Muz Nedir - Muz Yetiştiriciliği -Muzlar Hakkında

'Doğa ve Bitkiler' forumunda _Mr.PaNiK_ tarafından 7 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Muz Nedir - Muz Yetiştiriciliği -Muzlar Hakkında konusu MUZ YETİŞTİRİCİLİĞİ

    1. ANAVATANI, YAYILIŞI, DÜNYA VE TÜRKİYE’DE ÜRETİMİ

    Muz, Güneydoğu Asya’dan çıkmıştır. Anavatanı Güney Çin, Hindistan ve Hindistan ile Avustralya arasında kalan adalardır. [1] Muzu ilk kültüre alanların balıkçılar olduğu sanılmaktadır. Balıkçılar ağ yapmak için muzun yapraklarından yararlanmışlar ve bu şekilde tarımı başlamıştır. [2] Muzla ilgili ilk eser M.Ö. 600-500 yıllarına aittir ve Hindistan’da bulunmuştur. Muz bitkisi ülkemize ilk defa 1750 yıllarında Mısır’la ilgisi olan zengin bir aile tarafından süs bitkisi olarak, Mısır’dan Alanya’ya getirilmiştir. O yıllarda daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilen Muzun meyve verdiğinin görülmesi üzerine, 1930'lu yıllardan sonra meyvesi için ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Bugün ülkemizde sadece Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya ilçeleri ile çevresinde Musa Cavendish dediğimiz bodur muz üretimi yapılmaktadır.

    Dünya Üretimi : Dünyadaki muz üretimi en fazla Asya kıtası ülkelerinde yapılmakta, bu kıtayı sırasıyla Güney Amerika, Orta Kuzey Amerika, Afrika, Okyanusya ve Avrupa Ülkeleri izlemektedir. Dünya muz üretimi 1975 yılı istatistiklerine göre 37 milyon tondur. Ekiliş alanı ise 29.150.000 dekardır.

    Türkiye Üretimi ve Tüketimi: Muz ülkemizde Anamur, Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde, Toros dağlarının koruduğu mikroklimalarda, çok sınırlı alanlarda yetiştirilmektedir. Bu nedenle üretim miktarı azdır. 1994 de 12.000 dekar alanda 30.000 ton iken 2000 yılında 20.000 dekar alan ve 80.000 ton üretime ulaşmıştır. Ülkemizin yıllık muz tüketimi ise 400.000 ton civarındadır.

    MUZUN BAZI ÖZELLİKLERİ

    2.1. Tüketim Alanları

    Muz yukarda anılan özellikleri yanında çiğ olarak yenebilen en güzel meyvelerden biridir. Meyve salataları arasında da yer alır. Muz yeşil iken pişirerek de yenilir.

    2.2. Diğer Özellikleri

    Muz, şifalı bitki, beyin gıdası veya afrodiziyak olarak ünlenmiştir. Gövdeler bir ay suda ıslatılıp, özel tarakla tarandığında ortaya çıkan elyafdan ilkel usullerle saç örgüsü gibi halat örüldüğü biliniyor. Muz liflerini Afrika’daki yerli halk, şapka, hasır ve hediyelik eşya yapımında kullanıyor. Avrupa’da gemi halatı, oto döşemeleri yapımında kullanılıyor. [1] Muz gövdesinin, yaprak sapının veya salkımın suyu çok güçlü bir kan kesicidir.

    MUZUN SİSTEMATİĞİ VE ÖNEMLİ ÇEŞİTLERİ


    3.1. Muzun Sistematiği

    Kültürü yapılan muz, Scitamineae takımı, Musaceae ailesi, Musa cinsine girer. Bu cinste çok sayıda partenokarp meyve veren klonlar vardır. Tek Çeneklidir.

    3.2. Muzun Önemli Çeşitleri

    3.2.3. Ticari Olarak Yetiştirilen Önemli Klonlar

    3.2.3.1. Gross Michel (AAA)

    Ticari önemi en fazla olan muz çeşidi Gross Michel ‘dır. 5,4 - 6 metreye kadar boylanabilen bu muzun meyveleri çok lezzetlidir. Dona ve ulaşıma diğer muz çeşitlerine göre daha dayanıklıdır. Ülkemizde azman muz veya çikita olarak adlandırdığımız muzlar bu gruptaki muzlardır.

    3.2.3.2. Cavendish Grubu (AAA)

    Ticari muzların en bodur olanıdır. 2,5 - 3 metre boyunda olan bu muzun meyveleri ince kabuklu ve lezzetlidir. Çin kökenli olan bu muz ülkemizdeki en yaygın muz çeşididir.

    BOTANİK ÖZELLİKLERİ

    4.1. Kök
    Muz kökleri toprak altında bulunan ve esas gövdeyi oluşturan yumrudan ve yumrunun daha çok üst taraflarından çıkar. Bu çıkış dörder adetlik gruplar halindedir. Muz kökleri 5-8 mm. çapında ve uzunlukları boyunca aynı kalınlıktadırlar. Bu kökler yumrudan biraz uzaklaşınca kendilerinden daha ince yan kökler meydana getirirler. Bunlar da 4-5 mm. çapa ulaşır ve aynı kalınlıkta kalırlar. Kılcal kökler bu yan kökler üzerinde bulunur. Muz köklerinin dış kısmı koyu kahverengi, siyaha yakın, iç kısmı ise beyazımtrak krem rengindedir. Kılcal köklerin ise görünüşü beyazdır.

    Muzda meydana gelen kök sayısı bitkinin sağlık durumuna bağlıdır. Bir yumru 200-300 ve daha fazla kök meydana getirebilir. Ülkemizde kökler en fazla ilkbahar mevsiminde meydana gelir. Uygun şartlarda kökler, 5 m. yanlara ve 75 cm. derinliğe kadar gidebilir. Köklerin çoğunluğu 15-40 cm. derinliktedir. Bununla birlikte 140 cm. derinliğe kadar inen köklere de rastlanmıştır. Muzun kökleri kısa ömürlüdür.

    4.2. Gövde
    4.2.1. Gerçek Gövde

    Toprak altı gövdesi veya yumru da denir. Çok yıllıktır. Gerçek gövde aslında bir rizomdur. Yani toprak altındaki gövdedir. Yedek besin deposu görevini de görür. Kuru madde miktarı fazladır.

