Neden pazar gününü bekledim

'Köşe Yazıları' forumunda Dine tarafından 3 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Neden pazar gününü bekledim konusu SEVGİLİ, kadim dostum Ertuğrul Özkök için yazıyı neden pazar gününe kadar beklettim?

    Çünkü Pazar Yazıları’nın mucidi odur.


    Politika bulamacında debelenirken, hiç olmazsa pazarları hayatın kıyısına çıkmayı, sanatın, kültürün, bireysel zevklerimizin altında güneşlenmeyi, basın dünyasına o getirdi.
    Hürriyet Gösteri’nin birinci sayısına kimden yazı istemişsem, onun anılar çizelgemde unutulmaz yerleri vardır. O da onlardan biridir.
    Cuma günkü ‘Kimden ne öğrendim’ yazısının bir eksiği var, onun da başlığı şu olmalıydı: Kimlere ne öğrettim? Alçakgönüllülük peşini bırakmaz ki! Bir edebiyatçının gazete yazarı oluşunda, çok büyük rolü vardır. Yazıyı okutmanın sırlarını bana o verdi. Bu konuyu uzun uzun yazmanın gereği yok, Kürşat Başar’ın hazırladığı Sanki Bir Roman Kahramanı kitabında, onunla ilgili düşüncelerim detaylı bir şekilde yer alıyor.
    Bâb-ı Âli’deki adam ezme, yok etme geleneği yerine adam yaratma geleneğini yerleştirdi. Genç gazete yazarlarının satırlarında, ister Hürriyet’te çalışmış olsunlar, ister başka gazetede, onun emeği, desteği, yüreklendirmesi vardır.
    Bedel öder ama, bedel ödetmez. Tanıklıklarımdan bir başka gözlemi de aktarayım.
    Ruhu, zihni, duyguları yeni üretilen nanoteknoloji kumaşlarının en gelişkin örneğidir. O kumaşların üzerinden su, yağ nasıl akıp giderse, kin, haset duyguları da iz bırakmadan akıp gider ondan.
    Hoşgörü, müsamaha, tolerans. Üç ayrı dildeki bu kelimelerin hepsini şahsında toplamıştır.
    Onun diğer işleri kadar yaygın bilinmese de, benim için çok önemli olan bir işinden bahsetmem gerekiyor. Aslında daha önce bir-iki kere bahsetmiştim; benim yazılarımın çoğunun başlığını o atar. Çünkü o basın dünyasının Stradivarius’udur. Bir başlıkla, bir cümleyle yazıya cila verir. Evrenselle ulusalın kesiştiği noktada gazetecilik yapmıştır. Yeniliğin nerede eskidiğini sezen, yeniliğin ne olduğunu bir Nostradamus öngörüsüyle bulan kişidir.
    Zekâsının doğurduğu şakalardan bir örnek vereyim.
    Bir cumartesi sabahı telefonda bakın ne dedi?
    “Doğan Beyciğim, bugün kitap seçiminde bir hata yapmışsınız. Bir bestseller kitabı yazmışsınız.”
    Bilir ki, ben çok satanları pek yazmam, o gün öyle bir kitabı yazmıştım, hemen ince alayıyla bu konuya değinmişti.
    Ayrıca o benim Karagöz’ümdür, ben de onun Hacivat’ıyım.
    William Shakespeare’in Prospero ile Caliban’ını bilirsiniz, biz bunu kendi ülkemize uyarladık. Madem ki tiyatromuzun eski ustaları Othello’yu Arabın İntikamı olarak oynamışlardı. Biz de bu şekilde uyarladık...
    Ben ona bir konuyu, yazacağım yazıyı anlatırken, birden karşıma “Halkın Sesi Hakkın Sesi” görüşüyle çıkar, gerçekten de yazım bir boyut daha kazanır, karşıt düşünceyle güçlenir, okurumun sayısını artırır.
    Müzikten edebiyata, her alanda yaptığımız tartışmalar bir kitapta toplansa, gerçekten çok özgün bir çalışma ortaya çıkar.
    Yazılarında bir edebi anlayışın izdüşümünü arayanlara bir kolaylık sağlayacağım, İkinci Yeni şiirinin muhibbidir.
    Dertleri kendine saklar. Mutlulukları bölüşür.
    Basın tarihinde gazetecilik alanındaki çalışmaları, yenilikleri, keşifleri bu alandaki öğrencilere derslerde mutlaka okutulacaktır, okutulmalıdır.
    Ben dostumun kimliği konusunda bazı gözlemleri ilettim sizlere. Ağır tahlilleri, basının Ebussud Efendi’lerine bırakıyorum. Şeyhülislam Fetvaları, bugünün yazı tarzına demode düşüyor.
    Biraz da temel uyuşmazlıklarımızdan(!) söz edeyim.
    O sütlü çikolata sever, ben koyu çikolata yerim. Yüzde 85-99 oranında kakaolu olanlarını severim.
    O şarapçıdır, ben viskiciyim.
    * * *
    Yeni genel yayın yönetmeni Enis Berberoğlu, Hürriyet’in çeşitli kademelerinde başarılarını, yeteneğini, yöneticiliğini kanıtlamış; sevdiğim, güvendiğim, inandığım bir kardeşimdir.
    Kurumun tarihini bilen biri.
    Birikimine, donanımına, bilgisine uygun düşünür, yazar ve konuşur.
    Türkiye’ye ve dünyaya okuyan, bilen birinin merceğinden bakar.
    İnsan ilişkilerinde hiçbir zaman nezaket kurallarını ihlal etmedi.
    Başarılı olmasını dilerim.



    Doğan Hızlan / Hürriyet
     

Bu Sayfayı Paylaş