Nevşehir Hakkında Bilgi

'Nevşehir Tanıtımı' forumunda =FiRaRi tarafından 19 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Nevşehir Hakkında Bilgi konusu Nevşehir Genel Bilgi


    [​IMG]İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Nevşehir, doğusunda Kayseri, güney ve güneybatısında Niğde, kuzeybatısında Kırşehir, kuzey ve kuzeydoğuda Yozgat ili ile çevrilidir. İl, doğudan batıya doğru çukurluğu artan Kızılırmak Vadisinin ikiye ayırdığı, güney ve kuzey bölgelerine gidildikçe yükselen bir konumdadır. İl topraklarını orta yükseklikte dalgalı düzlüklerden oluşan bir plato kaplamaktadır. Akarsu vadileri ile yarılmış olan bu plato, il sınırları dışındaki Erciyes Dağı ile Melendiz-Hasan Dağlarından çıkan lav ve tüflerin yığılması ile oluşmuştur. Volkanik arazinin çeşitli biçimlerde aşınması ile peribacaları ortaya çıkmıştır. Platonun kuzeyinde Kızıldağ (1.768 m.), güneydoğusunda Hodul Dağı (1.949 m.), güneyinde de Erdaş Dağı (1.982 m.) yer aşır. Oylu Dağı (1.680 m.), Gülşehir Hırka Tepesi (1.684 m.), Avanos’ta İsmail Sivrisi (1.768 m.), ve İdiş Tepesi (1.339 m.) ilin diğer yükseltileridir.

    [​IMG]İldeki başlıca düzlükler Kızılırmak boyunda yer alan ovalar ile Derinkuyu Ovasıdır. Nevşehir’in en büyük ovası olan Derinkuyu ovası, güneye doğru eğimli ve çok sayıda küçük akarsuyun taşıdığı alüvyonlarla kaplanmıştır. Nevşehir’de bu ovalar dışında kimi taban topraklarda ve platolar arasında, çok sayıda küçük düzlük vardır. Ova sayılabilecek kadar geniş olmamalarına karşın, son yıllarda tarımda modern araçların kullanımının artmasıyla, bu alanların önemi artmaya başlamıştır.

    Nevşehir’de yeryüzü şekilleri açısından vadiler çok önemlidir. Volkanik lav tüflerden oluşan kesimlerde, akarsular dar oluklar açmıştır. Vadiler dar ve dik olduğundan verimli ovalar pek azdır.İlin en önemli vadisi Kızılırmak vadisi olup Göreme vadisi, Karacaören vadisi, Damsa vadileri bu vadiye dikey inen vadilerdir. Türkiye’nin en uzun ve önemli vadilerinden biri olan Kızılırmak vadisinin Nevşehir’deki bölümü geniş değildir. Yalnızca Avanos ve Gülşehir yörelerinde yer yer genişleyen vadide dar ovalar oluşmuştur. Kızılırmak vadisine kuzeyden ve güneyden çok sayıda yan vadi açılır.

    [​IMG]İlin başlıca akarsuyu Kızılırmak olup,çok derinden aktığı için de sulama ve diğer şekillerde yararlanılamamaktadır. İlin kuzey kesiminden kaynaklanan küçük akarsular Delice Irmağı’nın başlangıç kollarını oluştururlar. İl toprak ve jeolojik yapısının sonucu olarak akarsu bakımından yoksuldur. İlde Tatlarin ve Damsa barajları ardında suların toplanması ile oluşan yapay göller bulunmaktadır. Doğal göl yoktur. Deniz seviyesinden ortalama 1.150 m. yükseklikteki ilin yüzölçümü 5.467 km2 olup, toplam nüfusu 309.914’tür.

    Jeolojik dönemlerde aktif birer volkan olan Erciyes, Hasan Dağı ve Göllüdağ Nevşehir yöresinde, püskürmeler ile platoda, göller ve akarsular üzerinde 100-150 m. kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakalarını oluşturmuştur. Bu tabakanın bünyesinde tüften başka tüffit, ignimbirit tüf, lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, marn aglomera ve bazalt gibi jeolojik kayaçlar bulunmaktadır. Ana volkanlardan püsküren maddelerle şekillenen plato, şiddeti daha az küçük volkanların püskürmeleriyle sürekli değişime uğramıştır. Üst Pliosen’den başlayarak başta Kızılırmak olmak üzere akarsu ve göllerin bu tüf tabakasını aşındırmaları nedeniyle bölge bugünkü halini almış ve peribacalarının oluşumunu sağlamıştır. Daha çok Ürgüp civarında bulunan peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloğu bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Kapadokya Bölgesi’nde erozyunun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır.

    [​IMG]Peribacaları, Ürgüp-Uçhisar-Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime Köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi, lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin-Güllüdere, göreme-Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde bulunmaktadır.

    İlin bitki örtüsü (Bozkır) Step özelliği gösterir. Nevşehir ilinde geniş ve verimli nitelikte ormanlar olmamasına rağmen ilin çeşitli yörelerinde orman olarak kabul edilen bitki toplulukları görülür. Bu bitkilerin başında meşe yanında ardıç türleri, alıçlar, ahlatlar, yabani erikler, cehriler gelmektedir. Hodul Dağı eteklerinde az da olsa çok yaşlı ve soyu tükenmekte olan karaçam ağaçlarına rastlanmaktadır. Ayrıca yol kenarlarında akasya ve akça ağaçlar bulunur. Vadi boylarında görülen söğüt, kavak, ceviz gibi ağaç türleri ile geniş alanlara yayılmış kayısı, badem, elma, armut gibi ağaç türleri de bunları tamamlamaktadır.

    [​IMG]Nevşehir’de karasal iklim hüküm sürmekte olup, yazları sıcak ve kurak, kışlar sert, soğuk ve yağışlı geçer.

    İlin ekonomisi turizm, tarım, hayvancılık, ormancılık ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, patates, buğday, şeker pancarı, arpa, üzüm, çavdar, soğan, nohut, elma, karpuz, domates, kavundur. Az miktarda fiğ, korunga, mısır ve yonca ve başta kayısı, armut, kiraz olmak üzere çeşitli meyve de üretilmektedir . Mera alanlarının azlığı nedeni ile hayvancılık genelde ahır hayvancılığı şeklinde olup, aile tüketimine yöneliktir. Kızılırmak ve Damsa Baraj Gölünde su ürünleri üretim tesisleri bulunmaktadır. Ayrıca ilin çeşitli köylerinde el tezgahlarında halı ve kilim dokumacılığı yapılmaktadır.

    Yer altı kaynakları bakımından zengin olan ilin Acıgöl ve Derinkuyu yörelerinde perlit; Avanos’ta kaolin, Gülşehir’de barit, tuz ve linyit, Ürgüp’te çimento hammaddesi ve ponza taşı hammaddesi bulunmaktadır. Hacıbektaş ilçesindeki yataklardan çıkarılan ve bir tür albatr türü olan hacıbektaştaşı hediyelik eşya yapımında kullanılmaktadır. İl toprakları yer altı suları bakımından da zengin olup, Kozaklı Kaplıcaları’ndan çıkan sıcak sular, Türkiye’de radyoaktivitesi en yüksek madensuyudur.

    [​IMG]İlin doğusunda yer alan Göreme Vadisi ve Ürgüp zengin doğal ve tarihsel yapısı ile ülkenin başlıca turistik yerlerinden olup, son yıllarda ilin ekonomisinde en büyük etken olmaktadır. Göreme Milli Parkı’nın bulunduğu yörede birçok konaklama tesisi bulunmaktadır.

    İlin sanayisi tarım ürünlerinin işlenmesiyle sınırlıdır. Ticaret ve ulaştırma ekonomisinde etkilidir. Önemli karayollarının kavşak noktasında yer alan Nevşehir’in kuzeydoğusundan Ankara-Kayseri demiryolu geçer. Sümerbank Nevşehir Pamuklu Sanayii Müessesesi, çeşitli şarap fabrikaları, un, dokuma, meyve suyu, pekmez, tarım araçları, tuğla ve kiremit fabrikaları ilin başlıca sanayi kuruluşlarıdır.

    Nevşehir (Muşkara) ilinin en eski yerleşim yeri Gülşehir ilçesi Civelek Mağarası’nda görülür. Avanos’un Sarılar beldesi yakınlarındaki Zank Höyük’te DTCF Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Hüseyin Sever’in başkanlığında yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı’na (M.Ö.3000-2000) ve Assur Ticaret Kolonileri Çağı’na (M.Ö.2000-1750) ait eserler ele geçmiştir. Nevşehir civarında bulunan çok sayıdaki höyüklerde özellikle Eski Tunç Çağı’na ait kalıntılar tespit edilmiştir.

    [​IMG]Hititler döneminde Kahve Dağı eteklerinde kurulan Nyssa bugünkü Nevşehir’dir. Burada yapılan kazılardan ele geçen kalıntı ve buluntulardan Nyssa’nın MÖ.3000 yıllara kadar uzanan bir tarihi olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölge tarih öncesi çağlardan beri yerleşmeye sahne olmuş ve “Kapadokya” olarak tanımlanmaktadır.

    Hititlerden sonra Kimmerler’in Frig egemenliğine son vermesi sonucu yörede Medler (M.Ö.585), daha sonra da Persler (M.Ö.547) hakimiyet kurmuşlardır. Persler bölgeyi ‘Satrap’ adını verdikleri valilerce yönetmişlerdir. Persler, Kapadokya’dan geçerek başkentlerini Ege’ye bağlayan, ‘Kral Yolu’nu geliştirmişlerdir. Makedonya Kralı İskender M.Ö.334 ve 332’de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır.
    Büyük İskender, komutanlarından Sabiktas’ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince, halk buna karşı çıkmış ve eski Pers soylularından Ariarathes’i kral ilan etmişlerdir. I.Ariarathes (M.Ö.332-322) Kapadokya Krallığı’nın sınırlarını oldukça genişletmiştir.

    [​IMG]İskender’in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma’nın bir eyaleti olduğu M.S 17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontuslularla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir. M.S.17’de Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son vermiştir. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşımı sağlamış, bu yol askeri ve ticari bakımdan çok önem taşımıştır. İmparator Septimus Severius Dönemi’nde ekonomik bakımdan oldukça canlanan Kapadokya’nın merkezi Kayseri daha sonraki yıllarda İran’dan gelen Sasaniler’in saldırılarına uğramış, III. Gordianus bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtmiştir.

    Bu dönemde Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk Hıristiyanların bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeğe başlamışlar, Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği IV. yüzyılda, Göreme ve çevresini gelen Hıristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastırlar kurmuşlardır.
    Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) hakimiyetine geçmiştir. VII.yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar olmuş, Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tutmuşlardır. 651’de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi güçlerinin akınlarına uğramıştır. Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III.Leon’un Müslümanlıktan etkilenerek ikonaları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı Hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürmüştür (726-843).
    [​IMG]XIII.yüzyılda Horasan’dan gelen Türk düşünürü Hacı Bektas-i Veli’nin çalışmaları sonucunda Türkler bölgede egemenliklerini kurmuşlardır.

    Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra, 1077’de Anadolu Selçuklu Devleti kurulunca, bu topraklar da Orta Asya’dan gelen Türk egemenliğine girmiştir. Kapadokya yöresi 1071’den önce VII.ve VIII.yüzyıllarda doğudan İran-Sasani, güneyden gelen Arap-İslam akınlarına hedef olmuştur. Hititler döneminden kalma yörede bulunan 200’e yakın yeraltı şehri bu akınlar zamanında geliştirilmiştir. 1308 yılında Anadolu Selçuklu Devleti yıkılınca Moğol istilasına uğramıştır.

    Anadolu Selçuklu Devleti yıkılınca Timur’un daha sonra da Eratna Bey’in hakimiyetine giren Nevşehir, 1381’de Kadı Burhanettin tarafından ele geçirildiyse de 1397’de yöreye Karamanoğulları egemen olmuşlardır. 1397’de Yıldırım Beyazıt Karaman ilini topraklarına katınca Nevşehir (Muşkara) de Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Yıldırım Beyazıt 1402 Ankara Savaşında Timur’a yenilince yeniden Karamanlı Beyliği yörede egemen olmuştur. II. Beyazıt’ın Karaman Beyliği’ne son vermesi ile 1466’da Muşkara (Nevşehir) kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    [​IMG]Antik dönemde adı ’’Nyssa’’ olan Nevşehir’in Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki adı ’’Muşkara’’ idi. Osmanlı Padişahı III.Ahmet’in damadı ve sadrazamı olan İbrahim paşa ( 1660-1730 ) doğup büyüdüğü yer olan Nevşehir’e ilgi göstermiş, Ürgüp’e bağlı 18 haneli küçük bir köy olan Muşkara’da camiler, çeşmeler, okullar, imaretler, hanlar ve hamamlar yaptırmış ve adını, yeni şehir anlamına gelen ’Nevşehir’ olarak değiştirmiştir.

    Celali Ayaklanmalarına da sahne olan Nevşehir yöresi XIX.yüzyıl sonlarında Konya Vilayetinin Niğde Sancağına bağlı bir kaza olarak yönetiliyordu. Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan yeni idari yapılanmada Niğde iline bağlı bir ilçe olmuş, 1954’de de il konumuna getirilmiştir.

    Nevşehir’de günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Nevşehir Kalesi (XII.yüzyıl), Uçhisar Kalesi, Durmuş Kadir Kilisesi, Yusuf Koç Kilisesi, El Nazar Kilisesi, Saklı Kilise, Meryem Ana Kilisesi, Kılıçlar Kilisesi, Göreme Açık Hava Müzesi, Göreme Kilise Mimarisi, Tokalı Kilise, Rahibeler ve Rahipler Manastırı, Aziz Basil Şapeli, Elmalı Kilise, Azize Barbara Şapeli, Yılanlı (Aziz Onuphrius) Kilise, Karanlık Kilise, Azize Catherine Şapeli, Çarıklı Kilise, Çavuşin Kilisesi, Balıklı ve Üzümlü Kilise, Paşabağları ve Aziz Simeon Hücresi, Aziz Theodore (Tağar) Kilisesi, Pancarlık Kilisesi, Üzümlü Kilise, Aziz Basil Şapeli, Tatlarin Kilisesi, Aziz Jean (Karşı) Kilisesi, Aziz George (Kırkdamaltı) Kilisesi, Ağaçaltı Kilisesi, Kokar Kilise, Yılanlı Kilise, Karabaş Kilisesi, Kubbeli Kilise, Azize Barbara (Tahtalı) Kilisesi, İbrahim Paşa Külliyesi, Kaya Camisi (1715), Avanos Alaaddin camisi (XIII.yüzyıl), Ürgüp Taşkınpaşa Camisi, Hacıbektaş Veli Türbe ve Müzesi, Balım Sultan Türbesi, Beylik Hanı (1726) bulunmaktadır. Göreme Vadisi, Ballıkaya, Kadirah Deresi, Üzengi Deresi, Çakırcan, Gülşehir Karayolları Dinlenme Parkı, Kızılırmak Vadisi, Kozaklı Kaplıcası, Gümüşkent Kaplıcası, Üzengiçay İçmesi, Karakaya İçmesi, Bahçeli İçmesi, Çorak İçmesi, Ürgüp İçme ve Kaplıcası ilin doğal oluşumları olup başlıca mesire yerleridir.
     
  2. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Gezgin Gözüyle

    [​IMG]Avanos: Nevşehir'in 18 km kuzeyinde olan Avanos'un antik dönemdeki adı Venessa'dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak'ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır. Avanos'ta da Hititler'den beri çarkla çanak-çömlek yapıldığı bilinmektedir.Bu el sanatı kavimden kavime,babadan oğula geçerek günümüze kadar gelmiştir.
    Avanos'un dağlarından ve Kızılırmak'ın eski yataklarından yumuşak ve yağlı kil topraklar elenir ve iyice yoğurularak çamur haline getirilir.Çark adı verilen ve ayakla döndürülen tezgah üzerindeki çamurun maharetle şekillendirilmesiyle istenilen çanak yapılmış olur.İşlik denilen atölyelerde üretilen çanaklar önce güneşte,daha sonra da gölgede kurutulduktan sonra,saman ve talaşla yakılan [​IMG]fırınlarda 800 dereceden başlayıp 1200 derece sıcaklık arasında özenle pişirilir. Yörede yemek kapları,su testileri,kışlık yiyecek saklamak için çömlekler ve küpler,su kükleri tanınan çanak ürünleridir. Avanos,günümüzde "Kapadokya'nın el sanatları ve alış-veriş merkezi"olarak tanınmaktadır.
    Ürgüp: Nevşehir'in 20 km doğusunda olan Ürgüp Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi'nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.
    Hacıbektaş: Nevşehir-Kırşehir yolu üzerinde Nevşehir'e 45 km uzaklıkta olan Hacı Bektaş, ilçe merkezinde yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Hellenistik ve Roma Dönemi'ne ait ele geçen eserler, Hacıbektaş Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Hacı Bektaş yakınlarındaki Karaburna köyü yakınlarında Topada ve Sivasa'da olduğu gibi Geç Hitit Dönemi'ne ait Hitit hiyeroflifi ile yazılmış Karaburna kaya anıtı bulunmaktadır.
    Bektaş Efendi Türbesi

    M.1603 yılında ölmüş olan Bektaş Efendi ile ilgili pek bir bilgi iyoktur. Kubbesi ve duvarları kalem işi bezemelerle süslü olan türbe, Selçuklu Kümbet Mimarisi tarzında inşa edilmiştir.
    Bektaşlar

    İlçenin 5 km. kadar kuzeyinde; Çivril Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Jeolojik bakımdan önem taşıyan, beş adet dev boyutlu taş vardır. Taşların efsanesi, Velayetname’de ayrıntılı olarak anlatılır.
    Camiler

    Alaaddin Camii
    Avanos’ta 13.yüzyıl Selçuklu dönemi’ne tarihlenen Saruhan Kervansarayı ve Alaaddin Camii bulunmaktadır.

    Ürgüp - Taşkınpaşa Camii
    Nevşehir, Ürgüp ilçesinin, Damsa köyü merkezinde yer alan Taşkınpaşa Camii, Karamanlılar Dönemi’ne aittir. Bugün beyaz badana ile boyanması nedeniyle çirkinleştirilmiş portali geometrik bezeli bordürlerle süslüdür. Kesme taştan inşa edilmiş Cami, kıble yönünde 3 nefli, onbir tonozla örtülüdür. Kemerler mermer başlıklı payaler üzerine oturur. Camii’nin üzeri ise düz toprak damdır.


    [​IMG]
    Halen Ankara Etnografya Müzesi’nde sergilenen cevizden kakma tekniğinde yapılmış mihrabı bugüne kadar kalan tek ahşap örnek olması nedeniyle önemlidir. Mihrabın etrafındaki iki sıra bordür arabeks süsleme ve ayetlerle süslenmiştir.

    Niğde - Sungur Bey Camii
    İlhanlı Sultanı Ebusaid’in hükümdarlığı zamanında Seyfeddin Sungur Ağa tarafından 1335 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış, dikdörtgen planlı Sungur Bey Camii, doğu ve güney portalleri ile mihrabının taş süslemeleri Selçuklu Devri özelliklerini arz eder. Süslemelerde kıvrık dallar arasında arslan, griffon başları, yırtıcı kuşlar, at ceylan tasvirleri dikkat çekmektedir. Ayrıca güney portalinde, kapı kemerinin üzerinde çift başlı kartal tasviri ve her iki portalde yer alan gotik tarzındaki süslemeler ilginçtir.

    Camii, orijinalde üçer basık kemerle destekli ve üç nefliydi. Daha geniş olan orta nef üç kubbe, yan nefler ise üçer çapraz tonozla örtülüydü. Camii, 18.yüzyılda yandığından dolayı üst örtü ağaç direklerle desteklenmiş orijinal durumunu kaybetmiştir.

    Halen Niğde Dışarı Camii’nde bulunan sedef kakmalı ahşap minberinin kitabesinde, camiinin Büyük Sultan Ebusaid zamanında, Seyfeddin Sungur Bey’in emriyle, usta Hoca Ebubekir tarafından yapıldığı yazılıdır. Sungur Bey Camii’nin çift minareli portalinin olması gotik ve islam sanatının birlikte görülmesi nedeniyle ayrı bir özelliğe sahiptir.

    Niğde - Alaaddin Camii
    Klasik Selçuklu mimarisinin erken örneklerinden biri olan Niğde Alaaddin Camii, Alaaddin Keykubat zamanında, Abdullah Bin Beşare tarafından 1223 yılında yaptırılmıştır. Mimarı, Sıddık Bin Mahmut ile kardeşi Gazi’dir.

    Doğu cephesinde bulunan ve duvar yüksekliğini aşan portali, bezemelerin en yoğun olduğu yerdir. Pek az boşluk kalacak kadar geometrik (yarım daire, yarım yıldız, sekiz kollu yıldız vs.) motiflerle işlenmiştir. Portal nişi 7 sıra mukarnaslıdır. Niş üzerindeki 3 satırlık kitabe camiinin kim tarafından ve ne zaman yapıldığı hakkında bilgiler içermektedir. Kitabenin iki yanında bulunan iki kabartma araştırmacılar tarafından kadın başı ya da arslan başı olarak yorumlanmaktadır. Basık kemerli giriş kapısının kemer taşlarının uçları testere dişi biçimindedir. Kuzeydoğu köşesindeki minarenin yanında, daha küçük ikinci bir portal daha bulunmaktadır.

    Camii kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Yapı iki sıradan dörder ayakla üç nefe ayrılır. Diğerlerine nazaran daha geniş olan orta nefin tavanı dört mukarnas sırası ile örülmüş ve burada aydınlık feneri bulunur.

    Mihrap önü tavanı yan yana üç kubbe ile örtülüdür. Batıdaki kubbe sekiz bölümlü mukanaslı tromplara sahiptir. Doğudaki kubbe ise iki pandandif ve iki tromp üzerine oturur. Mihrap nişi beş köşeli ve mukarnaslıdır. Yan bordürlerde geometrik motifler yoğunluktadır.

    Alaaddin Camii, taş işçiliği, orijinal minaresi, iç mekandaki kubbe sayısının artışı ve aydınlık feneriyle Anadolu Selçuklu camilerinin en iyi örneklerindendir.

    Kiliseler

    Durmuş Kadir Kilisesi
    Yusuf Koç Kilisesi
    El Nazar Kilisesi
    Saklı Kilise
    Meryem Ana Kilisesi
    Kılıçlar Kilisesi
    Göreme Açık Hava Müzesi
    Göreme Kilise Mimarisi
    Tokalı Kilise
    Rahibeler ve Rahipler Manastırı
    Aziz Basil Şapeli
    Elmalı Kilise
    Azize Barbara Şapeli
    Yılanlı (Aziz Onuphrius) Kilise
    Kiler/Mutfak/Yemekhane
    Karanlık Kilise
    Azize Catherine Şapeli
    Çarıklı Kilise
    Çavuşin Kilisesi
    Balıklı ve Üzümlü Kilise
    Paşabağları ve Aziz Simeon Hücresi
    Aziz Theodore (Tağar) Kilisesi
    Pancarlık Kilisesi
    Üzümlü Kilise
    Aziz Basil Şapeli
    Tatlarin Kilisesi
    Aziz Jean (Karşı) Kilisesi
    Aziz George (Kırkdamaltı) Kilisesi
    Ağaçaltı Kilisesi
    Kokar Kilise
    Yılanlı Kilise
    Soğanlı Vadisi
    Karabaş Kilisesi
    Kubbeli Kilise
    Azize Barbara (Tahtalı) Kilisesi

    Kaleler

    NEVŞEHİR KALESİ

    Selçuklular dönemine tarihlenen Nevşehir Kalesi Nevşehir’in kurucusu Damat İbrahimpaşa tarafından onarılmış ve l979 yılında da yeniden restore edilerek tahrip olmaktan kurtarılmıştır.

    UÇHİSAR KALESİ

    [​IMG]Yerden yüksekliği 179 metreye kadar ulaşan Uçhisar Kalesi, Kapadokya bölgesinin en önemli seyir noktalarından birisidir. Bizanslılar tarafından Şato olarak kullanıldığı ifade edilen tarihi kale ilk çağın doğal gökdelenleri olarak da belirtilmektedir. Uç hisar kalesinin zirvesi aynı zamanda bölgenin panaromik seyir noktasıdır. kale içerisinde bulunan çok sayıdaki odalar birbirlerine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmıştır.

    Kapadokya’nın Konumu

    Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönem yazarlarından Strabon 17 kitaplık ‘Geographika’ adlı kitabında (Anadolu XII, XIII, XIV) Kapadokya Bölgesi’nin sınırlarını güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir. Bugünkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.

    VOLKANLARIN PATLAMASI VE JEOLOJİK OLUŞUM

    Kaya Yapısı

    Kapadokya Bölgesi’ndeki Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Bu volkanla birlikte diğer çok sayıdaki volkanların püskürmeleri Üst Miyosen’de (10 milyon yıl önce) başlayıp, Holosen’e (Günümüz) kadar sürmüştür. Neojen gölleri altındaki yanardağlardan çıkan lavlar, platoda, göller ve akarsular üzerinde 100-150 m. kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakasını oluşturmuştur. Bu tabakanın bünyesinde tüften başka tüffit, ignimbirit tüf, lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, marn aglomera ve bazalt gibi jeolojik kayaçlar bulunmaktadır.

    Ana volkanlardan püsküren maddelerle şekillenen plato, şiddeti daha az küçük volkanların [​IMG]püskürmeleriyle sürekli değişime uğramıştır. Üst Pliosen’en başlayarak başta Kızılırmak olmak üzere akarsu ve göllerin bu tüf tabakasını aşındırmaları nedeniyle bölge bugünkü halini almıştır.

    Peribacalarının Oluşumu :

    Vadi yamaçlarından inen sel sularının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla ‘Peribacası’ adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üst kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Ürgüp civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır.

    Kapadokya Bölgesi’nde erozyunun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır.

    Peribacaları en yoğun şekilde Ürgüp-Uçhisar-Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır.

    Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi, lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin-Güllüdere, göreme-Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.

    Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi

    Şehir merkezinde ve Hacıbektaş-ı Veli Müzesi’nin 100 m. kadar batısındadır. Sulucakarahöyük’te, 1967-1976 yılları arasında yapılmış olan bilimsel kazılarda ortaya çıkan arkeolojik buluntular sergilenmektedir. Tek höyükten çıkan eserlerin sergilenmesi bakımından önemli bir müzedir. Pazartesi günü dışında hergün açıktır.

    Kadıncık Ana Evi
    Velayetname’de adı geçen ve Bektaşilik’te önemli sayılan bir kişinin ikamet ettiği evdir. Müze Müdürlüğü’ne başvurulması halinde görevli sağlanarak ziyaret edilebilir.

    [​IMG]Bektaş Efendi Türbesi
    M.1603 yılında ölmüş olan Bektaş Efendi ile ilgili pek bir bilgi yoktur. Kubbesi ve duvarları kalem işi bezemelerle süslü olan türbe, Selçuklu Kümbet Mimarisi tarzında inşaa edilmiştir.

    Çilehane-Deliklitaş
    İlçenin 3km. doğusundaki Arafat Dağı’nda bulunan mağaradır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin bu mekanda halvette bulunduğuna inanılır. Ayrıca, bu delikten geçenlerin günahlarından arındığı yönünde bir inanç da vardır. Zemzem çeşmesi, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre ve Ozanlar Anıtları ile 5.000 kişilik modern amfitiyatro bu tepede bulunmaktadır.

    Beştaşlar
    İlçenin 5 km kadar kuzeyinde; Çivril Köyü yakınlarında bulunmaktadır. Jeolojik bakımdan önem taşıyan, beş adet dev boyutlu taş vardır. Taşların efsanesi, Velayetname’de ayrıntılı olarak anlatılır.

    Atatürk Evi
    İlçe merkezinde bulunan evde; M. Kemal Atatürk, 22-23 Aralık 1919 tarihlerinde konuk edilmiştir. XIX. yüzyılda inşaa olunan ev, restore edildikten sonra, Müze-Ev olarak halkın ziyaretine açılacaktır.

    Nevşehir Müzesi

    1967 yılında Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nin bir kompleksi olan medrese binasında ve imarethanesinde ziyarete açılmış, 1987 yılında Kültür Merkezi’ndeki yeni binasına taşınmıştır.

