Neyzen Tevfik

'Şairlerimiz Ve Şiirleri' forumunda Dine tarafından 29 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Neyzen Tevfik konusu Tam adı Tevfik Kolaylı'dır. 14 Haziran 1879 tarihinde Bodrum'da doğdu, 28 Ocak 1953 tarihinde İstanbul'da öldü. İlköğrenimini Bodrum'da gördü. İzmir İdadisi'ni bitirmeden ayrıldı. Kendi kendini yetiştirdi; Farsça öğrendi, İzmir Mevlevihanesi'ne, İstanbul'da Galata ve Kasımpaşa Mevlevihanelerine gitti. Fatih Medresesi'nde dört yıl okudu. Bektaşi tarikatına girerek Sütlüce Tekkesi şeyhi Münir Baba'ya bağlandı. Bir süre Mısır'da yaşadı. Eşref'ın çıkardığı Deccal dergisindeki II.Abdülhamit'i yeren bir şiiri nedeniyle gıyabında idama mahkum edildi. İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla İstanbul'a döndü.
    Ney çalmadaki ve şiir okumada ustalığı ile sözünü esirgemezliği haklı ve yaygın bir ün kazandırdı. Toplumsal kural ve baskıları takmayarak ilginç yaşantısını her dönemde sürdürdü. Sürekli içki içtiği için, zaman zaman akıl hastanesinde bağımlılık sağaltımı gördü. Nef'i ve Eşref'ten sonra Türk Edebiyatında taşlama türünün üçüncü önemli temsilcisi kabul edilir. Baskıyı, yobazlığı, din-mezhep ayrımcılığını, insanlar arasında eşitsizliği, çıkarcı politikacıları, çağdaşlaşma adına girişilen yararsız özentili davranışları kınamış; inanç özgürlüğünü, kadın haklarını savunmuştur. Yaşamın acılarını, toplumdaki bozuklukları, haksızlıkları konu edindiği hicviyeleri dillerde ve gönüllerde yer etmiştir.


    Bir gün Neyzen arkadaşı çaycı Hacı ile İbrahim Pasa Hamamına gitmişlerdi. Keyif bu ya, hamamda âlem yapma arzusuna kapıldılar. Yani hamamda rakı içmek, birkaç gün ardı ardına demlenmek istediler. İki dost ufak bir damacanaya o devrin çok meşhur rakılarından olan ve Büyükada'daki manastırda bir papazin çektiği rakıdan-- ki o yıllarda buna "papazin düzü" derlerdi-- doldurttular. Bardak, kadeh, fincan alma lüzumunu görmediler. Hamam tasları ne güne duruyor? Rakıyı da kurnalardan birine döktüler, başına geçip taslarla içmeye başladılar.

    Neyzen çaldı, Hacı okudu. Hacı okudu, Neyzen çaldı. Böylece günü geçirdiler. Rakı tükenince getirttiler. Üçüncü gün peştamalları da attılar. Çırılçıplak, ney çalarak, okuyarak, şiir söyleyerek günü geçirdiler. Hamamın sıcaklığı da onları bol bol terletiyor ve bu yüzden içki tutmuyor, adamakıllı sarhoş olamıyorlardı. Ne yapmalı? Neyzen hemen kararını verdi, sırtına bir peştamal alarak sokağa fırladı. Direkler arasındaki Sokrat eczanesine koşarak büyük bir sise eter aldı. Hamama dönünce eteri, rakıyı kurnaya döker. Başlarlar içmeye.
    Taslar çoktan kurnanın dibinde, rakının içinde, kim çıkaracak? Esasen tasa ne hacet var, beygir gibi eğilip içmek dururken??? eğilip lakır lakır içerler. Bu cümbüş dört gün sürer. Nasıl oluyorsa, iki kafadar Adem, Havva, Şeytan ve Cennet hakkında bir bahse, bir münakasaya giriyorlar.
    İki çıplak Adem in cennette nasıl gezdiğini, elbisesini, donu olup olmadığını konuşuyorlar. Ve nihayet Adem inde cennette kendileri gibi çıplak yaşadığına hükmediyorlar. Madem ki Adem Babamız çıplak gezerdi, onlar niçin gezmesin?"Gezerim, gezemezsin" derken Neyzen fırlayarak "Ben gezerim, iste Şehzadebaşı'na gidiyorum!" diyerek hamamın kapısından sokağa uğruyor. Neyzenin çıkamayacağına inanan Hacı, belki dışarıda, soğuklukta gizlenmiştir düşüncesiyle Neyzen in peşinden -kontrol kaygısıyla- çıkıyor. Fakat Neyzen in sokağa çıktığını öğrenince, o da fırlıyor. Neyzen önde Hacı arkada, ikisi de çıplak, sakallar uzamış Şehzadebaşı'na kadar geliyorlar.
    "Dinleyen her zerreye bir hitabım var benim
    Kâinat isminde hiçten bir kitabim var benim.
    Ya hitabımdan okusun ya kitabımdan beni,
    Yazdığım efsânede on altı bâbim var benim!
    Hey etimde müttefik magrible maşrik, veche yok,
    Gayr-i mer i zerrede bin aftâbim var benim`"


    Felek
    Yamansın her zaman aldattın beni,
    Kâh düşürdün kâhi kaldırdın felek!
    Mecnun'sun diyerek Leylâ peşinden,
    Issız vâdilere saldırdın felek!

