Nuh Tufanı'nın Arkeolojik Delilleri Hakkında Bilgi

'Tarihi Eserler Antikalar' forumunda Mavi_inci tarafından 30 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Nuh Tufanı'nın Arkeolojik Delilleri Hakkında Bilgi konusu Nuh Tufanı'nın Arkeolojik Delilleri Hakkında Bilgi

    Nuh Tufanı'nın Arkeolojik Delilleri


    Kuran'ın oldukça büyük bir bölümünü oluşturan geçmiş kavimlerin haberleri kuşkusuz üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biridir. Bu kavimlerin çoğu, kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamış, hatta onlara düşmanlık göstermişlerdir. Yaptıkları taşkınlıklardan dolayı da Allah'ın azabıyla karşılaşmışlar ve yeryüzünden silinmişlerdir. Kuran ayetlerinde, bu helak olaylarının sonraki insanlara da birer ibret olması gerektiği bildirilir.

    MÖ 3000 yılları civarında gerçekleştiği düşünülen Tufan, tüm bir uygarlığı bir anda yok etmiş; bunun yerine tamamen yeni bir uygarlık kurulmasına vesile olmuştur. Böylece Tufan'ın açık delilleri, insanların ibret alması için binlerce yıl boyunca korunmuştur.

    Mezopotamya ovasını etkisi altına alan Tufan'ı araştırmak için yapılmış birçok kazı vardır. Bölgede yapılan kazılarda başlıca dört şehiri içine alan büyük bir sel felaketinin izlerine rastlanmıştır.

    Bu şehirler Mezopotamya Ovası'nın önemli şehirleri Ur, Uruk, Kiş ve Şuruppak'tır.

    Arkeolojik Çalışmalarda Nuh Tufanı


    Bu şehirlerde yapılan kazılar, bunların tümünün MÖ 3000'li yıllar civarında bir sele maruz kaldıklarını göstermektedir.

    Ur: Bu bölgede kazı yapan ilk kişi, British Museum'dan Leonard Woolley'dir. Sir Woolley'in 1922'den 1934 yılına kadar süren kazı çalışmaları Bağdat ile Basra Körfezi arasındaki çölün ortalarında gerçekleşmiştir. Reader's Digest dergisinde Woolley'in kazıları şöyle anlatılmıştır:

    Kazı yapılan bölgede, derine inildikçe çok önemli bir buluntu ortaya çıkarılmıştı. Bu, Ur şehrinin krallar mezarlığıydı... Woolley kazıya devam ederek çamurun içinden çanak çömlek çıkarmaya başladı. "Ve sonra birdenbire herşey durdu." Woolley böyle yazıyordu. "Artık ne çanak, ne çömlek, ne kül vardı, yalnız suyun getirdiği temiz çamur."

    Woolley kazıya tekrar devam etti. Çamur iyice temizlenince altında kalmış bir medeniyet ortaya çıktı. Bu durum, bölgede büyük bir su baskınının meydana geldiğini gösteriyordu. Ayrıca mikroskobik analiz, temiz kilden kalın bir katmanın, eski Sümer uygarlığını yok edecek kadar büyük bir tufan tarafından buraya yığılmış olduğunu ortaya koyuyordu.

    Bu veriler, Tufan'ın etkilediği yerlerden birinin Ur şehri olduğunu gösteriyordu.

    Kiş: Tufan'ın izlerini taşıyan bir başka Mezopotamya şehri ise günümüzde Tel El-Uhaymer olarak isimlendirilen, Sümerlilerin Kiş şehridir. Eski Sümer kayıtlarında, bu şehir "Büyük Tufan'dan sonra başa geçen ilk hanedanlığın başkenti" olarak nitelelendirilmektedir.