    Eserler arkeolojik ve etnografik iki seksiyonda teşhir edilmektedir. Arkeolojik seksiyon Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağları, Frig, Urartu, Hellenistik, Roma ve Bizans’tan ibarettir. Ayrıca, İran, Mezopotamya, ve Kıbrıs kökenli eserler de sergilenmektedir. Etnoğrafik seksiyonda ise [​IMG]Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemine ait aydınlatma araçları, yazma eserler, silahlar, yöresel giysiler, el işleri, halı ve kilimler, erkek ve kadın takıları ile mutfak eşyaları bulunmaktadır. Ayrıca Nevşehir Müze Müdürlüğü’ne bağlı ören yerleri Göreme’de Açık Hava Müzesi, Avanos’ta Zelve Ören Yeri ve Çavuşin Kilisesi, Özkonak’ta Yeraltı Şehri, Gülşehir’de St. Jean Kilisesi ve Açıksaray Harabeleri, Derinkuyu Yeraltı Şehri, Kaymaklı Yeraltı Şehri, Acıgöl yakınlarındaki Tatlarin’de Tatlarin Kilisesi ve Yeraltı Şehri, Ürgüp yakınlarındaki Mazı Yeraltı Şehri’dir.

    Çilehâne - (Deliklitaş)

    İlçenin 3 km. doğusundaki Arafat Dağı’nda bulunan mağaradır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin bu mekanda halvette bulunduğuna inanılır. Ayrıca, halk arasında bu delikten geçenlerin günahlarından arındığı yönünde bir inanç da vardır. Zemzem çeşmesi, Hacı Bektş-ı Veli, Yunus Emre ve Ozanlar Anıtları ile 5000 kişilik tiyatro bu tepede bulunmaktadır.

    Mesire Yerleri

    Göreme Vadisi

    İl merkezine 14 km uzaklıkta, Kızılırmak’a güneyden açılan bir vadidir. Vadi boyunca asfalt bir yol uzanmaktadır. Göreme vadisinin yamaçlarında çok sayıda peribacaları vardır. Peribacaları içine oyulmuş mağara ve kiliseler tarihsel değerleri de olan anıtlardır. Vadi tabanı, zengin su kaynakları ve büyük bitki örtüsüyle, ilgi gören dinlenme yerlerindendir. Peribacaları ile tarihsel yerleri görmeye gelenler, buralarda dinlenebilmektedir.

    Kadirah Deresi

    İl merkezine 3 km uzaklıktaki bu dinlenme yeri, Narköy sınırları içinde kalmaktadır. Burada Nevşehir çayının bazalt kayalarını yararak açtığı çok sayıda delik ve çağlayanlar vardır. Jeolojik yapısı ve jeomorfolojik oluşumuyla yörenin ilgi çeken mesire yerlerinden olan Kadirah deresine asfalt bir yolla ulaşılabilmektedir.

    Ballıkaya

    İl merkezine 5 km uzaklıktaki bu dinlenme yeri, [​IMG]özellikle manzarası nedeniyle ilgi toplar. Göre kasabasının güneyinde bir bazalt tepesi üzerinde yer alan Ballıkaya, geniş alanların kolayca görülebildiği bir yerdir.

    Üzengi Deresi

    Ortahisar’ın güneyinden başlayarak Ürgüp yakınlarından Damsa çayı vadisine açılan Üzengi deresi boyu, sıkça gidilen dinlenme yerlerindendir. Duvar gibi yükselen vadi yamaçlarıyla, tabanda birbirini izleyen meyve bahçeleri ve mineral bakımdan zengin maden sularıyla ilgi çeken bir dinlenme yeridir. Bu yöre il merkezine 14 km’lik asfalt bir yolla bağlıdır.

    Kızılırmak Kıyıları

    Kızılırmak vadisi, Avanos ve Gülşehir yörelerinde genişleyerek, doğal kumsallar ve ağaçlık dinlenme yerleri ortaya çıkmıştır. Avanos’ta, özellikle akarsuyun güney kıyıları, günü birlik gidilen yöredir. Dinlenme yerlerinin bulunduğu yöre, yaklaşık 19 km’lik asfalt bir yolla merkeze bağlıdır. Gülşehir’de, Kızılırmak kıyısında kimi yerler mesire yeri olarak ayrılmış, buralarda gerekli alt yapı tesisi kurulmuştur.

    Gülşehir Karayolları Dinlenme Parkı

    Gülşehir ilçesinde Kızılırmak nehri kenarında, piknik ve mesire yeri olarak alt yapısı ve çevre düzenlemesi yapılmış, günü birlik kullanıma açık bir mesire yeridir. İl merkezine uzaklığı 20 km’dir.

    Çakırcan

    Gülşehir ilçesi Tuzköy kasabasında Kızılırmak nehri kenarındadır. Kaynak sularının bol olduğu ve zengin bitki örtüsüne sahip olan bu yerde alabalık üretim tesisleri de mevcuttur. Günü birlik piknik ve mesire yeri olarak alt yapı ve çevre düzenlenmesi yapılmıştır. İl merkezine uzaklığı 28 km’dir.

    Dedebağı

    Hacıbektaş ilçesine Kırşehir yolu doğrultusunda ilçeye 3 km uzaklıkta bulunan Dedebağı, dergaha bağlanmış olup, tekkenin açık olduğu zamanlarda önemli ocaklardan birisi idi. Koruma altına alınan bu yerde Şekerpınar’ı ile Hacı Melek Baba’nın mezarlarını kapsayan bir türbe vardır. Yeşillikler içinde bol suyu olan bu yer, mesire yeri olarak alt yapısı mevcuttur.

    İçmeler-Kaplıcalar

    Nevşehir’de çok sayıda içme ve kaplıca vardır. İlde kaplıca denince akla Kozaklı kaplıcaları gelmektedir. Nevşehir’deki içme ve kaplıcaların büyük bölümü gelişen turizme paralel olarak değerlendirilmeye başlanmış, bu alanda önemli sayılabilecek gelişmeler olmuştur.

    Kozaklı Kaplıcaları

    [​IMG]Kozaklı’nın güneyindeki dere yatağı boyunca çok sayıda sıcak su kaynağı vardır. Toplam debisi 30 lt/sn’yeye ulaşan bu suların bir bölümü dereye karışmakta, bir bölümü ise, bir süre açıkta aktıktan sonra yeniden yeraltına çekilmektedir.

    Kozaklı’nın doğusunda, Özel İdare’nin eski Kozoğlu hamamı vardır. Günümüzde bu hamam havuz taşları dışında bütünüyle yıkılmış durumdadır. Suyu az olmakla birlikte, Türkiye’nin radyoaktif olma özelliği bakımından en yüksek kaplıcalarından biridir. Sondajla toplanan suyun bir bölümü yeni yapılan turistik motellerde kullanılmaktadır. Üç ayrı havuzdan birbirine akıtılarak soğutulan su, banyolara ve dairelere verilmektedir.

    İlçedeki eski Belediye hamamının sıcak su gereksinimi de bu kaynaklardan karşılanmaktadır. Hamamın kadın ve erkek bölümlerine iki ayrı kaynaktan su gelmektedir.

    Kozaklı’daki Uyuz kaynağı, suyu en soğuk (27 ºC) olanıdır. Radyoaktif olan bu sudan, öbür suların soğutulmasında yararlanılmaktadır.

    Kozaklı’daki sondaj kuyusu, Kozoğlu hamamı, Belediye hamamı ve Uyuz hamamının suları, kloro-bikarbonate ve sülfatlı alkalik, toprak alkalik karışık sulardır. Ağrılı rahatsızlıklarla romatizmada yararlı olan bu sular, iç salgı bezlerinin rahatsızlıklarında da kullanılmaktadır.

    Gümüşkent (Salanda) Kaplıcası

    [​IMG]Hem kaplıca hem de içmece özelliği taşıyan Gümüşkent kaplıcası, Gülşehir’in Gümüşkent bucağının kuzeyindedir. Gülşehir Hacıbektaş karayolundan 3 km içerde kalan bu içmenin düzenli bir yolu yoktur. Su, yarısı doğal betonlaşmış bir havuzun içerisinden kaynamaktadır. İkinci bir havuzda toplanan su, bahçe sulamasında yararlanılmakta, saniyede yaklaşık 1 litre kaynayan su, yöre halkınca, deri hastalıklarında banyo yoluyla kullanılmaktadır.

    Gümüşkent İçmesi, toprak alkali bikarbonatlı ve bol karbondioksitli bir maden suyudur. İçme olarak değerlendirildiğinde metabolizma hastalıklarında, karaciğer ve safra kesesi yetersizliklerinde yararlı olmaktadır.

    Üzengiçay İçmesi

    Ürgüp’ün 3 km kadar güneyinde, Üzengiçay’ın yatağının iki yanında kaynamaktadır. Yüzeye çıkarken pirit parçaları da sürükleyen bu içmenin debisi 0,55 lt/sn’dir. Kuzeydeki kaynağın suyu ise daha soğuk ve miktarı biraz daha fazladır. Her iki kaynak hafif kükürtlü hidrojen kokuludur. Yöre halkı, çevresi ağaçlık olan bu içmeleri, genelde mesire yeri olarak kullanmaktadır. İçme olarak değerlendirildiğinde, karaciğer ve safra kesesi yetersizliklerinde yararlı olmaktadır.

    Çorak İçmesi

    Nevşehir-Avanos karayolu üzerindeki bu içme 2000 Evler mahallesindedir. Bu içmenin alt yapı tesisleri yapılmıştır. Gelenler günü birlik yararlanabilmektedir. Geceleme imkanı yoktur.

    Alkali, tuzlu ve bikarbonatlı olan çorak madensuyu, içme olarak değerlendirildiğinde sindirimi kolaylaştırıcı, salgıyı artırıcı etki yapmaktadır.

    [​IMG]Karakaya İçmesi

    Nevşehir-Avanos karayolu üzerinde, il merkezine 13 km uzaklıktadır. Alt yapı tesisi yoktur ve gelenler günü birlik faydalanabilmektedir.Sodyum bikarbonatlı ve alkalik sulardan olan Karakaya İçmesi, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında yararlı olmaktadır.

    Ürgüp İçme ve Kaplıcası

    Kaynak ilçe merkezinin 5 km doğusundadır. Suyun sıcaklığı 140 ºC’dir. Tuzlu, kokusuz, gazsız sular grubundadır. Deri hastalıklarında su banyosunda ve kaynağın az ilerisindeki kükürtlü çamurdan yarar sağlanır.

    Bahçeli İçmesi

    Kaynak Ürgüp’e bağlı Bahçeli köyünün kuzeybatısındadır. Suyu 18 ºC olan bu içme fazla gazlı, kokusuz, bikarbonatlı safra suları ihtiva eder. Hazmı kolaylaştıran ve böbrekleri temizleyen bu su aynı zamanda safra suyu olarak da kullanılır.
     
  3. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Sözlü Tarih


    Göreme ve peri bacaları

    Söylenceye göre Göreme’nin Peri Bacaları’nda insanlarla periler bir arada yaşamaıştır.Periler her konuda insanlara yardımcı olurlar,düğünlerde saz söz eğlence herşey yapılır,eğlencelerde üzüm şirasının içine girip,insanalrı sarhoş ederler.Nerede şenlik,eğlence varsa orada periler insanların hizmetindedir. Böyle yaşayıp giderken insan padişahının oğlu,Peri Padişahının kızına sevdalanır.İnsanlar derin derin düşünür "Periler çoluk çocuğumuzun arasına karışırsa halimiz ne olur?" diye kaygılanırlar.sonunda perilere savaş açarlar.Avcı kılığında perilerin yaşadığı kayalara saldırırlar.Birer güvercin olup uçan periler o gün bu gündür,buralardaki sayısız güvercinlikte yaşamlarını sürdürmektedir.

    Avcılar Kasabası,perilere savaş açan avcıların yurdu sayılır.Üçhisar ve Ortahisar’sa savunma noktalarıdır.

    Göreme yöresindeki yeraltı kentlerinde bir zamanlar devlerin yaşadığına inanılmaktadır.Birbirine açılan odaların kapılarındaki değirmentaşı büyüklüğündeki sürgüler bunun kanıtı olarak gösterilir.Halk bunlara "Devlerin kenti" der ve girmez,girilirse kapının kendiliğinden kapanacağına ,içerdekinin cezalandırılacağına inanılır.
    Talihsiz Belha söylencesi

    Günümüzde Urumşa diye anılan bölgeye ,bir oymak yerleşir.Oymak başı,oymaktakilerin sevgisini güvenini kazanmış iyi bir yöneticidir.Behla adlı güzel bir kızı vardır.Kızın tek arzusu Ayazma’nın sularında yıkanmak,kendi kendine şarkılar söylemektir.

    Yine bir gün Ayazma’da yıkanmış giyinmektedir.Birden karşısına bir delikanlı çıkar."Ben Ziyaret Dağı’nın ardından geliyorum.Oranın reisiyim.Günlerdir seni yıkanırken izliyorum.Sana gönül verdim"der.Belha önce kaçar ama bir süre sonra o da sevdalanır.Ayazma’nın başında Ziyaret Dağı reisini beklemeye başlar.Güzel Belha’ya gönül verenler ,günden güne artmaktadır. Oymak Beyi güç durumda kalmıştır.Kızı hangisine verse ,öbürü kendisine düşman olacaktır.Buna bir çözüm düşünür.Sonunda bir cirit yarışması düzenlenmesini buyurur.İsteyenler ikişer ikişer çarpışacak kazanan kızı alacaktır.

    Yarışma günü gelir.Yarışmacılar kıyasıya çarpışmaya başlar.Ziyaret Dağı Beyi ile Aliyli Beyi sona kalır.Aralarında amansız bir çarpışma başlar.Ziyaret Dağı Beyi tam Aliyli Beyi ni sıkıştırmışken ansızın göğsüne Aliyli Beyi’nin ciriti saplanır.Kanlar içinde yerlere yuvarlanır. Bunu gören Belha ,umutsuzluktan bir çığlık atıp yarışmayı izlediği yerden ciritin üstüne atlar.İki sevdalı aynı ciritle ölüme gider.Oymak Beyi çok üzgündür ama iş işten geçmiştir artık.Bey "Onları sarayımın bahçesine gömün" der.

    Yöreye o günden sonra da Belha adı verilir.
    KAYNAK :http://okuyan_2.tripod.com/efsaneler/efsaneler1.htm

    NEVŞEHİR

    Tahsil için üç yıl kaldım
    Nevşehir'in dili güzel
    Lisede okudum, geldim
    Nevşehir'in hâli güzel

    Ürgüp, Göreme'de durdum
    Uçhisar'a vardım, gördüm
    Bilgi için kafa yordum
    Nevşehir'in yeli güzel

    Turistler hep gelir gider
    Kapadokya güzeldir der
    İnsanları hizmet eder
    Nevşehir'in eli güzel

    Avanos'tan yolu çıkar
    Kızılırmak burdan akar
    Merak eden gelir, bakar
    Nevşehir'in gülü güzel

    Yedim tatlı üzümünü
    Gördüm bağlar bozumunu
    Bulur kendi çözümünü
    Nevşehir'in kolu güzel

    Çobanoğlu il gezerim
    Gördüğümü hep yazarım
    Anlamaza çok kızarım
    Nevşehir'in yolu güzel
     
  4. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Cami ve Mescitleri


    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Camisi (Kurşunlu Cami) (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir il merkezinde bulunan Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan camiyi, Lale Devri’nin ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1726-1727 yıllarında yaptırmıştır.

    Cami 88.00x44.00 m. ölçüsünde dikdörtgen bir avlu içerisindedir. Bu avludan camiye üç kapı ile girilmekte olup, ana giriş avlu kapısı kuzeybatıdadır. Bu kapı üzerinde Şair Nedim’in yazdığı mermer bir kitabe bulunmaktadır. Güney duvarındaki giriş kapısı yol seviyesinden ötürü yüksekte olduğundan avluya merdivenle inilmektedir. Diğer kapı doğu yönündedir. Cami avlusunda kâgir kubbeli 2.00 m. genişliğinde sekizgen, ahşap saçaklıklı bir şadırvan bulunmaktadır. Şadırvan sekiz sütunun taşıdığı üst örtünün altında sekizgen planlıdır. Bu sütunlar siyah beyaz taştan yapılmış olup, sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Şadırvanın mermer su haznesi de onikigen planlıdır.

    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nden cami kare planlı olup, 16.80x16.80 m. ölçüsündedir. İbadet mekânı ile mihrap önü arazi konumundan ötürü dayanak duvarları ile sınırlandırılmış bir platform üzerindedir. Caminin giriş kapısı üzerinde dokuz satırlık kitabesi bulunmaktadır.

    Kitabe:
    Cenâb-ı hazret-i Sultan Ahmet Han Gazi kim
    Binâ-yı şevketin mimâr-ı sun’i lemyezel yapdı
    İmam-ı müslimin kim cami’-i ahlâk-ı nüsnâdır

    Vücûdun feyz-i Mevlâ muktedayı her düvel yapdı
    Ne geldi ne gelür evreng-i mülke misli zirâ kim
    Anın yaptığı Hayri ne evâhir ne evvel-yapdı

    O şâhinşâh-ı dehrin sihr-i hâsı sâdr-ı mümtâzı
    Ki Mevlâ hâk-i dergâhından iksi-i emel yapdı
    Cenâb-ı âsaf İbrahim Paş kim Hâlil âsa

    Yıkılmış diller, çok Kâbeyi müzd-i ‘anel yapdı
    Mizâc-ı devleti şûr-ı ‘adu ifsâd itmişken
    İdüb ıslâh-ı zatü’l-beyn bîceng û cedel yapdı

    İdüp ‘atf-ı ‘inân vadî-i hayre tûsen-i tab’ı
    Ne hâk üzre kadem basdıysa bir râ’nâ mahal yapdı
    Hususan matla’-ı hurşid-i zatı olduğu belde

    Ki ihyâ idüp anı Nevşehir kıldı güzel yapdı
    Becâ-yı senk-i zire sîm û zer dökdü esasında
    Bu dilcû cami’-i nittiyse itdi mahasal yapdı

    Hele billâhi ol sadr-ı mu’allâ kadr-i cûd âyin
    İlâ yevmi’l-kıyâme fahre lâyık bir mahal yapdı
    Zebân hame-i Vehbî bilüb tavsifde ‘aczin

    Ne söz yapdı ise musaddâk mâ-kall ûdel yapdı
    Hemşire hânmân-ı devletin ma’mur ide Mevlâ
    Ki böyle bir ibâdetgâh-ı Rabb-ı lemyezel yapdı

    Duâ itmek gerekdir beş vakitte okunup târih
    Bu beytullâhı İbrahim Paşa bî-bedel yapdı
    Harrahu el-‘abbu’l-müznib el-fâkir Veliyûddin gafire lehu.

    [​IMG]Caminin yapımında yöresel kalker taşlarından yararlanılmıştır. İbadet mekânını örten kubbe duvarlara bitişik altı adet geniş yivli payeler üzerine oturtulmuştur. Merkezi kubbe güney duvarında içteki payeler, dıştan da mihrap önü nişi duvarları ile desteklenmiştir. Kuzey duvarında duvar kalınlığının bir bölümü genişletilerek içerisine üst mahfillere çıkan merdivenler yerleştirilmiştir. İbadet mekânının üzerini örten kubbeye geçiş tromplar ve aralarındaki pandantiflerle sağlanmıştır.

    Caminin önünde altı sütunun taşıdığı, üzeri kubbeli altı bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yeri kubbeleri sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmış mermer mukarnas başlıklı sütunlar üzerine oturtulmuştur.

    İbadet mekânı ana duvarlardaki iki sıra, kubbe eteğinde de birer sıra pencere ile aydınlatılmıştır. İbadet mekânının doğu ve batı cephelerinde dörder, kuzey ve güney cephelerinde ikişer ve mihrap önünde de iki pencere bulunmaktadır. Bu pencereler düz lentolu olup, üzerleri silmeli taş sövelere sahiptir. Dış cephede ise bu pencerelerin üzerinde kemer örgüsü duvar yüzeyinden daha içerlek, içi dolu sivri kemerlerle hareketlendirilmiştir.

    Mihrabın bulunduğu bölüm kare planlı olarak dışarıya taşırılmış ve üzeri bir tonozla örtülmüştür. Mihrap nişi dikdörtgen şekilde dışarıya taşırılmışsa da mihrap içeride yuvarlak şekildedir. Mihrap profillerden oluşan dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmış, üzeri altı sıra mukarnas dizisi ile örtülmüş yedi kemerli bir nişten meydana gelmiştir. Mihrap nişini çevreleyen profiller yanlarda birer sütunçe ile yumuşatılmıştır. Minberde Lale Devri bezemesi uygulanmıştır. Minber korkulukları, minberin üçgen kısmı kare ve dikdörtgenlerden oluşan çerçeveler içerisine alınmış, her birinin çevresine natüralist üslupta çiçekler yerleştirilmiştir. Buradaki kedigözleri içerisine mermer yüzeylere vazo içerisinden çıkan çiçek motifleri yerleştirilmiştir.

    Camide ahşap işçiliğinin örnekleri ile de karşılaşılmaktadır. Cami giriş kapısı kündekâri tekniğindedir. Pencere kapakları da yine kündekâri tekniğinde yapılmıştır. Bunların yanı sıra cami pencerelerinde vitraylara, alçı bezemelere de geniş yer verilmiştir. Bununla beraber camide çiniye çok az yer verilmiştir. Yalnızca mihrap önünde 30x30 cm. ölçüsünde üç çini karo görülmektedir. Bu çinilerde Lale Devri özelliklerini yansıtan laleler bulunmaktadır. Bunların arasında beyaz renkte bir yazı frizi yerleştirilmiştir. Bunun dışında bir çini karo da mihrap önü mekânının batı duvarında, minber yakınında bulunmaktadır. Burada da Lale Devri özelliklerini yansıtan lalelerden oluşmuş natüralist bir kompozisyon görülmektedir.

    Caminin kalem işleri ibadet mekânı ve son cemaat yerinde görülmektedir. Kubbe içerisine sekizgen bir göbek ve buradan kubbe eteğine kadar uzanan madalyonlardan oluşan ışınlı bir kompozisyon meydana getirilmiştir. Sekizgen göbeğin ortasında, çevresinde beyaz kırmızı ve mavi renklerin yardımıyla Rumilerden oluşmuş bir yazıt dikkati çekmektedir. Ayrıca buradaki kalem işlerinde beyaz, kırmızı ve mavi renklerde boyanmış çiçekler, Rumiler ve kıvrık dallar görülmektedir. Aynı bezeme mihrap önünde de tekrarlanmıştır. Kalem işleri cami içerisindeki her pencere sırasında da farklı düzenlerde yapılmıştır. Bu kalem işleri Lale Devri özelliklerini yansıtan lale motifleri ile natüralist üsluptaki çiçeklerden oluşmaktadır.

    Caminin iç ve dış kalem işlerinden sonra en yoğun şekilde uygulanan bezeme taş bezemedir. İç mekânda mihrap, minber ve galeride mermer üzerinde, dış mekânda, son cemaat yerinde yine mermer üzerine uygulanmış bezemeler görülmektedir.

    Caminin avlusuna biri medrese giriş kapısının karşısından, biri de güney duvarının batı köşesindeki iki kapıdan girilmektedir. Avlu giriş kapıları dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmış sivri kemer içinde basık kemerli bir açıklığa sahiptir. Bu kapılardan ana giriş kapısı profillerle çevrelenmiş ve üzerine de bir kitabe yerleştirilmiştir.

    Caminin kuzeydoğu köşesinde minaresi bulunmaktadır. Bu minareye son cemaat yerinden basık kemerli bir kapı ile çıkılmaktadır. Minare kaidesi caminin beden duvarının üst kotuna kadar yükselmektedir. Minare dışarıya taşkın bir kaide üzerinde olup, gövdesi on altıgen planlıdır. Minarenin tek şerefesi barok üslupta yapılmıştır. Bu minare XIX.yüzyılda onarılmış ve ampir üslubundaki şerefe altı bezemeleri de yenilendiğini göstermektedir.

    Cami avlusunun kuzeydoğu köşesine su deposu, tuvaletler; arka avlunun güneydoğu köşesine de üç basamakla çıkılan bir meşruta eklenmiştir.


    Kaya Camisi (Merkez)

    Nevşehir Cami-i Atik Mahallesi’nde bulunan Kaya Camisi’ni Damat İbrahim Paşa 1715 yılında yaptırmıştır.

    Cami kesme taştan bir yapı olup, dikdörtgen planlı bir avlu içerisinde yer almaktadır. Avlu kapısının kilit taşı, kemer köşe dolgularında lale ve yıldız motifleri dikkati çekmektedir. Kare planlı caminin önünde, yuvarlak kemerlerle dört sütunun taşıdığı üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yeri bölümlerinin üzeri küçük birer kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânı pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Cami içerisinde dikkati çeken bir bezemeye rastlanmamıştır. Giriş ekseninde bulunan mihrap bezemesiz olmasına rağmen mukarnaslı bir bordürle çerçeve içerisine alınmıştır. Mermer minber korkuluklarında ise baklava dilimleri, merdiven kapısı üzerinde de rozet motifleri görülmektedir.

    Caminin kuzeybatısındaki taş kaideli, tel şerefeli ve silindirik gövdeli minare XIX.yüzyılın sonunda buraya eklenmiştir.


    Alâeddin Camisi (Avanos)

    Nevşehir Avanos ilçesinde bulunan Alâeddin Camisi’nin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Selçuklu döneminde yapılan bu cami sonraki dönemlerde yapılan onarımlarla ve eklerle Selçuklu özelliğini tümüyle yitirmiştir.

    Bugünkü konumu ile cami geçirdiği onarımlar ve eklerden ötürü üç ayrı bölüm halindedir. Bu bölümlerden birinci bölüm caminin yapıldığı ilk döneme aittir. Kesme taştan, kare planlı olan bu bölüm tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânı mihrap nişinin üzerindeki pencerelerden aydınlatılmış olup, mihrabı da geç dönemde yapılmıştır. Bu nedenle de bir özellik taşımamaktadır. Bu bölümden sivri kemerle ikinci bölüme geçilmektedir. İkinci bölümün XVI.yüzyılda Hacı Mehmet isimli bir kişi tarafından yapıya eklendiği söylenmektedir. Bu bölüm dikdörtgen planlı, beşik tonozlu olup, diğeri gibi kesme taştan yapılmıştır. İkinci bölümde kuzey yönündeki bir kapı ve pencere ile üçüncü bölüme açılmaktadır.

    Caminin üçüncü bölümü 1963-1964 yıllarında yapılan onarım sırasında buraya eklenmiştir. Dikdörtgen planlı ve üç sahınlı olan bu bölümün üzeri beşik tonozla örtülmüştür ve mimari bir özellik taşımamaktadır.


    Ulu Cami (Yeraltı Camisi) (Avanos)

    Nevşehir ili Avanos ilçesinde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Bununla birlikte, yapı üslubundan XVIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Cami kesme taştan, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekânına toprak zeminden merdivenle aşağıya inilerek ulaşılmaktadır. Bu yüzden de camiye Yeraltı Camisi ismi verilmiştir. Caminin güneyde olan girişi dışarıya doğru çıkıntılı olup, iki yanına birer mihrap nişi yerleştirilmiştir. İbadet mekânı içten tonozlu, dıştan da düz toprak damlıdır. Giriş ekseninin karşısında olan mihrap yuvarlak bir niş şeklinde olup, bezeme yönünden bir özellik taşımamaktadır.

    Yapıya sonradan eklenen minber oldukça kaba bir görünümde ve herhangi bir özelliği bulunmamaktadır. Taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresinin de geç dönemlerde buraya eklendiği sanılmaktadır.


    Karavezir Camisi (Gülşehir)

    [​IMG]Nevşehir ili Gülşehir ilçesinde Karavezir Mehmet Paşa’nın yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturan cami kitabesinden öğrenildiğine göre külliye ile birlikte 1779 yılında tamamlanmıştır. Giriş kapısı üzerinde barok üslupta mermer bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin üzerinde, yeşil zemin üzerine altın yaldızla işlenmiş madalyon şeklinde Sultan I.Abdülhamit’in tuğrası yer almaktadır.

    Kitabe:

    “Şahı-Şahani Hamidi Şeyh Sadr-ı Zişan-ı Silahtar Paşa, hayr-ı niyetiyle razı-i Hak içün, kıldı bu cami pür nuribina, sıdkile aşafı alişane, beş vakitte idelim hayr ve dua, tam tarih-i itmamın da oldu bir beyt ile lüfti göya, kıldı bu camii ehya-e lillah-i sahibi Sadr Mehmed Paşa 1193.”

    Yapı topluluğunun merkezini oluşturan cami 400 m2’lik bir alanda, bir avlu içerisinde olup, doğu, güney ve batı yönündeki kapılardan avluya girilmektedir. İki renkli kesme taştan yapılan kemerli avlu kapılarının üzerinde dua kitabeleri bulunmaktadır. Cami kesme taştan yapılmış, köşe ve duvarlarını güçlendirmek amacıyla küçük kuleler köşelere yerleştirilmiştir. Caminin önünde beş sütunun taşıdığı, üzerleri biri tonoz diğerleri kubbeli dört bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır.