    4.2.2. Yalancı Gövde

    Buna toprak üstü gövdesi de denir. Yalancı gövde toprak üzerinde sanki yaprak saplarının birleşmesinden meydana gelmiş bir kütük gibidir. Bodur muzlarda gövdenin boyu 1,5-2,25 m.ye kadar çıkar. Üst kısmında dört bir tarafa açılmış yapraklar bulunur. Yeni yapraklar gövdenin orta kısmından meydana gelirler. Yalancı gövde yeşilimtrak görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir örtü ile kaplanır. Elle dokunulduğu zaman bu beyazlık ele bulaşır.

    Yalancı gövde, yapraklarını tamamladıktan sonra meyve salkımını andıran bir tomurcuk (hevenk, dal) oluşturur. Bu olaya muz üreticileri "muz doğurdu" demektedirler. Tomurcuk olayı bir defa gerçekleşmekte ve daha sonra görevini bitirmektedir. Meyvesini vermiş olan yalancı gövde, muzun hasadından sonra, yanında bırakılacak olan fidenin beslenmesi için kesilmemeli, yerinde bırakılmalıdır. Sadece tepesinden (yaprakların ayrıldığı bölgeden) vurulmalı, kesilen kısım da toprakta organik gübre olarak bırakılmalıdır. Yerinde bırakılan yalancı gövde, yanındaki fideyi besleyecek, zaman içinde pörsüyerek, çökecektir. Bir sonraki onarma döneminde bu kısım toprak altına gömülerek, ayrışması hızlandırılarak, toprağın organik madde içeriğinin zenginleşmesi sağlanmalıdır.

    4.2.3. Yapraklar

    Muzun yaprakları ilk çıkışta boru şeklindedir. Sonra uç kısmı yavaş yavaş açılarak karakteristik muz yaprağını oluştururlar. Muzun yaprakları büyüktür. Yaprak uzunluğu 2 m. ve genişlik de genellikle 60-90 cm. olabilir. Yaprak sapı daralmış kanal görüntüsünde ve alt tarafı yuvarlaktır. Yaprak ayasında ortada toprağa bakan kısmı bükey, yukarı bakan kısmı ise yalancı gövdeye doğru oluklu bir ana damar vardır. Ana damara dike yakın bir açı ile ve birbirine paralel olan yan damarlarla bağlıdır. Bu yan damarların arası yaprak yüzeyini meydana getirir. Rüzgarlı havalarda bu yan damarlar ana damara kadar yırtılır ve yaprak dilim dilim olur. Yapraklar yeşil görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir madde ile örtülürler. Yaprağın uç kısmında, yaprak ucu denen bir kısım vardır. Bu yaprak uzama olanakları ararken yaprak ayasının gideceği yolu açmak için kullanılan bir organdır. Yaprak oluşumu tamamlanınca düşer.

    Yaprak üzerinde, damar aralarında, sapında ve kınında stoma dediğimiz gözenekler bulunur. Sap ve kında milimetrekarede 6-7 tane, ayada 160-170 tane stoma (gözenek) vardır. Ayanın alt kısmında üste göre 4-5 misli fazla stoma vardır.

    4.2.4. Tomurcuk ve Çiçekler
    Muzda tomurcuk, çiçekler ve meyve salkım şeklindedir. Meyve salkımının gelişmesi bir çok haftayı bulur. Ticari çeşitlerde bir yandan çiçekler topluluğu meydana gelirken, bunları örten mor renkli brahtelerin oluşturduğu konik kitle yere doğru eğilir. Çiçekler topluluğundan oluşan konik kitlenin aşağı doğru eğilmesi ve altındaki çiçek tomurcuklarının farklılaşma düzenine göre, eğilme olayından bir iki gün sonra brahteler kalkmaya, geriye doğru kıvrılarak kuruyup düşmeye başlarlar. Bu farklılaşma düzeni içinde meyve elleri (taraklar) ortaya çıkar. [1]

    Bir fide büyüyüp bütün yaprakları açıldıktan sonra (ortalama 14-20 ay) topu andıran. Mor renkli yaprakçıkların (Brahte) örttüğü tomurcuk (muz çiçeği) meydana gelir. Tomurcuk hızlı büyür ve brahteler sırayla açılarak altlarında ikişerli sırayla (tarak) çiçekler görülür. Muz salkımlarında 3 çeşit çiçek bulunur. İlk açılan brahtelerin altlarında çıkan çiçekler dişi çiçek olup daha sonra muza dönüşürler. Dişi çiçeklerin muza dönüşmesi için döllenme olması gerekmez. Bu nedenle muzlara bu özelliklerinden dolayı partenokarpi denir. Kuruyan stigmalar hasada kadar dökülmeden meyve ucunda kalabilirler. Salkımdaki çiçek sayısı ne kadar fazla olursa, salkım ağırlığı da o kadar fazla olacaktır. Salkımdaki dişi çiçek sayısı sıcaklığa bağlı olup, sıcak aylarda artar, soğuk ve ılık aylarda azalır. [2]

    Dişi çiçeklerin hemen altında çift organlı çiçekler bulunur. Bu çiçeklerden oluşan meyveler küçük ve kalitesizdir. Çift organlı çiçeklerin hemen altında ise erkek çiçekler bulunur. Bodur muzlarda erkek çiçekleri örten brahteler meyve sapına bağlı kalır ve genellikle açılmazlar. [3]

    Salkımdaki tarak sayısı kaynağı yalancı gövdede olan dişi çiçek sayısına bağlıdır. Dişi çiçek sayısı da sıcaklıkla ilgilidir. Dişi çiçeğin oluştuğu anda iklim ne kadar soğuk olursa tarak sayısı da o kadar az olur. [4] Parmak büyüklüğüne ise toprak verimliliği, kullanışlı su ve fotosentez derecesi gibi etmenler etkili olmaktadır.