    Şuruppak: Günümüzde Tel El-Fara olarak adlandırılan Güney Mezopotamya'daki Şuruppak kenti de Tufan'ın açık izlerini taşımaktadır. Bu şehirde de MÖ 2900-3000 yılları civarında büyük bir sel felaketinin gerçekleştiği anlaşılmıştır. Bu bölgede kazı yapan Pennsylvania Üniversitesi'nden Schmidt'in çalışmalarını anlatan Max Mallowan şöyle diyor:

    Schmidt 4-5 metre derinlikte kil ve kum karışımı sarı topraktan bir tabakaya erişti (bu tabaka selle beraber oluşmuştu). Bu tabaka, höyük kesitine göre ova seviyesine yakın bir düzeyde yer alıyordu ve höyüğün her yerinde izlenebiliyordu..." Cemdet Nasr dönemini Eski Krallık döneminden ayıran kil ve kum karışımı tabakayı Schmidt "tamamen nehir kökenli bir kum" olarak tanımlayarak Nuh Tufanı ile ilişkilendirdi.

    Kısacası Şuruppak kentinde yapılan kazılarda da yaklaşık MÖ 2900-3000 yıllarına rastgelen bir selin kalıntıları ortaya çıkartılmıştı. Diğer şehirlerle beraber Şuruppak kenti de muhtemelen Tufan'dan etkilenmiş şehirlerden biriydi.

    Uruk: Tufan'dan etkilendiğine dair elde kanıtlar olan son yerleşim birimi, günümüzde Tel El-Varka olarak isimlendirilen Uruk kentidir. Bu kentte de diğerleri gibi bir sel tabakasına rastlanmıştır. Bu sel tabakası da, MÖ 2900-3000'li yıllarla tarihlendirilmektedir.

    Bilindiği gibi Dicle ve Fırat nehirleri Mezopotamya'yı boydan boya kesmektedir. Anlaşılan odur ki, olay anında, bu iki nehir ve irili ufaklı bütün su kaynakları taşmış, bunlar yağmur sularıyla birleşerek büyük bir su baskını oluşturmuşlardır.

    Aslında felaketin gerçekleşmesine neden olan öğeler tek tek ele alındığında hepsi gayet doğal olaylardır. Tüm bu olayların aynı anda olması ve Hz. Nuh'un da kavmini böyle bir felaket için uyarması, olayın mucizevi yönünü oluşturur.

    Yapılan çalışmalar sonucu elde edilen ipuçları değerlendirildiğinde Tufan'ın oluştuğu alanın boyutlarının yaklaşık olarak doğudan batıya (genişlik) 160 km, kuzeyden güneye (boy) 600 km. olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu tespit de, Tufan'ın tüm Mezopotamya ovasını kapladığını göstermektedir. Tufan'ın izlerini taşıyan Ur, Uruk, Şuruppak ve Kiş şehirleri dizilimini incelediğimiz zaman bunların bir hat üzerinde yer aldığını görürüz. Öyleyse Tufan, bu dört şehri ve çevresini etkilemiş olmalıdır. Ayrıca MÖ 3000'li yıllarda Mezopotamya ovasının coğrafi yapısının günümüzdekinden daha farklı olduğunu söylemek gerekir. O devirlerde Fırat nehrinin yatağı, bugünküne göre daha doğuda bulunmaktaydı; bu akış rotası da Ur, Uruk, Şuruppak ve Kiş'ten geçen bir hatta denk geliyordu. Kuran'da belirtilen "yeryüzü ve gökyüzü pınarları"nın açılmasıyla, anlaşıldığına göre, Fırat nehri taşmış ve yukarıda belirtilen bu dört şehri yerle bir ederek yayılmıştı.

    Sular Ne Kadar Yükseldi?

    Kuran'da, geminin Tufan sonrası "Cudi"ye oturduğu bildirilmektedir. "Cudi" kelimesi kimi zaman özel bir dağ ismi olarak alınır, oysa CUDİ Arapça'da "yüksekçe yer-tepe" anla mına gelmektedir. Dolayısıyla Kuran'da "Cudi"nin, özel bir dağ ismi olarak değil, sadece geminin yüksekçe bir mekana oturduğunu anlatmak için kullanılmış olabileceği gözardı edilmemelidir.