    [​IMG]İbadet mekânı kare planlı olup, üzeri dört büyük kemer üzerine oturan 11 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Ana mekândan sivri bir kemerle ayrılan mihrap önü ise aynalı bir tonozla örtülmüştür. Mihrap yedi köşeli bir niş şeklinde olup, istiridye motifleri ile tamamlanmıştır. Mihrap nişinin yedi yüzü mermer sütunlarla birbirlerinden ayrılmış ayrıca mihrabın iki yanına da birer süs sütuncuğu yerleştirilmiştir. İbadet mekânı on pencere ile aydınlatılmıştır. İbadet mekânının kubbe altını beyaz yazılı bir ayet frizi dolaşmaktadır.

    Caminin orijinal kalem işleri bilinmemektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1960 yılında yapmış olduğu onarımda sanat tarihi yönünden değeri olmayan kalem işleri iç görünümü olumsuz yönde etkilemiştir.

    Caminin kuzeybatısındaki minare taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.


    Kızılkaya Köyü Camisi (Gülşehir)

    Nevşehir Gülşehir ilçesi, Kızılkaya Köyü’nde bulunan bu cami kitabesinden anlaşıldığına göre 1293 yılında yaptırılmıştır. Ancak banisi ile ilgili bir bilgiye rastlanmamıştır.

    Cami kesme taştan oldukça küçük ölçüde bir yapı olup, değişik zamanlarda yapılan onarımlara rağmen özgünlüğünü korumuştur. Dikdörtgen planlı olan cami, sütunlarla üç sahna ayrılmıştır. Bunlardan orta sahın kubbeli olup, yanlarındaki beşik tonozlarla desteklenmiştir. Diğer iki sahın beşik tonoz örtülüdür. Giriş kapısının ekseninde bulunan mihrap dışarıya çıkıntı yapmakta olup, bezeme yönünden bir özellik taşımamaktadır.

    İbadet mekânı kubbenin doğu, batı ve güneyindeki pencerelerle aydınlatılmıştır. Minaresi kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.


    Taş Camisi (Gülşehir)

    Nevşehir ili Gülşehir ilçesi Tuz Köyü’nde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber mimari yapısından XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Cami kesme taştan olup, dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı sütunlarla üç sahna ayrılmıştır. İbadet mekânının mihrap önü kubbeli, soluna rastlayan bölüm yıldız tonozlu ve diğerleri de çapraz tonozlarla örtülüdür. Yuvarlak bir niş şeklindeki silmeli mihrabı kısmen de olsa özelliğini korumuştur. Geç dönemlerde eklenen ahşap minberin bir özelliği bulunmamaktadır.

    Aşçıbaşı Camisi (Gülşehir)

    Nevşehir ili Gülşehir ilçesinde bulunan Aşçıbaşı Camisi’nin giriş kapısı üzerindeki kitabeden Aşçıbaşı Süleyman Ağa tarafından 1715 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

    Cami kesme taştan dikdörtgen planlı bir yapıdır. Ancak XX.yüzyılın ikinci yarısında yapılan onarımlarla yapı güneye doğru genişletilmiştir. Bu nedenle de özgünlüğünden kısmen uzaklaşmıştır. Caminin kayaya oyularak yapılmış olan kuzey bölümü tek payeli basit bir plan gösterdiği gibi üzeri düz bir damla örtülmüştür. Yapıya sonradan eklenen bölüm beşik tonozludur ve eski bölümden iki sivri kemerle ayrılmaktadır. Mihrap ve minberi bir özellik taşımamaktadır.

    Caminin minaresinin ilginç bir görünümü vardır. Minare kesme taştan yapılmış olup, dışarıdan basamaklarla çıkılmakta olup, üzeri de küçük bir çatı ile örtülüdür. Bu görünümü ile minareden çok bir kulübeyi andırmaktadır.


    Tekke Camisi (Hacı Bektaş Veli Külliye Camisi) (Hacıbektaş)

    [​IMG]Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin içerisinde bulunan Tekke Camisi’ni Sultan II.Mahmut 1834 yılında yaptırmıştır.

    Cami kesme taştan, kare planlı olup, üzeri içten kubbe, dıştan da sekizgen bir kasnak üzerine sekizgen bir külah ile örtülmüştür. Caminin önünde iki sütunlu üç kemerli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Basık kemerli bir kapıdan girilen caminin üzerini örten kubbeye trompların yardımı ile geçilmiştir.

    Caminin kuzeybatı köşesinde çıkıntı duvarı üzerine yerleştirilmiş minaresi oldukça küçük ölçüde olup, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.


    Cuma Camisi (Hacıbektaş)

    Nevşehir Hacıbektaş ilçesi, Akpınar yolu üzerinde Kadıncık Ana Evi’ne yakın olan bu caminin kitabesinden, Dulkadiroğullarının son beyi Şehsuvaroğlu Ali Bey tarafından 1519 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir.

    Caminin oldukça yüksek duvarlarla çevrili bir avlusu bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı, moloz ve kesme taştan yapılmış üç eyvanlı bir camidir. Caminin önünde üç kemerli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yerinin duvar uzantıları köşe payeleri şeklinde olup, bunların arasına iki küçük paye yerleştirilmiş ve hafif sivri kemerle birbirlerine bağlanmıştır. İbadet mekânı içerisinde dikdörtgen biçiminde nişler bulunmaktadır. Mihrap son derece basit, minber ise yakın tarihlerde yapılmış olup, herhangi bir özellik taşımamaktadır. Caminin üstü ahşap kiremitli bir çatı ile örtülmüştür.

    Caminin doğu duvarında, dışarıdan bir merdivenle baldaken tarzındaki küçük minareye çıkılmaktadır. Bu minare dört taş sütunun kemerlerle birbirine bağlanmasından meydana gelmiş olup, üzeri de külah şeklinde kapatılmıştır.


    Taşkın Paşa Camisi (Ürgüp)

    Nevşehir ili Ürgüp ilçesi’nin 18 km. güneybatısındaki Damse Köyü’nde bulunan bu cami Karamanoğulları dönemi eserlerindendir. Caminin kitabe yeri bulunmasına rağmen kitabesi günümüze gelememiştir. Mimari üslubundan XIV.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Cami kesme taştan ve dikdörtgen planlıdır. Caminin giriş kapısı geometrik ve mukarnas bordürlü olup, iki küçük sütun üzerine oturmuştur. Buradaki sütun kaideleri bitkisel motiflidir. Sütun başlıkları ise Rumilerle bezenmiştir. Buradan iki basamakla ibadet mekânına girilmektedir. İbadet mekânı iki dizi halinde üçer sütun ile üç sahna ayrılmıştır. Mihrap önü küçük pandantifler üzerine oturmuş küçük bir taş kubbe ile örtülüdür. Bunun dışında kalan alanlar toprak dam örtülüdür. Ancak iç mekân XX.yüzyılın başında beyaz badana ile sıvanmış ve bezeme özelliğini yitirmiştir.

    Caminin mihrap ve minberi bugün özgün olmayıp, yakın tarihlerde yapılmıştır. Caminin orijinal mihrap ve minberi ağaç işçiliği yönünden son derece önemli örneklerdendi. Bunlar 1940 yılından önce Kayseri Müzesi’ne, daha sonra da Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne götürülmüştür. Özellikle mihrap ceviz ağacından oyma tekniği ile yapılmış, son derece ince bir işçilik göstermektedir. Mihrap üzerinde yazı kuşakları, kıvrık dallar, geometrik geçmeler, tomurcuk motifleri oyma tekniği ile yapılmıştır. Minber de aynı özellikleri taşımaktadır.

    Caminin yanında sekizgen bir kümbet, altıgen bir kümbet ve bir de medrese bulunmaktadır.


    Yaz Camisi (Mescidi) (Ürgüp)

    Nevşehir Ürgüp ilçesi, Damse Köyü’nde, Taşkın Paşa Camisi’nin yanında bulunmaktadır. Mescit kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri içten beşik tonoz, dıştan da düz bir damla örtülmüştür. Mescide bitişik olarak dört sütunlu, kubbeli minaresi bulunmaktadır.
     
  5. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Külliyeleri


    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesi (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir il merkezinde bulunan Damat İbrahim Paşa Külliyesi’ni, Lale Devri’nin ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1726-1727 yıllarında yaptırmıştır. Külliye o dönemde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın doğduğu köy olan Muşkara’nın gelişmesi amacıyla yapılmıştır. Yapı topluluğu cami, medrese, imaret, sıbyan mektebi, hamam, kervansaray ve iki çeşmeden meydana gelmiştir.

    Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde bulunan vakfiyeden de anlaşılacağı gibi, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa bu yapıların bakım ve giderlerini karşılamakla kalmamış Ürgüp çevresindeki bazı köylerde bulunan cami, mescit ve suyolu gibi yapıların da masraflarını üstlenmiştir. Ayrıca bu yapılarda çalışacak görevlilere ödenecek ücretler ile alınacak malzemeleri de belirtmiştir.

    Cami:
    Yapı topluluğunun camisi kare planlı olup, ibadet mekânı ile mihrap önü arazi konumundan ötürü dayanak duvarları ile sınırlandırılmış bir platform üzerindedir. Caminin giriş kapısı üzerinde dokuz satırlık kitabesi bulunmaktadır.

    Kitabe:
    Cenâb-ı hazret-i Sultan Ahmet Han Gazi kim
    Binâ-yı şevketin mimâr-ı sun’i lemyezel yapdı
    İmam-ı müslimin kim cami’-i ahlâk-ı nüsnâdır

    Vücûdun feyz-i Mevlâ muktedayı her düvel yapdı
    Ne geldi ne gelür evreng-i mülke misli zirâ kim
    Anın yaptığı Hayri ne evâhir ne evvel-yapdı

    O şâhinşâh-ı dehrin sihr-i hâsı sâdr-ı mümtâzı
    Ki Mevlâ hâk-i dergâhından iksi-i emel yapdı
    Cenâb-ı âsaf İbrahim Paş kim Hâlil âsa

    Yıkılmış diller, çok Kâbeyi müzd-i ‘anel yapdı
    Mizâc-ı devleti şûr-ı ‘adu ifsâd itmişken
    İdüb ıslâh-ı zatü’l-beyn bîceng û cedel yapdı

    İdüp ‘atf-ı ‘inân vadî-i hayre tûsen-i tab’ı
    Ne hâk üzre kadem basdıysa bir râ’nâ mahal yapdı
    Hususan matla’-ı hurşid-i zatı olduğu belde

    Ki ihyâ idüp anı Nevşehir kıldı güzel yapdı
    Becâ-yı senk-i zire sîm û zer dökdü esasında
    Bu dilcû cami’-i nittiyse itdi mahasal yapdı

    Hele billâhi ol sadr-ı mu’allâ kadr-i cûd âyin
    İlâ yevmi’l-kıyâme fahre lâyık bir mahal yapdı
    Zebân hame-i Vehbî bilüb tavsifde ‘aczin

    Ne söz yapdı ise musaddâk mâ-kall ûdel yapdı
    Hemşire hânmân-ı devletin ma’mur ide Mevlâ
    Ki böyle bir ibâdetgâh-ı Rabb-ı lemyezel yapdı

    Duâ itmek gerekdir beş vakitte okunup târih
    Bu beytullâhı İbrahim Paşa bî-bedel yapdı
    Harrahu el-‘abbu’l-müznib el-fâkir Veliyûddin gafire lehu.

    [​IMG]Caminin yapımında yöresel kalker taşlarından yararlanılmıştır. İbadet mekânını örten kubbe duvarlara bitişik altı adet geniş yivli payeler üzerine oturtulmuştur. Merkezi kubbe güney duvarında içteki payeler, dıştan da mihrap önü nişi duvarları ile desteklenmiştir. Kuzey duvarında duvar kalınlığının bir bölümü genişletilerek içerisine üst mahfillere çıkan merdivenler yerleştirilmiştir. İbadet mekânının üzerini örten kubbeye geçiş tromplar ve aralarındaki pandantiflerle sağlanmıştır.

    Caminin önünde altı sütunun taşıdığı, üzeri kubbeli altı bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yeri kubbeleri sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmış mermer mukarnas başlıklı sütunlar üzerine oturtulmuştur.

    İbadet mekânı ana duvarlardaki iki sıra, kubbe eteğinde de birer sıra pencere ile aydınlatılmıştır. İbadet mekânının doğu ve batı cephelerinde dörder, kuzey ve güney cephelerinde ikişer ve mihrap önünde de iki pencere bulunmaktadır. Bu pencereler düz lentolu olup, üzerleri silmeli taş sövelere sahiptir. Dış cephede ise bu pencerelerin üzerinde kemer örgüsü duvar yüzeyinden daha içerlek, içi dolu sivri kemerlerle hareketlendirilmiştir.

    [​IMG]Mihrabın bulunduğu bölüm kare planlı olarak dışarıya taşırılmış ve üzeri bir tonozla örtülmüştür. Mihrap nişi dikdörtgen şekilde dışarıya taşırılmışsa da mihrap içeride yuvarlak şekildedir. Mihrap profillerden oluşan dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmış, üzeri altı sıra mukarnas dizisi ile örtülmüş yedi kemerli bir nişten meydana gelmiştir. Mihrap nişini çevreleyen profiller yanlarda birer sütunçe ile yumuşatılmıştır. Minberde Lale Devri bezemesi uygulanmıştır. Minber korkulukları, minberin üçgen kısmı kare ve dikdörtgenlerden oluşan çerçeveler içerisine alınmış, her birinin çevresine natüralist üslupta çiçekler yerleştirilmiştir. Buradaki kedigözleri içerisine mermer yüzeylere vazo içerisinden çıkan çiçek motifleri yerleştirilmiştir.

    Camide ahşap işçiliğinin örnekleri ile de karşılaşılmaktadır. Cami giriş kapısı kündekâri tekniğindedir. Pencere kapakları da yine kündekâri tekniğinde yapılmıştır. Bunların yanı sıra cami pencerelerinde vitraylara, alçı bezemelere de geniş yer verilmiştir. Bununla beraber camide çiniye çok az yer verilmiştir. Yalnızca mihrap önünde 30x30 cm. ölçüsünde üç çini karo görülmektedir. Bu çinilerde Lale Devri özelliklerini yansıtan laleler bulunmaktadır. Bunların arasında beyaz renkte bir yazı frizi yerleştirilmiştir. Bunun dışında bir çini karo da mihrap önü mekânının batı duvarında, minber yakınında bulunmaktadır. Burada da Lale Devri özelliklerini yansıtan lalelerden oluşmuş natüralist bir kompozisyon görülmektedir.

    Caminin kalem işleri ibadet mekânı ve son cemaat yerinde görülmektedir. Kubbe içerisine sekizgen bir göbek ve buradan kubbe eteğine kadar uzanan madalyonlardan oluşan ışınlı bir kompozisyon meydana getirilmiştir. Sekizgen göbeğin ortasında, çevresinde beyaz kırmızı ve mavi renklerin yardımıyla Rumilerden oluşmuş bir yazıt dikkati çekmektedir. Ayrıca buradaki kalem işlerinde beyaz, kırmızı ve mavi renklerde boyanmış çiçekler, Rumiler ve kıvrık dallar görülmektedir. Aynı bezeme mihrap önünde de tekrarlanmıştır. Kalem işleri cami içerisindeki her pencere sırasında da farklı düzenlerde yapılmıştır. Bu kalem işleri Lale Devri özelliklerini yansıtan lale motifleri ile natüralist üsluptaki çiçeklerden oluşmaktadır.

    Caminin iç ve dış kalem işlerinden sonra en yoğun şekilde uygulanan bezeme taş bezemedir. İç mekânda mihrap, minber ve galeride mermer üzerinde, dış mekânda, son cemaat yerinde yine mermer üzerine uygulanmış bezemeler görülmektedir.

    [​IMG]Caminin avlusuna biri medrese giriş kapısının karşısından, biri de güney duvarının batı köşesindeki iki kapıdan girilmektedir. Avlu giriş kapıları dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmış sivri kemer içinde basık kemerli bir açıklığa sahiptir. Bu kapılardan ana giriş kapısı profillerle çevrelenmiş ve üzerine de bir kitabe yerleştirilmiştir.

    Caminin ön avlusunda, giriş kapısı ile mihrap ekseni üzerinde şadırvan bulunmaktadır. Şadırvan on iki gen planlı mermer su haznesi ve üzerini örten konik bir külahtan meydana gelmiştir. Çeşmenin külahını sekiz adet baklava başlıklı sütun taşımaktadır. Cami avlusunun kuzeydoğu köşesine su deposu, tuvaletler; arka avlunun güneydoğu köşesine de üç basamakla çıkılan bir meşruta eklenmiştir.

    Caminin kuzey cephesinde minaresi bulunmaktadır. Minare dışarıya taşkın bir kaide üzerinde olup, yuvarlak gövdeli, tek şerefeli olarak yapılmıştır. Bu minare XIX.yüzyılda onarılmış ve ampir üslubundaki şerefe altı bezemeleri de yenilendiğini göstermektedir.

    Medrese:
    [​IMG]Caminin batısında, Cami-i Cedit Caddesi’nin karşısında, yapı topluluğunun medresesi bulunmaktadır. Medresenin arka kısmı arazi konumundan ötürü üçgen bir kısım oluşturmuş ve burası tuvaletlerin bulunduğu ikinci küçük bir avlu niteliğindedir.

    Medrese kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Revaklı bir avlu etrafına dizilmiş bir dershane, 17 medrese odası ve doğu-batı ekseninde medrese girişi ile avluya geçiş eyvanlarından meydana gelmiştir. Dershane medresenin kuzeydoğu köşesine yerleştirilmiş olup, Osmanlı klasik medrese plan şemasından farklıdır. Osmanlı medreselerinde giriş ekseninde bulunan dershane burada kuzeydoğu köşesine kaydırılmıştır.

    Medresenin avlusu 12 sütunun taşıdığı hafif sivri kemerli bir revakla çevrelenmiştir. Bu revaklar üzerleri kubbeli 15 bölümden meydana gelmiştir. Bunların arkasında sıralanmış 17 medrese odası bulunmaktadır. Bu odaların içerisinde ocaklar, dolap nişleri bulunmakta olup, dışarıya taş söveli dikdörtgen birer pencere ile açılmıştır.

    Günümüzde medrese İbrahim Paşa Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

    İmaret:
    Caminin batısında, medrese ile sıbyan mektebi arasında bulunan bölümde yer alan imaret, avlunun kuzeyine yerleştirilmiştir. Bir mutfak ve iki oda, sıbyan mektebinin altındaki kayaya oyulmuş bir depodan meydana gelmiştir.

    Yapı topluluğunun diğer yapılarında olduğu gibi burada da yöresel taş kullanılmış ve ayrıca kesme örgü tekniği ile örülmüştür. İmaretin kare planlı mutfağının dayanak duvarına mutfak ocağı, depo ve odunluk olarak kullanılan üçgen bir bölüm eklenmiştir. Üçgen bölümlerin üzeri tonoza benzer eğri bir örtü ile örtülmüştür. Mutfak mekânının üzeri ise pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin üzerine bir aydınlık feneri yerleştirilmiştir. Bu mekân aydınlık fenerinin yanı sıra avluya bakan güney duvarında iki tane taş söveli dikdörtgen pencere, batı duvarı dışında da birer sivri kemerli tepe penceresi ile aydınlatılmıştır.

    Sıbyan Mektebi:
    Medrese ve imaret ile aynı kısımda yer alan sıbyan mektebi, yapı topluluğunun güneyinde bulunmaktadır. Kaya üzerine yapıldığından cami, medrese ve imaretin bulunduğu alandan daha yüksek bir yerdedir. Üçgen bir alan üzerine yapılan sıbyan mektebi imaret avlu duvarı ile birleştirilerek batı ve güneyinde üçgen avlular meydana getirmiştir. Batıdaki küçük avluda sıbyan mektebini imarete bağlayan merdivenler yer almaktadır. Güneydeki avlu çıkışı ise Cami-i Cedid Caddesi’ndeki sıbyan mektebinin giriş kapısıdır.

    Sıbyan mektebinin dikdörtgen planlı bir dershanesi ve onun güneyinde de iki bölümlü bir revak bulunmaktadır. Buradaki revak ortadaki sütunun ve iki yanındaki duvarlara dayanmış ve üzeri de iki kubbe ile örtülmüştür. Sıbyan mektebinin dershanesi dikdörtgen planlı olup üzeri çapraz tonozla örtülüdür. Dershanenin içerisinde bir ocak ve bir de dolap nişi bulunmaktadır. Dershane kapısı üzerine de kitabesi yerleştirilmiştir.

    Hamam:
    Külliyenin kuzeyinde bulunan hamam, Cami-i Cedid Caddesi ile Belediye Caddesi’ni birleştiren yokuş üzerinde ve kervansarayın da karşısında bulunmaktadır. Hamam kitabesi girişin sağ tarafında bulunan odanın penceresi üzerine yerleştirilmiştir. Bu kitabe İbrahim Paşa’nın burada daha önce yaptırmış olduğu eski bir hamam aittir.

    Tek hamam plan düzenindeki hamam yöresel kesme taştan yapılmıştır. Hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Hamamın soğukluk kısmına iki yanında basık beşik tonozla örtülü birer oda bulunan bir giriş eyvanından girilmektedir. Bu bölüm kare planlı olup, dıştan sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. İçten ise kubbeye geçiş tromplar ve aralarındaki pandantiflerle sağlanmıştır. Kubbenin üzerinde sekizgen planlı bir aydınlık feneri bulunmaktadır. Soğukluğun ortasında ise sekizgen planlı fıskiyeli bir havuza yer verilmiştir. Ilıklık bölümü soğukluk kısmını L şeklinde bir bölüm olarak kuzeybatı ve kuzeydoğu yönünden sarmaktadır. Bu bölümlerin üzeri tonozlarla örtülüdür.

    Sıcaklık kare planlı olup, üzeri tromp ve aralarındaki pandantiflerle geçişi sağlayan bir kubbe ile örtülüdür. Bu mekânın ortasına göbek taşı yerleştirilmiştir. İçerisi küçük yuvarlak aydınlatma pencereleri ile aydınlatılmıştır. Sıcaklığın kuzeydoğu köşesine de dikdörtgen planlı bir odunluk yerleştirilmiştir.

    Kervansaray:
    Yapı topluluğunun diğer bölümlerinden ayrı olarak bugünkü Belediye Caddesi’nde bulunan kervansaray iki kısımdan meydana gelmiştir. Kervansarayın birinci bölümü dokuz ayakla taşınan beşik tonoz örtülüdür. Giriş cephesindeki dört aksın içerisi boş bırakılmış ve buradan içeriye giriş sağlanmıştır. İlk bölümden daha alçak olan ikinci bölüm kayalar içerisine oyulmuş bir mekân görünümündedir.

    Günümüzde bir arsa durumundaki kervansarayın önündeki alanda caminin dayanak duvarları bulunmaktadır. Kervansarayın cephesinde bu alana doğru uzanan herhangi bir iz ile karşılaşılmamıştır.

    Çeşmeler:
    Yapı topluluğunun çeşmeleri, biri cami avlusunun güney duvarında, diğeri de sıbyan mektebinin avlusunda bulunmaktadır. Bunlardan cami avlu duvarındaki çeşme silmeler ve bezemelerle dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmış, derinliği az, sivri kemerli bir niş içerisindedir. Çeşmenin su deposu arkasında ve cami avlusunun da içerisindedir. Diğer çeşme sıbyan mektebinin avlu dayanak duvarı ile külliyeyi çevreleyen dayanak duvarlarının birleştiği köşededir. Bu çeşmenin de üst kısmında profilli bir saçak vardır. İnce bir profille dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış sivri kemerli, derinliği az bir niş içerisindeki çeşmenin kitabesi kemer üzerine yerleştirilmiştir. Çeşmenin yanında, sıbyan mektebi avlu dayanak duvarı üzerinde iki ayrı niş dikkati çekmektedir. Bu nişler içerisinde de hayvanların su içmesi için birer yalak bulunmaktadır.

    Karavezir Mehmet Paşa Külliyesi (Gülşehir)

    [​IMG]Nevşehir ili Gülşehir ilçesinde Karavezir Mehmet Paşa, Nevşehir’e 20 km. uzaklıktaki dünyaya geldiği Arapsun’un ismini Gülşehir olarak değiştirmiş ve burada cami, medrese ve başçeşmeden oluşan bir külliye yaptırmıştır. Külliyenin yapımı kitabesinden öğrenildiğine göre 1779 tarihinde tamamlanmıştır.

    Cami:
    Yapı topluluğunun merkezini oluşturan cami bir avlu içerisinde olup, doğu, güney ve batı yönündeki kapılardan avluya girilmektedir. İki renkli kesme taştan yapılan kemerli avlu kapılarının üzerinde dua kitabeleri bulunmaktadır.
    Cami kesme taştan yapılmış, köşe ve duvarlarını güçlendirmek amacıyla kütlevi kuleler yerleştirilmiştir. Bunların üzerinde de küçük ağırlık kuleleri bulunmaktadır. Caminin önünde beş sütunun taşıdığı, üzerleri biri tonoz diğerleri kubbeli dört bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır.

    [​IMG]İbadet mekânı kare planlı olup, üzeri dört büyük kemer üzerine oturan bir kubbe ile örtülmüştür. Ana mekândan sivri bir kemerle ayrılan mihrap önü ise aynalı bir tonozla örtülmüştür. Mihrap yedi köşeli bir niş şeklinde olup, istiridye motifleri ile tamamlanmıştır. Mihrap nişinin yedi yüzü mermer sütunlarla birbirlerinden ayrılmış ayrıca mihrabın iki yanına da birer süs sütuncuğu yerleştirilmiştir. Minber beyaz mermerden olup, yapıldığı dönemin ampir üslubunu yansıtmaktadır.
    İbadet mekânı iki sıra halinde on pencere ile aydınlatılmıştır. İbadet mekânını koyu renk üzerine beyaz yazılı bir ayet frizi dolaşmaktadır.

    Caminin orijinal kalem işleri bilinmemektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1960 yılında yapmış olduğu onarımda sanat tarihi yönünden değeri olmayan kalem işleri iç görünümü olumsuz yönde etkilemiştir.

    Caminin kuzeybatısındaki minare taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

    [​IMG]Medrese:
    Caminin karşısında bulunan medresenin giriş kapısı üzerindeki kitabeden 1780 yılında yapıldığı yazılıdır. Osmanlı mimarisindeki açık avlulu medreseler grubundan olan bu yapı avlunun kuzey ve doğusundaki odalarla birlikte L biçiminde bir plan tipi göstermektedir. Medresenin güneyindeki oldukça gösterişli mermer bir kapıdan avluya girilmektedir. Medrese avlusunun etrafı yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış sütunların oluşturduğu bir revakla çevrilidir. Revakların arkasındaki odalar birbirinin eşi olup, içlerinde ocak ve dolap nişleri bulunmaktadır. Hücrelerin üzerleri kubbelerle örtülmüştür. Yalnız güneydeki en büyük hücre diğerlerinden farklı olup, içerisinde de beş adet niş bulunmaktadır.

    Günümüzde kütüphane olarak kullanılan medrese Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1960 yılında onarılmıştır.

    Başçeşme:
    Yapı topluluğundan başçeşme Lütfü isimli bir ustaya 1779 tarihinde yaptırılmıştır. Çeşme düzgün kesme taştan yapılmış, çeşitli dönemlerde onarılmıştır. Çeşmenin ön yüzü sivri kemerli bir niş şeklinde olup, bu nişin önünde yalak taşı, arkasında da su deposu bulunmaktadır.
     
  6. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Han ve Kervansarayları


    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Kervansarayı (Beylik Hanı) (Merkez)

    Nevşehir il merkezinde bulunan Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan Kervansaray, Külliye ile birlikte Lale Devri’nin ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1726-1727 yıllarında yaptırılmıştır.

    Kervansarayın günümüze gelen kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

    ”Cihanı fetheden ve cihan padişahı zafer kazanan şahlar şahı
    Muzaffer mülk sahibi saltanatı süsleyen padişah
    Cihan şahlarının şahı Sultan III.Ahmed ki
    Zamanında dünya başka bir süs ve aydınlık kazandı
    Hak her işinde kendisini muvaffak etmiştir
    Özellikle ona bir işbilir bir vezir verdi
    Mutlak vekili kerem sahibi İbrahim Paşa ki
    Sultanlıkta cömertlik konusunda
    Zatına benzer yoktur.
    Umum üzere dünyayı iyilik ve cömertlikle hisse sahibi yaptı
    İster soylu ister halk, döneminde memnun oldu
    Seçkin kaleler, şehirler gerekli sığınaklar
    Ki yeniden yeniye yaptırdı, çok eser inşa edildi
    Vatan sevgisiyle bu şehri bayındır kılmağa istekli oldu
    Muallimhane, cami, medrese ile ihya eyledi
    Ülkeyi nitekim bayındır kılan kazanç ve ticarettir
    Onun da halkına özel bir yer gerekli idi
    Yerinde bu han ile bu kadar dükkan yaptırdı
    Şenlik ile herkese uygarlığın seyrini sağladı
    Hindistan krallarına benzer yer yaptırarak
    Dönemin padişahının veziri onlara pek adaletli davrandı
    Bu çeşit basit bir köyü büyük bir şehir yaptı
    Yüce makam gibi o vezir her zaman hayır yapmağa başarılı olur
    İçinde ne yaptıysa pek hoşa giden bina oldu
    Ancak bu yapı eşsiz bir şekilde yerine yaraştı
    Görenler tarihini Raşit dediler
    Bu han, bu çarşı Nevşehir’i doğrusu bayındır kıldı
    15 Zilhicce 1142 (1729).”