    4.2.4.1. Salkımların yetişme süresi: Haziran ayında çiçeklenen muzların hasadı en kısa 76 gün, en uzun ise 110 gün sonra olmuştur. Temmuz ayının ilk haftasında çiçeklenen muzlar ortalama 124 gün, son haftasında çiçeklenen muzlar ise ortalama 138 gün sonra hasat olgunluğuna gelmiştir. Ağustos ayının ilk haftasında oluşan çiçekler 27 aralık ile 18 ocak tarihleri arasında hasat olgunluğuna (ortalama 153 gün) erişmiştir. Bu süre ağustosun 2., 3. ve 4. Haftalarında oluşan çiçeklerde sıra ile 162, 164 ve 173 gün olmuştur. [5]

    Ortalama 13 tarak yöre için optimal bir rakamdır. Diğer ülkelerde Musa cavendishii muzunun optimal tarak sayısı hakkında bir literatür bulunmamıştır.
    Salkım başına ortalama 262-266 adet parmak sayısı tesbit edilmiştir.

    4.2.5. Meyve

    4.2.5.1. Meyve Gelişmesi

    Taraklar üzerinde bulunan meyveler karşıdan bakıldığında sağdan sola doğru gelişirler ve çift sıralı, satranç şeklinde dizilmişlerdir. Bu nedenle gelişme devresi sonunda parmaklar 5 köşeli ve sağdaki meyveler daha iri olur. Her tarakta 10-26 parmak bulunur. İlk taraklarda parmak sayısı fazla ve meyveler iridir. Uca doğru gidildikçe meyveler sayıca azalır ve küçülürler.

    4.2.5.3. Meyve Bileşimi ve Değişimi

    Muz meyvesi % 70 oranında su, önemli miktarda karbonhidratlar ve az miktarda protein ve yağ içerir. [6] Olgun muz meyvesi şekerce zengindir ve kolay sindirilir. Çocukların beslenmesinde fazla kullanılır. Bağırsak bozukluklarında ve özellikle çocuklara verildiğinde içerdiği şekerler kolaylıkla ve hastalığı kötüleştirmeden sindirilir. Oysa diğer kaynaklardan gelen şekerler hastalığı şiddetlendirirler. Muz ayrıca karaciğer gelişmesi için de çok yararlıdır. Yapısında bulunan fenol aminler muzun sindiriminde olumlu durumu sağlayan bileşiklerdir. Bunlar mide salgısını azaltır ve düz kasları uyarırlar (Seratonin), damarları büzücü etki yaparlar. [7]

    MUZUN İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ

    5.1. İklim İstekleri

    Muz, nemli, tropik iklimlerin bitkisidir. 30° Kuzey ve 30° Güney enlemleri arasında kalan bölgenin uygun alanlarında, tarımı rahatlıkla yapıldığı halde, bunun dışında kalan yerlerde istediği sıcaklığı bulamaz. Denize yakınlık-uzaklık ve denizden yüksekliğe göre bu enlemler dışında kalan bazı yerlerde de yetiştirilmektedir. Akdeniz bölgesinde muz yetişen yerlerimiz 36-37 enlem derecelerinde Toros dağları tarafından korunmuş, dağların eteklerindeki mikroklima yerlerdir. Buna rağmen muz bahçeleri zaman zaman soğuktan zarar görmektedir. Muz yetiştiriciliği bakımından önemli iklim faktörleri sıcaklık, yağış, rüzgar ve doludur.

    5.1.1. Işık

    Muzun doğal ortamı tropikal bölgelerde yüksek boylu ağaçların altıdır. Yarı gölgede bulunurlar.

    5.1.2. Sıcaklık

    Yıl boyunca aylık ortalama 26-27 sıcaklık ister. 15-16 °C'nin altında gelişme gerilemekte, 2-3 °C.de zararlı olmaktadır. O°C ve hemen altındaki sıcaklıklarda üst kısım ölmekte, -4 °C'nin altında tatlı gövde zarar görmektedir. Sıcaklık 10-15 dakika süre ile -1,5 ile -2 °C dereceye düşerse şiddetli zararlanmaya neden olur.

    5.1.3. Nem

    Muz yüksek sıcaklık yanında, yüksek neme de ihtiyaç duyar. Oransal nem % 60’dan aşağı düşmemelidir. Ancak bazı hastalıkların yayılmaması ve muzda gelişmenin devam etmesi açısından % 90 ‘ın üzerindeki doygun nemin de ortamda olmaması gereklidir.

    5.1.4. Yağış

    Aylık yağışın 120-150 mm. olduğu yerlerde muz sulanmaya ihtiyaç duymayabilir. Muz yetiştiriciliğinde hava nemi de önemli olup % 60’ ın altına düşmemelidir. Yıllık ortalama 2.500 mm’lik bir yağış bütün aylara dağılmış olmalıdır. Aksi halde sulama yapılması gerekmektedir.

    5.1.5. Rüzgar

    Çok büyük yapraklara sahip muz bitkileri şiddetli rüzgardan zarar görmektedir. Daha şiddetli rüzgarlar yalancı gövdenin kırılmasına yani ağaçların yıkılmasına neden olur.

    5.2. Toprak İstekleri

    Muz yetiştiriciliği için en iyi topraklar; derin, besin maddelerince ve humusça zengin, geçirgen, iyi havalanan, hafif bünyeli (Kumlu-Tınlı) ve hafif alkali, killi Tınlı, Kumlu karakterdeki, derin topraklardır. Toprak taşsız, iyi işlenmiş olmalıdır.
    Muz bitkileri toprak ve su tuzluluğuna çok hassastır. Bu nedenle bahçe tesisi yapılacak yerin toprağı ve kullanılacak suyun tuzluluğu mutlaka analiz ettirilmelidir. Ancak yine de organik maddece zengin, orta bünyeli, drenaj sorunu olmayan ve hafif asidik (pH=6) olan topraklarda daha iyi gelişir.

    MUZ BAHÇESİ KURULMASI, SULAMA, GÜBRELEME, BAKIM, BUDAMA

    6.2. Fide Sağlanması

    Muz doku kültürü ile, tohumla, yumru parçasıyla ve dip sürgünleri ile üretilmektedir.

    Ülkemizde yaygın şekilde yapılan fide sağlanması, muzların toprakaltı yumrusundan çıkan dip sürgünleriyle yapılmaktadır.

