N Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları

'Tarihi Bilgiler' forumunda Mavi_inci tarafından 24 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    N Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları konusu N Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları

    NÂÇÂR: Çaresiz, elinden iş gelmeyen, mecbur kalmış olan.
    NÂDİM: Nedamet etmiş, pişman olmuş.
    NÂDİR: Ender bulunur.
    NAFAKA: Yiyecek parası, geçim için gerekli olan şey.
    NÂFİ: 1. Faydalı, şifalı. 2. Esma-ı hüsnadan bir ad.
    NÂFİLE: Yapılması farz ve vacip olmayan ibadetler.
    NÂİB: Birinin yerine geçen, vekil.
    NAKÎB: 1. Vekil, bir kavim veya kabilenin başkanı veya vekili. 2. Halkın hayırlısı. 3. Müfettiş.
    NAKL: 1. Bir yerden bir yere götürme. Taşıma. 2. Ev ya da yer
    değiştirme. Taşınma. 3. Duyduğu bir şeyi başkasına anlatmak, rivayet etmek. 4. Bir dilden başka dile çevirmek.
    NAKLÎ:
    1. Nakle dayanan, kitap ve sünnete dayalı olan. 2. Taşıma ile ilgili.
    NAKZ:
    Bozmak, çözmek, kırmak, bir sözleşmeyi yok saymak.
    NÂMAHREM:
    Aralarında dinen evlenmeye engel bulunmayan erkek ve kadınlar. NÂMÎ: “Nümüvv”den: Yerden biten, yetişen, büyüyen artan.
    NÂR:
    1. Ateş. 2. Cehennem. 3. Yakıcı şey.
    NASB:
    Dikme, bir rütbe alma, bir memurluğa atama. Bazı Arapça kelimelerin sonunun üstünlü olma durumu.
    NASÎB:
    Pay, hisse, kısmet.
    NÂSİH:
    Battal eden, hükümsüz bırakan. Daha önceki hükmü kaldıran.
    NASS:
    1. Açıklık, açık hüküm. 2. Kur’ân-ı Kerim’de veya hadiste bir iş hakkında olan açık söz, âyet.
    NASS-I KUR’ÂN:
    Kur’ân-ı Kerim’in açık ve kesin hükmü.
    NÂTIK:
    Konuşan, söz eden, söyleyen, beyan eden. bildiren.
    NAZARİYE:
    Yalnız görüş ve düşünce halinde olup uygulanmamış bilgi.
    NÂZİL:
    1. Yukarıdan aşağıya inen. 2. Bir yere konan, konaklayan.
    NAZM:
    Kur’ân-ı Kerim’in yazısı. Manzume, ölçü ve kâfiyeli yazı.
    NAZM-I CELİL:
    Kur’ân-ı Kerim.
    NAZM-I KUR’ÂN:
    Kur’ân-ı Kerim’in tertibi.
    NAZM-I MECÎD:
    1. Kur’ân-ı Kerim’in âyetleri. 2. Kur’ân-ı Kerim’in tertibi, düzeni.
    NEBÎ:
    Peygamber, kendisinden önce gelmiş olan resulün şeriatı üzerine amel eden Peygamber.
    NECÂSET:
    Dinen pis sayılan maddî pislik.
    NECÂT:
    Kurtulma, kurtuluş.
    NECM:
    Yıldız, ahter, kevkeb, ülker yıldızı.
    NECS:
    Pis, murdar olan, şer’an pis olup gözle görülen şey.
    NEDVE:
    Konuşma, bir iş hakkında konuşma, istişare.
    NEFÎ:
    Giderici, yok eden, olumsuz yapan.
    NEFÎR:
    Topluluk, cemaat, savaş için seferber olan topluluk.
    NEFÎR-İ ÂMM:
    Cemaatı toplama, halkı askere sürme.
    NEFİS:
    1. Pek beğenilen, pek güzel, pek iyi. 2. Can, kişi, kendi, öz varlık. 3. Bir şeyin zatı olan kendisi.
    NEFRET:
