketi sanki Neşet Usta “Orhan Hakalmaz, benim türkülerimi söylemesin” demiş gibi lanse ediyor. Ben bir gönül insanının bunu diyeceğine zaten ihtimal vermiyorum.

    Albümde herkesin beğeneceği bir türkü var, Türkiye’yi anlatan...
    Evet. ‘Aşığım ben Türkiye’min’ isimli bir parçamız var albümde. Ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, ırmağını yeşilini, dağını, denizini anlatan, herkesin sahip çıkacağı bir türkümüz bu. Onu da inşallah Milli Takım’ımız Avrupa şampiyonasında başarılı olunca, hep birlikte söyleyeceğiz.

    Ailecek emek verdiğiniz bir albüm olmuş...
    Evet biraz öyle oldu. İlk defa kendi stüdyomuzda yaptık albümü. Bu yüzden çok rahat bir çalışma oldu. Eşim zaten son 5-6 albümde vokal olarak yer almıştı. Kızım Ezgi 13 yaşında ama bu albümde o da vokal olarak yer aldı. Oğlum Sinan da ‘küçük tonmaister’ olarak stüdyodaydı ve kayıt aldı. Ağabeyim Burhan Bey’in de tabii eşsiz yardımları var her zamanki gibi.

    Korsandan canı yanan bazı müzisyenler albüm yapmaktan vazgeçti. Bir kısmı da mücadele etmek için ‘web albüm’ gibi yeni yollar deniyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
    Bu mücadele biraz kandırmaca gibi geliyor. Bir ara sözde herkes karar aldı. Kimse, para karşılığı klip yayınlayan kanallara tevessül etmeyecekti. Ama ne yapıldı, hemen yanına bir şirket kuruldu ve onun üzerinden klip yayınına devam edildi. Neticede ben çok büyük masraf etmedim. Albüm kendi firmamdan çıktı ve büyük orkestrasyonlar kullanmadığım için de maliyeti nispeten düşük oldu. Ben de bunu fiyata yansıtmaya karar verdim, ama inanır mısınız bu piyasa bunu da istemedi. Bu nasıl bir mücadele o zaman? Korsan fiyatı 2 liraysa ben bunu 5 liraya satayım dedim. Her albümün harcaması eşit olmaz. Mesela Orhan Gencebay’ın albümünde keman grupları girer stüdyoya 3 gün çalar. Ben de öyle bir şey yok. Yani harcamalar eşit değil. Orhan Ağabey’in albümü daha pahalıya mal olur. Bence herkes sineye çekecek ve albümlerini ucuz fiyata satacak. Bir de internetten indirmeye ceza verilmedikçe bununla mücadele kolay değil. Yakında herkes Gökhan Kırdar gibi web albüm yapacak. Olay oraya gidiyor. Bu sektörden herkes aklını başın almalı. Yoksa çalışanları sektörü öldürecek ve işsiz kalacak birçoğu. Albüm kapağını hazırlayandan, yapımcıya kadar herkes aklını başına almalı. Ben de web albüm yapabilirim bundan böyle.

    Öykü ve Berk kardeşler, bir türküyü flamenko tarzında yorumladı. Nasıl buldunuz bu yorumu?
    Bu türkü aslında benim repertuvarımda vardı. Abdurrahman Kızılay’la konuştuk o da sağ olsun memnun olacağını söyledi. Ama bu türkü patlayınca vazgeçtim. Hani “Rumeli türküsünü diziden dolayı okudu” dedikleri gibi buna da demesinler diye düşündüm. Ama benim düzeltmek için okuduğum çok eser var. Bunun için de böyle bir düzeltme amaçlı okuma yapabilirdik. Bir kere çok kötü okumuşlar. Türküde esas olan tavırdır. Kötü okumaya hakkınız var diyelim ama yanlış okumaya hakkınız yok. Ama iyimser düşünmek lazım; en azından gençler o türküyü dinlemiş oldu.

    Fantezi tarzında şarkı söyleyenlere de ‘türkücü’ deniyor. Bundan rahatsızlık duyuyor musunuz?
    Sağda solda bazı yazılar görüyorum. ‘Ünlü türkücü Nihat Doğan...’ diye bir şey mesela. Ben de gazetecilerden rica ediyorum. Orhan Hakalmaz “ Ben halk müziği sanatçısı değilim” dedi diye yazın diyorum. Onlar Türk Halk Müziği sanatçısı ise ben değilim. Neriman Tüfekçi, Turan Engin, Ümit Tokcan da türkücü değil, başka bir şey. Bir kere türkü okumanın birinci şartı, doğru okumaktır. Doğru okumak demek yöresel tavra uymaktır. Çalış şekli, söyleyiş şekli, türkünün ait olduğu coğrafyada yaşanan olaylar... Ben benim eserlerime türkü demiyorum. Halk şarkısı tabiri rahatlıkla kullanılabilir. Neden çok beste yapmıyorsunuz diye soruyorlar. Çünkü beğenmiyorum. Türkülerle mukayese edince, çok yavan kaldığını düşünüyorum.

    Türkü derlemeleri yapılıyor mu? Ne durumdayız?
    Yerel tavırlar yavaş yavaş yok oluyor. Bence artık derlemelerin yapılması ve bitirilmesi lazım. Yapıları yenilemekten başka bir şey yapacaklarsa, Kültür Bakanlığı’ndan rica ediyorum. 20-30 sene sonra hepimiz İstanbul Türkçesi konuşuyor olacağız. Bu nedenle devlet destekli büyük bir atılım yapılmalı ve fikrine zikrine güvenilir derlemeciler, türküleri toplamalı. O anladığımız anlamda türkü bitmeden yapılmalı bu.