    6.3. Bahçe Yerinin Dikime Hazırlanması

    Muz bahçesi yeri olarak genellikle kuzeyi kapalı, soğuktan korunmuş yerler seçilir. Muz bitkileri, genel olarak güneye bakan, hafif eğimli yerlerde iyi gelişmektedir.

    6.4. Dikim Zamanı, Fidan Seçimi ve Dikim Aralıkları

    6.4.1. Dikim Zamanı: Ülkemizde muz dikimi iklim durumuna göre Mart-Mayıs ayları arasında yapılır. Örtü altında Eylül dikimi güzel sonuçlar vermektedir.

    6.4.2. Dikim Aralıkları: Tek sıra dikim için genel olarak 3 * 1,7 m. aralıkları önerilebilir.
    Bütün dikimlerde sıraların kuzey-güney doğrultusunda yapılması en iyi güneşlenmeyi sağlayacaktır. Kuzey-güney doğrultusundaki dikim, doğu-batı doğrultusundaki dikime göre en az % 10 verim artışı sağlamaktadır.

    6.5. Dikim

    6.5.1. Normal Dikimler: Fidanlar yeni kurulacak muz bahçesine sokulmadan önce bahçe girişinde yapılacak olan ilaçlı su havuzunda en az bir saat kadar bekletilerek, kök bölgesindeki nematodların ölmesi sağlanmalı, ayrıca anadan ayrıldığı yara yerlerinin hastalık yapmaması, çürümemesi için uygun bir sistemik fungusitle ilaçlanması, yeni tesise nematod bulaştırmama ve sağlıklı fidan dikme yönlerinden yararlı olacaktır. Tesisin girişinde bir yere geçici olarak yapılacak yarım metre derinlikte, 2 metreye 1 metre boyutlarında, dikdörtgen şeklinde bir çukurun yüzeyine döşenecek bir plastik örtü ile bu havuz yapılabilir. İçerisine sistemik kök çürüklüğü ilaçlarından ve nematod ilaçlarından eklenerek ilaçlı su sağlanmış olacaktır. Hazırlanan ilaçlı su, daha sonra can suyu olarak, yeni dikilen fidelerin diplerine dökülebilir.


    Dikim çukurlarına toprak analizi sonucu önerilen miktarlarda gübre konmalıdır. Toprakta organik madde, N,P,K gibi elementler yeterli bulunmuşsa uygulanacak ortalama miktarlar aşağıda verilmiştir.

    Dekara ortalama 10.000 kg. meyve verimi alınacağı göz önüne alınarak, dekara 8.000 kg iyi yanmış kaliteli çiftlik gübresi, 58 kg. Azot, 30 kg. Fosfor ve 130 kg. Potasyum sağlayacak şekilde kimyasal gübre, sezona dağıtılarak verilmelidir.

    6.6. Sulama

    Muz yapraklarının geniş olması dolayısıyla terleme yoluyla çok miktarda su tüketir, sürekli nemli toprak ister. Bitki besin maddelerini bol miktarda almak için toprağın nemli olması gerekir. Bir çok meyve ağacı ile karşılaştırıldığında daha yüzeysel bir kök sistemine sahiptir. Topraktaki su miktarı tarla kapasitesine düştüğü zamanlarda, topraktan su alma yeteneği azalır. Topraktaki su eksikliğine çok çabuk fizyolojik tepki gösterir. Aşırı sulama muz köklerine zarar verir. Toprağı çoraklaştırır ve bazı yerlerde toprağın taşınmasına neden olur. Bütün bu nedenlerden dolayı muz bahçeleri azar azar, fakat sık sık sulanarak, su sıkıntısı çekmeleri önlenmelidir. Mümkün olduğunca haftada 3-4 sulama yapılmalıdır.


    6.6.2. Damlama Sulama

    Özellikle sulama suyunun yetersiz olduğu yerlerde meyve kalitesi üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle damla sulama yöntemi kullanılmalıdır. [1] Suyun, ağacın etrafındaki belirli noktalara damlatılmak suretiyle verilmesine damlama sulama denir. Sulama ile gübrelemenin birlikte yapılabildiği (fertigasyon) bu sulama sistemi, tarımda verimi ve kaliteyi artıran en önemli sistemlerden biridir. Bu arada bu sistemde, sulama suyu içerisine istenen gübre miktarını ayarlayan aletler de geliştirilmiştir. Bu sulama sisteminde sulama, tarlanın her tarafına eşit bir şekilde uygulanır. Sulama ve gübreleme tek noktadan kontrol edilebilir. Böylece işçilik masrafları düşer. Etkili kök bölgesi daima ıslak tutulabilir ve gerekli su miktarı ayarlanabilir.

    6.6.3. Sprink Sulama

    Son dönemlerde örtü altı muz üreticiliğinde önerilen bir sulama sistemidir. Muz bitkileri arasına tek sıra halinde serilen damlama hortumu kalınlığında bir hortum ve bu hortum üzerine belirli aralıklarla yerleştirilmiş 30-40 cm. yükseklikte toprağa gömülü çubuklar ve çubukların üzerinde mini fıskiyeler şeklinde yapılan sulama şeklidir. Toprağa gömülen çubukların üzerindeki mini fıskiyeler 1,5 - 2 metre yarıçapında bir alanı (3 metre genişlik) eşit bir şekilde sulamaktadır. Bu da muzların kök bölgesinin geniş bir şekilde sulanması demektir. Damlama sulama sisteminde damlama hortumu çevresinde yayılan kökler, sprink sistemde çok daha geniş bir yüzeye yayıldıkları için, ağacın gelişmesi çok daha güçlü olabilmektedir. Yine damlamada olduğu gibi, sprink sistemde de sıvı veya eritilmiş mineral gübreler rahatlıkla uygulanabilir. Kök gelişmesini çok daha geniş bir yüzeye teşvik ettiği için, damlama sulamadan daha cazip olan sprink sulama sistemi, kuru havalarda ortam nemini de yükselterek olumlu katkıda bulunacaktır. Ayrıca toprak yüzeyine serilen bitki artıklarının ayrışma sürecini de hızlandıracaktır.

