Ne Söyleyim Yalan Dünya Türküsü ve Hikayesi

'Müzik Sohbet & Fan Club' forumunda Mavi_inci tarafından 21 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Ne Söyleyim Yalan Dünya Türküsü ve Hikayesi konusu Ne Söyleyim Yalan Dünya Sözleri ve Hikayesi


    Ne söyleyim yalan dünya

    Yöre: Kırşehir



    Ne söyleyim yalan dünya halını
    Sırrına eripte bilen olmadı
    Belkıs yele verdi olan malını
    Süleyman ömrünü süren olmadı.


    Yakub'u ağlattı Yusufum diye
    İsmail'e koç kurban indi hediye
    İsa göğe ağdı sebebi niye
    Eyyüb'un yarasın saran olmadı


    Hakkın sevgilisi Habibi yari
    Bunca nebilerin serveri piri
    Ebu Bekir, Ömer, Osman'la Ali
    Onlar gayrılara yaran olmadı


    Gökten Cebraille iki don geldi
    Fatıma ağladı karalar giydi
    Hüseyin aşkına başını verdi
    Dünyada bu denli figan olmadı


    Kur'an-a zulmetti şol Mervan dürzü
    Eba-Müslüm çıktı titretti arzı
    Battal sallar idi on batman gürzü
    Çıkıp annacına duran olmadı


    Hak kılıcı Horasan'dan yasıldı
    Nesimi yüzüldü Mansur asıldı
    Yunus'un gönlünde cennet nasıldı
    Mecnun'a Leyla'sın veren olmadı.


    Aşk elinde yaralandı şu sinem
    Aslı'ya tutuştu kül oldu Kerem
    Maşukunu buldu şad oldu Senem
    Aşık Garip gibi gülen olmadı.


    Hüseyin'im şaştı kaldı arada
    Gayıp erenleri Mehdi nerede
    Yedi derya ile arzı karada
    Hızır'ı İlıyas'ı gören olmadı.


    Türkü Hikayesi


    19. yüzyılın güçlü ozanlarından olan Aşık Sülük Hüseyin'in doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1838 kıtlığına söylediği bir destan, onun 1815-1820 yıllarında doğmuş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.


    Elli dört senesi bahar ayları
    Hep kurudu dereleri çayları
    Açlık sardı şehir ile köyleri
    Aman Allah ne olacak halimiz.


    Aşık Sülük Hüseyin'in doğum tarihi gibi ölüm tarihi de bütün araştırmalarımıza rağmen şimdilik bilinmezliğini korumaktadır.


    Etem Paşa orduların başında
    Erzel Paşa gezer düşman peşinde
    Gündüz hayalimde gece düşümde


    Yatın dağlar geçeceğim ardına
    Evelallah güveniyom orduma.


    Tarihçi Yılmaz Öztuna'nın bildirdiğine göre, Müşir Edhem Paşa komutasındaki orduda görev yapan Kırım ve 93 Harblerine katılan ve Aşığın dizelerinde adı geçen Erzel Paşa, 18 Nisan 1897 Türk Yunan savaşında şehit düşmüştür. Bu savaşa bir destan söyleyen, dolayısıyla 1897'de hayatta olan Aşık Hüseyin'in 1900'lerin başında, tahminen 85 yaşlarında vefat ettiğini söyleyebiliriz.


    Turnam giderseniz bizim yaylaya
    Bir aşık Urumda yasta di n'olur
    Engizekte yerişirsen obaya
    Sıtmaya tutuldu hasta di n'olur.


    Yukarıdaki dörtlüğünde ve muhtelif şiirlerinde de dile getirdiği gibi, kışın Anadolu'da, yazın Toroslardaki yaylalarda yaşayan, doğum yeri ise kesin olarak bilinmeyen ozanın son ikamet ettiği yer; Kırşehir, Mucur, Küçük Kavak köyü, Cilt. 37, Hane 22, numarada Bozbıyıkoğlu Hüseyin olarak, Mucur Nüfus Müdürlüğünde kayıtlıdır. Yine aynı nüfus kayıtlarında hanımının adı Ümüş olan Aşık, bir şiiriyle de bunu doğrulamaktadır:


    Hüseyin'im nettik Kadir Mevlaya
    Bizi hasret koydu bağa harmana
    Kaderimiz buymuş Ümüş ağlama
    Baharımız kara geldi bu sene.


    Bozbıyıkoğulları namıyla anıldıklarını bir şiirinin son dörtlüğünde Aşık Sülük Hüseyin şöyle dile getirmektedir:


    Devran dönsün poyrazınan eseyim
    Ferman padişahın kime küseyim
    Yurt tuttu Acıöz'ü Sülük Hüseyin
    Dedem Bozbıyık Türkmen değil mi?


    Bu dizelerden de belirtildiği gibi, nüfus kayıtlarında Bozbıyıkoğul1arı namıyla anılan ozan, o bölge halkı tarafından Aşık Sülükoğulları veya Aşık Sülükler olarak bilinmektedir.