    1. Ürküp kaçma. 2. İğrenç bulup tiksinme.
    NEFS:
    1. Üfürmek, üflemek. 2. Can, kişi, kendi, özvarlık. 3. Bir şeyin zatı olan kendisi.
    NEFSANİYET:
    1. Kendini çok beğenmişlik. 2. Gizli düşmanlık, garez, kin.
    NEFSÜ’L-EMR:
    İşin temeli, esası.
    NEKRE:
    Belirsiz olan, harfi tarifsiz kelime.
    NEMÎME:
    Söz götürme, taşıma, kişi aleyhindeki sözleri ona eriştirme, koğuculuk etme.
    NEMMÂM:
    İfsad için söz taşıyıcılık, dedikoduculuk ve koğuculuk eden.
    NEMRUD:
    Zalim ve gaddar olarak tanınmış ve Allah‘a karşı isyan etmiş, büyüklük taslamış bir kral. Hz. İbrahim Zamanında yaşamıştır.
    NESEB:
    Sülâle, hısımlık, karabet, soy, baba soyu, atalar zinciri.
    NESH:
    1. Şer’î bir hükmü yine şer’î bir emirle kaldırma. 2. Bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak.
    NESİ’:
    Tehir etmek, ertelemek, geciktirmek.
    NESİKE:
    Kurban.
    NESÎM:
    Hoş esen yel.
    NESİR:
    1. Saçma, serpme. 2. Vezinsiz, ölçüsüz söz.
    NEŞ’ET:
    1. Hâsıl olma, vücuda gelme, yetişme. 2. İleri gelme, sebep olma.
    NEŞ’ET-İ SÂNİYYE:
    İkinci defa vücuda gelme.
    NEŞ’ET-İ UHRÂ:
    Mahşerde yeniden dirilme.
    NEŞ’ET-İ ULÂ:
    İlk defa vücuda gelme.
    NEŞRİYAT:
    Yayım.
    NEŞV Ü NEMÂ:
    Yetişip, büyüme, gelişme.
    NEŞVE:
    1. Sevinç. 2. Büyümek ve yetişmek. 3. Mest ve sarhoş olmak.
    NEVÂ:
    1. Ses, sadâ, makam, âhenk. 2. Refah. 3. Levazım, kuvvet, zenginlik. 4. Nasip. 5. Türk musikisinde eski makamlardan biri.
    NEV’-İ BEŞER:
    İnsan türü, cinsî.
    NEZÂHET:
    1. Ahlâk temizliği, temizlik. 2. İncelik, rikkat.
    NEZD:
    1. Yan. 2. Göre, fikrince.
    NEZD-İ HAK:
    Allah yanında.
    NİDÂ:
    1. Çağırma, seslenme, ses verme. 2. Ünlem.
    NİKAB:
    1. Peçe, yüz örtüsü. 2. Perde, örtü.
    NİKMET:
    Şiddetli ceza, hoşlanmayan muamelelerle olan mücazat.
    NİSÂ:
    Kadınlar.
    NİSYÂN:
    Unutma, unutuş.
    NİYAZ:
    1. Yalvarma, yakarma, dua. 2. Rağbet ve istek. 3. Hacet, ihtiyaç, gereksinme.
    NİZA:
    Çekişme, kavga, anlaşmazlık.
    NUKÛD:
    Paralar, nakidler.
    NUTFE:
    Bel suyu, meni, insan ve hayvan tohumu.
    NUTUK:
    1. Nutk. 2. Söz. 3. Söyleyiş, söyleme yetkisi.
    NÜBÜVVET:
    Peygamberlik.
    NÜKTE:
    1. Dolayısıyla anlaşılan ince mânâ, bir söz ve ibareden anlaşılan şey. 2. İyi düşünülmüş, ince anlamlı zarif söz.
    NÜMÂYİŞ:
    1. Gösteriş, görünüş, miting. 2. Yalandan gösteriş, göz boyama.
    NÜMUNE:
    Örnek.
    NÜMUNE-İ İMTİSAL:
    Uyulacak örnek. Örnek alınacak
    NÜŞÛZ:
    Kadının kocasına kafa tutup isyan edici bir durum almasıdır. Güya kendisini yüksek sayıp itaatını kaldırmış olur.
    NÜZUL:
    1. Aşağı inme. 2. Konaklama. Kur’ân sûrelerinin inişi, vahyin gelişi.


     

Bu Sayfayı Paylaş