    6.6.4. Sisleme

    Örtü altı muz üretiminde, sera çatısına, içten, belli aralıklarla yerleştirilen sulama boruları ve bu borulara yerleştirilen sisleme veya fog (dumanlama) memeleri ile yapılan bir sulama biçimidir. Bu sistemin asıl amacı sulama değildir. Ama sulama ihtiyacının karşılanmasına destek vermektedir. Bu sistem, uygulandığı bahçelerde kışın don zararına karşı korunma amacıyla kullanılabilir. Ortalama 15-16 oC sıcaklıkta olan yer altı suyu, memelerden sis şeklinde bahçe içerisine verilince, ortam sıcaklığını da kendi sıcaklığına yaklaştırarak don zararının meydana gelmesini önleyecektir. Bu uygulama aynı şekilde yazın meydana gelen yüksek sıcaklıkların zararını da önlemektedir. Zaman zaman 40-45 oC'ye kadar çıkan yaz sıcaklarının yakıcı etkisi, yine 15-16 oC olan yer altı suyunun memelerden sis şeklinde verilmesiyle ortadan kaldırılabilmektedir. Öğle saatlerinde ortalama 2 saat süreyle uygulanabilecek sislemeyle, aynı zamanda ortam nemi yükselmekte ve bitkilerin istediği uygun ortam sağlanmaktadır.

    Ayrıca sislemeyi belli bir sıcaklık ayarına bağlı termostat takılarak çalışacak otomatik bir sistem geliştirilmiştir.

    6.7. Gübreleme

    6.7.1. Organik Gübreleme

    Muz bitkisi topraktaki organik maddeyi oldukça yüksek oranlarda ister. Bunun nedeni doğal ortamdaki muzun, yüksek boylu ağaçların altında, dağınık güneş altında, çürümüş yaprakların üzerinde yetişmesidir.

    Organik gübre toprak sıcaklığını yüksek tutarak, salkım oluşumundan hasada kadar geçen süreyi kısaltmakta ve fidelerin kışın soğuktan zarar görmesini engellemektedir.

    Çiftlik gübresi kullanımında gübrenin iyi yanmış olmasına dikkat edilmelidir. Çiftlik gübresinin taze olması, iyi yanmaması sonucu, içinde bulunan yabancı ot tohumları, nematodlar ve tuz, bahçe içine taşınacaktır. İyi yanmış çiftlik gübresinde yabancı ot tohumu, nematod bulunmaz. Bu arada üzerinden 1-2 yağmur veya su geçirilirse toprak için zararlı olan tuzu da yıkanmış olacaktır. Bu nedenle, çiftlik gübresinin zararlı etkilerinden kurtulmak için, üretici, kullanacağı çiftlik gübresini en az 3 ay öncesinden alarak, bahçesinin bir kenarında yanmasını ve yıkanmasını sağlaması yararlı olacaktır. Ayrıca, organik gübre seraya sokulmadan önce yığın haline getirilip methil bromid veya benzeri bir fümigant ile ilaçlanırsa (tüp patlatma) çok iyi bir dezenfeksiyon yapılmış olacaktır.

    Organik gübre muzlarda bakım zamanı (Şubat-Mart aylarında) ve kışa girmeden (Kasım ayında) verilmelidir. Onarma zamanı verilen organik gübre mutlaka toprakla iyi bir şekilde karıştırılmalı, kışa girmeden verilen organik gübre ise toprak yüzeyine yorgan gibi serilmelidir.

    6.7.2. Mineral Gübreleme

    Muz bitkisi hem yeşil aksamın gelişme döneminde, hem de meyve gelişme döneminde yoğun şekilde besin isteyen bir bitkidir. Bu besinler genellikle en iyi topraktan muzlara verilebilir. Muz yetiştiriciliğinde sadece organik gübre uygulaması yeterli değildir. Ek olarak mineral gübre uygulaması da yapılmalıdır. Mineral gübre olarak özellikle Azot, Fosfor, Potasyum, Kalsiyum ve Mağnezyum gübrelemesinin yapılması gereklidir.

    6.7.2.1. Azot (N)

    Muzun azot ihtiyacı da fazladır. Özellikle yeşil aksam gelişmesi için azot gereklidir. [2] Yavru bitkilerin gözüktüğü ve büyümenin başladığı ilk üç ay içerisinde azot çok önemlidir. Gelişmenin başladığı ve atak haline geçtiği ilkbaharın ilk aylarında çok fazla azot kullanır. Bu dönemde hayat dönemi boyunca kullanacağı azotun büyük bir kısmını kullanır. Azot kullanımı ile kuru madde miktarı arasında doğrusal bir ilişki vardır. Azot kullanımı arttıkça kuru madde miktarı azalır.

    6.7.2.2. Fosfor (P)

    Muzun fosfor ihtiyacı, azot ve potasyuma göre daha az olmakla birlikte, kök gelişimi ve bitki besin maddesi alım kapasitesini artırarak salkım oluşumunu güçlendirmesi, tarak sayısını artırması yönünden çok önemlidir. Subtropik iklim koşullarında fosforun alımı, oldukça geniş zaman aralığında gerçekleşir. Fosforun topraktan iyi bir şekilde alınabilmesi için ortamda yeteri kadar suyun bulunması gerekir. Ayrıca doğumdan tahminen bir ay kadar önce uyguladığımız fosfor takviyesinin (2 sefer MAP) tarak sayısını artırdığı tesbit edilmiştir. Fosfor muz bitkisi için çok önemli değildir. Uygulamada bu elementin eksikliğine kolaylıkla rastlanmaz. Eksiklik belirtisinde yaprak kenarları ölerek testere dişi görünümü alır. Fosfor yeteri kadar ortamda varsa tarak sayısı ve dolayısıyla her taraktaki parmak sayısı artmaktadır. Ama fazla miktardaki fosfor uygulamaları da parmakların oluşmasına ters etki yapmaktadır. Ortamdaki fosfor fazlalığı, hem tarak sayısını azaltmakta, hem de taraktaki parmak sayısını azaltmaktadır.
    Sağlıklı bitki kökleri de beslenme ortamındaki fosfatı önemli ölçüde tüketebilme yeteneğindedirler. [3] Yine Fosfor meyve verimini artırmakta, ancak aşırı fosfor gübrelemesinde ise verim azalmaktadır. [4] Fosfor uygulanan topraklarda çinkonun demir ve alüminyum oksitlerince bağlanması ile bitkinin gelişmesini artırması sonucu, bitkinin çinko konsantrasyonu kritik düzeyin altına düşerken, bitkide fosfor toksisitesi görülebilmektedir, öte yandan bitkilerin çinko noksanlığı gösterdiği durumlarda, ortama fosfor katılması, bitkide fosfor toksisitesi gösterdiği gibi çinko noksanlığının da şiddetini de artırmaktadır. [5]