    Ayrıca cudi kelimesinin -yüksekce yer/tepe- anlamından, suların belirli bir yüksekliğe eriştiği, ancak büyük dağların seviyesine ulaşacak kadar yükselmemiş olduğu da anlaşılmaktadır. Tufan, bazı kaynaklarda anlatıldığı gibi dünyadaki tüm dağları yutmamış yani tüm yeryüzünü sular altında bırakmamış, sadece belirli bir bölgeyi kaplamıştır.

    Gemiye Bütün Hayvanlar Alındı Mı?

    Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: 'Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle.' Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti. (Hud Suresi, 40)

    Konu hakkında yorumda bulunan birçok kaynak, Tufan'ın tüm dünyayı kapladığından yola çıkarak, Hz. Nuh'un yeryüzündeki tüm hayvan türlerini gemiye aldığını ve hayvan neslinin Hz. Nuh sayesinde yok olmaktan kurtulduğuna inanmaktadır. Bu inanışa göre Tufan'dan önce yeryüzündeki tüm kara hayvanları toplanmış ve Hz. Nuh'un gemisine yerleştirilmiştir.

    Bu iddia birçok soruyu cevapsız bırakmaktadır. Öncelikle gemiye alınan farklı kıtalara has hayvanların nasıl toplandığı merak konusudur; kutuplardaki memeliler, Avustralya'daki kangurular veya Amerika'ya has bizonlar gibi. Ayrıca insan için son derece tehlikeli olan yılan, akrep, vs gibi zehirli olanların ve vahşi hayvanların nasıl yakalandığı, yakalandıkları düşünülse dahi bu kadar canlının gemiye nasıl sığdığı da yine cevapsız kalmaktadır.

    Kuran'da ise, yeryüzündeki tüm hayvan türlerinin gemiye alındığına dair bir ifade bulunmamaktadır. Tufan belirli bir bölgede gerçekleşmiştir. Bu nedenle gemiye alınan hayvanlar, Nuh kavminin bulunduğu bölgede yaşayanlar olmalıdır.

    İbret Gözüyle Bakmak


    Ancak sadece o bölgede yaşayan tüm hayvan türlerinin bile biraraya getirilmesinin mümkün olmadığı açıktır. Hz. Nuh'un ve çok az sayıda oldukları belirtilen müminlerin dünyanın (Hud Suresi, 40) dört bir yanına dağıldıklarını ve çevrelerindeki yüzlerce hayvan türünden çiftler toplamaya koyulduklarını düşünmek de zordur. Bu nedenle toplanan hayvanların rahatlıkla yakalanıp himaye edilebilecek ve özellikle de insanlara yarar sağlayacak evcil hayvanlar olduğu düşünülebilir. Buna göre, Hz. Nuh, muhtemelen, inek, koyun, at, tavuk, horoz, deve ve benzeri hayvanları gemiye almış olabilir.

    Burada önemli olan nokta şudur: Allah'ın Hz. Nuh'a verdiği, hayvanları toplama emrindeki hikmet, hayvanların neslini korumaktan çok, Tufan sonrasında kurulacak yeni yaşama gerekli olan hayvanların toplanması olmalıdır. Çünkü Tufan yerel olduğu için tüm hayvanların soylarının tükenmesi sözkonusu olamaz. Nasıl olsa Tufan'dan sonra zamanla diğer bölgelerden hayvanlar bu bölgeye göç edip bölgeyi eski canlılığına getireceklerdir. Önemli olan Tufan'dan hemen sonra bölgede kurulacak yaşamdır ve hayvanlar temelde bu amaçla toplanmış olmalıdırlar.

    Tarihsel ve arkeolojik bulgular Nuh Tufanı'nın Kuran'da anlatıldığı biçimde olduğunu ve inkarcı kavmin helak edildiğini ispatlamaktadır.

    İnsana düşen, bu olaydan ibret alarak en büyük ve en üstün olanın her zaman için Allah olduğunu ve sadece O'na kulluk etmekle kurtuluşa erişebileceğini bilmektir.

    (makale harun yahya)
     

Bu Sayfayı Paylaş