    Yapı topluluğunun diğer bölümlerinden ayrı olarak bugünkü Belediye Caddesi’nde bulunan kervansaray iki kısımdan meydana gelmiştir. Kervansarayın birinci bölümü dokuz ayakla taşınan beşik tonoz örtülüdür. Giriş cephesindeki dört aksın içerisi boş bırakılmış ve buradan içeriye giriş sağlanmıştır. İlk bölümden daha alçak olan ikinci bölüm kayalar içerisine oyulmuş bir mekân görünümündedir.

    Günümüzde bir arsa durumundaki kervansarayın önündeki alanda caminin dayanak duvarları bulunmaktadır. Kervansarayın cephesinde bu alana doğru uzanan herhangi bir iz ile karşılaşılmamıştır.


    Sarı Han (Avanos)

    [​IMG]Nevşehir ili Avanos ilçesinin 5 km. güneydoğusunda, Aksaray-Ürgüp-Kayseri yolu üzerinde, Damsa Çayı Vadisi’nde bulunan Sarı Han’ın kitabesi günümüze gelememiştir. Bazı kaynaklarda Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat tarafından 1217 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Yapı üslubundan Selçuklu döneminde, XIII.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Sarı renkli kesme taştan yapıldığından ötürü Sarı Han ismi ile tanınmıştır. Kareye yakın avlulu bir ön bölümü, dikdörtgen planlı üzeri kapalı ve daha dar arka bölümden meydana gelmiştir. Hanın giriş kapısı oldukça görkemli olup, dışarıya doğru çıkıntılıdır. Basık kemerli giriş kısmı iki renkli kemer taşlarının birbirine geçmesi ile meydana getirilmiştir. Yanlardaki söve taşları da iki renkli yapılmış olmalarına rağmen teknik olarak bundan farklıdır. Girişin iki yanına nişler yerleştirilmiş ve bunların üzeri yarım kubbelidir. Aynı zamanda da kabartma ve silmelerle bezenmiştir.

    Hanın avlusu geniş ve dört köşe taşlarla kaplıdır. Avlunun sol tarafında on bir taş ayak sivri kemerlerle birbirlerine bağlı olarak tonozlu ve açık revak şeklindedir. Avlunun sağında kapalı odalar bulunmaktadır. Bu odaların tümünün üzeri tonozlarla örtülmüş ve her birinde dışarıya açılan mazgal şeklinde birer penceresi vardır. Bu odalardan en küçüğü hamam olarak kullanılmıştır. Soldaki ikinci odanın üzerinde ahşap bir üst kat bulunduğu konsollardan anlaşılmaktadır. Avluya açılan beş kapı da iyi bir durumda günümüze gelmiştir. Bunlardan birincisi hanın damına çıkışı sağlayan taş merdivenin altındadır. Birbirlerinin eşi ve en büyükleri olan ikinci ve üçüncü kapıların etrafı silmeler ve geometrik motiflerle bezenmiştir. Buradaki sivri kemerler birer süs kemeri şeklindedir. Dördüncü ve beşinci kapılar daha alçak ve basittir. Bu kapıların kubbeleri ve derinlikleri bulunmamaktadır.

    Hanın kapalı olan kışlık kısmında enine ve uzunluğuna dört sıra halinde 16 taş ayak bulunmaktadır. Bunların orta nefi kapı ekseni üzerindedir. Orta tonozun destek kemerleri silmeli konsollar üzerine oturtulmuştur. Orta nefin ortasına da bir kubbe yerleştirilmiştir. İçten silindirik, dıştan sekizgen olan bu kubbenin dört yanına da küçük pencereler açılmıştır.

    Hanın basamaklarla çıkılan köşk mescidi giriş tonozunun üzerindedir. Bu mescidin kare planlı olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Mescidin mihrabı mukarnaslı, geometrik geçmelerden oluşan bir bordürle çerçevelenmiştir.

    Hanın çevre duvarlarının dış yüzlerine dışarıya çıkıntılar yapan 12 kule eklenmiştir. Hanın üst örtüsünün bölümleri yıkılmıştır. Günümüzde onarılmış olup, otel olarak kullanılmaktadır.
     
  7. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Çeşmeleri


    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesi’ndeki Çeşmeler (Merkez)

    Nevşehir il merkezinde bulunan Damat İbrahim Paşa Külliyesi’ni, Lale Devri’nin ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1726-1727 yıllarında yaptırmıştır. Yapı topluluğu cami, medrese, imaret, sıbyan mektebi, hamam, kervansaray ve iki çeşmeden meydana gelmiştir.

    Yapı topluluğunun çeşmelerinden biri cami avlusunun güney duvarında, diğeri de sıbyan mektebinin avlusunda bulunmaktadır.

    Cami Avlu Duvarında Bulunan Çeşme:

    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nin avlu duvarındaki çeşme silmeler ve bezemelerle dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmış, derinliği az, sivri kemerli bir niş içerisindedir. Kesme taştan yapılmış olan çeşmenin kemeri üzerinde h.1139 (1726) tarihli Şair Vehbi’nin yazdığı kitabesi bulunmaktadır.

    Kitabenin mealen anlamı:
    Osmanlıların seçilmiş padişahlarının yüzünün suyu
    Güzel huyun kaynağı, cömertliğin ve iyiliğin akan çeşmesi
    Alemin övüncünün adaşı, Hüsrev Dârâ hizmetçisi

    Acem topraklarının fatihi Erdebil-i açan
    Yani Sultan Ahmet Gazi ki âlemde ona
    Varsa bir adli ve benzeri onun gölgesi ve sembolüdür.

    Cihan hükümdar o şahlar şahının mutlak vekili
    Seçkin mevkiinin özel akrabası eşsiz vezir
    Yani iyi huylu İbrahim Paşa ki

    Cömertliğine nispet olur ürün çok az şey sayılır
    Zamanı nimet ve iyilik sofrasını seyretti
    Adaşı Halil üslubunca aynı olduğunu gösterdi

    Asıl toprağı olan bu beldeyi şen kıldı
    Çok temiz ve benzersiz bir Nevşehir yaptı
    Allah yoluna ayrıca bu çeşmeyi yaptırdı

    Hazineden para akıttı, çok susuzu suya kandırdı
    İçenler saf suyunu çeşmeyi pek beğendi
    Selsebil denilen gözdür hakkında söylenen doğrudur

    Bak mermerinde olan altın suyundan olan oluğa
    Suyunu altın şerbet ile eş tutsam çok mu olur
    Vâkıfının çabasını İskender’e tercih etsem

    Ey Vehbi yeter bu gönül çeken çeşme iddiama kanıttır
    Suyu geldiğinde içenler tarihini dediler
    İbrahim paşa zemzemi zamana parasız akıttı 1139 (1726).

    Sıbyan Mektebi Altındaki Çeşme:

    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın 1726 yılında yaptırmış olduğu sıbyan mektebinin avlu dayanak duvarı ile külliyeyi çevreleyen dayanak duvarlarının birleştiği köşededir. Bu çeşmenin de üst kısmında profilli bir saçak vardır. İnce bir profille dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış sivri kemerli, derinliği az bir niş içerisindeki çeşmenin kitabesi kemer üzerine yerleştirilmiştir. Çeşmenin yanında, sıbyan mektebi avlu dayanak duvarı üzerinde iki ayrı niş dikkati çekmektedir. Bu nişler içerisinde de hayvanların su içmesi için birer yalak taşı bulunmaktadır.


    Karavezir Mehmet Paşa Çeşmesi (Gülşehir)

    Nevşehir ili Gülşehir ilçesinde Karavezir Mehmet Paşa’nın yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturan başçeşme Lütfü isimli bir ustaya 1779 tarihinde yaptırılmıştır.

    Çeşme düzgün kesme taştan yapılmış, çeşitli dönemlerde onarılmıştır. Çeşmenin ön yüzü sivri kemerli bir niş şeklinde olup, bu nişin önünde yalak taşı, arkasında da su deposu bulunmaktadır.


    Aslanlı Çeşme (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi, Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi’nde bulunan Hacıbektaşi Veli Dergâhı’nın II. Avlusunun sağ tarafında, Yusuf Bâli Çelebi’nin oğlu Bektaş Çelebi’ye konuk olan Silistre Valisi Malkoç Bâli İbn-i Ali Bey’in 1554 yılında yaptırmış olduğu bir çeşme bulunmaktadır.

    Çeşme renkli kesme taşlardan yapılmış olup, üç kurnası vardır. Çeşmenin suyu Çilehane Tepesi eteklerindeki bir kaynaktan gelmektedir. Çeşmenin alınlığına da h.1270 tarihli bir kitabe açılmış bir kitap sayfası görünümünde yerleştirilmiştir. Bu çeşmeye Mısır Prenseslerinden Kara Fatma Sultan 1853 tarihinde Mısır’dan mermer bir aslan heykeli göndermiş ve bu yüzden de çeşmeye Aslanlı Çeşme ismi verilmiştir. Çeşmenin suyu üç borudan sürekli akmakta olup, bu gözlerden biri aslanın ağzındadır.


    Üçler (Feyzi Baba) Çeşmesi (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi, Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi’nde bulunan Hacıbektaşi Veli Dergâhı’nın I. Avlusunun doğusunda, dergâha girişin de sağında bulunan çeşmeyi, Postnişin Feyzullah Dedebaba zamanında, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım yaptırmıştır.

    Bu çeşmenin etrafı renkli taşlarla bezenmiş, üzerine de Arapça bir kitabe yerleştirilmiş ve üzerine de Mühr-ü Süleyman motifi eklenmiştir.
    Çeşmenin nişi dışarıya çıkıntılı, silmeli kaideler üzerine oturtulmuştur. Niş içerisinde çeşme lülesi ile nişi sınırlayan payeler arasına zeminden daha aşağıda yalak taşı yerleştirilmiştir.


    Hoca Fakih Çeşmesi (Hacıbektaş)

    Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesinde Cuma Camisi’nin ön tarafında Hoca Fakih Çeşmesi bulunmaktadır. Çeşmenin iki ayrı kitabesi vardır. Bunlardan en eski kitabeye göre Şeyh Abdüllatif tarafından 1782 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Daha sonra Rıza isimli bir kişi tarafından da 1843 yılında onarılmıştır. Yeni yazılan kitabede eski kitabe tekrarlanmış ve sonra da 1907 yılında halk tarafından onarıldığı yazılmıştır. Çeşmenin son onarımı da Hacıbektaş Derneği tarafından yapılmıştır.

    Çeşme kesme taştan yuvarlak bir niş halinde, üzeri kırma çatılıdır. Çeşmenin yuvarlak nişi içerisinde ayna taşı ve dışarıya doğru taşkın uzun bir yalağı bulunmaktadır. Çeşme günümüzde iyi bir durumdadır.


    Savat Pınarı Çeşmesi (Hacıbektaş)

    Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi Savat Mahallesi’nde Karahöyük yolu üzerinde bulunan çeşmenin kitabesinden 1803 yılında yapıldığı ve 1895 yılında da onarıldığı öğrenilmektedir.

    Çeşme kesme taştan yapılmış, hafif sivri kemerli bir niş şeklinde olup, üzeri taştan kırma bir çatı ile örtülmüştür. Çeşme nişi içerisinde kitabe ve bronz oluklu musluğu bulunmaktadır. Yalak kısmı iki yönden dışarıya doğru uzantılı olup, böylece hayvanların su içmesi sağlanmıştır.


    Akpınar Çeşmesi (Hacıbektaş)

    Nevşehir Hacıbektaş ilçesi, Katahöyük’ün eteğinde Kadıncık Ana Evi’nin altında bulunmaktadır. Çeşmenin yapım tarihini belirten kitabesi günümüze gelememiştir. Yalnızca 1725 tarihinde onarıldığını gösteren bir kitabe bulunmaktadır.

    Çeşme kesme taştan yuvarlak kemerli olarak yapılmış, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Kitabe ve su lülesi çeşme nişinin içerisindedir. Günümüze iyi bir durumda gelmiştir.
     
  8. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Kiliseleri


    El Nazar Kilisesi (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir merkez ilçeye bağlı Göreme’de El Nazar Vadisi’nde bulunan El Nazar Kilisesi X.yüzyılın sonlarına tarihlendirilmektedir.

    Kilise bir peribacası içine oyulmuş olup, ’T ’ planlıdır. Buradaki haçın kollarının üzeri beşik tonozla örtülüdür. Apsis haç kollarının birleştiği naosa açılmıştır. Kilisenin zeminin tamamı ve apsisin bir kısmı zamanla tahrip olmuştur. Kilise duvarlarında kronolojik olarak birbirini izleyen İncil’den alınma sahnelere yer verilmiştir. Bunların başında; Müjde, Ziyaret, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Mısır’a kaçış, İsa’nın mabede takdimi, Başkalaşım, Kudüs’e giriş, İsa çarmıhta, İsa’nın cehenneme inişi, İsa’nın göğe çıkışı ve madalyonlar içinde aziz portreleri gelmektedir. Bu sahneler duvarlara fresk olarak işlenmiştir.


    Saklı Kilise (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir Merkez ilçeye bağlı Göreme’de bulunan Saklı Kilise El Nazar Kilisesi yakınındadır.
    1957 yılında bulunduğundan dolayı “Saklı Kilise” adı verilmiştir. Kilise, XI.yüzyıllın ikinci yarısına tarihlenmektedir

    Kilise enlemesine dikdörtgen planlı olup, naos (ana mekân) iki sütun ve üç kemerle iki nefe ayrılmıştır. Kilise üç apsislidir. Üst örtü haç ve geometrik süslemelerle bezenmiştir. Kiliseyi süsleyen resimler sıva üzerine değil, doğrudan ana kaya üzerine yapılmıştır. Kilisenin etrafında bulunan boyalı bez parçalarının yapılan analizler sonucunda kilisenin boyanmasında fırça yerine kullanıldığı anlaşılmıştır. Kilisenin mimarisi Mezopotamya kilise mimari geleneğine benzemektedir.

    Kilisenin duvarlarında İncil’den alınma Desis, Müjde, Doğum, İsa’nın mabete takdimi, Vaftizci Yahya’nın görevlen dirilmesi, Vaftiz, Başkalaşım, İsa çarmıhta, Meryem’in ölümü ve aziz tasvirleri bulunmaktadır.


    Meryem Ana ( Kılıçlar Kuşluk ) Kilisesi (Merkez)

    [​IMG]Tokalı Kilise’nin arkasındaki sırtta, Göreme Açık Hava Müzesi’ne yaklaşık 250 m. uzaklıkta, Kılıçlar Kilisesi’nin güneyindeki dik yamaçta bulunan Meryem Ana Kilisesi XI.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir.

    Kilise dikdörtgen planlı olup, üzeri yüksekliği ve genişliği birbirinden farklı iki beşik tonozla örtülmüştür. Kilise duvarlarına İncil’den alınma Deisis, Beytüllahim’e yolculuk, İsa’nın doğumu, İsa’nın çarmıha gerilmesi ve Meryem’in ölüm sahneleri resmedilmiştir. Ayrıca aziz tasvirleri de onları tamamlamıştır.


    Kılıçlar Kilisesi (Merkez)

    Nevşehir Merkez ilçesinde, Kılıçlar Vadisinde Göreme Açık Hava Müzesi’nin yaklaşık 600m. Kuzeydoğusunda bulunan Kılıçlar Kilisesi IX.yüzyılın sonu veya X.yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir.

    Kilise haç planlı dört sütunlu, merkezi kubbeli, üç neflidir. Haçın kolları beşik tonozla, batısı ve köşe mekânları, düz tavanla örtülüdür. Kilisenin doğu mekânlarının üzeri kubbe ile örtülüdür.

    Kilisenin içerisi oldukça zengin fresklerle bezenmiştir. Kilise içerisinde İncil’den alınma; Peygamberlerin görünümü, Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Yusuf ’un Meryem’i suçlaması, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Yusuf ’un rüyası, Mısır’a kaçış, İsa’nın mabede takdimi, Vaftizci Yahya’nın görevlendirilmesi, Vaftizci Yahya ile İsa’nın buluşması, Vaftiz, İsa ve Zakkeus, Kör adamın iyileştirilmesi, Kudüs’e giriş Son akşam yemeği, Ayakların yıkanması, Havarilerin Kominyonu, ( Kutsal ekmek ve şaraplarla takdis edilmesi), İhanet, Petrus’un İsa’yı inkârı, İsa Golgoto Tepesine çıkışı, İsa çarmıha gerilişi, İsa’nın çarmıhtan indirilmesi, İsa’nın gömülmesi, İsa’nın cehenneme inişi, Kadınlar boş mezat başında, Havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa’nın göğe çıkışı, Pantokrator İsa tasviri, Meryem’ in ölümü sahnelerini içeren freskler bulunmaktadır. Ayrıca aziz tasvirleri de onları tamamlamıştır.


    Tokalı Kilise (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir Merkez ilçe, Göreme’de bulunan bu kilise bölgenin en eski kaya kiliselerinden olup, X.yüzyılın sonlarına veya XI.yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir.

    Yeni Tokalı Kilisesi enlemesine dikdörtgen planlı olup, üzeri basit beşik tonozla örtülüdür. Doğu duvarında kemerlerle birbirine bağlı dört sütun, sütunların arkasında yükseltilmiş bir koridor, koridordan sonra ana apsis ile iki yan apsis yer almaktadır.

    Kilise dört ayrı mekândan oluşmaktadır. Bunlardan tek nefli olanı Eski Kilisedir. Yeni Kilise, Eski Kilisenin altındadır. Yeni Kilisenin kuzeyinde Yan Şapel bulunmaktadır. Yeni Kilisenin giriş mekânı tek nefli olup, orijinal konumu ile günümüze gelmiştir. Eski Kilisenin doğusuna Yeni Kilisenin eklenmesi sırasında Eski Kilisenin Apsisi yıkılmıştır. Burada tonozların üzerine ve duvarlara İncil’den alınma sahneler resmedilmiştir. Tonozun ortasına aziz tasvirleri, sağ kanadına da; Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Beytüllahim’e yolculuk, Doğum sahneleri; sol kanattaki üst panelde; Elizabeth’in takip edilmesi, Vaftizci Yahya’nın görevlendirilmesi, Vaftizci Yahya’nın kehaneti, İsa’nın Vaftizci Yahya ile buluşması, Vaftiz sahnesi, Kana’nın düğünü; sol kanattaki orta panelde, Ekmeklerin ve balıkların çoğaltılması, Havarilerin görevlendirilmesi, Kör adamın iyileştirilmesi, Lazarus’un diriltilmesi; sağ kanattaki alt panelde; Kudüs’e giriş, Son Akşam yemeği, İhanet, İsa Platus önünde, sol kanattaki alt panelde; İsa Golgota yolunda, İsa’nın çarmıha gerilmesi, İsa’nın çarmıhtan indirilmesi, İsa’nın gömülmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa’nın cehenneme inişi, İsa’nın göğe yükseliş sahneleri bulunmaktadır. Bu panelin altında aziz tasvirleri; Girişin üstünde ise başkalaşım sahneleri yer almaktadır.

    Kilisenin Beşik tonozlu nefinde İsa’nın yaşamı ile ilgili sahnelere kronolojik sıraya göre yer verilmiştir. Bu fresklerde daha çok kırmızı ve mavi renkler kullanılarak işlenmiştir. Lapis mavisi, Tokalı Kiliseyi diğer kiliselerden ayıran en önemli özelliğidir. Enlemesine nefle, Aziz Basil’in hayatı, çeşitli azizlerin tasviri ve çoğunluk İsa’nın mucizesine ait sahneler yer almaktadır. Tonozun kuzey kanadında Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Doğum ve üç müneccimin duası; tonozun kuzey duvarında Yusuf’un birinci rüyası, Beytüllahim’ e yolculuk, altında nişler içinde sekiz aziz tasviri, en altta ise Vaftizci Yahya’nın çağrılması, İsa’nın Vaftizci Yahya ile buluşması, Vaftiz, İsa’nın mabede takdimi, Matta’nın görevlendirilmesi, Havarilerin görevlendirilmesi; batı kanadında Mısır’a kaçış, İsa’nın denenmesi, Çocuk İsa, tonozun merkezinde İsa’nın göğe yükselişi ve havarilerin Tanrı yolunda görevlendirilmesi; tonozun güney kanadında ise; ilk Diakonlar, Pentakost ve Havarilerin Tanrı yolunda görevlendirilmesi; tonozun güney duvarında tanımlanamayan melekler, altında nişler içinde aziz tasvirleri, en altta ise Zengin adamın oğlunun iyileştirilmesi; Lazarus’un diriltilmesi, Kudüs’e giriş ve son akşam yemeği; batı kanadında Ayakların yıkanması; Ana apsiste Çarmıhta İsa, İsa’nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa’nın cehenneme inişi; ana apsisin ön cephesinde ilk Diakonlar, İsa ve Samarralı kadın, niş içinde Meryem ve çocuk İsa; kuzey apsiste ise Peygamberlerin görünümü ve melekler resmedilmiştir.


    Rahibeler ve Rahipler Manastırı (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir Merkez ilçe, Göreme Açık Hava Müzesi’nin girişinin solunda yer alan 6-7 katlı kaya kütlesi “Rahibeler Manastırı” olarak isimlendirilmiştir.

    Bu manastırın 1.katındaki yemekhanesi, mutfağı, birkaç odası; 2.katında yıkık şapeli gezilebilir durumdadır. Üçüncü kattaki kiliseye bir tünelle ulaşılmakta olup, kilise çapraz kubbeli, dört sütunlu üç apsislidir. Burada ana apsiste görülen templona Göreme’deki diğer kiliselerde pek rastlanmamaktadır. Kilisede doğrudan kaya üzerine yapılan İsa freskinin yanında kırmızı bezemeler görülür. Manastırda katlar arasındaki bağlantı tünellerle sağlanmıştır. Tehlike anında tünelleri kapatmak üzere yeraltı şehirlerinde olduğu gibi Sürgü Taşları kullanılmıştır. Sağdaki Rahipler Manastırı’nda ise erozyon nedeniyle katlar arasındaki geçişler kapandığından sadece giriş katında birkaç oda görülebilir.

    Elmalı Kilise (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir ili Merkez ilçesi Göreme’de bulunan bu kilise XI.yüzyılın ortası, XII. yüzyılın başına tarihlenmektedir.

    Kilise dokuz kubbeli, dört sütunlu, kapalı Yunan haçı planlı, üç apsislidir. Asıl girişi güney yönünden olan kiliseye, kuzeyden açılan bir tünel vasıtasıyla girilebilmektedir. Elmalı Kilisenin ilk süslemeleri Aziz Basil ve Azize Barbara Şapeli’nde olduğu gibi doğrudan duvara kırmızı boya ile yapılan haç ve geometrik motiflerdir. Kilise duvarlarında, Deesis, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Vaftiz, Lazarus’un diriltilmesi, Başkalaşım, Kudüs’ e giriş, Son akşam yemeği, İhanet, İsa Golgota yolunda, İsa çar- mıhta, İsa’nın gömülmesi, İsa’nın cehenneme inişi, Kadınlar boş mezar başında, İsa’nın göğe çıkışı resmedilmiş, aziz tasvirleri de onları tamamlamıştır. Ayrıca Tevrat kaynaklı İbrahim Peygamber’ in misafirperverliği ve üç Yahudi gencin fırında yakılması sahnesine yer verilmiştir.

    Vaftizci Yahya Kilisesi (Merkez)

    Nevşehir Göreme ile Avanos arasındaki Çavuşin’de Vaftizci Yahya’nın kilisesi bulunmaktadır. Kilisenin ön cephesi 1980’li yıllarda tamamen çökmüştür. Yörenin en eski kilisesi olan bu yapı diğer kiliselerden farklı olarak dışarıdan bakıldığında kilise olduğunda anlaşılmaktadır.

    Erken Bizans döneminde, V.yüzyılda yapıldığı sanılan kilisenin cephesinde dört veya beş sütun olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Cephe görünümündeki kemerli pencerelerde ve kapı çevrelerinde Suriye mimarisini yansıtan geometrik ve bitkisel motifler dikkati çekmektedir. Girişin arkasındaki mekân üç nefli bir bazilika plan şekli göstermektedir. Birbirlerinden farklı ölçüdeki bu neflerden biri tamamen yıkılmıştır. İç mekânı süsleyen fresklerden pek az kalıntı günümüze ulaşabilmiştir. Yalnızca bir meleği tasvir eden bir fresk iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir.


    Azize Barbara Şapeli (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir Merkez ilçesi, Göreme Elmalı Kilisesi’nin bulunduğu kaya bloğunun arkasındadır. Kilise XI. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir

    Kilise haç planlı, iki sütunlu, batı, kuzey ve güney haç kolları beşik tonozlu, merkezi kubbeli, doğu haç kolu ve doğudaki iki köşe mekânı kubbelidir. Bir ana, iki yan apsisi bulunmaktadır. Motifler kırmızı boya ile doğrudan kaya üzerine uygulanmıştır. Duvarda ve kubbede zengin geometrik motifler, mitolojik hayvanlar ve askeri semboller resmedilmiştir. Ayrıca duvarda taş izlenimi veren motifler de yer almaktadır.

    Kilisenin ana apsisinde İsa Pantokrator; kuzey haç kolunda at üzerinde ejderle savaşan Aziz George ve Aziz Theodore; batı haç kolunda ise Azize Barbara tasviri resmedilmiştir.



    Yılanlı ( Aziz Onuphrius ) Kilise (Merkez)


    [​IMG]Nevşehir ili Merkez ilçe, Göreme’de bulunan bu kilise XI.yüzyıla tarihlendirilmektedir.

    MS.I.yüzyılda Mısır çöllerinde “Hermit” adı verilen kendilerini dine adayan, inzivaya çekilmiş, insanlar yaşamaktaydı. Son Hermit Aziz Paphnutius hermitlerin hayatını ve yaşam tarzlarını öğrenmek için MS.IV.yüzyılda Mısır çöllerine gitti ve kiliseye adını veren Aziz Onuphrius’la karşılaştı. Aziz Paphnutius, Aziz Onuphrius’a ölürken yardım etmiştir. Çünkü o faziletin, nefse hâkimiyetin en iyi örneğiydi. Kilisedeki fresklerde Aziz Onuphrius, çıplak, uzun saçlı, iri göğüslü, önünde palmiye ağacı ile tasvir edilmiştir.

    Ana mekân enlemesine dikdörtgen planlı, beşik tonozlu, güneyde mezarların bulunduğu ek mekân ise düz tavanlıdır. Apsisi sol uzun duvara oyulmuş, kilise tamamlanmadan bırakılmıştır. Girişi kuzeydendir. Kilise tonozun her iki yanında Kapadokya’da saygın olan azizlerin tasvirleri bulunmaktadır. Girişin tam karşısında sol elinde İncil tutan İsa ve yanında kilisenin banisi, tonozun doğusunda Aziz Onesimus, ejderle savaşan Aziz George ve aziz Thedore, Gerçek Haç’ı tutan Helena ve oğlu Konstantin; tonozun batısında çıplak, uzun saçlı ve önünde palmiye ağacı bulunan Aziz Onuphrius, yanında takdis pozisyonunda Aziz Thomas ve elinde bir kitapla Aziz Basil resmedilmiştir.


    Karanlık Kilise (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir Göreme’de bulunan bu kilisenin tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber XI. yüzyıl sonu XII.yüzyıl başında yapıldığı sanılmaktadır.

    Kilise haç planlı olup, naos merkezi kubbeli, haçın kolları çapraz tonoz örtülüdür. Kuzeyden kavisli bir merdivenle inilen kilisenin ibadet mekânı dört sütunla üç nefe ayrılmıştır. Üç apsisi bulunan kilisenin Karanlık Kilise olarak isimlendirilmesinin nedeni de yalnızca narteksteki küçük bir pencere ile aydınlatılmış oluşudur.