    Bitkilerin fosfor alımını, mağnezyum düzeyi de önemli ölçüde etkilemektedir. Düşük düzeyde mağnezyum, fosforun kökten alımını önemli ölçüde azaltarak, fosforun yukarı taşınmasını engeller. [6]

    Bitkinin fosfor ihtiyacının en fazla olduğu doğumdan bir, bir buçuk ay önceki döneminde, bitkinin fosfor ihtiyacının yeterince karşılanması, tarak ve parmak sayısının artmasını sağlayacaktır. Bölgemizde genellikle 11-12 olan tarak sayısını 15-16’ya çıkartmak, fosfor ihtiyacını zamanında ve yeterince karşılayarak mümkün olabilir.

    6.7.2.3. Potasyum (K)

    Potasyum, muz bitkileri için çok önemlidir. Özellikle salkım oluşumu ve gelişimi için gerekli bir besin maddesidir. Potasyum bitki büyümesini çabuklaştırır ve verimini artırır. Yeterli potasyum ile beslenen bitkilerde salkım ağırlığı artar, parmaklar daha büyük olur ve meyvenin pazarda daha uzun süre dayanması, hastalık ve zararlılara dayanıklılık artar. Potasyum, bitki metabolizmasında fotosentez sonucu elde edilen ürünlerin, faydalı olacağı bölgelere taşınmasını sağlar. Su dengesini ayarlar. Potasyum, azot ile birlikte ürünü artırır ve düzenli meyve tutumu ve olgunlaşmasında önemlidir. [7]

    Potasyum eksikliğinde uçlardan başlamak üzere yapraklar sararır. Bu sararma o kadar hızla gelişir ki, çoğu zaman uçtan başlayarak yaprağın 2/3 'ü ölür. Çok az potasyum alan bir bitkinin meyveleri şekilsiz olur. Böyle bir salkımda çok az sayıda parmak oluşur. Çiçeklenme zamanında iklim koşulları uygun olmaz ise yine bu gibi salkımlar oluşur.

    Meyvede yüksek düzeyde potasyum alımı sadece düzgün meyve şekli ve olgunlaşma ile meyveye tad ve lezzet sağlamasından başka, meyve lezzet ve çeşnisinde ana öğe olan toplam asitlik üzerinde de olumlu rol oynayıp, çeşniyi önemli derecede etkilemektedir. Düşük potasyum seviyesi ise, lezzetsiz ve yavan meyve tadına neden olmaktadır. [8]

    6.7.2.4. Çinko (Zn)

    Muz bahçelerinde en çok görülen bitki besin elementi eksikliklerinden biri de Çinko’dur. Bu element eksikliğinin nedeni genellikle Fosfor fazlalığından kaynaklanır. (Ek Resim 26. Muzda Yaşlı Yapraklarda Çinko Eksikliği), (Ek Resim 27. Muzda Genç Yapraklarda Çinko Eksikliği)

    Muz bitkisinde en çok eksikliği görülen mikroelement çinkodur. Çinko eksikliğinde bitki bodurlaşır. Yapraklar küçük ve dar olup, ikinci damarlar arası sarı-beyaz şeritler halindedir. Bu görünüm daha sonra sarı-yeşil şeritlere dönüşür. İkincil damarlara paralel olan sarı şeritlerde uzun, kahverengi ölü benekler belirir. Bu gibi bitkilerde oluşan salkımların parmakları küçük ve normal kıvrık şeklinden daha kıvrık olup, en belirli özellik de parmak uçlarının açık yeşil olmasıdır. Fazla miktarda kireçleme veya toprakta fosfor fazlalığı çinko eksikliğine neden olabilir. Fazla derecede nematod salgınına uğramış bahçelerde çinko eksikliği benzeri belirtiler görülebilir. Çinko eksikliğinde bitki bodur kalır, yapraklar küçük ve dar kalırlar.

    6.7.2.5. Bakır (Cu)

    Bakır bitkilerde özellikle dokularda ligninleşme prosesine katılmakta ve bitkilerin generatif büyümesinde önemli rol üstlenmekte, polen oluşumu ve döllenme prosesleri ve dolayısıyla tohum ve meyve oluşumunu sağlamakta ve bitkiler bakır beslenmesinden doğrudan etkilenmektedir.

    6.7.2.6. Mangan (Mn)

    Mangan, bitkide fotoliz olayını, dolayısıyla fotosentezi etkileyerek protein ve lipid sentezlerine katılır ve böylece birçok enzim faaliyetlerini etkiler. Özellikle hücreleri toksik oksijen radikallere karşı koruyan superoksit dismutez enzim yapısında rol oynar ve sonuçta bitkilerin büyüme ve gelişmelerini etkiler. (Ek Resim 29. Muzda Mangan Fazlalığı-Yaprakta)

    6.7.2.7. Demir (Fe)

    Demir, bitki dokularında genellikle 50-200 ppm. arasında bulunur. Sayısız redoks reaksiyonları, enzim faaliyetleri, klorofil sentezi ve klorofil oluşumunu dolayısıyla protein ile fotosentezi etkileyen önemli bir mikroelementtir. [9] (Ek Resim 33. Muzda Demir Fazlalığı)
    Genellikle topraklardaki kalsiyum fazlalığı demir alımını engeller. Demir eksikliği olan yapraklarda damarlar yeşil kalır, ancak damar araları sarıdır. Eksikliğin ilerlemesi halinde tam sararma ve sonra da kuruma görülür. (Ek Resim 28. Muzda Demir Eksikliği)

    6.7.2.8. Kalsiyum (Ca)

    Ca eksikliği gösteren bitkilerin Ca içeriği azdır. Çoğunlukla kuru maddede % 0.5'in altında bulunur. [10] Kalsiyum, mağnezyum ve potasyum içerikleri, topraktaki kil ve organik madde ile ilişkilidir. Bu nitrat, sülfat ve klor ile ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Kalsiyum eksikliğinde önce genç yapraklar aşağıya veya yukarıya doğru kırılır ve yaprak oluşması azalır.

