Oğullar ve Rencide Ruhlar(Alper Canıgüz)Özeti,Konusu,Karakteri ve Okur Yorumları

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda Dine tarafından 15 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Oğullar ve Rencide Ruhlar(Alper Canıgüz)Özeti,Konusu,Karakteri ve Okur Yorumları konusu
    [​IMG]

    Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.
    Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışardaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşlanıyordum.
    Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kâr. Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklarıyla. Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykumda kan ter içinde tepinmek, servis minübüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir sinir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerekecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı."
    Alper Canıgüz, Tatlı Rüyalar'dan bilinen sürükleyici diliyle, 5 yaşındaki bir çocuğun içine düştüğü bir hikayeyi anlatıyor. Yaşının avantajıyla her yere girip çıkan, hem filozof, hem fırlama bir oğlan... Hikayeyi ve "karakteri" çevreleyen semt hayatı ve mahalle atmosferi de, bizzat karakter kazanıyor, anlatıda...
    Polisiye, fantastik ve mizahi edebiyatın tadlarını ustaca kaynaştıran, olağanüstü özgün, çok iddialı bir kitap.


    Yazar hakkında
    1969´da İstanbul´da doğdum. Çocukluğum Acıbadem´in çeşitli mahallelerinde, uydurduğum hikayeleri arkadaşlarıma anlatarak geçti. Kalan zamanlarımda da mahalle savaşlarına katılıyordum. Zannediyorum yalancı ve kötü huylu oluşum bundan ileri gelmektedir. 1980´de Dârüşşafaka´ya girdim. Orada, fazla konuşmak zayıf biri olduğunuzu düşündürebileceğinden hikayelerimi anlatmayı bırakıp yazmaya başladım. Bir ara Franz Kafka isimli şahsiyetin benim kadar iyi uydurabildiğini fark edip küçük bir hayal kırıklığı yaşadım. Ama çabuk toparlandım. Ne de olsa ben daha gençtim ve o ölmüştü. Boğaziçi Üniversitesi´ndeki Psikoloji eğitimim bana Japon bıldırcınlarından pek de akıllı sayılamayacağızı öğretti. Otuz yaşına geldiğimde, başladığım bir romanı nasıl olduysa bitirebildim: ?Tatlı Rüyalar, psiko-absürd romantik komedi.? Bugünlerde 11 aylık kızım Ada´yla birlikte yeni romanım üzerinde çalışıyoruz. Jules Verne, Michel Zevaco, Dostoyevski, Calvino, Nabokov ve Fowles hayatımın farklı dönemlerinde beni etkilemiş, büyük uydurukçulardır.

    Kitaptan Alıntılar:



    “Ben Alper Kamu, bir kaç ay önce beş yaşıma bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük bir kısmını pencerenin önünde, dışarıdaki insanları izleyerek geçiriyordum. (…) (Anaokulunda) Benden, evde Shostakovich dinleyen benden, “kestane, gürgen, palamut” diye yırtınmam bekleniyordu. Neyse ki, asosyalliğim ve ara ara içimde kopan fırtınaları dışa vuran mimiklerim sayesinde öğretmenim benim zihinsel özürlü olduğuma hükmetti de düştü yakamdan. (…) Bir devlet memurunun eti budu ne? Çocuklarına işkence etmek için maaşının yarısını isteyen o iğrenç sömürgenler utansın. Bir de ona o maaşı layık görenler.


    ********


    bu iki sıradan zavallıyı bu denli özel kılan şey, inatla yaşadıkları aşklarıydı. işte bu hayale saygı duyulması gerekiyordu. ya da böyle düşünmek hoşuma gidiyor, emin değilim. Her neyse, hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil midir zaten?


    ****


    çözülecek onca mesele varken, ben mutluluğun makul tekrarlar bütünü olduğu biçimindeki tuhaf düşünceye saplanmış, kendime sonsuza kadar sürdürebilecek münasip bir yaşam döngüsü kurgulamaya çalışıyordum. sabahtan akşama kadar dakika dakika ne yaşanacağını bildiğim kahredici bir düzene ihtiyacım vardı. sonra saadet dolu bir dünyayla aramda, kuşkusuz zaman içinde azalıp yok olacak, beklenmedik komşu ziyaretleri ile kronik mastürbasyon alışkanlığım dışında bir şey kalmayacaktı.


    ***

    'Bayılıyorum bunlara. İlişkileri mutlak bir güvensizlik üzerine kurulu. Her ikisinin de her an birbirlerine her türlü puştluğu yapmaları meşru. Darılmaca, gücenmece yok. Nietzsche'nin üst insanını andıran bir yanları var'

    *****
     

Bu Sayfayı Paylaş