    Mezarımı yol üstüne kazsınlar
    Baş taşıma Aşık Sülük yazsınlar
    Gelen geçen öldüğümü duysunlar
    Gelin dostlar helallaşmak günümdür.


    diyen Aşık Sülük Hüseyin, bu dörtlüğüyle de o yörede kendilerine Aşık Sülükler denildiğini kanıtlamaktadır.


    Zorladılar yesir gittik Uruma
    İskan olduk Acı suyun kıyına
    Alışmadık ivezine şoruna
    Sinekte sıtmada yatılmaz oldu.


    Dörtlüğünde belirttiği üzere, Aşık Hüseyin ve ailesi de diğer Türkmen aşiretleri gibi devlet tarafından zor kullanılarak Toroslar dan Orta Anadolu'ya iskan edilmişlerdir. Bir Türkmen aileye mensup olan ozanın, ilk önce Mucur'a bağlı Aydoğmuş ile Karacalı köyleri arasında kalan Sülüklü Bel denilen bir yerde oturduğunu, fakat Kırıklı köyünden veli adlı bir eşkıyanın zoruyla, yakınlardaki Aflak (Altınyazı) köyüne göç ettiklerini ozanın kendisinden dinleyelim:


    Bizim meskenimiz Sülüklü Beli
    Eser sam yelleri soldurur gülü
    Bize kan kusturdu Kırıklı Veli
    Isıtmalı sıracalı maççalı.


    Hüseyin'im gene kalktı göçümüz
    Gurbet elde kaldı Haçça bacımız
    Başa bela haramzede piçiniz
    Isıtmalı sıracalı maççalı.


    Yukarıda da belirtildiği gibi. Aşık Sülük Hüseyin'in iskan olayından sonra, bir zamanlar Mucur'a bağlı Aflak (Altınyazı) köyünde oturduğu, yakın zamana kadar evlerinin yerinin dahi belli 61duğu söylenmektedir. Yine o köydeki bir ine (mağara) Aşık Sülük Hüseyin'in ini dendiğini, otuz yıl önce o bölgede imamlık yaptığım dönemler, ahbabım ve büyüğüm Hacı Sadık'tan ve o köyde yaşayan diğer yaşlı insanlardan defalarca dinlemişimdir. Aflaklı Hacı Sadık'tan, Aşık Sülük Hüseyin'in birkaç şiirini dinlemiş olmama rağmen, bu şiirleri bir tarafa not etmediğim için şu anda belleğimde hiçbirisi kalmamıştır . Yine ozanın şu mısraları bu köyde oturduğunun bir ka nıtı olsa gerektir:


    Bunca emeğimiz boşuna zayil
    Kader böyle imiş Allah'a kayil
    Dayırn Necip ile emmim İsmayil
    Arzı mekan etti Aflak'ta kaldı.


    Aşık Hüseyin'in Aflak köyünden göç etme nedenlerini şimdilik bilemiyoruz. Bir müddet sonra Aflak'tan göç eden Ozan, Mucur, Küçük Kavak köyüne bağlı Çömelek, Cavlak (Yeniköy) üçgenindeki Acısu'yun kenarına gelip yerleşmiştir. Ozan'ın şu şiiri bu göç olayını bize şöyle açıklamaktadır:


    Acısu'dur obamızın otağı
    Eksilmez yoğurdu balı kaymağı
    Ulu yoldur şekerkuyu sapağı
    Eğlenip orada kalın turnalar.


    Aşık Sülük Hüseyin'in, kapısında birkaç sürüsü yayılan ve geniş arazilere sahip, varlıklı hanesi ve sofrası açık cömert bir kimse olduğunu araştırmalarımız sırasında o bölge halkından öğrenmiş bulunuyoruz. Aşağıda bir dörtlüğünü verdiğimiz vasiyet adlı şiiri de halkın anlattığı bu bilgileri doğrulamaktadır.


    Taş Konağın kapısını örtmeyin
    Uluyol' un ırızgını kesmeyin
    Emmiye dayıya kirtip küsmeyin
    Gelin dostlar helallaşmak günümdür.


    Aşık Hüseyin tarafından söylenen şu dizeler de onun medrese görmüş, okumuş bilgili bir kimse olduğunu kanıtlamaktadır:


    Biz de gittik bir zamanlar hocaya
    Aşinayız elif ile heceye
    Seni ısmarladım Gani yüceye
    Huzuru mahşerde dilin lal olsun.


    Diğer yandan, Aşık Hüseyin'in Mehmet, Süleyman ve Osman adlı üç oğlu ile Hatice adlı bir kızı olduğu Mucur nüfus kayıtlarında yazılıdır.


    Halk arasında (kel kız Haçça) olarak bilinen Aşığın kızı Hatice (1859-1931) o yörede cömertliğiyle ve hayırseverliğiyle tanınmaktadır. Acıöz'deki evlerinin önünde geçen Uluyol'un kenarına babası tarafından kazılan su kuyusunun başına yolcuların yemesi içmesi için her gün helkelerle yoğurt ve ayran çıkartan bu kadın, babasının başlattığı geleneği ölünceye kadar devam ettirmiştir.
     

Bu Sayfayı Paylaş