    6.7.2.9. Mağnezyum (Mg)

    Mağnezyum eksikliğinde yapraklar uçlarından ve kenarlarından başlamak üzere yavaş yavaş sararmakla beraber orta kısımları yeşil kalır. Etki altında kalan dört ve beşinci yapraklardır. Yaprak sapları ana gövdeden koparak yaprağın ömrünün kısalmasına neden olur. Fosforun aksine genç piçler yaşlı rizomlardan kalsiyum ve mağnezyum absorbe ettikleri için yaşlı rizomlar bu elementlerce fakirdirler. Bu nedenle eğer yaşlı piçler dikimde kullanılacak ise kalsiyum ve mağnezyum için önlem alınmalıdır. (Ek Resim 31. Muzda Yaprak Kenarlarında Mağnezyum Eksikliği)

    6.7.2.10. Kükürt

    Kükürt eksikliği başta Natal olmak üzere diğer ülkelerde de görülmektedir. Çok eksik olursa kalite bozulur. Bu eksiklik süper fosfat, potasyum klorür yerine potasyum sülfat veya azot kaynağı olarak da amonyum sülfat uygulamak ile giderilebilir.

    6.7.2.11. Bor

    Muzda ender görülen eksikliklerden biri de Bor eksikliğidir. Özellikle yaşlı bahçelerde görülür. (Ek Resim 30. Muzda Yaprakta Bor Eksikliği), (Ek Resim 34. Muzda Yaprakta Bor Fazlalığı)
    Diğer mikro element eksiklikleri muz yetiştiriciliğinde pek önemli değildir.
    Diğer mikro elementlerden bakır, manganez, demir, bor ve molibden eksikliği muz bahçelerinde pek görülmemektedir. Analizler göstermiştir ki muz bitkisi manganezi de topraktan fazla miktarda almaktadır. Bu da bitkiye ve kök oluşumuna zararlı olabilir. Uygun miktarda kireçleme manganezin daha fazla alınmasını önler.

    6.7.2.12. Bitki Besin Elementleri Arasındaki İlişkiler

    Bitki besin maddeleri arasında toprak içinde bitkilerin besin alımı yönünden çok ciddi rekabetler veya teşvikler vardır. Bu nedenle gübreleme proğramlarının hazırlanması ve uygulanmasına çok dikkat edilmelidir. Bitki Besin Maddesi yığılmalarının en çok söz konusu olduğu sera alanlarında, toprak analizi yaptırmaksızın, sağlıklı bir gübreleme proğramı uygulamak mümkün değildir.

    6.9. Yaprak Analizleri

    Muz yetiştiriciliğinde, yaprak örneği alım zamanı ve yöntemi, üzerinde en fazla çalışılan ve tartışılan konulardan birisidir. Muz yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı ülkelerde, yaprak örnekleri, salkım oluşumundan hemen sonra minyatür parmakların görülmesi ile beraber, 3. Yaprağın orta kısmından, yaprak ayasından, karşılıklı iki şerit veya aynı yaprağın orta damarı ile 7. Yaprağın petüolinden alınabilmektedir.(Resim 11.)

    Yapraklarda bulunması gerekli olan kritik bitki besin maddesi yoğunlukları ise yaprağın değişik kısımlarından alınan örneklere göre farklılık göstermektedir. Çizelge 30. da, yaprağın farklı kısımlarından alınan yaprak örneklerinde, yapraklarda bulunması gerekli olan kritik bitki besin maddesi yoğunlukları verilmiştir. Görüldüğü gibi, yaprak ayasından alınan örneklerde, özellikle azot ve potasyumun yapraklarda bulunma oranı, öteki bitki besin maddesi oranlarından daha yüksek olarak saptanmıştır.

    Hewitt'e göre (1955), toprakta fosfor için üst sınır 20 ppm, Potas için 300 ppm, dir. Bunların altındaki değerlerin durumuna göre P ve K 'lı gübreler toprağa verilmelidir. Yine Hewitt'e göre yaprak analizi sonuçlarına göre besin maddeleri yüzdeleri ve istenen miktarları Çizelge 31. de verilmiştir.

    Muzun gübre ihtiyacı dikim sıklığı ve verimine göre değişir. Verim arttıkça verilecek gübre miktarı da artar.

    6.10. Muzun Toprak pH’sı İsteği

    Muzun ideal PH isteği 6’dır. Ama 4,5 - 8,5 arasındaki pH'larda yetişebilir. Akdeniz bölgesinde toprak kireçli bir yapıya sahip olduğu için genel olarak PH 7 ' nin üstündedir. Bu yüzden muz bahçelerinde N, Üre, P, Potasyum sülfat, Fosforun ise 18.46 (DAP) olarak verilmesi daha uygundur.

    6.10.1. pH ile Besin Maddeleri Alımı Arasındaki İlişkiler

    pH, bir ortamdaki hidrojen iyonları yoğunluğunu ifade eder. Halk arasında asit, sert, çorak, yumuşak gibi adlarla anılır. Toprak pH sı ile bitki besin maddelerinin bitki tarafından alınması arasında çok ciddi ilişkiler vardır. Örneğin pH 6’nın altında Potasyum alınması zorlaşır.

    pH sı 7’den büyük olan alkali (bazik) toprakları ıslah etmek için toprağı yıkamak, bol yanmış çiftlik gübresi vermek, fizyolojik asit reaksiyonlu gübreleri kullanmak, her yıl dekara 30-50 kg toz kükürt vermek gerekir.

    pH sı 7 nin altındaki asit reaksiyonlu toprakları ıslah etmek için ise, dekara 200-500 kg arası kireç vermek ve fizyolojik alkali reaksiyonlu gübreleri kullanmak gerekir. Verilecek kireç miktarı kumlu topraklarda 500 kg ise tınlı topraklarda 750 kg ve killi topraklarda 1 tonu bulabilir.
     
