O Biliyor - Ahmet Altan (16.04.2010)

'Köşe Yazıları' forumunda Dine tarafından 17 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    O Biliyor - Ahmet Altan (16.04.2010) konusu O Biliyor

    Bizim devletin gücü ve güçsüzlüğü aynı noktada ortaya çıkar.
    Devlet güçlüdür çünkü bu ülkede olup biten her melanetten haberi vardır, kim ne yapmış, kim ne yapacak, ne zaman yapacak, bütün bu bilgiler kayıt altında devletin bir köşesinde durur.
    Cinayetlerden, suikastlardan, saldırılardan, örgütlerden haberdardır.
    Güçlü olduğu nokta aynı zamanda en güçsüz olduğu noktadır.
    Çünkü bütün bu melanetlerin içinde “kendisinden bir parça” yer alır.
    Onun için her şeyi bilmesine rağmen hiçbir şeyi önlemez ya da önleyemez.
    Şimdi davalar ilerledikçe, bütün bu gizli örgütlerin, cinayetlerin, suikastların, katliamların birbirine bağlı olduğu, “çok parçalı” bir yapının ülkeyi kaosa sürüklemek için değişik olaylarda kan döktüğü ya da dökmeyi planladığı anlaşılıyor.
    Birbirinden “bağımsız” gözüken örgütler ve cinayetler birbirine bağlanıyor.
    Bir bakıyorsunuz, Malatya’daki Zirve katliamı Kafes Eylem Planı davasına dahil edilmiş.
    Malatya’daki “öfkeli çocuklar” büyük bir planın parçası olarak kullanılmış.
    “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nın altında imzası bulunan albay, Ergenekon yöneticisi olduğu ileri sürülen Bedrettin Dalan’la aynı dosyaya girmiş.
    Dalan’ı “kaçması” için uyaran ve aynı dosyada yargılanan MİT görevlisinin, Hrant Dink’i “öldürülmeden” önce “tehdit ettiği” ve adının Dink cinayetine karıştığı belirtilmiş.
    Bir “darbe hazırlığına” karıştığı için yargılanan MİT görevlisi, “öldürülecek” olan Dink’i “vali yardımcısının yanında” tehdit ettiğinde, bu gelişmelerden MİT’in haberdar olmaması mümkün mü?
    Haberdar olan sadece MİT mi?
    Jandarmanın “muhbiri” de cinayetin azmettiricilerinden biri olarak yargılanıyor.
    Jandarma görevlileri, “işlenecek cinayetle ilgili” istihbaratı saklamak suçuyla yargılanıyor.
    Peki ya polis?
    Dün, gazeteci Nedim Şener’in yargılandığı davada, Emniyet Müdürlüğü eski İstihbarat Başkanı, daha önce yazılan bir bilgiyi bir de sözlü olarak doğruluyor ve “bugün İstanbul Emniyeti’nde görevli üst düzey bir polis yetkilisinin Dink’le ilgili bilgileri cinayetten önce kendisinden sakladığını” mahkemede açıklıyor.
    Dink suikastının bir kapısı MİT’e, bir kapısı jandarmaya, bir kapısı polise, bir kapısı Ergenekon’a açılıyor.
    Devlet, Dink’in öldürüleceğini biliyor.
    Ama önlemiyor.
    Çünkü bugün karşımıza çıkan iddialara bakılırsa, “önleyecek” olanlar zaten cinayetin önünü açan adamlar.
    Devletin görevlileri, “işleneceğini” bildikleri cinayetleri neden önlemiyorlar, neden katillerin önünü açıyorlar diye sorduğunuzda aynı cevap çıkıyor karşınıza:
    Ergenekon.
    Bir bakıyorsunuz Dink cinayetinde adı geçen MİT’çi aynı zamanda Ergenekon sanığı, bir bakıyorsunuz Kafes Darbe Planı bu MİT’çi Ergenekon sanığının karıştığı Dink suikastından “operasyon” olarak söz ediyor.
    İddianameler yazıldıkça anlaşılıyor ki Dink, Rahip Santoro, Malatya’daki misyonerler devletin gözleri önünde ve “devlet görevlilerinin denetimi altında” öldürülmüşler.
    Ve Ergenekon kocaman bir ahtapot gibi hepsini sarmış.
    Birbiriyle hiçbir ilişkisi yokmuş gibi gözüken insanlarla cinayetler yavaş yavaş aynı kabın içinde toplanıyorlar.
    Bunca cinayetin, kanın, katliamın amacı ne?
    Kaos yaratıp, toplumu bu kaostan “kurtaracak” olanların ilânihaye iktidarda kalmasını sağlamak.
    Ergenekon’u “çeşitli bahanelerle” savunanlar aslında bunu, “ima ettikleri” ya da açıkça söyledikleri gibi “AKP karşıtı oldukları” için yapmıyorlar, onlar bu savunuculuğu “eski düzenin, gizli bir darbe yönetiminin” hep sürmesi için yapıyorlar.
    Onlar AKP’nin iktidarına karşı değiller, onlar “halkın temsilcisi” olan her türlü “sivil” iktidara karşılar.
    Bugün Türkiye’de her türlü kurumun içinde süren çatışma da zaten bu temelin üzerinde sürüyor.
    “Devlet, cinayetleri işleyenleri barındıracak mı yakalayacak mı”, “devletin gücünü kullananlar, bu güçle bir darbe yönetimini sürdürecek mi sürdürmeyecek mi”, bu sorulara verilen cevaplar “tarafları” belirliyor.
    Eğer, “cinayetler işlensin, kaos yaratılsın, yargı suçluları yakalamasın, devlet güçsüz kalsın, bir darbe yönetimi hep sürsün” diyorsanız Ergenekon’u savunun, “devlet içindeki güçsüzlüğü temizleyip güçlensin, halk gerçek egemen olsun, cinayetler işlenmesin” diyorsanız Ergenekon’un karşısına dikilin.
    Ülke sizin, hayat sizin, tercih sizin.

    Ahmet Altan\ Taraf

    ahmetaltan111@gmail.com
     

Bu Sayfayı Paylaş