    Kilisenin içerisi fresklerle boş yer kalmamacasına bezenmiştir. Bu freskler oldukça canlı renklerle yapılmış olup İncil’den ve Tevrat’tan alınma sahneler narteksten itibaren kiliseyi kaplamıştır. Bunların dışında değişik bezemelere de yer verilmiştir. Kilise içerisindeki başlıca dini sahneler; Deisis, Müjde, Beytüllahim’e yolculuk, Doğum, Üç müneccimin duası, Vaftiz, Lazarus’un diriltilmesi, Başkalaşım, Kudüs’e giriş, Son akşam yemeği, İhanet, İsa çarmıhta, İsa’nın cehenneme inişi, Kadınlar boş mezar başında, Havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa’nın göğe çıkışı, İbrahim Peygamber’in misafirperverliği, Üç Yahudi gencin yakılması ve aziz tasvirleridir. Ayrıca apsis önündeki kubbenin içerisinde de İsa’nın freski bulunmaktadır. Bu fresklerde kişilerin yüzleri, hareketleri ve yer yer de doğadan alınmış sahneler resmedilmiştir.

    Kilise içerisindeki sütun başlıklarında ve frizlerdeki bezemeler günümüzde yapılan halı örneklerinde sık sık kullanılan motiflerdir.


    Aziz Eustathius Şapeli (Merkez)

    Nevşehir Göreme’de, Tokalı Kilise’nin arkasında bulunan bu şapel, IX.-X.yüzyıllara tarihlendirilmektedir.

    Kilise iki nefli olup, üzeri beşik tonozla örtülmüştür. İçerisi İncil’den alınmış sahnelerle süslenmiş olup, başlıca freskleri arasında Elizabeth ile Vaftizci Yuhannes’i gösteren sahnelerdir. Bunun yanı sıra hayvan motifleri bezemeleri ile de Göreme’deki tek örnektir.


    Azize Catherine Şapeli (Merkez)

    Nevşehir Göreme’de bulunan ve Karanlık Kilise ile Çarıklı Kilise arasında yer alan Azize Catherine Şapeli, Anna isimli bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Şapel, XI.yüzyıla tarihlendirilmektedir.

    Şapelin hem narteksi, hem de naosu serbest haç planlı, merkezi kubbeli, haç kolları beşik tonozlu ve apsis önü de templonludur. Narteks zemininde dokuz mezar, duvarında ise iki nişli mezar (arkosolium) yer alır. Şapelin sadece naos kısmında bezeme bulunmaktadır. Kilisenin içerisi ve kubbe pandantifleri kabartma geometrik süslemelerle bezenmiştir. Kilise içerisinde İncil’den alınma sahnelere yer verilmiştir. Bunların başında templonlu apsiste Deesis, altında madalyonlar içinde Kilise Babaları, (Gregory, Basil, John Chrysostom) kuzey haç kolunun güney duvarında at üzerinde Aziz George, karşısında Aziz Theodore, Azize Catherine ve diğer aziz tasvirleri gelmektedir.


    Çarıklı Kilise (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir Göreme’de bulunan Çarıklı Kilise, Hz.İsa’nın göğe yükseliş sahnesinin altında bulunan ayak izlerinden ötürü bu isimle anılmıştır. Kilise XII.yüzyılın sonu ile XIII.yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir.

    Çarıklı Kilise iki sütun ve duvar köşelerine yerleştirilmiş payelerin yardımıyla üç nefe ayrılmıştır. Dört kubbeli ve çapraz tonozlu olan kilisenin üç apsisi vardır. Kilisenin duvarları ve üst örtüsü İncil ile Tevrat’tan alınma sahnelerle bezenmiştir. Bu sahneler arasındaki İsa’nın çarmıha gidişi ve çarmıhtan alınış sahneleri Elmalı ve Karanlık Kilisedeki fresklere benzerse de diğerlerinden farklı bir özellik taşımaktadır. Buradaki figürler daha büyük ve daha uzun olarak resmedilmiştir. Kilisenin ana kubbesine Pantakrator İsa resmedilmiş ayrıca madalyonlara melek tasvirleri işlenmiştir. Bunun dışında kilise içerisinde İsa’nın yaşamından alınan konulara, İbrahim Peygamberin konukseverliğini yansıtan Tevrat’tan alınma sahnelere, çeşitli azizlere yer verilmiştir. Bunun yanı sıra ana apsiste Deisis sahnesine, kuzey apsiste Meryem ve Çocuk İsa’ya, güney apsiste Aziz Michael tasvirine yer verilmiştir. Bunların dışında İsa’nın doğumu, Üç müneccim, Vaftiz, Lazarus’un diriltilmesi, Başkalaşım, Kudüs’e gidiş, İhanet, İsa’nın göğe çıkışı ve kadınların boş mezar başındaki durumları kilisenin başlıca dini içerikli freskleridir.


    Çavuşin ( Nicephorus Phocas ) Kilisesi (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir Göreme-Avanos yolu kenarında, Göreme’ye 2,5 km. uzaklıkta bulunan bu kilise 964-965 yıllarına tarihlendirilmektedir.

    Kilisenin ön kısmındaki asıl mekânlar erozyon nedeniyle yıkılmıştır. Ön cephesindeki kırmızı renkli freskleri ve demir merdivenleri ile dikkati çekmektedir. Oldukça yüksek tek nefli, beşik tonoz örtülü ve üç apsisli bir kilisedir. Yörenin freskleri yönünden en ilginç kiliselerinden birisidir. Girişte kapının sağ yanında Mikhail ve Cebrail’in freskleri bulunmaktadır.

    Kilisenin içerisinde; Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Mısır’a kaçış, Yusuf’un ikinci rüyası, Havarilerin Tanrı yolunda görevlendirilmesi, Üç müneccim, Masum çocukların katliamı, Elizabeth’in takip edilişi, Zekeriya’nın öldürülmesi; batı duvarında Yusuf ve Meryem deney sonrası, Beytüllahim’e yolculuk, Doğum, Son yemek, İhanet, İsa’nın cehenneme inişi, Vaftiz; kuzey duvarında İsa platus önünde, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa’nın ölümü; güney duvarında Kudüs’e giriş, Lazarus’un diriltilmesi, Kör adamın iyileştirilmesi, İsa’nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında; apsis duvarında Başkalaşım sahneleri resmedilmiştir.


    Üzümlü Kilise (Avanos)

    [​IMG]Nevşehir Avanos ilçesi, Zelve Vadisi’nin sol başlangıcında Üzümlü Kilise olarak isimlendirilen yapı kayalara oyulmuş ve derin bir yapıdır. Kilise X.yüzyıla tarihlendirilmektedir. İçerisinde İkonaklazm öncesinin fresklerinin bulunmasından ötürü ayrı bir önem taşımaktadır. Kilise erozyon sonucunda yer yer çökmüş ve kısmen de tahrip olmuştur. Bununla beraber yapının duvarlarında madalyonlar, haç ve iki yanında da balık simgeleri, palmiyeler, asmalardan oluşan motifler görülmektedir. Bu kiliseye içerisindeki üzüm salkımlarından dolayı Üzümlü Kilise ismi verilmiştir.

    Kilise iki nefli olup, üzeri tonozla örtülüdür. Yapının bir başka önemi de içerisinde dini sembollerin bulunmasıdır. Özellikle balık sembolüne Göreme’de hiç karşılaşılmadığı halde burada görülmektedir. Hıristiyan inancında ve ikonografyasında balık en eski sembollerden birisidir. Nitekim İskenderiyeli Klemens Hz.İsa’yı kötülükler denizinde müminleri avlayan bir balıkçı olarak tanımlamıştır. Hıristiyanlığın diğer dinsel simgesi olan palmiye ile asma burada karşımıza çıkmaktadır. Palmiye yaz ve kış aylarında yeşil kalmasından ötürü ebedi hayatı ve Cenneti simgelemektedir. Asma kütüğü ise Hıristiyan inancında İsa’nın sembolü olup, ebedi mutluluğu tanımlamaktadır.

    Kilisenin diğer freskleri arasında giriş kapısı üzerinde tahta oturan ve kucağında Çocuk İsa’yı taşıyan Meryem tasviri dikkat çekmektedir. Kısmen yıkılmış olan tonozlarda daire içerisinde Malta haçını taşıyan aziz Michael ve Gabriel tasvirleri görülmektedir. Girişin sağındaki tek nefli apsisli ve beşik tonozlu güney şapelin kenarlarında oturma platformları bulunmaktadır. Buradaki apsiste kırmızı çerçeve içinde ayakta duran, bir elinde kitap, diğer eliyle takdis eden İsa; apsis cephesi ise içi noktalı basit üçgen ve daire dizileriyle, tonozu ise çizilerek yapılmış Malta Haçı ve dairelerle süslenmiştir.


    Paşabağları ve Aziz Simeon Hücresi (Avanos)

    Nevşehir Avanos ilçesinde, Göreme-Avanos yolunun sağında, yoldan 1 km. içeride, Eskiden “Rahipler Vadisi” günümüzde de “Paşabağı” olarak adlandırılan bu alanda kendine özgü peribacaları bulunmaktadır. Çok gövdeli ve çok başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma mekânları oyulmuştur. Üç başlı peribacalarının birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca vasıtasıyla ulaşılabilen hücrenin girişini haç motifleri süslemektedir. Hücre içerisinde ocak, oturma ve yatma mekânları ile aydınlatmayı sağlayan pencere aralıkları bulunmaktadır. V. yüzyılda Halep yakınlarında münzevi bir hayat sürdüren Aziz Simeon, mucizeler yarattığı söylentileri çıkınca, halkın aşırı ilgisinden kaçarak önce iki metre yüksekliğinde bir sütun üzerinde yaşamaya başlamıştır. Aziz Simeon, aşağıya sadece müritlerinin getirdiği az miktarda yiyecek ve içeceği almak için inmiştir. Kapadokyalı münzevirler ise bir sütun yerine hazır buldukları peribacalarını oyarak dünyevi hayattan uzaklaşırlar. Peribacasını aşağıdan yukarı doğru oyarak 10 - 15 m. yükseklikte kaya odalarda yaşamış, kaya yataklarda yatmışlardır.


    Aziz Theodore (Tağar) Kilisesi (Ürgüp)

    Nevşehir ili Ürgüp ilçesi Yeşilöz Köyü’nde bulunan bu kilise, Aziz Theodore adına yapılmıştır. Kesin olmamakla birlikte XI.-XIII. Yüzyıllar arasında yapıldığı sanılmaktadır.

    Kilise T plan şekli göstermekte olup, ortası merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Günümüzde bu kubbe çökmüş ve üzeri camla kapatılmıştır. Zeminden bir merdivenle üst kattaki galeriye çıkılmaktadır. Bu plan şekli ile Kapadokya kiliseleri arasında kendine özgü bir örnektir.

    Kilise içerisindeki freskler iyi korunmuş olarak günümüze gelebilmiştir. Fresklerin üslup farkları göz önüne alındığında üç ayrı sanatçının belirli zamanlarda burada çalıştığı anlaşılmaktadır. Kilise içerisinde dikkati çeken İncil’den alınma sahnelerin başında; Deesis, Müjde, Doğum, Peygamberlerin görünümü, Havarilerin görünümü, İsa çarmıhta, Melekler Gabriel ve Michael, madalyonlar içinde aziz tasvirleri gelmektedir.


    Pancarlık Kilisesi (Ürgüp)

    Nevşehir ili Ürgüp ilçesi, Ortahisar’da Pancarlık Vadisinde bulunan bu kilise vadiden ötürü Pancarlık Kilisesi ismi ile tanınmıştır. Kilise XI.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir.

    Kilise tek nefli, tek apsisli ve düz tavanlıdır. Duvar fresklerinde yeşil zeminin ağırlık kazandığı görülmektedir. Burada iki ayrı sanatçının farklı zamanlarda çalıştığı ileri sürülmüşse de İncil’den alınma sahneler ve yazılar incelendiğinde aynı sanatçı tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Burada İncil’den alınma sahneler frizler halinde birbirlerini izlemektedir. Frizlerin her iki yanına da madalyonlar içerisine aziz tasvirleri yerleştirilmiştir. Böylece konuların birbirlerinden ayrılması sağlanmıştır.


    Aziz Basil Şapeli (Ürgüp)

    [​IMG]Nevşehir, Ürgüp ilçesi Mustafapaşa kasabasının yaklaşık 2 km.batısında, Göreme Vadisi’nin batı yakasında bulunan bu kilise İkonaklazm döneminden (726-843) sonra, X.-XI.yüzyıllara tarihlendirilmektedir.

    Kilise dikdörtgen planlı, iki nefli, iki sütunlu ve iki apsisli olup, üzeri düz bir tavanla örtülmüştür. Kilisenin batı nefinin duvarlarında kırmızı aşı boyalı yarı kabartma sütunlar ve bunların aralarında da nişler bulunmaktadır. Doğu yönündeki nef daha zengin bezemeli olup, burada geometrik ve bitkisel motiflere geniş yer verilmiştir. Kilisenin Göreme Vadisine bakan kısmı yıkılmış, kapısı ve bu kapının yanında da büyük olasılıkla kiliseyi yaptırana ait bir mezar bulunmaktadır.

    Doğu nefinin apsisinde üç Malta haçı görülmektedir. Bu haçların etrafı palmetlerle çevrilidir ve her birinin üzerinde de bir patriğin ismi yazılıdır. Bu Malta haçlarından ortadaki Abraham’ı, diğerleri de İsaac ve Yakub’u simgelemektedir. Bazı araştırmacılar ise bu haçların Cenneti veya Golgoto Tepesindeki üç haçı sembolize ettiğini de ileri sürmüşlerdir.

    Kilisenin büyük ölçüdeki, etrafı geometrik ve bitkisel motiflerle boyanmış haçı ise kornişteki bir kitabeye dayanılarak Aziz Konstantin’i simgelediği sanılmaktadır.


    Tatlarin Kilisesi (Acıgöl)

    [​IMG]Nevşehir Acıgöl ilçesinin 10 km kuzeyindeki Tatlarin’de, tepe üzerinde yer alan bu kilisenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. X.-XI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Kilise, iki nefli, iki apsisli ve üzeri beşik tonozla örtülüdür. Narteksi yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Kilise içerisindeki freskler oldukça iyi durumda günümüze gelebilmiştir. Bu fresklerin zemininde koyu gri; tasvirlerde ise mor, hardal ve kırmızı renkler kullanılmıştır. İncil’den alınma sahneler birbirlerinden bantlarla ayrılmıştır. Burada; kilisenin apsisinde Meryem ve Çocuk İsa, Michael ve Gabriel; Konstantin ve Helena, Başkalaşım, İsa' nın cehenneme inişi, Kudüs'e giriş, İsa'nın çarmıha gerilişi resmedilmiştir. Ayrıca kilise içerisinde dokuz aziz ve kiliseyi yaptıran kişinin portresi de yer almaktadır.


    Aziz Jean ( Karşı) Kilisesi (Gülşehir)

    [​IMG]Nevşehir ili Gülşehir ilçesinin girişinde bulunan Aziz Jean Kilisesi, apsisinde yer alan bir kitabeye göre 1212 yılında yapılmıştır.

    Kilise iki katlı bir yapı olup, alt katta ibadet mekânı, din adamlarına ait mekânlar, su kanalları, şarap mahzenleri ve mezarlar bulunmaktadır. Kilise tek apisli, haç planlı yapı olup, orta mekân kubbeli haçın kolları ise beşik tonozla örtülüdür. Orta mekânı örten kubbe yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Kilisenin içerisindeki bezemelerde ana kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile stilize edilmiş hayvan motifleri, geometrik bezemeler ve haç resimlerine yer verilmiştir.

    Üst katta ise ikinci bir kilise vardır. Bu kilise tek apsisli ve beşik tonoz örtülüdür. Kilisenin restorasyonu 1995 yılında yapılmıştır. İçerisinde de İncil’den alınan sahneleri içeren dini motifler, frizler bantlar halinde duvarları kaplamıştır. Burada siyah zemin üzerine sarı ve kahve renkler kullanılmıştır. Nişlerin tonozlarında ve cephelerde bitkisel motifler ile geometrik motiflere yer verilmiştir. Batı ve güney duvarında ise, son yargı; apsiste Deisis kompozisyonu bulunmaktadır. Kilisenin ön cephesine kuş tasvirlerinin altında İsa’nın doğumunu müjdeleyen sahneler, tonozlarda madalyonlar içerisinde aziz tasvirleri ve bu tonozun güney kanadında da İhanet, Son Akşam Yemeği, Vaftiz ve bunların altında Meryem' in ölümü; kuzey kanadında İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa 'nın cehenneme inişi; batı ve güney duvarında ise Son Yargı resmedilmiştir.


    Açık Saray (Gülşehir)

    [​IMG]Nevşehir Gülşehir ilçesine 3 km. uzaklıktaki Açık Saray, tüf kayaları içerisine oyulmuş mekânları ve Roma dönemine ait kaya mezarları ve IX.-X. yüzyıla tarihlenen kiliseleri ile döneminin önemli bir piskoposluk merkezlerinden biridir.

    Açık Saray içerisinde keşişlerin yaşadığı kayalara oyulmuş mekânlar bulunmaktadır. Bu mekânların içerisi kırmızı ağırlıklı fresklerle bezenmiştir. Freskler arasında birbirlerinden üslup özellikleri görülmektedir. Bazıları taşra üslubunda, bazıları da Suriye-Filistin üslubuna yakındır. Doğal kayalara oyularak elde edilen iç mekânlar dışarıda bir sarayın dış görünümünü yansıtacak biçimdedir. Birinci katın giriş açıklığı üzerine üçgen alınlıklar ve bunların ortasında yuvarlak kemerler içerisinde ikiz pencereler yerleştirilmiştir. Cephenin sağ bölümündeki kabartma kare panoya Bizans dönemine ait bir haç motifi işlenmiştir. İkinci kat ise sağır nişlerle hareketli bir görünümdedir.
     
  9. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Kaleleri


    Nevşehir Kalesi (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir il merkezinin güneybatısındaki bir tepe üzerinde kurulmuş olan bu kalenin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Selçuklu döneminde ve Osmanlı döneminde Damat İbrahim Paşa tarafından onarılmıştır. Son olarak da 1966-1979 yıllarında onarılmıştır.

    Kale kesme taş ve moloz taştan yapılmış olup, beşgen planlıdır. Sur duvarları dört burçla takviye edilmiş, üzerinde de 42 mazgalı bulunmaktadır. Kalenin ön ve arkasında iki ayrı giriş kapısı vardır.


    Ortahisar Kalesi (Ürgüp)

    [​IMG]Nevşehir Ortahisar’da Kapadokya Bölgesi’nin en yüksek noktası üzerinde bulunan bu kalenin kitabesi günümüze gelememiştir. Bu bakımdan yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Yapı üslubundan Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

    Kale şato görünümündedir. Yapımında bulunduğu yerin doğal kayalarından yararlanılmıştır. Ayrıca moloz taşlarla da duvarları takviye edilmiştir. Kale içerisinde konumundan ötürü kayaların oyulması ile birbirlerine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlantılı odalar yapılmıştır. Kalenin yerden yüksekliği 179 m.ye ulaşmaktadır. Günümüzde onarılmış olup, Uçhisar’ın simgesi konumundadır.


    Karaburna Kalesi (Hacıbektaş)

    Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesinin 12 km. güneybatısında Kasraburna Beldesi’nde bulunan kalenin Geç Hitit döneminde yapıldığı ve Frigler tarafından da kullanıldığı sanılmaktadır. Stratejik konumundan ötürü askeri bir karakol olarak düşünülen bu kale Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde onarılarak kullanılmıştır.

    Kalenin doğu yamaçlarında Geç Hitit dönemine ait hiyeroglif kitabeler bulunmaktadır.
     
  10. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Türbe ve Kümbetleri


    Hacı Bektaş Veli Türbesi (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi, Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi üzerinde bulunan Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin bölümlerinden biri olan Hacı Bektaşi Veli Türbesi XIV.yüzyılda yapılmış, XIX.yüzyılda da onarılmıştır.

    Yapı topluluğunun III.Avlusunda, Kırklar Meydanı’nın girişinde bulunan Hacı Bektaşi Veli Türbesi kesme taştan kare planlı, üzeri kubbeli olarak yapılmıştır. Kubbenin üzeri dıştan ahşap çatılı sivri kurşun bir külahla örtülüdür.

    Türbenin cephesinde yan yana üç kemerli bir eyvan bulunmaktadır. Ortadaki büyük kemerin altındaki demir parmaklıklı çift kanatlı bir kapıdan içeriye girilmektedir. Buradaki kemerin üzerine çarkıfelek, 12 İmam’ı temsil eden altılı yıldız, ay ortasında teslim taşı motifleri işlenmiştir. Türbenin giriş kapısı mermer ve oyma olup, sonradan bunlar alçı oymalarla takviye edilmiş ve daha zenginleştirilmiştir. Kapının üzerinde yazıya benzer bir kabartma, balık motifi görülmektedir. Giriş kısmındaki mermer çıkıntılar üzerine de ikisi sağda, ikisi de solda olmak üzere dört güvercin kabartması eklenmiştir. Kapının en üst noktasına “Allah”, onun biraz altına sekiz defa yinelenen “El Hayy El Kayyum El Vâcid El Macid El Vâhid El Ahad” yazısı yazılmıştır.

    Türbenin gümüş kaplamalı kapısının sağ tarafında:

    “Zuhur eyler nefsi evliyadan
    Anlara ilham erişir hüdâdan
    Nefesi dud unnefsi evliyanın
    Bu bab etdi hepsi olanın”

    Kapının sol kanadında da 1610 tarihli bir başka yazıt bulunmaktadır:

    ”Kalender şahı Hacı Bektaşi Veli’nin
    Evlâdından âyân oldu Ali’nin
    Bin on dokuzunda tarih el
    Vali i Mirliva Kırşehri ezrad
    Bin Ali fişehri Muharrem sene 1019 (1610).”

    Türbe içerisinde Hacı Bektaşi Veli’nin yüksek sandukası bulunmaktadır. Türbenin içerisi XV. Ve XVI.yüzyıla tarihlendirilen kalem işleri ile bezenmiştir. Ayrıca çeşitli ayetler ve yazılar da onları tamamlamaktadır.

    [​IMG]Kapıdan sekiz basamaklı bir merdivenle çıkılan türbeden sonra düz bir bölüme gelinmektedir. Bu geçidin sonunda türbe girişinin yanında yapı kalfası Yanko Medya’nın mezarı olduğu söylenen bir mezar bulunmaktadır. Bu mimar çatıda çalışırken ayağı kayarak düşmüş, düşerken de “Yetiş Ya Hazreti Pir” diye bağırdığı sırada sanki birisi tarafından tutulmuş gibi yere rahatça inmiştir. Bu mimarın Hacı Bektaşi Veli’ye bağlılığı ve Onun yolunda olduğundan ötürü öldükten sonra türbenin yanına Pirin kapısının eşiği altına, kendi vasiyeti üzerine gömülmüştür.

    Pir Evi girişinin sağ ve solundaki sekilerde dergâha hizmet etmiş babaların mezarları bulunmaktadır. Bunlar arasında Hacı Mehmet Baba (1897), Şair Turabi Ali Dedebaba (1868), Kara Baba, Sersem Ali Dedebaba, Vahdeti Baba, Ak Baba, Hacı Feyzullah Baba (1913), Halil Dede, Mahmut Baba (1848), Nebi Dede (1835) bulunmaktadır.

    Pir Evi giriş kapısına Ak Kapı ismi verilmiştir. Bu kapı düzgün mermerden yapılmış, üzeri de Selçuklu dönemine tarihlenen motiflerle bezenmiştir. Kapının üzeri sarkıtlıdır ve iki yanına da hücreler yerleştirilmiştir. Kapı kemerinin üzerindeki kilit taşına Selçukluların çift başlı kartalı, altına da boya ile ibrik şeklinde bir yazı eklenmiştir. Ak Kapıdan iki basamaklı bir merdivenle bir koridora geçilmektedir. Bu koridorun sağ tarafında ise Çilehane veya Kızılca Halvet denilen mekân bulunmaktadır.


    Güvenç Abdal Türbesi (Hacıbektaş)

    Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi, Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi üzerinde bulunan Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin içerisindedir.

    Külliyenin Kırklar Meydanı’nın batısındaki sekiden Güvenç Abdal Türbesi’ne geçilmektedir. Yapıdan bağımsız bir durumda olan türbe kemerli bir tonoz ile örtülmüştür. Türbe içerisinde üç sanduka bulunmaktadır. Bu sandukalar Güvenç Abdal, kızı ve hizmetçisine aittir. Güvenç Abdal ile ilgili yaşam öyküsü Hacı Bektaşi Veli Velâyetnamesi’nde anlatılmaktadır.


    Balım Sultan Türbesi (Hacıbektaş)

    [​IMG]Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda, Hazret Avlusunun sağında Balım Sultan Türbesi bulunmaktadır. Türbe önünde Hacı Bektaşi Veli ile çağdaş olduğuna inanılmış Kara Dut ağacı bulunmaktadır.

    Bektaşi inanışında ikinci bir pir olarak tanınan Balım Sultan Bektaşiliğin kurulup, genişletilmesinde büyük payı olmuştur. Dimetoka’da 1462’de doğan ve 1516’da ölen (Hakka yürüyen) Balım Sultan’ın türbesini Yavuz Sultan Selim’in kumandanlarından Şehsuvaroğlu Ali Bey 1519’da yaptırmıştır.

    Türbe kesme taştan, içerisi kare planlı, dışı sekizgen gövdeli olup, üzeri sekizgen taş bir külah ile örtülmüştür. Külahın ucundaki alem gökyüzüne doğru uçan bir güvercin şeklindedir. Türbenin giriş kapısı üzerine “İnna Fetahna leke fethan mübüna” ayeti, ikinci kapısı üzerine de türbenin yapılışını belirten 1519 tarihli Arapça bir kitabe yerleştirilmiştir. Türbenin girişinde kalın taş duvarlar arasına iki sütunlu, yuvarlak kemerli bir giriş eklenmiştir. Türbenin içerisinde kollarında ejder ve buket taşıyan güvercin heykellerinin bulunduğu büyük bir şamdan ile küçük şamdanlar ve levhalar bulunmaktadır. Ayrıca türbenin kuzeyindeki bir niş içerisinde de Balım Sultan’ın kardeşi Şah Kalender’in mezarı vardır.

    Balım Sultan Türbesi ile cami arasındaki hazirede dergâha hizmet etmiş Bektaşi babalarının 40’a yakın mezarı bulunmaktadır.


    Bektaş Efendi Türbesi (Hacıbektaş)

    Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi, Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi üzerinde Hacı Bektaşi Veli Müzesi’nin güneyinde bulunan Bektaş Efendi Türbesi’nin kitabesinden anlaşıldığına göre 1603 yılında Bektaş Efendi öldükten sonra yapılmıştır.

    Türbe kesme taştan yapılmış olup, Balım Sultan Türbesi ile aynı işçiliği göstermektedir. Türbenin önünde dikdörtgen planlı kesme taştan, üzeri kırma çatılı bir giriş bölümü bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerinde Hacı Bektaşi Veli’nin soyundan Çelebi Cemaleddin Efendi’nin 1904-1906 tarihli onarım kitabesi vardır.

    Kitabe:

    ”Hacı Bektaşi Veli evlâdından Çelebi Cemaleddin Efendi tarafından tamiri fi sene 22 Eylül
    1322, fi sene 16 Şubat 1324 (1904-1906).”

    Bektaş Efendi Türbesi, giriş bölümünün arkasında ona bitişik ve kesme taştan sekizgen planlı olarak yapılmıştır. Türbenin üzeri sekizgen konik bir çatı ile örtülüdür. Giriş kapısı üzerinde 1603 tarihli kitabesi bulunmaktadır.

    Kitabe:

    ”Bennâ hazâ eş-şeyh merhum Bektaş bin Mahmud an evlâd-ı el-Hacı Bektaş el-Horasani İsna
    Aşer ve elf 1012 (1603).”

    Türbe içerisinde de Bektaş Efendi’nin sandukası bulunmaktadır.


    Sekizgen Kümbet (Ürgüp)

    Nevşehir ili Ürgüp ilçesinin 18 km. güneybatısında Damse Köyü’nde Karamanoğulları döneminde yapılmış olan Taşkın Paşa Camisinin doğusunda, Taşkın Paşa’nın türbesi bulunmaktadır. Türbe sekizgen bir kümbet görünümünde olup, bu kümbetin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber bazı yayınlarda kümbetin 1342 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

    Kümbet kare kaide üzerine sekizgen planlı olarak kesme taştan yapılmıştır. Türbenin dış cepheleri geometrik panolarla bölümlere ayrılmış, bu bölümler üçgen, beşgen gibi geometrik motiflerle, yıldızlarla bezenmiştir. Türbenin altında ana kayaya oyulmuş bir de mumyalık kısmı bulunmaktadır. Türbe içten kubbe, dıştan da sekizgen pramidal bir külahla örtülmüştür. Kümbetin kubbesi pandantifler üzerine oturtulmuştur.

    Mezar odasına kümbetin doğusundaki L biçimli birkaç basamaklı merdiven ile inilmektedir. Tüf kayaların oyulması ile oluşturulan mumyalık (mezar odası) 4.30x2.10 m. ölçüsünde olup, 2.10 m. yüksekliğindedir.