    Türkü, son bir kaç yıldır biraz geri plana düştü. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Bir dönem bir ‘furya’ vardı. Bence insanların türküyü tanıması da o furya sayesinde oldu. Sonrasında kaynağa indiler. Kaynaktaki insanların sayısı az olunca, sanki ilgi azalmış gibi görünüyor. Ama bu bir tanışma vesilesi oldu. Bence halkın türküyle hiç problemi yok. Olsaydı, bizim gibi isimler buralara gelemezdi ve halk tarafından sevilmezdi. Ama bazı insanların türküyle, halkın da bazı isimlerle problemi olmuş olabilir. Yani bu şuna benzer. Kendine Müslüman diyen ama İslamiyet’in hiç bir rüknünü yerine getirmeye bir insana bakarak İslamiyet hakkında hüküm verilemez. Dinin aslına bakılır. Aynı şekilde kendine her türkücü diyene bakarak halkın türküye bakışı hakkında da bir kanıya varmak çok yanlış olur. Küçük melodiler okuyarak, basit basit nakarat tekrarlarıyla türkü olmaz. Ama dinlemesi de çalması da kolay olduğu için tutulabilir. Örneğin ‘Ahirim sensin’i kaç kişi okuyabilir. İlk ben okudum. Ama ne oldu sonunda. Her konserde özellikle gençler bu türküyü istiyor. Bence gençlerin türküyle hiç bir problemi yok. Asıl problemi olanlar Türkiye’yi İstanbul’la Bodrum’dan ibaret sananlar. Türküyü küçümseyenler. Sonra iş gelip, ‘benim oyumla çobanın oyu bir mi’ye kadar varıyor. Bence asıl problem bunlar. Bugün Âşık Veysel çıkıp gelse ‘köylü’ deyip aşağılayacaklar.


    Türkücülerin bir popçu kadar popüler olamamasının sebebi, türkücülerin magazinden kaçıyor olması mı, yoksa başka bir nedeni var mı?
    Bizler tabii ki popçularla eşit şartlarda yarışmıyoruz. Türkiye’de şöyle trajikomik bir durum var maalesef, üzerinde düşünülmesi gereken. Bizim haber olamama gibi sorunumuz var. Ancak nasıl olabiliriz, mesela birinin camını kırsam ancak öyle adımdan söz ettirebilirim diye düşünüyorum. Biz de magazinel anlamda ilgi çekici bir şey yapmadığımız için gündeme gelemiyoruz. Hani reklamın iyisi kötüsü olmaz diyorlar. Biz iyisinden yanayız. Ama bazıları için haber olsun da ya da televizyona çıksın da nasıl olursa olsun mantığı var. Ama sanılmasın ki o tip insanlar bizden daha çok televizyona çıkıyorlar, bizden daha çok konser veriyorlar. Erciyes Üniversitesi’nde bir konser verdik ve o konseri 50 bin kişi izledi. Gençlerin desteği tam. Yanlış anlaşılmasın ben kendim için söylemiyorum ve kimseden de bir beklentim yok. Ayrıca ben hayalimin çok ötesinde bir yerdeyim çok şükür.

    Türkü evi olan anılan mekânların Türkülere ne gibi bir etkisi oldu?
    Türkü evi demeniz güzel. Türkü bar çok çirkin bir tabir. Oralardaki ortam türkülere mal edilebilir. Bu açıdan tehlikeli. İçki, sigara, bar gibi şeylerle türkü bir tutulmamalı ve ayağa düşürülmemeli. Oralarda çalışanların da Allah’ım beni buradan kurtar dediğine eminim. Barlarda çok uzun süre çalışılıyor ve sigara dumanından ses kalmaz insanda.

    Bir okul açmayı düşünüyor musunuz? Bu bireysel imkânlarla yapılacak bir şey değil. Beş odalı bir yer, okulun gördüğü vazifeyi ifa edemez. Bu mutlaka devlet destekli olmalı. Belediyeler desteklemeli. Örneğin, İstanbul’a 1980’den bu yana Türk Halk Müziği korosu kurulmadı. 12 Eylül’le beraber iptal oldu. Bu bir kere büyük ayıptır. 2010 Kültür Başkenti olan bir şehrin THM korosu yok. Tabii kurunca da dört dörtlük bir iş yapılmalı. Mesela orkestraya basgitar koyarsan olmaz. Sipsisinden kemençesine kadar her türlü çalgıyı koymanız lazım. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası var ama Halk Müziği Orkestrası yok. Bizde öyle bir öykünme var. Cumhuriyetimiz 1923’te kuruluyor, Türk Müziği Konservatuarı 1975’de kuruluyor. Ama Avrupa 17.yy’da kurmuş konservatuarı. Elimizde böyle bir hazine var. Demek ki çok olduğu için kıymetini bilmiyoruz diye düşünüyorum

    MEHMET RIFAT YEĞEN

    [​IMG]



    Hediyem Olsun
    Ağaçlıktan Arar Gelir / Nevşehir
    Şefonun Evi / Rümeli (Istip)
    Ben Kendimi Gülün Dibinde Buldum / Kütahya
    Değirmene Su Tuttum
    Ankara’da Yedim Taze Meyvayı / Keskin
    Aslım Paktır / Ankara
    Leyla’m / Azerbaycan
    O Maral Bakışın / Malatya
    Geçti Sahneler
    Şu Samsun’un Evleri / Samsun
    Güzellerden Üç Güzel / Kerkük
    Bir Sandığım Vardır / Bayburt
    Aşığım Ben Türkiye’m
     

Bu Sayfayı Paylaş