    Rehbersin dedin ben ise kördüm,
    Elimle başıma çok çorap ördüm.
    Kendimi bıraktım âlemi gördüm,
    Hesapsız günahlar aldırdın felek!

    Şifadır dedin zehir tatdırdın,
    Gençliğin okunu boşa attırdın,
    Körlerin yurdunda ayna sattırdın,
    Çıkmaz sokaklara daldırdın felek!

    Barışmadı gönlüm merd ile zenle,
    Ne bir iş bilenle, ne boş gezenle
    Hicran köşesinde bozuk düzenle,
    NEYZEN'e her telden çaldırdın felek!

    Sahra-i cedid 1913


    Fasulyeye benziyor
    İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar.
    Karşılaştıklarında, Neyzen:
    --Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.
    --Genç yasta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?
    --İşte bende onun için benzetiyorum ya. Fasulye de sırığa sarılarak büyür.

    ***

    Çalarken..
    Soruyorlar:
    --Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
    Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemidir.
    Neyzen: "Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım"....

    ***

    Fıçı
    Neyzen Tevfik'e doktor içkiyi men etmişti.Fakat Peyami Safa bir gün
    üstadı ziyarete gittiğinde odanın bir köşesinde bir fıçı şarap gördü.
    -Bu ne bre üstad? Diye sordu. Hani sen artık içmeyecektin?
    -Ne yaparsın, oğul, içmezsem kuvvetten düşüyorum.
    -Peki, içkinin faydası oluyor mu?
    -Ne diyorsun olmaz olur mu? Mesela bu fıçı buraya ilk geldiği zaman
    yerinden kımıldatamıyordum, şimdi iki elimle kaldırabilirim..

    ***

    Ben yumurtlamadım
    Neyzen Tevfik'e muharrir yazacağı romanı anlatıyordu. Sonuna gelince
    Neyzen yüzünü buruşturdu:
    -Bu mevzuu beğenmedim!..
    -Öyle ama, siz hiç roman yazmadınız. Nasıl fikir yürütüyorsunuz?!.
    Neyzen Tevfik kızdı:
    -Ben yumurtanın da iyisini, bayatını anlarım. Fakat hiç yumurtlamadım!..


    Talat Paşa ve Neyzen
    Talat Paşa, bir gün Neyzen Tevfik'e memuriyet almasını teklif
    etmişti.Neyzen, Paşanın bu nazik iltifatına gülerek şu cevabı verir:
    -Memur olursam sonunda ne olacağım?
    Talat Paşa memurluk silsilelerini saydıktan sonra:
    -Hiç!..der.
    Neyzen, Paşaya dönerek:
    -İşte ben bugün de (hiç)im!.


    Canan
    Sevdalı akşamlar tekin değildir,
    Pek dolaşma gönül viranesinde
    Gururlu güneşler boyun eğildir,
    Şaka yoktur aşkın efsanesinde.

    Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan,
    Farkı yoktur aşıkların sağırdan,
    Önce dumanları başlar ağırdan,
    Bir cezbeyim aşkın pervanesinde.

    İhtimal vermezsin, hem inanmazsın,
    Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın,
    Mestolduktan sonra artık yanmazsın
    Gönlüm gibi hikmet peymanesinde.

    Taptığın mihraplar çöker bir anda,
    Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda
    Tutuştu çırağlar, sevda devranda
    Yanıyorum sazın teranesinde.

    Bir serseriyim ki dur aman bilmem,
    Kalbinden başka bir mekan bilmem,
    Gök kandil olmuşum, asuman bilmem
    Bu mavi gözlerin meyhanesinde.

    Karanlık zülfünü bir görmek için,
    Gök kanat oldum cin melek için,
    Bana yeter artar buselik için
    Hatıra telleri dil sanesinde.

    Gönül rebabında olamaz düzen
    Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen,
    Buluşuruz yarın, geceye Neyzen
    Cananın kalbinde, gam lanesinde.

    (Azab-ı Mukaddes adlı kitabından alınmıştır.)
     

Bu Sayfayı Paylaş