    Türbenin içerisinde Taşkın Paşa’nın sandukası bulunmaktadır.


    Altıgen Kümbet (Ürgüp)

    Nevşehir ili Ürgüp ilçesinin 18 km. güneybatısında Damse Köyü’nde Karamanoğulları döneminde yapılmış olan Taşkın Paşa Külliyesi’nden caminin kuzeyinde altıgen bir kümbet bulunmaktadır. Bu kümbetin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber, XIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

    Kümbetin altında kayalara oyulmuş bir mumyalık bölümü vardır. Kare kaide üzerine altıgen planlı olarak yapılmıştır. Türbeye iki taraflı bir merdivenle çıkılmaktadır. Üzeri içten kubbe, dıştan da konik bir çatı ile örtülmüştür. Türbe içerisinde üzerleri Arapça kitabelerin yazıldığı ve geometrik bezemelerle süslü İlyas Bey, Hızır Bey ve Hasan isimli bir kişinin mermer sandukaları bulunmaktadır.
     
  11. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Müzeleri


    Nevşehir Müzesi (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir Kapadokya Bölgesi’nin önemli bir merkezi olduğundan ilk müzecilik çalışmalarında çevreden toplanan eserler Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nin kütüphanesinde depolanmıştı. Külliyenin sıbyan mektebi ve aşevinde Nevşehir Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi olarak 1967 yılında ziyarete açılmıştır. Daha sonra 20 yıl burada işlevini sürdürdükten sonra 27 Nisan 1987’de yapımı tamamlanan Nevşehir Kültür Sitesi’nde yeniden ziyarete açılmıştır.

    Müzede arkeolojik ve etnoğrafik eserler sergilenmektedir. Arkeoloji bölümünde Nevşehir ili çevresinde ele geçen Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağları, Frig, Urartu, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait eserler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra arkeoloji bölümünde İran, Mezopotamya ve Kıbrıs kökenli eserleri de sergilenmektedir. Müzenin etnoğrafya bölümünde, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemine ait çeşitli aydınlatma araçları, yazma eserler, silahlar, yöresel giysiler, el işleri, halı ve kilimler, erkek ve kadın takıları ile mutfak eşyaları bulunmaktadır.

    Nevşehir Arkeoloji Müzesi yönetiminde bulunan bölgedeki ören yerleri ve açık hava müzeleri şunlardır: Göreme’de Açık Hava Müzesi, Avanos’ta Zelve Ören Yeri ve Çavuşin Kilisesi, Özkonak’ta Yeraltı Şehri, Gülşehir’de St. Jean Kilisesi ve Açıksaray Harabeleri, Derinkuyu Yeraltı Şehri, Kaymaklı Yeraltı Şehri, Acıgöl yakınlarındaki Tatlarin’de Tatlarin Kilisesi ve Yeraltı Şehri, Ürgüp yakınlarındaki Mazı Yeraltı Şehri’dir.


    Kayseri Caddesi, Türbe Sokak No:1
    Tel : (0384) 213 14 47
    Faks : (0384) 212 43 38


    Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir Hacıbektaş ilçesinde Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi’nin I.Avlusunda girişin sağındaki yapı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1959-1964 yılları arasında restore edilmiş, 16 Ağustos 1964 tarihinde Etnoğrafya Müzesi olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

    Dergâhların kapatılmasından sonra Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne götürülen ve Hacı Bektaş Türbesi’ne ait eşyalar geri getirilmiş ve buradaki müzede teşhir ve tanzimi yapılmıştır. Müze dergâh ile bütünleşmiştir. Müze “Birinci Avlu (Nadar Avlusu), İkinci Avlu (Dergâh Avlusu) ve Üçüncü Avlu (Hazret Avlusu) olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır.


    Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı Hacıbektaş
    Tel : (0384) 441 30 22
    Faks : (0384) 441 22 07


    Hacı Bektaş Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesinin merkezinde, Hacıbektaş-ı Veli Külliyesi’nin 100 m. kadar batısında bulunan müzede yöredeki Suluca-Karahöyük’te, 1967-1976 yılları arasında yapılmış olan bilimsel kazılarda ortaya çıkan arkeolojik buluntular sergilenmektedir.

    Müzenin belli başlı eserleri arasında Suluca-Karahöyük kazılarında ele geçirilen buluntuların yanı sıra Eski Tunç, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. Bu eserler arasında çift kulplu kaplar, kâseler, pişmiş topraktan ölü gömme küpleri, geometrik bezemeli keramikler ile kemik ve bronz gibi küçük eserler bulunmaktadır. Ayrıca müzede Hacıbektaş yöresine ait etnoğrafik eserler de bulunmaktadır.


    Hacıbektaş Atatürk Evi-Müzesi (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesinde bulunan, XIX.yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan Çelebiler ailesine ait evde Atatürk 22-23 Aralık 1919’da Ankara’ya giderken uğramış ve ağırlanmıştır. Kültür Bakanlığı bu evi 1991 yılında kamulaştırmış ve 2001 yılında da restore ederek Atatürk Evi Müzesi olarak ziyarete açmıştır.

    Müzenin bulunduğu ev, zemin ve birinci kattan meydana gelmiştir. Orta sofalı planı olan ev ahşap hatıl arasına kerpiç yığma tekniği ile yapılmıştır. Üzeri de kırma çatı ve oluklu kiremitle örtülmüştür. Evin üst katında sofa etrafında odalar sıralanmıştır. Müzede Atatürk ile ilgili fotoğraf ve belgeler sergilenmekte olup, o günleri yansıtan eşyalarla düzenlenmiştir.


    Tel: (0384) 441 23 31


    Ürgüp Müzesi (Ürgüp)

    Nevşehir ili Ürgüp ilçesinde müzecilik çalışmalarına 1966 yılında başlanmış ve toplanan eserler Ürgüp’teki Tahsin Ağa Kütüphanesi’nde bir araya getirilmiştir. Ürgüp Müzesi ise Kültür Bakanlığı’nca yeniden yapılmış ve 1971 yılında da ziyarete açılmıştır.

    Müzede Ürgüp yöresinden toplanan arkeolojik ve etnoğrafik eserler bulunmaktadır. Bunların başında Prehistorik, Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Pers, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemine ait eserler gelmektedir. Ayrıca müzede Ürgüp ve yöresinde ele geçen fosillere de yer verilmiştir.

    Ürgüp Müzesi’ne bağlı ören yerleri ve kiliseler bulunmaktadır. Bunların başında Mustafapaşa (Sinasos) Aios Vasilios Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri, Yeşilöz (AzizTheodor) Kilisesi ve Pancarlık Kilisesi gelmektedir.


    Kayseri Caddesi, Belediye Parkı Ürgüp
    Tel : (0384) 341 40 82
    Faks : (0384) 341 64 04
     
  12. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Anıtları


    Atatürk Anıtı (Merkez)

    Nevşehir Valiliğinin önündeki meydanda bulunan Atatürk heykeli yüksek taş bir kaide üzerinde yapılmıştır.

    Anıtta, Atatürk at üzerinde, üniformalı olarak tasvir edilmiştir.


    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Anıtı (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir il merkezindeki meydanda bulunan Kurşunlu Camisi’nin yanındaki bu anıtı, Heykeltıraş Hakkı Atamulu 1946 yılında yapmıştır.

    Heykel bronzdan dökülmüş olup, Sadrazam Damat İbrahim Paşa sağ eliyle buğday başağını tutmakta, sol eli de kalçasına dayalı olarak bir lale tutarken tasvir edilmiştir. Bu heykeldeki merdane matbaayı, zeytin dalı barışı, lale ise Lale Devrini simgelemektedir.

    Heykelin kaidesinde “Damat İbrahim Paşa 1665/1660-1780” yazılıdır.



    Hacı Bektaşi Veli Heykeli (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi merkezindeki bir park içerisinde Hacı Bektaşi Veli’nin heykeli bulunmaktadır.

    Hacı Bektaşi Veli, aşağıdan yukarıya doğru daralan kesme taştan bir kaide üzerinndeki heykelde oturur vaziyette tasvir edilmiştir.Burada Hacı Bektaşi Veli, Bektaşi inancına göre sağ elinin avuç içini göğe doğru çevirmiş, sol elini de parmakları aşağı gelecek şekilde bir kitap üzerine dayamıştır. Başında Bektaşi külahı, üzerinde de yöresel kıyafetleri ile tasvir edilmiştir.




    Çömlekçi Anıtı (Avanos)


    [​IMG]Nevşehir Avanos ilçesinin merkezinde, yörenin çömlek yapımında simge olan bu heykeli H.Ömer Taşkın yapmıştır.

    Anıt iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Anıtın kaidesi köfeki taşından dikdörtgen şekilde olup, iç kısmında dokuma tezgâhında bir kadın ile bir kız çocuğu, yörenin ünlü düz yaygılarından dokurken kabartma olarak tasvir edilmiştir. Anıtın ikinci bölümünde, kaide üzerinde çömlekçi çarkını bacakları arasına almış bir çömlekçi, çömlek imal ederken tasvir edilmiştir. Yanında da yapmış olduğu çömleklerden örnekler görülmektedir.


    Beştaşlar (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir, Hacıbektaş ilçesinin 5 km. kuzeyindeki Çivril Köyü yakınında bulunan beş adet büyük ölçüdeki taş bulunmaktadır. Bu taşlar jeolojik yönden önemli olup Velâyetname’de ayrıntılı olarak söz edilmektedir. Buna göre;

    ”O dönemde köyden her gün bir kişi, otlaktaki sığırlara nöbetle bakarmış. İdris Hoca'nın otlaktaki sığırlara bakma sırası geldiği bir gün önemli bir işi çıkmış. Hacı Bektaş Veli hayvanlara bakma işini üstlenmiş. Hayvanlar otlayarak Mucur istikametine doğru yayılırlarken, İdris'in kardeşi Sarı, öküzleri getirip bunlara katmış. Hacı Bektaş Veli de “Ben bunları görüp, gözetemem, bir zarar gelirse karışmam” demiş. Sarı dinlememiş, bırakmakta ısrar etmiş. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli, çevredeki beş tane büyük taşa hitaben “Siz tanık olun, Hacet vaktinde şahadet edersiniz” demiş. Sarı'nın öküzlerini kurt parçalamış. İş Kadı'ya düşmüş. Hacı Bektaş Veli, beş tane şahidim var demiş. Onları otlak yerine götürüp, taşlara seslenince hepsi yuvarlana yuvarlana gelmiş ve her biri ayrı ayrı tanıklık etmişler.

    Beştaşlar 1997 yılında Kültür Bakanlığı tarafından doğal sit alanı olarak ilan edilmiştir.


    Çilehane (Deliktaş) ve Ozanlar Anıtı (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir Hacıbektaş ilçesinin 3 km. doğusundaki meyilli bir tepe üzerinde Çilehane ismi yakıştırılan küçük bir mağara bulunmaktadır.

    Söylentiye göre Hacı Bektaşi Veli bu mağarada zaman zaman müritleri ile bir arada kalmıştır. Yapılan halvet sonrasında da Deliklitaş denilen mağara sonunda küçük bir delik ziyaret ediliyordu. İnanışa göre günahı olan zayıf dahi olsa bu delikten geçemiyordu. Günahı olanı delik sıkar, adak adayınca da serbest kalırmış. Günahı olmayanlar ise bu delikten rahatlıkla geçermiş.

    [​IMG]Çilehanenin yakınında Minder Kaya ve Kulunç Kaya isimleri verilen iki kaya bulunmaktadır. Bunlardan yassı olanına Hacı Bektaşi Veli’nin oturduğu söylenmektedir. Kulunç Kaya ise meyilli olup, buraya sırtını verenlerin sırt ağrıları bir anda kesilirmiş. Çilehanenin biraz aşağısına da kesme taştan bir çeşme yapılmıştır. Çeşme kitabesinden anlaşıldığına göre Fevzi Baba zamanında Çakırhanlı Kahraman tarafından yaptırılmıştır. Suyunun şifalı olduğuna inanılan çeşmede 1559 ve 1908 tarihli iki kitabe bulunmaktadır.

    Çilehane tepesinde Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Aşık Veysel heykelleri ile birlikte 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta, Madımak Otelinin yakılmasında hayatlarını kaybedenler anısına dikilmiş Ozanlar Anıtı vardır. Ayrıca Ozanlar yolu üzerinde de Radyo Barış tarafından yaptırılmış dört semazen heykeli bulunmaktadır. Burada 17 Mayıs 2002 tarihinde ölen Ozan Aşık Mahsuni Şerif'in mezarı ve anıtı da bulunmaktadır.
     
  13. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Dergâhları


    Hacı Bektaş Veli Külliyesi (Dergâhı) (Hacıbektaş)

    [​IMG]Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi üzerinde bulunan Hacı Bektaş Veli Dergâhı, Hacı Bektaş Veli zamanında yapılmış, çilehane (Kızılca Halvet) ve buna eklenen yapılardan meydana gelmiştir. Hacı Bektaş Veli’nin ölümünden sonra Orhan Gazi, I.Murad (Hüdavendigâr), Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim zamanında yapılan eklerle dergâh genişletilmiş ve XVI.yüzyılda bugünkü konumuna gelmiştir. Hacı Bektaş Veli’nin türbesi, Hacı Bektaş Veli’nin oğlu Seyyid Ali Sultan tarafından 1385 yılında yeniden yaptırılmıştır. Sultan II. Beyazıt 1485-1486 yıllarında türbenin çevresini düzenlettirmiş ve kubbesini de kurşunla kaplatmıştır. Sultan IV. Mustafa’nın 1807’deki onarımından sonra Sultan II. Mahmut 1827 yılında türbe dışında kalan bütün yapıları yıktırmış ve dergâh avlusunun doğu köşesine cami yaptırmıştır. Sultan Abdülaziz İstanbul’dan gönderdiği mimarlar ile Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Ali Celaleddin Çelebi’nin kontrolunda yapı topluluğunu yeni baştan yaptırmış ve türbeleri de onartmıştır. Sultan II. Abdülhamit de 1895’te dergâhı onartmış, genişletmiş ve bugünkü durumuna gelmesini sağlamışlardır. Cumhuriyet döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü 1958 yılında dergâhı restore etmiş, Milli Eğitim Bakanlığı da 16 Ağustos 1964 yılında Hacı Bektaş Veli Müzesi haline getirmiştir.

    Hacı Bektaş Veli Külliyesi I.Avlu (Nadar Avlusu), II. Avlu (Dergâh Avlusu) ve III. Avlu çevresindeki yapılardan meydana gelmiştir.

    I.Avlu (Nadar Avlusu):

    [​IMG]Külliyenin I.Avlusuna Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1963 yılında yaptırmış olduğu ve orijinaline benzer cümle kapısından girilmektedir. Taç Kapı olarak isimlendirilen oldukça geniş ve yüksek olan bu kapının cephesi dik bir prizmayı, içerisi de bir tüneli andıran görünümdedir. Onarım öncesinde bu kapının dış yüzüne “Burası âşıkların kâbesidir. Eksik gelen tamam olur” anlamında bir kitabe bulunuyordu.

    I.Avlu Altın Avlu anlamında “Nadar Avlusu” ismiyle tanınmıştır. Bu avlu geniş bir bahçe görünümünde olup, girişin solunda bulunan “At Evi” ile sağ taraftaki “Ekmek Evi”nden günümüze herhangi bir kalıntı gelememiştir. Yaklaşık boyutlarıyla bir üçgeni andıran avlunun doğusunda, girişin sağında, Postnişin Feyzullah Dedebaba zamanında, Sadrazam Halil Paşa’nın eşi Fatma Nuriye Hanım tarafından yaptırılan Üçler Çeşmesi (Feyzi Baba Çeşmesi) bulunmaktadır.
    Bu çeşmenin etrafı renkli taşlarla bezenmiş, üzerine de Arapça bir kitabe yerleştirilmiş ve üzerine de Mühr-ü Süleyman motifi eklenmiştir. Üçler Çeşmesi’nin biraz ilerisindeki kapıdan bugün yalnızca temel kalıntıları bulunan Ekmek Evi’ne geçiliyordu.

    Avlunun kuzeyindeki bir kapıdan II.Avluya girişi sağlayan Üçler Kapısı bulunmaktadır. Bu kapı ile aynı doğrultuda külliyenin hamamı ve çamaşırhanelerin girişleri bulunmaktadır. Çamaşırhane iki bölümden meydana gelmiş olup, birinci oda çamaşırların yıkandığı, ikinci oda da yıkanacak çamaşırların toplandığı kısımlardır. Günümüzde bu bölüm depo olarak kullanılmaktadır.

    II.Avlu (Dergâh Avlusu):

    Meydan Avlusu ismi de yakıştırılan II.Avlu (Dergâh Avlusu) düzgün taştan yapılmış ve bir çeşit avlu girişini andıran Üçler Kapısı denilen bir kapıdan girilmektedir. İlk yapılışında taş döşeli olan bu avlunun güneyinde Üçler Kapısının girişinde kare planlı bir havuz bulunmaktadır. Bu havuzun Üçler Kapısına bakan duvarı da üçgen bir alınlık görünümündedir. Bu üçgenin tepesine mermerden 12 dilimli bir Hüseyni tacı yerleştirilmiştir. Üçgenin havuza yönelik yüzünde de 12 mısradan meydana gelmiş bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabeden havuzun Beyrut Valiliğini 1906-1908 yıllarında yapan Halil Paşa’nın eşi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Havuzun ortasına Aslanlı Çeşme’den suyu gelen bir de fıskiye yerleştirilmiştir.

    Bu avlunun doğu ve batısında kesme taştan ayaklar üzerine oturtulmuş, hafif sivri kemerli revaklara yer verilmiştir. Buradaki revak kemerlerinin üzerlerine de küçük mermer taşlara yazılmış onarım kitabeleri yerleştirilmiştir. Bunlardan ilk kemerin ilk sütunu üzerinde Aslanlı Çeşme’nin eski kitabesi olduğu, çeşmeye 1853 yılında aslanla birlikte yeni bir kitabe konulunca, eski kitabe buraya getirilmiştir.

    Buradaki Aş Evi önündeki revak kitabesinde ise 1869 yılında Hasan Dede tarafından tamir edildiği anlaşılmaktadır.

    II.Avluda bu havuzdan başka, avlunun sağında Aslanlı Çeşme, Tekke Camisi, Aş Evi; avlunun sol tarafında da Kiler Evi, Meydan Evi, Mihman Evi ve Dedebaba Köşkleri bulunmaktadır.

    Aslanlı Çeşme:

    [​IMG]Avlunun sağ tarafında, Yusuf Bâli Çelebi’nin oğlu Bektaş Çelebi’ye konuk olan Silistre Valisi Malkoç Bâli İbn-i Ali Bey’in 1554 yılında yaptırmış olduğu bir çeşme bulunmaktadır. Renkli kesme taşlardan yapılmış olan çeşmenin üç kurnası vardır. Çeşmenin suyu Çilehane Tepesi eteklerindeki bir kaynaktan gelmektedir. Çeşmenin alınlığına da h.1270 tarihli bir kitabe açılmış bir kitap sayfası görünümünde yerleştirilmiştir. Bu çeşmeye Mısır Prenseslerinden Kara Fatma Sultan 1853 tarihinde Mısır’dan mermer bir aslan heykeli göndermiş ve bu yüzden de çeşmeye Aslanlı Çeşme ismi verilmiştir. Çeşmenin suyu üç borudan sürekli akmakta olup, bu gözlerden biri aslanın ağzındadır.

    Aslanlı çeşmeden sonra doğu revaklarının altında üç ayrı bölüme açılan kapılar görülmektedir. Bunlardan çeşmenin hemen yanı başındaki kapı eski Ekmek Evi’ne açılıyordu. Günümüzde burası bir depodur. İkinci kapıdan müze yönetimine geçilmektedir. İkinci kapı eskiden Aş Evi Babası Köşküne geçişi sağlıyordu. Üçüncü kapıdan ise doğrudan doğruya Aş Evi’ne girilmektedir.

    Aş Evi (Aş Evi Baba Köşkü):

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın en önemli bölümünü oluşturan Aş Evi’ne iki kanatlı geniş bir kapıdan girilmektedir. İki koridordan geçildikten sonra asıl Aş Evinin bulunduğu mekâna girilir. Buradaki birinci koridorun sağ tarafındaki küçük odada Aş Evi Babasının mezarı bulunmaktadır. İkinci koridorun kapısı üzerinde 1560 tarihli bir kitabe bulunmaktadır. İkinci koridorun sağında Aş Evi Babasının odasına açılan pencere, solunda da Kiler Odası, etlerin soğutulduğu dolabın bulunduğu bölüm vardır.

    Aş Evinin ana salonuna kemerli bir kapıdan girilir ve bu salon kuzey ve güney duvarlarına dayalı büyük bir kemerle ortadan ikiye ayrılmıştır. Salonun tam orta yerinde etlerin doğrandığı ve yağların süzüldüğü taş bulunmaktadır. Güney, kuzey ve doğu duvarlarında yemeklerin pişirildiği irili ufaklı altı büyük ocak vardır.

    Giriş kapısının eksenindeki büyük ocak üzerinde de Bektaşiliğe gönül verenler ile Yeniçeri Ocağı’nca kutsal sayılan Kara Kazan bulunmaktadır. Kara Kazan altı büyük parça dövme bakırın birleştirilmesi ile meydana getirilmiştir. Gövdesine ikisi büyük, ikisi küçük dört ayrı kulp yerleştirilmiştir. Kazanın ağız kenarında “Tamir-i Selanikli El-Hac Hasan Dede sene 1290 te 232” “(Vakf-ı) Hacı Bektaş Veli Yadigâr Sersem Ali” ve “Vakf-ı Sultan Hacı Bektaş Veli Yadigar Sersem Ali” yazısı ile “Vakf-ı Hacı Bektaş Veli… Yadigar… İbrahim Baba 1227” yazılıdır.

    Aş Evi salonunun ocakları XIX.yüzyılda yapılmış ve Kuleli Ocak denilen şekildedir. Basık kemerli olarak, kesme taştan kapalı ateşlikleri vardır. Salonun kuzeybatısında bulaşık yıkama yeri, bunun yanın da et soğutma yeri bulunmaktadır. Günümüzde bu salonun güneybatısındaki Aş Evi Babasının odasının ocağı, sofrası ve etnoğrafik eserlerle tamamlanarak teşhir edilmiştir. Buraya yerleştirilen vitrinlerle dönemine ait eserler sergilenmiştir.

    [​IMG]Tekke Camisi:

    Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin içerisinde bulunan Tekke Camisi’ni Sultan II.Mahmut 1834 yılında yaptırmıştır.

    Cami kesme taştan, kare planlı olup, üzeri içten kubbe, dıştan da sekizgen bir kasnak üzerine sekizgen bir külah ile örtülmüştür. Caminin önünde iki sütunlu üç kemerli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Basık kemerli bir kapıdan girilen caminin üzerini örten kubbeye trompların yardımı ile geçilmiştir.

    Caminin kuzeybatı köşesinde çıkıntı duvarı üzerine yerleştirilmiş minaresi oldukça küçük ölçüde olup, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.

    Mihman Evi:

    II.Avlunun batı tarafında Mihman Evi ve Kiler Evi bulunmaktadır. Günümüzde müze deposu olarak kullanılan Mihman Evi’nde dergâha gelen misafirlere ikram yapılır ve burada yatarlardı. Mihman Evi iki odalı olup, birinci oda dikdörtgen planlı ve yüksek pencerelerle aydınlatılmıştır. İçerisinde ocak ve gömme dolap bulunmaktadır. İkinci oda ise evin girişinin sağında tek pencereli ve bir de ocağı bulunan küçük bir odadır.

    Meydan Evi:

    [​IMG]Avlu revaklarının ortasındaki bir kapıdan girilen Meydan Evi’nin giriş kapısının sövesinde 1367 tarihli Arapça bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe külliyenin en eski tarihli kitabesidir. Meydan Evi’nde yabancılar ayin sırasında burada misafir edilmişlerdir. Meydan Evi’nin tavanı çaprazlama atılan kirişlerle değişik bir kubbe görünümündedir. Bu çaprazlama sistem ile gökyüzünün dokuz katı temsil edilmiştir. Çoğunlukla Bektaşi Tarikatına girenlere ikram verme, nasip alma ve ayin yapılması konusunda dersler burada verilmiştir. Giriş kapısından sonra iki büyük sekisi olan bir sofa ile karşılaşılmaktadır. Bu sofadan dört köşe planlı, etrafı ahşap sedirlerle çevrilmiş asıl meydan odasına girilmektedir. Giriş kapısının ekseni üzerinde bir de ocak bulunmaktadır. Bu odanın girişinin sol tarafında ve ocağın sağına Bektaşi tahtı yerleştirilmiştir. Buradaki ocağın üzerine de XV.yüzyılda yapıldığı sanılan Hacı Bektaşi Veli’nin kök boya ile yapılmış bir tablosu bulunmaktadır. Bu resimde Hacı Bektaşi Veli sağ eli ile tuttuğu bir ceylanı göğsüne bastırmış, sol eliyle de ceylana bakan bir aslanı okşamaktadır. Bektaşi inanışına göre bu resim Hacı Bektaşi Veli’nin barışçı felsefesini simgelemektedir. Bunun dışında odanın duvarlarında Veysel Karani, Hacı Bektaşi Veli ile halifeleri, Balım Sultan, Mekke’nin eski görünümü, Şah İsmail, Kaygusuz Abdal resimleri ve çeşitli levhalar bulunmaktadır.

    Meydan Evi Odasının güneyindeki bir kapıdan da Meydan Evi Babasının odasına geçilmektedir. Bu evde Bektaşi tarikatının yüksek dereceli konukları kalmıştır. Bunun da tavanı orijinal olarak günümüze gelmiş ve çaprazlama atılmış kirişlerle göğün dokuz katı simgelenmiştir.

    Kiler Evi:

    Günümüzde Halk Kütüphanesi olarak kullanılan Kiler Evi’ne, Meydan Evi’nin bitişiğindeki bir kapıdan girilmektedir. Kiler Evi iki katlı bir yapı olup, evin alt katında dergâhın kasası, değerli eşyaları ve yiyecek malzemeleri korunuyordu. Evin ikinci katı ise Dedebaba Köşkü olarak kullanılmıştır.

    III.Avlu:

    Dergâhın III.Avlusuna Altılar Kapısı denilen çift kanatlı bir kapıdan girilmektedir. Giriş kapısı renkli taşlardan yapılmış yuvarlak kemerli olup, bu kemerin üzerine büyük bir teslim taşı yerleştirilmiştir. III.Avluda Hacı Bektaşi Veli Türbesi (Pir Evi), Balım Sultan Türbesi ve dervişlerle babaların mezarları bulunmaktadır. Avlunun sağ tarafına Atatürk’ün büstü konulmuştur. Atatürk Kurtuluş Savaşı sırasında Sivas Kongresi’nden sonra Ankara’ya ilk gidişinde, 22 Aralık 1919’da bu dergâha uğramış ve burada bir süre kalmıştır.

    Hacı Bektaş Veli Türbesi (Pir Evi):

    [​IMG]Dergâhın III.Avlusunda, Kırklar Meydanı’nın girişinde bulunan Hacı Bektaşi Veli Türbesi kesme taştan kare planlı, üzeri kubbeli olarak yapılmıştır. Kubbenin üzeri dıştan ahşap çatılı sivri kurşun bir külahla örtülüdür.

    Türbenin cephesinde yan yana üç kemerli bir eyvan bulunmaktadır. Ortadaki büyük kemerin altındaki demir parmaklıklı çift kanatlı bir kapıdan içeriye girilmektedir. Buradaki kemerin üzerine çarkıfelek, 12 İmam’ı temsil eden altılı yıldız, ay ortasında teslim taşı motifleri işlenmiştir. Türbenin giriş kapısı mermer ve oyma olup, sonradan bunlar alçı oymalarla takviye edilmiş ve daha zenginleştirilmiştir. Kapının üzerinde yazıya benzer bir kabartma, balık motifi görülmektedir. Giriş kısmındaki mermer çıkıntılar üzerine de ikisi sağda, ikisi de solda olmak üzere dört güvercin kabartması eklenmiştir. Kapının en üst noktasına “Allah”, onun biraz altına sekiz defa yinelenen “El Hayy El Kayyum El Vâcid El Macid El Vâhid El Ahad” yazısı yazılmıştır.

    Türbe içerisinde Hacı Bektaşi Veli’nin yüksek sandukası bulunmaktadır. Türbenin içerisi XV. Ve XVI.yüzyıla tarihlendirilen kalem işleri ile bezenmiştir. Ayrıca çeşitli ayetler ve yazılar da onları tamamlamaktadır.

    [​IMG]Kapıdan sekiz basamaklı bir merdivenle çıkılan türbeden sonra düz bir bölüme gelinmektedir. Bu geçidin sonunda türbe girişinin yanında yapı kalfası Yanko Medya’nın mezarı olduğu söylenen bir mezar bulunmaktadır. Bu mimar çatıda çalışırken ayağı kayarak düşmüş, düşerken de “Yetiş Ya Hazreti Pir” diye bağırdığı sırada sanki birisi tarafından tutulmuş gibi yere rahatça inmiştir. Bu mimarın Hacı Bektaşi Veli’ye bağlılığı ve Onun yolunda olduğundan ötürü öldükten sonra türbenin yanına Pirin kapısının eşiği altına, kendi vasiyeti üzerine gömülmüştür.

    Pir Evi girişinin sağ ve solundaki sekilerde dergâha hizmet etmiş babaların mezarları bulunmaktadır. Bunlar arasında Hacı Mehmet Baba (1897), Şair Turabi Ali Dedebaba (1868), Kara Baba, Sersem Ali Dedebaba, Vahdeti Baba, Ak Baba, Hacı Feyzullah Baba (1913), Halil Dede, Mahmut Baba (1848), Nebi Dede (1835) bulunmaktadır.

    Pir Evi giriş kapısına Ak Kapı ismi verilmiştir. Bu kapı düzgün mermerden yapılmış, üzeri de Selçuklu dönemine tarihlenen motiflerle bezenmiştir. Kapının üzeri sarkıtlıdır ve iki yanına da hücreler yerleştirilmiştir. Kapı kemerinin üzerindeki kilit taşına Selçukluların çift başlı kartalı, altına da boya ile ibrik şeklinde bir yazı eklenmiştir. Ak Kapıdan iki basamaklı bir merdivenle bir koridora geçilmektedir. Bu koridorun sağ tarafında ise Çilehane veya Kızılca Halvet denilen mekân bulunmaktadır.

    Çilehane:

    Hacı Bektaş Veli Türbesi’nin arkasından, Kırklar Meydanı’ndan giriş koridoruna, oradan da kesme taş söveli, basık kemerli bir kapı ile Çilehane’ye girilmektedir. Giriş kapı kemerinin üst kısmında özel bir yuvaya yerleştirilmiş kilit taşı şeklinde hareketli bir taş bulunmaktadır. Bu taşın etrafına beş köşeli ve sekizer köşeli yıldızlar işlenmiştir.

    Çilehane 2.00x3.00 m. ölçüsünde basık tonoz kubbeli bir odadır. Küçük bir pencereden aydınlanan Çilehane’nin bir köşesinde eskiden kullanılmış aydınlatma araçlarının korunduğu bir bölüm vardır.

    Hacı Bektaş Veli Dergâhının ana merkezini oluşturan ve dergâhın en eski yapısı olan bu bölümün Hacı Bektaşi Veli’nin halveti olduğu söylenmektedir.

    Kırklar Meydanı:

    [​IMG]Hacı Bektaş Veli Türbesi’nin önündeki geniş salona Kırklar Meydanı ismi verilmiştir. Bu salonun oldukça yüksek bir tavanı olup, üç kemer ile üç bölüme ayrılmıştır. Kemerlerin arasında ahşaptan ortada iki, yanlarda da iki basık kubbe bulunmakta olup, bunlar ayrıca güneş sembolleri ile bezenmiştir. Oldukça geniş olan bu Kırklar Meydanı Hacet (Mürüvvet) penceresi ile aydınlatılmıştır.

    Meydanın doğusunda Resul Bâli’nin mezarı ile Horasan erenlerinin mezarları bulunmaktadır. Ancak bu mezarlar üzerinde herhangi bir kitabe yoktur. Mezarların yer aldığı, zeminden yüksek seki üzerinde ahşap parmaklıklar, antika saatler ve İran Şahı Rıza Pehlevi’nin armağanı İran Halısı, şamdanlar, levhalar ve ipek seccadeler bulunmaktadır. Ayrıca Bektaşilikte son derece önemli olan Kırkbudak Şamdanı da burada bulunmaktadır.

    Meydanın içerisindeki vitrinlerde Bektaşi tarikatına ait çeşitli eşyalar sergilenmektedir. Bunların arasında gülaptanlar, şamdanlar, keşküller, derviş dağarcıkları, sancak alemleri, teberler, nefirler ve bir de deri kalkan bulunmaktadır. Duvarlarda da çeşitli levhalara yer verilmiştir.

    Güvenç Abdal Türbesi:

    Kırklar Meydanı’nın batısındaki sekiden Güvenç Abdal Türbesi’ne geçilmektedir. Yapıdan bağımsız bir durumda olan türbe kemerli bir tonoz ile örtülmüştür. Türbe içerisinde üç sanduka bulunmaktadır. Bu sandukalar Güvenç Abdal, kızı ve hizmetçisine aittir. Güvenç Abdal ile ilgili yaşam öyküsü Hacı Bektaşi Veli Velâyetnamesi’nde anlatılmaktadır.

    Balım Sultan Türbesi:

    [​IMG]Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda, Hazret Avlusunun sağında Balım Sultan Türbesi bulunmaktadır. Türbe önünde Hacı Bektaşi Veli ile çağdaş olduğuna inanılmış Kara Dut ağacı bulunmaktadır.

    Bektaşi inanışında ikinci bir pir olarak tanınan Balım Sultan Bektaşiliğin kurulup, genişletilmesinde büyük payı olmuştur. Dimetoka’da 1462’de doğan ve 1516’da ölen (Hakka yürüyen) Balım Sultan’ın türbesini Yavuz Sultan Selim’in kumandanlarından Şehsuvaroğlu Ali Bey 1519’da yaptırmıştır.

    Türbe kesme taştan, içerisi kare planlı, dışı sekizgen gövdeli olup, üzeri sekizgen taş bir külah ile örtülmüştür. Külahın ucundaki alem gökyüzüne doğru uçan bir güvercin şeklindedir. Türbenin giriş kapısı üzerine “İnna Fetahna leke fethan mübüna” ayeti, ikinci kapısı üzerine de türbenin yapılışını belirten 1519 tarihli Arapça bir kitabe yerleştirilmiştir.

    [​IMG]Türbenin girişinde kalın taş duvarlar arasına iki sütunlu, yuvarlak kemerli bir giriş eklenmiştir. Türbenin içerisinde kollarında ejder ve buket taşıyan güvercin heykellerinin bulunduğu büyük bir şamdan ile küçük şamdanlar ve levhalar bulunmaktadır. Ayrıca türbenin kuzeyindeki bir niş içerisinde de Balım Sultan’ın kardeşi Şah Kalender’in mezarı vardır.

    Balım Sultan Türbesi ile cami arasındaki hazirede dergâha hizmet etmiş Bektaşi babalarının 40’a yakın mezarı bulunmaktadır.

    Kadıncık Ana (Balımevi) Evi:

    Nevşehir, Hacıbektaş ilçesinde bulunan Kadıncık Ana (Balımevi) Hacı Bektaş Müzesi’nin yönetimindedir. Velâyetname’de ismi geçen bu ev Karahöyük’ün eteğinde, Akpınar Çeşmesi’nin arkasındadır. Söylentiye göre bu ev, İdris Hoca'nın evi olup, Hacı Bektaşi Veli bu evde konuk edilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restore ettirilmiştir.

    Kadıncık Ana Evi, kesme taştan yapılmış, birbirleri ile bağlantılı üç odadan meydana gelmiştir. Odalardan birincisi tek kemerli olup, üç pencere ile dışarıya açılmıştır. Söylentiye göre odanın solundaki eğri bir duvar yıkılmak üzereyken Hacı Bektaşi Veli’nin eli ile düzelmiştir. Giriş kapısının karşısındaki köşede ise Kadıncık Ana’nın içerisinde gizlendiği söylenen bir tandır yeri bulunmaktadır. Evin ikinci ve üçüncü odalarına ayrı ayrı kapılardan girilmektedir. Üçüncü odanın tavanı diğerlerinden farklı olarak kemerlidir. Bu odalar küçük aydınlatma pencereleri ile dışarıya açılmıştır. Evin önündeki bahçe duvarında Akpınar Çeşmesi bulunmaktadır.

    Dedebağı Dergâhı (Hacıbektaş)

    Nevşehir Hacıbektaş ilçesine 3 km. uzaklıkta Dedebağı Dergâhı bulunmaktadır. Dergâhın ne zaman yapıldığı konusunda yeterli birlgi bulunmamaktadır.

    Moloz taştan yapılmış olan dergâhın planı çıkarılamamıştır. Yanında Hacı Melek Baba’nın mezarının da olduğu bir türbe bulunmaktadır. Günümüzde dergâhın çevresinden mesire yeri olarak yararlanılmaktadır.
     
  14. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Sivil Mimari Örnekleri


    [​IMG]Nevşehir ve yöresi volkanik tüf ve lavlarla kaplı olmasından ötürü, doğal yapı çevre koşulları sivil mimariyi de etkilemiş ve bu bölgede farklı bir yapılanmaya neden olmuştur. Yörede taşın fazla ağacın az oluşu, tüflerin kolaylıkla oyulabilmesi yapılanmayı tüflerin içerisine veya taş evlere yöneltmiştir.

    Tarih boyunca Pers ve Arap baskınları, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde korunmak ve savunmak için yörede yeraltı şehirleri de önem kazanmıştır. Bunun sonucu olarak da yeraltında çok katlı pek çok kişinin yaşayabileceği kentler yapılmıştır. Ayrıca Peribacaları denilen oluşumlar ve dağlar oyularak ev biçimine sokulmuştur. Nitekim Fransız gezgin A.Grandider yörede çoğu zaman tüflerin insan eliyle yalnızca pencere açmak için kullanıldığını yazmıştır.

    Nevşehir yöresinde kendine özgün konut mimarisine Ürgüp, Ortahisar, Uçhisar, Avcılar, Çavuşin ve Avanos’ta görülmektedir. Buralarda yapılan tüm yerleşimler doğal çevre ile bütünlük sağlamıştır.

    [​IMG]XIX.yüzyılda yörede yapılan evlerde kullanılan taş malzeme volkanik yapıdan kaynaklandığından, bunlar ocaklardan çıktıklarında yumuşak ve çok rahat işlenmiş olmaları, hava ile temas sağladıklarında da sertleşmelerinden ötürü taş yapılanmalarda sıkça kullanılmıştır. Bu taşların kolayca işlenmesinden dolayı da yöreye özgü bir mimari gelişmiştir. Bununla berber, ahşap yalnızca kapı ve dolap kapaklarında kullanılmıştır.

    Nevşehir evlerinin çoğunda kapılar kemerlidir. Bunların üst kısmına da stilize edilmiş sarmaşık ve rozet motifleri işlenmiştir. Çoğu kez de evlerin kanatlı ve giyotin pencereleri ikişer veya üçerli olup, etrafları da bitkisel motiflerle doldurulmuştur. İkinci katları destekleyen konsolların üzerleri de yine kabartma motifleri ile bezenmiştir.

    [​IMG]Nevşehir evleri çoğunlukla iki katlıdır. İklim nedeniyle de yaz aylarında üst kat odaları, eyvanları, konuk odaları ve mutfakları başlıca kullanım alanlarıdır. Alt katlar yaz ve kış aylarında işlevlerini sürdürürler. Dıştan yüksek duvarlarla ayrılmış avluda genellikle ev işleri yapılmaktadır. Ambar, ahır, samanlık, tandır evi alt katta yer almaktadır. Alt katların zemini ve avlu taş veya sertleştirilmiş toprakla döşenmiştir. Avluya açılan odalardan birisinde ev halkının yaşamı sürdürülür, yemek yenir ve aynı zamanda burada yatılırdı. Avluya açılan tandır evi çoğunlukla tonozlu olup, derinlemesine dikdörtgen planlıdır. Bunların ortasında kayalara oyulmuş tandıra yer verilmiştir. Tandır evinin yanlarında yer katı odaları veya üzeri tonozlu eyvanlar sıralanmıştır. Revaklı giriş eyvanından merdivenle üst kat eyvanına çıkılmaktadır. Üst kattaki eyvan bazen odaların arasında, bazen de yan taraftadır. Bazı örneklerde de bu eyvanın odalara çıkan merdivenin bitiminde olduğu da görülmüştür. Üst kat odalarının bir bölümü taş konsolların yardımıyla dışarıya çıkıntılıdır. Buradaki odalarda ocaklar, yüklükler, dolaplar, sekiler, musandıralar, raflar ve lambalıklar bulunmaktadır.

    [​IMG]Nevşehir evlerindeki ocakların ayrı bir özellikleri vardır. Bunlar dikdörtgen biçimli olup, altları taştır. Yanlarına dolaplar veya nişler yerleştirilmiştir. Yörede ağaç çok az olduğundan çoğu kez odalardaki yüklükler ahşap kapak yerine perde ile kapatılır. Evlerin konuklara ayrılan odaları daha zengin ve özenle döşenmiştir. Döşemeye ve sedirlere yöreye özgün kilim ve halılar serilmiştir. Bu odalar dikdörtgen biçimli olup, ikişer, üçer pencere ile avluya veya sokağa açılırlar. XIX.yüzyılda yapılmış olan daha eski evlerde pencereler demir parmaklıklı, kepenkli veya kafesli idiler. Alt kattaki pencereler üst kattakilere göre çok daha küçük olarak yapılmıştır. Bunlarda yalnızca havalandırma ön plana çıkmıştır.

    Günümüze gelen ve orijinalliğini koruyan evler daha çok Nevşehir Kalesi’nden aşağıya doğru uzanan alanda ve Kahveci Dağı’nın yamaçlarında görülmektedir. Kale çevresindeki sokaklar hem dar, hem de dolambaçlıdır. Bu sokaklar kaleye doğru arazi konumundan ötürü hem dik, hem de basamaklıdır. Bu sokaklar boyunca da birbirlerine benzeyen, beyaz badanalı, iki veya üç katlı, cephelerinde revakları olan üzerleri de düz damla örtülmüş evler sıralanmıştır.

    [​IMG]Evlerde kullanılan yöresel taşlar beyaz, gri ve açık kahverengi tonlarında değişmektedir. Bunlar arasında Kavak Kepezi denilen sert taşlar özel çekiçlerle işlenmektedir. Bunun dışında Yapraklı Seki denilen taş, sarı renkte olup, diğerine göre çok daha serttir. Ayrıca beyaz renkteki Sulusaray taşı da hem yumuşak, hem de ısıyı koruduğundan evlerin iç bölümlerinde kullanılmıştır.

    Nevşehir yöresinde, özellikle Ürgüp bölgesinde kayalara oyulmuş evlerle karşılaşılmaktadır. Ancak bunlar mağara evleri ile karıştırılmamalıdır. Bu evlerin içerisi yazın serin, kışın ılıktır. Rutubetsiz bir ortam sağladıklarından sağlık açısından da kullanıma uygun evlerdir. Bu evlerde daire şeklinde bir giriş ve Tarkaz denilen değirmen taşı biçiminde kapı bulunmaktadır. Bu kapıların eşiklerinde, tavanında ve iki yan duvarlarında kavis şeklinde oluklar yapılmıştır. Köksü denilen bir manivela ile de değirmen taşı kolayca kapı olukları içerisinde döndürülerek açılıp kapanmaktadır.

    [​IMG]Mağara evlerinde ise kayalar oyulmak sureti ile bir orta mekânın çevresine odalar yapılmıştır. Çoğu kez de orta mekân kubbe ile yanlardakiler de kemerlerin yardımıyla yarım kubbelerle üzerleri örtülmüştür.

    Ürgüp’teki Kayakapı Mahallesi eski bir yerleşim yeri olup, günümüzde Dünya Kültürel Mirası içerisindedir. Zamanla terk edilen bu evler bugün koruma altına alınmıştır.

    Kayakapı Mahallesi’nde günümüze gelen evlerden en tanınmışı Esat Ağa Sokağı’ndaki Esat Bey Konağı’dır. Bunun yanında Yusuf Ağa Konağı bulunmakta olup, her iki konak ta XIX.yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmektedir. Bu evlerin Taka olarak isimlendirilen kemerli bir düz nişi, aynalığı, yüklüğü bulunmaktadır. Geometrik motiflerle, çeşitli rozetlerle ve renkli taşlarla dikkati çeken yapılardır.
     
  15. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Köprüleri


    Demirli (Selimpınarı) Köprüsü (Avanos)

    Nevşehir ili Avanos ilçesi ile Genezin (Özkonak) yolu üzerinde Genezin Deresi üzerinde bulunan bu köprünün kitabesinden öğrenildiğine göre; Yavuz Sultan Selim zamanında yapılmıştır. Ancak bu kitabe günümüze gelememiştir. Sonraki dönemlerde 1801 ve 1925 yılında onarılmış, son onarımını da Demircioğlu Seyyid Hacı İbrahim yapmış, bu yüzden de Onun ismi ile tanınmıştır.

    Kesme kireç taştan yapılan köprü üç gözlüdür. Bu gözlerden ortadaki sivri, diğerleri daha küçüktür. Uzunluğu 43 m., eni de 4.90 m.dir. Büyük kemerin açıklığı 5.35 m.dir. Gözlerden büyük olanının ortasında kitabelik yeri bulunuyorsa da kitabesi yerinden sökülmüştür. Günümüzde halen kullanılmaktadır.


    Genezin Köprüsü (Avanos)

    Nevşehir ili Avanos ilçesinde, Genezin Bucağı’nın Köprübaşı semtinde bulunan bu köprünün kitabesi günümüze gelememiştir. Ancak yapı üslubundan XIX.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Köprünün yapımında kireç taşı kullanılmış olup, tek gözlü bir köprüdür. Sivri kemerli olan bu gözün kilit taşı dışarıya doğru çıkıntılıdır. Köprünün üzerindeki korkuluk iki sıra kesme taştan yapılmıştır ve günümüzde de kullanılmaktadır.
     
  16. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Medreseleri


    Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Medresesi (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir il merkezinde bulunan Damat İbrahim Medresesi’ni, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1726-1727 yıllarında, külliye ile birlikte yaptırmıştır.

    Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nin bölümlerinden birini oluşturan medrese caminin batısında, Cami-i Cedit Caddesi’nin karşısında bulunmaktadır. Medresenin arka kısmı arazi konumundan ötürü üçgen bir kısım oluşturmuş ve burası tuvaletlerin bulunduğu ikinci küçük bir avlu niteliğindedir. Medresenin avlu kapısında bir kitabeye yer verilmiştir.

    Kitabenin mealen anlamı:

    ”Fetihlerin babası, adaletli, muzaffer hükümdar
    Ki onun temiz kişiliği Allah katında itibar görür
    Ulu hükümdar, saygıdeğer ve büyük şahların şahı,
    Padişahın yüksek rütbeli veziri, kudretli yaratıcının
    Koyu gölgesinin hizmetçisidir.

    Saygı değer Ulu Sultan Ahmet Han Gazi ki
    İyilik ve cömertlik kapısının incisi, ümit bağlanan yerdir
    Methi mümkün değildir, ancak O’na teşekkür etmek
    Gereklidir ki kendisi Yüce tanrının tam bir lütfudur

    O hakan, tarihi şahsiyet ki, adalet ve merhametle
    İsteği dünyayı imar ederek canlandırmasıdır
    Onun için Tanrı şereflenme nedenlerini destekleyerek
    Benzeri ve örneği olmayan bir vezire uygun gördü

    Dinin ve devletin düzeni, yani İbrahim Paşa ki
    Eseriyle hayır yapılmasına yol açan ve öncü olandır
    Dünyanın rahat etmesini sağlayan ulu ve şerefli Vezir
    Ki soylu Damad âdet olduğu gibi memleketi süsleyen hükümdardır

    İşi ve tarzı övülmüş, güzel tavırları doğru ve herkesçe kabul edilmiş
    Onun hayatı ve eserleri sınırsızdır; hesaba gelmez
    Bunlardan biri bu temiz bayındır yerdir ki
    Resmi defterlerde Nevşehir olarak adlandırılmıştır

    O saadet güneşi ululuğuyla yükseldi
    Yerişimdi yücelikte Revak katında aynıdır
    Nedir bu ey yüce temiz büyük yapı
    Ki güzelliği ve düzeni dilek sahiplerini hayret içinde bırakır

    Sanki bu ulu medrese ilim ve bilgi göğüdür;
    İçindeki odalar süslü çark burcunun benzeridir
    Hayır dua okumak için elini safha gibi aç,
    Allah’ın hikmeti ve sırrı ile herkes âmin demeğe hazırdır

    Bu ilim yuvasında fazilet ve olgunluk yayıldıkça
    Kudretli yaratan yaptıranın makamında sürekli kılsın
    Ömrü uzun, düşmanı altüst mülkü dışarıda sınırsız olsun
    Gökyüzünün dokuz katı bunun gibi uygun bir yerdir

    Ey Vehbi altın kalemle yazsalar tarihini uygundur
    Bu yüce medrese İbrahim Paşa’nın icadıdır.
    1139 (1726).”

    Medrese kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Revaklı bir avlu etrafına dizilmiş bir dershane, 17 medrese odası ve doğu-batı ekseninde medrese girişi ile avluya geçiş eyvanlarından meydana gelmiştir. Dershane medresenin kuzeydoğu köşesine yerleştirilmiş olup, Osmanlı klasik medrese plan şemasından farklıdır. Osmanlı medreselerinde giriş ekseninde bulunan dershane burada kuzeydoğu köşesine kaydırılmıştır. Dershanenin kapısı üzerinde bir kitabesi bulunmaktadır.

    Kitabenin mealen anlamı:

    ”Şeriat yoluna bağlı Sultan Ahmet Han Gazi ki
    İşi her zaman temiz doğru yolun prensiplerini yaymaktır
    Dünyanın sahibi şerefli Hakan ki ululukla
    Varlığı yer yüzünde yüce Allah’ın gölgesidir

    Zafer sahibi şah, her zaman başarı kazanan hükümdar ve yedi iklimin sahibi ki;
    Ayaklarının tozuna dünya şahları yüzlerini aşındırırlar
    Yüzüğünden güneş ve aydınlık misâli saltanat
    Üzengisinden sanki değer, aydınlık ve heybet görülmektedir

    Büyük vezir ve o şanlı hakanın damadı
    Ki himmet, cömertlik ve el açıklığında hayret verendir
    Yorgunluktan devlet ve ikbâl ile o yüce makama geleli
    Gece gündüz halkın durumunu düzenlemek için özen gösterdi

    Arzusu dünyada gönlü kırılanları memnun ve
    Her zaman isteği hayrat ile dünyayı ihya etmektir
    Yanında herkesin gizli sırları bellidir
    Aydınlık vicdanı sanki bir parlak aynadır

    İstanbul’un içinde ve çevresinde eserleri sayısızdır
    Özellikle ki dünya süsleyen bu yüce kütüphanedir
    İçi türlü türlü rengârenk, gönlü çeken nüshalarla doludur
    Dışı da süs ve bezeklerle eşsiz ve benzersizdir

    İçinde dengi olmayan nice cilt kitap var
    Onların her biri İbn-i Sinâ’yı bile hayret ettirir
    Hele bilim ve fazileti canlandırmak için böyle eser yapmada
    Yüce makamın himmetini Allah Başarılı kılsın

    Bununla Hak bu ki hayır eserlerini tamamladı
    Ki bilimin yayılmasına sebep, yüce hayır ve güzel şandır
    Allah her zaman yaptıranını hayır yapmağa muvaffak etsin
    Onun iyiliğinden daha nice eser yeniden yeniye ortaya çıksın

    Tarihin Nedim noktalı harflerle yazdı
    Bu yüce kütüphane İbrahim Paşa’nın bıraktığı eserdir.
    1140 (1727).”

    Medresenin avlusu 12 sütunun taşıdığı hafif sivri kemerli bir revakla çevrelenmiştir. Bu revaklar üzerleri kubbeli 15 bölümden meydana gelmiştir. Bunların arkasında sıralanmış 17 medrese odası bulunmaktadır. Bu odaların içerisinde ocaklar, dolap nişleri bulunmakta olup, dışarıya taş söveli dikdörtgen birer pencere ile açılmıştır.

    Günümüzde medrese İbrahim Paşa Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.


    Karavezir Mehmet Paşa Medresesi (Gülşehir)

    [​IMG]Nevşehir ili Gülşehir ilçesinde Karavezir Mehmet Paşa, Nevşehir’e 20 km. uzaklıktaki Gülşehir’de yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturan medrese caminin tam karşısında bulunmaktadır. Medresenin giriş kapısı üzerindeki kitabeden 1780 yılında yapıldığı yazılıdır.

    Osmanlı mimarisindeki açık avlulu medreseler grubundan olan bu yapı avlunun kuzey ve doğusundaki odalarla birlikte L biçiminde bir plan tipi göstermektedir. Medresenin güneyindeki oldukça gösterişli mermer bir kapıdan avluya girilmektedir. Medrese avlusunun etrafı yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış sütunların oluşturduğu bir revakla çevrilidir. Revakların arkasındaki odalar birbirinin eşi olup, içlerinde ocak ve dolap nişleri bulunmaktadır. Hücrelerin üzerleri kubbelerle örtülmüştür. Yalnız güneydeki en büyük hücre diğerlerinden farklı olup, içerisinde de beş adet niş bulunmaktadır.

    Günümüzde kütüphane olarak kullanılan medrese Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1960 yılında onarılmıştır.


    Taşkın Paşa Medresesi (Ürgüp)

    Nevşehir ili Ürgüp ilçesinin 20 km. güneyindeki Damse Köyün’de bulunan Taşkınpaşa Külliyesi’nin bir bölümünü medrese oluşturmaktadır. Camiye 3 km. uzaklıktaki medresenin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Taşkın Paşa’nın 1350 tarihli vakfiyesinde ismi geçtiğinden ötürü medresenin 1350 yılından önce yapıldığı sanılmaktadır.

    Medresenin kapı ve pencere söveleri kesme taştan, duvarları moloz taştan yapılmıştır. Moloz taş duvarlar üzerine, bugün dökülmüş olmalarına karşılık kesme taş kaplandığı anlaşılmaktadır. Medrese 22.60x23.85 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Medresenin üst örtüsü tamamen yıkılmış olmasına rağmen girişin solundaki merdivenlerden iki katlı olduğu anlaşılmaktadır.

    Medresenin batı yönündeki portali zengin bir taş işçiliği göstermektedir. Medrese Karamanoğulları döneminde yapılmış olmasına rağmen portal tamamen Selçuklu üslubunda yapılmıştır. Geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiş olan portalin üzerinde kitabe yeri boş durmaktadır. Bu kapıdan uzun bir hole girilmekte, çevresinde de birbirlerinden farklı boyutlarda odalar bulunmaktadır. Medresenin güneybatısındaki girişin yanında iki kapı bir mescide açılmaktadır. Bu mescidin taş mihrabı palmet ve Rumilerden meydana gelen bir bezeme ile süslenmiştir. Üçgen şekildeki mihrap nişi mukarnaslıdır ve iki yanında palmet ve Rumilerden oluşan bir bezeme görülmektedir.

    Günümüzde medrese harap bir durumdadır.
     
  17. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Yeraltı Şehirleri


    [​IMG]Nevşehir’in de içerisinde bulunduğu Kapadokya Bölgesi, tarih boyunca sık sık saldırılara uğramıştır. MS.VII.yüzyılda yoğunlaşan Arap saldırıları, Roma ve Bizans’ın ilk dönemlerinde Hıristiyanlık üzerindeki baskılardan zorlanan, işkenceye uğrayan insanlar kendilerine yeni sığınacak yerler aramışlardır. Bu yüzden de yöredeki yumuşak tüften olan kayalar oyularak zeminden aşağıya inen mekânlar meydana getirmişlerdir. Bunun sonucu olarak da bölgede yeraltı şehirleri yapılmış ve insanlar tehlike anlarında bu şehirlere sığınmışlardır.

    Yeraltı şehirlerinde ilk yerleşimin başlangıcı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapılan araştırmalarda Prehistorik döneme ait aletlerin bulunuşu o dönemde de burada bir yerleşimin olduğunu göstermektedir. Ancak bu yerleşim sonraki dönemlerde görüldüğü gibi yeraltı şehirleri özelliğini taşımamaktadır. Prehistorik Çağ insanı buradaki mağaralarda yaşamışlardır. Yeraltı şehirleri Bizans döneminde en gelişmiş şekline ulaşmış ve bu şehirler kurulurken de büyük olasılıkla önceki kültürleri yok etmiştir.

    Bu yapılanma katlar halinde olup, uzun koridorlarla birbirlerine bağlanmış altlı üstlü barınaklar, evler meydana gelmiştir. Bunların her birisi de birbirlerine gizli geçitlerle de bağlanmışlardır. Bu yeraltı şehirlerinde giriş kapıları özel bir manivela ve yuvalarla açılıp kapanabilen yuvarlak taşlarla kapatılmıştır. Yeraltı şehirlerinin katlar arasındaki bölümleri birbirinden ayıran yuvarlak kapakların dışarıdan açılması mümkün değildir. Bunların çapları 1-2,5 m. olup, enleri de 30-50 cm. civarındadır. Ağırlıkları ise 200 ile 500 kg. arasında değişmektedir. Bu yuvarlak sürgü taşlarının ortasındaki delik, kapının açılıp kapanmasına olanak sağladığı gibi, içeriden saldıran düşmanın görülmesine ve onlara ok veya mızrakla karşı konulmasına da yaramaktadır. Bunların yanı sıra saldırıya açık olmayan bölümlerden ahşap kapılara da yer verilmiştir. Bu kapılar iki veya üç sürgülü olarak yapılmışlardır.

    [​IMG]Girişlerden sonra uzun dehlizlere herhangi bir saldırı sırasında içeriye girenlere karşı üst katlardan mızrakla savunmak için delikler açılmıştır. Ayrıca saldıranlara karşı kızgın yağ dökülecek mekânlar da düzenlenmiştir. Bu güçlü savunma karşısında yeraltı şehirlerine sığınanlar her türlü saldırıya karşı kendilerini rahatça savunmuşlardır. Yeraltı şehirlerinde uzun saldırılara karşı dayanabilmek için de oldukça geniş depolara da yer verilmiştir.

    Yeraltı şehirlerinde uzun galeriler labirente benzer tünellerle birbirlerine bağlanmıştır. Bunlar saldırıda bulunanların hareketlerini kısıtlamak için dar, uzun, alçak ve galeriler halindedir. Tüften oyulmuş duvarlara aydınlatmayı sağlamak amacı ile kandil ve mumlar için küçük oyuklar yapılmıştır. Bu kandillere keten tohumundan elde edilen, altın sarısı renkte bezir ismi verilen yağlar konuluyordu. Yeraltı şehirlerinin hiçbirisinde bezir yağını üreten imalathanelere rastlanmamıştır. Bunlar büyük olasılıkla dışarıdan temin edilmiş ve içeride yiyecek maddeleri gibi depolanmıştır.

    Yeraltı şehirlerinin girişlerinde ahırlara yer verilmiştir. Bunun da nedeni hayvanların dar geçitlerden alt katlara götürülmesinin zor olmasındandır. Ahırların duvarlarına oldukça kaba oyulmuş oyuk ve delikler açılmış olup, hayvanların yemlenmeleri ve bağlanmaları da bunların yardımı ile sağlanmıştır.

    [​IMG]Yeraltı şehirleri yaz ve kış aylarında iklimden çok fazla etkilenmemektedir. Bunlarda yemek yenilen ve şarap yapılan mekânlara taşınma kolaylığından ötürü üst katlarda yer verilmiştir. Yeraltı şehirlerinde yapılan incelemelerde, her ailenin kendine özgü bir mutfağı olmadığı, mutfakların ortaklaşa kullanıldığı, yemeklerin de ortaklaşa pişirildiği anlaşılmıştır. Kapadokya Bölgesi’nde günümüzde de kullanıldığı gibi tandır adı verilen ocaklara geniş yer verilmiştir. Mutfakların çevresine erzak küplerinin düzenli olarak yerleştirilebilmesi amacıyla oyuklar açılmıştır.

    Yeraltı şehirlerinde katlar arasında iletişim ve havalandırma sorunu son derece güzel bir şekilde çözümlenmiştir. Bunun için katlar arasında 5-10 cm. çapında haberleşme delikleri açılmıştır. Ayrıca katlardan yukarıya açılan bacaların yardımıyla da havalandırma sağlanmıştır. Bu bacalar aynı zamanda su kuyusu olarak da kullanılmıştır.

    Bu şehirlerde uzun süre yaşamı idame ettirebilmek için yaşama alanları, oturma birimleri ve mezarlıklara da yer verilmiştir. Yeraltı şehirlerinde tuvalet konusu henüz tam olarak aydınlığa kavuşmamıştır. Sadece Tatlarin ve Güzelyurt (Gelveri) yeraltı şehirlerinde tuvalet bulunmuştur.

    Kapadokya ve özellikle Nevşehir’deki yeraltı şehirleri Kaymaklı ve Derinkuyu’da bulunmaktadır. Derinkuyu ile Kaymaklı yeraltı şehirleri arasında bu iki şehri birbirine bağlayan 9 km. uzunluğunda bir tünel bulunmaktadır. Yöredeki bazı yeraltı şehirleri arasında bu tür tünellerin bulunduğu sanılmaktadır.
    Bu şehirlerde arkeolojik araştırmalar yapılmış, bir bölümü temizlenerek ziyarete açılmıştır. Bunlardan Derinkuyu Yeraltı Şehri Nevşehir’e 29 km. uzaklıkta 85 m. derinliğinde yedi katlı bir şehirdir. Buradaki bölümler geniş eğimli, basamaklı koridorlarla birbirine bağlanmış mekânlardır. Derinkuyu’da iki ve üçüncü kattan sonra 214 basamakla daha alt katlara inilmektedir. En alt katta da haç planlı bir kiliseye yer verilmiştir. Derinkuyu ve Kaymaklı’daki yeraltı şehirlerinde 15.000-60.000 kişinin barındırdığı da sanılmaktadır.

    Derinkuyu Yer altı Şehri (Derinkuyu)

    [​IMG]Nevşehir Derinkuyu ilçesinde bulunan Derinkuyu Yeraltı şehri 85 km. uzunluğunda olup, bir anda yüz bin kişilik topluluğu barındıracak konumdadır. Derinkuyu’nun yapıldığı tarihi kesin olarak veren herhangi bir kaynak bulunmamaktadır. Bu konuda da bir kitabeye rastlanmamıştır.

    Şehir 18-20 kat olarak düzenlenmiştir. Günümüzde bu katlardan yalnızca sekizi temizlenerek ziyarete açılmıştır. Bugünkü şekli ile 52 havalandırma bacası içerideki hava sirkülâsyonunu düzenlemektedir. Derinkuyu’da bir yeraltı şehrinde bulunması gereken tüm özellikler vardır. Giriş katında ahırlar, yemekhane bölümü, kiler, kilise, şarap ve şıra yapım mekânları bulunmaktadır. İkinci katta özel misyonerler okulu olup, okulun bulunduğu bölüm oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Üzeri diğer yeraltı şehirlerinde olmayan bir şekilde beşik tonozlarla örtülmüştür. Buradaki ana salonun çevresinde bir takım odalar bulunmaktadır. Yer altı şehrinde üç ve dördüncü katlardan sonra aşağı katlara doğru merdivenlerle inilmektedir. Yedinci katta kapalı Yunan haçı planında bir kilise vardır. Kilisenin bitiminde de mezarlara rastlanmaktadır.


    Tatlarin Yeraltı Şehri (Acıgöl)

    [​IMG]Nevşehir ili, Acıgöl ilçesinin 10 km kuzeyinde, Tatlarin’de bulunan ve Kale olarak isimlendirilen tepenin altında Tatlarin Yeraltı Şehri bulunmaktadır. Bu şehir ilk defa 1975 yılında bulunmuş ve 1991 yılında da ziyarete açılmıştır. Buradaki toprak üstü yerleşimde kiliseler bulunduğu, ancak bunların büyük çoğunluğunun doğal nedenlerden dolayı yıkıldığı bilinmektedir.

    Şehrin giriş kapısı yıkılmış olup, içerisine batı yönünde açılan iki ayrı mekândan girilebilmektedir. Yeraltı şehri oldukça geniş bir alana yayılmış olup, yalnızca çok küçük bir bölümü temizlenebilmiştir. Günümüzde iki katına girilebilen şehirde geniş mekânlar, erzak depoları ve kiliseler bulunmaktadır. Bu şehrin büyük bir manastır veya askeri bir garnizon olduğu da sanılmaktadır.

    Tatlarin Yeraltı Şehri girişinden kavisli bir koridordan dikdörtgen planlı bir alana ulaşılmaktadır. Girişte bulunan 1,5 m. çapında, ortası delikli olan sürgü taşı, içeriye giriş ve çıkışı kontrol etmektedir. Girişin sağındaki bir mekânda üç iskeletin bulunması, burasının bir zindan olmasını akla getirmektedir. Girişin çevresinde mutfak, kiler ve tuvaletler bulunmaktadır. Bu alanın Roma döneminde mezarlık olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

    Yeraltı şehrinin ikinci katında ahırlara yer verilmiş ve burası sütunlarla desteklenmiştir. Ambar olarak düşünülen mekânlar oldukça geniş ölçüdedir. Bu mekânlarda da havalandırma bacalarına yer verilmiştir. İçerideki ilk iki mekân bir koridorla birbirine bağlanmış olup, bu koridorda tuzaklar ve bağlantıyı kesen sürgü taşı bulunmaktadır.


    Özkonak Yeraltı Şehri (Avanos)

    [​IMG]Nevşehir ili Avanos ilçesine 14 km. uzaklıkta bulunan Özkonak Yeraltı Şehri İdiş Dağı’nın kuzey yamaçlarında bulunmaktadır. Buradaki kayalar volkanik granitten tüf tabakaları halindedir. Yeraltı şehri oldukça geniş alana yayılmış galeriler ve tünellerle birbirlerine bağlanmıştır. Yeraltı şehirlerindeki kat sistemi burada da uygulanmış, katlar arasındaki haberleşmeyi sağlayacak dar ve uzun delikler açılmıştır. Bu bakımdan Özkonak Yeraltı Şehri diğerlerinden ayrıcalıklıdır. Havalandırma da bu deliklerden sağlanmaktadır. Girişteki sürgülü kapıdan sonra düşman üzerine kızgın yağ dökmek amacı ile üst kısma delikler açılmıştır.


    Mazı Yeraltı Şehri (Ürgüp)

    [​IMG]Nevşehir ili Ürgüp ilçesinin 18 km. güneyinde, Kaymaklı Yeraltı Şehri’nin 10 km. doğusunda bulunan vadinin yamaçlarında Erken Roma Dönemi'ne ait kaya mezarları bulunmaktadır. Platoda ise çok sayıda Bizans Dönemi'ne ait mezarlar bulunmaktadır.

    Mazı Yeraltı Şehri de bu vadinin dik yamaçlarındadır. Yeraltı şehrine farklı yerlerden dört ayrı girişten girilmektedir. Şehrin asıl girişi ise düzensiz olarak örülmüş bir koridor halindedir. İçeride de yeraltı şehirlerinde karşılaşılan yuvarlak sürgülü taşlardan yapılmış bir kapısı bulunmaktadır. Girişin karşısında geniş bir ahır ve bu ahırın ortasında da kayaların oyulması ile oluşturulan hayvanların su yalağı bulunmaktadır. Sıra halindeki bu ahırlar arasındaki bir mekân şaraphane olarak kullanılmıştır. Üst kısım moloz taşlardan örülmüş ve buraya üzümlerin dökülmesi için de bir baca yapılmıştır.

    Bu bölümden kısa bir koridorla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılmaktadır. Bu koridorda da yine yuvarlak taştan bir giriş kapsı bulunmaktadır. Bu kilise Kaymaklı yeraltı şehrindeki kilisesinden farklı olarak girişi kabarmalarla süslenmiş, kenarına da alçak platformlar yapılmıştır. Ayrıca giriş yanındaki oda da büyük olasılıkla din görevlilerine aittir. Kilisenin yanında yaklaşık 20 m. derinliğinde bir su kuyusu bulunmaktadır. Kilise apsisinin yanındaki bir dehlizle de şehrin diğer mekânlarına geçiş sağlanmıştır. Ayrıca buradaki bacanın iki yanındaki küçük bacalar yukarıya tırmanmayı sağlamaktadır. Yeraltı şehrindeki üst katlara çıkış bu tür bacalar sayesindedir. Üst kattaki salon ve odalar birbirlerine dar ve uzun tünellerle bağlanmıştır. Burada yeterli bir araştırma yapılmadığından şehrin ne kadar bir alana yayıldığı bilinmemektedir.


    Özlüce Yeraltı Şehri (Merkez)

    [​IMG]Nevşehir’de Kaymaklı’nın 6 km. batısında bulunan Özlüce Köyü (Zile) Yeraltı Şehri diğer yeraltı kentlerinden jeolojik yapı ve mimari düzen olarak daha farklıdır. Burada katlar bulunmamaktadır. Şehir tek kat üzerinde tüfler oyulmak suretiyle yapılmıştır. Girişte bazalt taşından yapılmış kemerli iki mekân bulunmaktadır. Buradaki taşlarla örülmüş 15 m.lik bir alandan sonra kayadan oyulmuş asıl yeraltı kentine girilmektedir. Bu şehrin girişinde sert granitten 1.75 çapında kapak taşı ve sürgü sistemi ile karşılaşılmaktadır. Bu kapıdan oldukça geniş bir alana geçilmekte olup, bu alanın sol yanında insanların yaşadığı odalar, sağ tarafında da erzak depolarına yer verilmiştir. Ayrıca oldukça uzun olan galerinin yanlarına da çeşitli odalar ve yerlere de tuzaklar kurulmuştur.


    Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri (Gülşehir)

    Nevşehir ili Gülşehir ilçesinin 35 km. batısında, Gökçetoprak Köyü yakınlarında bulunan bu yeraltı şehrini ilk kez 1989 yılında Fransız araştırma ekibi bulmuştur. İtalyan asıllı Roberto Bixio ve Stefano Saj Commissione Nazionale Cavita Artificiali de 1991 yılında burada araştırma yapmışlardır.

    Sivasa yeraltı şehrinin bulunduğu alan diğer yeraltı şehirlerine göre farklı jeolojik yapıya sahiptir. En altta kızılımsı kahverengi renkte olan çamur taşı, onun üzerinde kalınlığı 3-4 m.yi bulan aglomera (iri taneli tüf) ve en üst kısımlarında da sert bir volkanik kayaç olan andezit kaya blokları bulunmaktadır. Yeraltı şehri, çamur taşı ve aglomera formastasyonunun içine kazılmıştır. Buradaki platonun yamacına oyulan yeraltı şehrinin oldukça dar bir girişi vardır. Günümüzde tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinden yalnızca iki kat tespit edilebilmiştir. Ortaya çıkarılan her iki katta da oldukça büyük, ancak düzgün olmayan dikdörtgen mekânlar birbirlerine dar ve uzun koridorlarla bağlanmıştır. Bu koridorları birbirinden ayıran kapı taşları dışarıda hazırlanılarak içeriye getirilmiş ve koridorların girişlerine yerleştirilmiştir.

    Yeraltı şehrinin ikinci katında bugün de içerisinde su bulunan 15 m. derinliğinde bir su kuyusu bulunmaktadır. Günümüzde Gökçetoprak Köyü’nün kuzey ve batı yamaçlarında yöre halkı tarafından depo, samanlık ve ahır olarak kullanılan ve tam araştırması yapılmamış çok sayıda yeraltı şehri olduğu bilinmektedir.
    Nevşehir yöresindeki yeraltı şehirleri XII.yüzyıldan sonra önemini yitirmiş ve terk edilmiştir.
     
  18. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Peribacaları


    [​IMG]Kapadokya Bölgesi’ndeki Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif volkanik dağlardı. Jeolojik devirlerde, günümüzden on milyon yıl önce, Miyosen devrinde başlayan jeolojik hareketlilik belirli aralıklarla günümüze kadar sürmüştür. Buradaki Neojen gölleri altındaki volkanik dağlardan çıkan lavlar platolarda, göllerde ve akarsular üzerinde 100-150 m. kalınlığında birbirlerinden farklı sertlikleri olan tüf tabakalarını oluşturmuştur. Bu tabakalar içerisinde tüfün yanı sıra lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, tüffit, ignimbirit tüf, lahar, marn aglomera ve bazalt kayaçlar da bulunmaktadır.

    Volkanlardan püsküren maddelerden ötürü yöre şekillenmiş, volkanların küçüklüğüne ve büyüklüğüne göre de püskürmelerle platolar şekillenmiştir. Bu şekillenen arazi, tüf tabakaları, aşınma ve erozyon nedeniyle de bugünkü haline gelmiştir.

    [​IMG]Bu jeolojik oluşumların yanı sıra vadi yamaçlarından aşağıya akan sel suları, rüzgâr, tüf bloklarını aşındırmış ve günümüzde “Peribacası” ismi yakıştırılan ilginç oluşumları ortaya çıkarmıştır. Bu arada sel sularının dik yamaçlardan kendilerine yol bularak aşağıya akması, sert blokların çatlamasına ve yer yer de kopmalarına neden olmuştur. Arazinin alt kısımlarında bulunan, aşınmaları kolay olan bloklar derin bir şekilde oyulmuştur. Bunun sonucu olarak da üst kısımlarında şapkaya benzer, konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır.

    Kapadokya Bölgesi’nde erozyunun oluşturduğu peribacaları şapkalı, konili, mantarlı, sütunlu ve sivri kayalar isimleri altında gruplara ayrılmaktadır.

    Ürgüp çevresinde bulunan şapkalı peribacaları konik gövdelidir. Bunların bazılarının üzerlerinde ise taşıdıkları kaya blokları bulunmaktadır. Bu oluşumların gövdeleri tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş, şapka kısımları ise ignimbirit ve lahar denilen kayalardan meydana gelmiştir. Peribacalarının şapkasını oluşturan bölümleri kaya türü gövdeden daha dayanıklıdır. Bunlardan şapka kısmındaki kayanın direncine bağlı olan peribacalarının dayanma güçleri birbirlerinden farklıdır.

    [​IMG]Peribacaları en yoğun şekilde Ürgüp-Uçhisar-Avanos üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp-Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır.

    Kapadokya Bölgesi’nin bilimsel yönden ortaya çıkışı, XVIII.yüzyılda bir Fransız gezgininin anılarından olmuştur. Fransa kralı XIV.Louis’in talimatı ile Afrika ve Anadolu’ya giden Fransız Paul Lucas, Kapadokya’daki peribacalarını görmüş ve bunları anılarında yayınlamıştır. Peribacalarının, daha önceki antik yazarlar Arap ve Türk araştırmacıları tarafından o güne kadar ele alınmamış olmasından ötürü Lucas’ın bu açıklamaları batıda büyük yankılar uyandırmıştır. Lucas’ın açıklamaları Fransa sarayında hayal gücü olarak nitelenmiş ve hatta alay konusu da olmuştur. Bunun üzerine Fransız büyükelçisi Kont Desalleurs’den bu konuda bir araştırma yaptırması istenmiştir. Yapılan araştırma sonuçları Lucas’ın tanımlamalarını doğrulamıştır. Bunun ardından İngiltere büyükelçisi Cherac’da kendi adına başka bir inceleme yapmış, daha önce verilen rapor doğrulandığı gibi, peribacalarının söylenenden çok daha fazla olduğuna da işaret etmiştir.

    Bundan sonra Kapadokya ile bilimsel kişilerin ilgilenmeleri bir buçuk yüzyıl sonra başlamıştır. Fransız Charles Texier 1867’de yayınladığı Assie Mineure (Küçük Asya) isimli kitabında Kapadokya Bölgesi üzerinde özenle durmuştur. I.Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız araştırmacısı Rahip Jerphanion Kapadokya’da Bizanslıların yeni bir eyalet oluşturduğunu ortaya koymuştur. Çalışmalar bu yönde devam etmiş, Bizans kiliseleri, keşiş hücreleri, barınaklar ve yeraltı kentleri üzerinde durulmuştur.
     
  19. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Güvercinlikleri


    [​IMG]Kapadokya Bölgesi’nde peribacaları kadar güvercinliklerin de ayrı bir yeri vardır. Bu güvercinliklerin XVIII.yüzyıldan itibaren yapılmaya başlandığı sanılmaktadır. Günümüze ulaşanlar XIX.yüzyıl sonu, XX.yüzyılın başlarına aittir.

    Kapodakya bölgesi güvercinliklere Uçhisar çevresindeki vadilerde; Göreme-Kılıçlar, Güllüdere; Ürgüp-Üzengi; Ortahisar ve Kızılçukur vadilerinde, Çat ve Kayseri Soğanlı vadilerinde görülmektedir. Ayrıca Balkan Deresi çevresinde de güvercinlikler bulunmaktadır.

    Hıristiyan inancında Tanrı’nın ruhu, İslam inancında da aileye bağlılığı simgeleyen güvercinler için peribacalarının üst kısımlarında, kayalar oyulmuş, küçük delikler açılarak güvercinlikler yapılmıştır. Dini inançların yanı sıra güvercinliklerinin yapılmasında asıl etken, gübrelerinden faydalanmaktır.

    Güvercinlikler 5-10 m2’lik küçük odacıklar şeklinde olup, iç kenarlarına birkaç sıra halinde kuşların tünemesi ve yumurtlaması için küçük oyuklar açılmış, ahşaptan tünekler konulmuştur. Güvercinliklerin oldukça yüksek yerlere yapılmaları dış etkenlerden zarar görmemelerini sağlamak içindir. Ayrıca güvercinliklere ulaşabilmek için kayalara içeriden oyulan tüneller ve merdivenler yapılmıştır.

    [​IMG]Güvercinliklerin dış görünümlerinde güvercinlerin yuvaları görebilmeleri için çevreleri beyaz badana ile sıvanmıştır. Bazı güvercinliklerin dış yüzeyleri yerel sanatçılar tarafından zengin bezemelerle süslenmiştir. Bu bezemelerin başında Anadolu’nun en eski motiflerinden olan çarkıfelek motifleri gelmektedir. Ayrıca çarkıfelek motiflerinin bazıları üzerine de hayat ağacı ve ağaçlara tünemiş kuşlar da resmedilmiştir. Yöredeki güvercinliklerdeki bu motiflerin yanı sıra ender de olsa güvercinlik sahiplerinin isimleri ile Maşallah ve Allah gibi sözcüklere de rastlanmaktadır.

    Bezemelerde yaygın olarak kırmızı renkler kullanılmış, bu renk yörede Yoşa olarak isimlendirilen ve topraktan elde edilmiştir. Beyaz boyalar ise alçı ve yumurta karışımından elde edilmiştir. Bu şekilde bir boyamanın yapılmasının bid idğer nedeni de yuvalara çıkmak isteyen hayvanların kayarak yuvaya erişmelerini engellemektir.
     
  20. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Nevşehir Kaplıca ve İçmeleri


    Nevşehir Erciyes Dağı ve Hasan Dağı gibi iki büyük volkanik dağ kütlesinin arasında yer almıştır. Bu yüzden de yörede sıcak su kaynakları çok fazla bulunmaktadır. Arazideki volkanik faaliyetler, kırılma hareketleri ve fay oluşumları da kaplıca ve içmelerin sayıca artmasına neden olmuştur.


    Bayramhacılı Kaplıcası (Avanos)

    Nevşehir ili Avanos ilçesinde, Kızılırmak’ın bir yay çizdiği yörede bulunan Bayramhacılı Kaplıcası’nda fay etkinlikleri görülmektedir. Kuzey-güney doğrultulu Selçen Deresi vadisinde oldukça belirgin kayma yüzeyleri bulunmaktadır. Buradaki kaplıcanın suları da faylarla ilgilidir. Ayrıca bazalt lav akıntıları da oldukça belirgindir.

    Bayramhacılı Köyü’nün 1,5 km. güneydoğusunda bulunan kaplıcanın sıcak suyu neojen volkanik fasiyesli andezitler arasından çıkmaktadır. Kaplıcanın asıl kaynaklarının dışında kalkertüf ve travertenlerin içinde çok sayıda sıcak ve soğuk su sızıntıları bulunmaktadır. Buradaki kireçli sular içerisine konulan her şeyi iki, üç gün içerisinde bir kalker kabuğu ile kaplamaktadır. Bu yüzden de havuzlar, borular, kanallar ve su yolları kemik görünümlü bir örtü ile kaplanmıştır.

    Bayramhacılı Kaplıcasının suları karbondioksit taşıyan klora bikarbonatlı alkali ve toprak alkali sular grubundandır. Sıcaklığı 41 C, CO2 gazlı ve tuzludur. Akımı saniyede 3 lt., radyoaktivitesi 11.4 eman, kalevi karbonatlı halojenlerce zengin, arsenik tuz da içermektedir. Bu kaplıcanın suları romatizma ve deri hastalıklarına iyi gelmektedir. Ayrıca banyo ve içme kürleri için de elverişlidir. Kaplıcanın çevresinde turistik tesisler bulunmaktadır.


    Kozaklı Kaplıcaları (Kozaklı)

    Nevşehir Kozaklı ilçesinin güneyindeki dere yatağı boyunca çok sayıda sıcak su kaynağı bulunmaktadır. Bu suların debileri 30 lt/sn'ye ulaşmakta olup, bu suların bir bölümü dereye, bir bölümü ise, bir süre açıkta aktıktan sonra yeniden yeraltına çekilmektedir.
    Kozaklı kaplıcaları, Batı Alman kaplıcaları Birliği sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorlu olup A ve C grubu şifalı sular grubuna girmektedir. Kozaklı kaplıcalarından iltihabı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin, cilt hastalıklarının, kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin, mantar hastalıklarının ağrılı hastalıklar ve iç salgı bezleri rahatsızlıklarının tedavisinde yararlanılmaktadır.


    Gümüşkent (Salanda) Kaplıcası (Gülşehir)

    Nevşehir ili Gülşehir ilçesi Gümüşkent bucağının kuzeyinde bulunan Gümüşkent Kaplıcası aynı zamanda da içme niteliğindedir. Kaplıcanın suyu bir havuz içerisinden kaynamakta ve ikinci bir havuzda toplanmaktadır. Saniyede 1 lt. kaynayan kaplıcanın suyu deri hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

    Gümüşkent içmesinin suyu toprak alkali bikarbonatlı ve bol karbondioksit içermektedir. Karaciğer, safra kesesi ve metabolizma rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.


    Üzengi İçmesi (Ürgüp)

    Nevşehir, Ürgüp ilçesinin 3 km. güneyinde, Ortahisar Kasabası yakınından başlayan Damsa Çayı Vadisine açılan küçük vadinin kaya tabanından ve yamaçlarından kaynamaktadır. Bu içmeye aynı zamanda Üzengi Suları ismi de verilmiştir. İçmenin bulunduğu vadi aynı zamanda bir fay aynası olduğundan kükürtlü ve hidrojen kokulu bu suların toplam debileri 2 lt/sn’yi geçmemektedir. Suyun karbondioksit fazlalığı içimini kolaylaştırmaktadır.

    Bu içmenin suları karaciğer, safra kesesi hastalıklarına iyi gelmektedir. İçmenin çevresi ağaçlık olup, aynı zamanda mesire yeri olarak da kullanılmaktadır.


    Çökek İçmesi (Ürgüp)

    Nevşehir ili Ürgüp ilçesinde, Damsa Çayı vadisinin doğu yamaçlarındaki travertenler arasında bulunan bu içmenin suları 15 derecede kaynamaktadır. Sular demir bileşimli tortular bırakmaktadır. Suyun debisi dakikada 1 lt.dir. Karbondioksit bakımından zengin olup, lt.de 15 gr. tuz içermektedir. İkinci derecede sodyum içermektedir.

    Bu içmenin suyu, reaksiyonu hafif asitli olduğundan sindirim düzenleyici, hemoroid, parazit düşürücü, deri hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir.


    Çorak İçmesi (Avanos)

    Nevşehir-Avanos karayolu üzerinde bulunan bu içme kırık faylardan kaynaklanmaktadır. Suyun debisi çok az olup, 0.5 lt/sn.dir. Suyun tuz oranı çok fazla olup, toprak, alkalik, tuzlu, bikarbonatlı sular grubuna girmektedir.

    Bu sular, içme olarak değerlendirildiğinde sindirimi kolaylaştırıcı, salgıyı artırıcı etki yapmaktadır.


    Karakaya İçmesi (Avanos)

    Nevşehir-Avanos karayolu üzerinde, il merkezine 13 km. uzaklıktadır. İçmenin suları sodyum bikarbonatlı ve alkali içermekte olup, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında yararlı olmaktadır.


    Ürgüp İçme ve Kaplıcası (Ürgüp)

    Nevşehir ili, Ürgüp ilçe merkezinin 5 km doğusunda bulunan kaynak suyunun sıcaklığı 140 ºC'dir. Tuzlu, kokusuz, gazsız sular grubundadır.

    Deri hastalıklarında su banyosunda ve kaynağın az ilerisindeki kükürtlü çamurdan yarar sağlanır.


    Bahçeli İçmesi (Ürgüp)

    Nevşehir, Ürgüp ilçesi Bahçeli Köyü’nün kuzeybatısında bulunan kaynak suyunun sıcaklığı 18 ºC’dir. İçmenin suyu fazla gazlı, kokusuz, bikarbonatlı safra içermektedir.

    Hazmı kolaylaştıran ve böbrekleri temizleyen bu su aynı zamanda safra suyu olarak da kullanılmaktadır.
     

Bu Sayfayı Paylaş