  2. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    Çizelge 34. Besin Maddelerinin En Fazla Alındığı pH Dereceleri

    Besin Maddesi Optimum pH Değerleri Besin Maddesi Optimum pH Değerleri

    Azot 6,0 - 8,0 Fosfor 6,5 - 7,5

    Potasyum 6,0-10,0 Kükürt 6,0-10,0

    Kalsiyum 6,5-8,5 Mağnezyum 7,0-8,5

    Demir 4,0-6,5 Mangan 5,5-6,5

    Bor 5,0-7,0 Bakır 5,0-7,0

    Çinko 5,0-7,0 Molibden 7,0-10,0

    Çizelge 35. Besin Maddelerinin Alınabildiği Toprak pH sı Sınırları

    6.11. Toprak Tuzluluğu - EC

    Muzlarda toprak tuzluluğu - EC de çok önemlidir. Topraktaki tuzluluk, taban suyu yüksekliğinden, yeraltı suyu özelliklerinden, kullanılan organik gübre ve mineral gübre özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Elektriki Geçirgenlik toprak tuzluluğunu ölçen birimlerden biridir. Buna göre 100 ppm'lik konsantrasyonda, 1000 micromhos dan büyük olan toprak tuzlulukları muzlar için zararlıdır. Tuzluluk sorunu olan bahçelerde mutlaka iyi bir drenaj çalışması yapılmalı, kullanılan mineral ve organik gübrelere çok dikkat edilmelidir. (Ek Resim 32. Muzda Topraktaki Tuzun (Na) Zararlı Etkisi-Yaprakta)

    6.12. Muzlarda Bakım - Budama (Onarma)

    Muzlarda budama, kurumuş yaprakların, meyvesi alınan bitkilerin ve fazla fidelerin kesilmesinden ibarettir. Muz bahçesinde sararmış yapraklar her zaman kesilmelidir. Meyvesi alınan bitkiler ise fazla yer kaplamaması için yaprakların ayrım yerinden düz bir şekilde kesilmelidir. Daldız denilen keskin uçlu bir demir ile, fideler ana bitkiden ayrıldığı gibi, fidelerin toprak düzeyinden kesilerek oyulması ve içine üre koyarak iptal edilmesi uygulanabilir.

    Muz bitkisinin budaması, her yıl, ilkbahar aylarında, toprak altı gövdenin ocak içinde açılarak meyve verimi ve yılını doldurmuş yaşlı gövdenin çıkarılması, o yıl içinde meyve verecek 2 veya 3 bitkinin seçilerek yerinde bırakılması, bunlar dışında diğer genç gövde ve sürgünlerin de yine çıkarılıp atılması işlemlerini kapsamaktadır. Ülkemizde bu işleme muz yetiştiricileri "Onarma veya imar" demektedir. Budama genel olarak Mart Nisan aylarında yapılmakta, bazen uygun olmayan iklim olayları dolayısıyla Mayıs ayına kalmaktadır.

    Muzlarda budama işlemi yaz aylarında da devam eder. İlkbaharda toprak altı gövdenin budanmasından sonra, gübreleme yapılmış ve sulama hazırlıkları başlamıştır. Bundan sonra muz bitkisinde dip sürgünleri yeniden çıkmaya başlar. Ülkemizde muz yetiştirilen yörelerde, çok sıcak olan bahçelerde bu ilk sürgünler de dipten kesilerek atılır ve 2. sürgünler içinden, gelecek yılın meyve alınacak bitkileri seçilir. Bunlar kılıç şeklinde dar ve dik yapraklı, kuvvetli büyüyen genç sürgünler arasından seçilir. Her ocakta meyve alımı için iki bitki bırakılmasına rağmen, bu sürgünlerden farklı zamanlarda çıkan 3-4 tanesi ayrılır. O yılın iklim durumuna göre bunların hangisinin istenilen zamanda çiçekleneceğini, ertesi yıl yine budama zamanı karar verilir. Biraz daha serin yerlerdeki muz bahçelerinde, ilkbaharda toprak altı budamadan sonra ilk çıkan dip sürgünleri ayrılır. Bunlar gelecek yıla kadar ancak yeterli büyüyüp gelişme gösterir.

    Muz bahçesinde her yıl hasatla, bakım döneminde, budama ile meyve, sap ve yaprak olarak dekara ortalama 20 ton civarında organik materyal bahçe dışına atılmaktadır. Bu nedenle şu anda uygulanan bitki artıklarının bahçe dışına çıkarılması uygulanmasına kesinlikle son verilmelidir. İçeriğinde organik gübre ile birlikte bir çok bitki besin elementini taşıyan bitki artıkları parçalanarak toprağa gömülmeli, toprağın organik madde içeriği sürekli yükseltilmelidir. Bu şekilde uygulanacak bitki artıklarının bahçe içinde bırakılması, toprak yüzeyini malç şeklinde örterek yabancı ot kontrolünü de sağlayacaktır. (Ek Resim 11. Muz Bahçesinde Bitkisel Atıklar Bahçe İçinde Kalıyor)
    Muz bahçelerinde yapılan diğer bakım işleri, özellikle subtropik iklimde soğuğa karşı bahçelerin korunması ve meyve salkımlarının keten bezi veya plastik ile örtülmesidir. Bahçelerin soğuktan korunması, doğrudan ısıtma veya yağmurlama, sisleme gibi dolaylı yollarla sağlanmaktadır. Petrol artıkları veya benzeri maddelerle yapay sis meydana getirme, hava neminin % 70 'den yüksek olduğu durumlarda etkili olmaktadır. Yağmurlama ve sisleme ile korumanın etkinliği, su sıcaklığının ortam sıcaklığından olan yüksekliğine bağlıdır. Toprak altı suyu sıcaklığı 20 oC kadardır. Bu su ısıtmak için yeterlidir. Kritik noktada muz yapraklarındaki sıcaklığı yükseltir. Bununla beraber kullanılacak suyun kalitesi çok önemlidir. Özellikle tuzsuz olmalıdır. (Ek Resim 35. Salkıma Geçirilen Torbalar)

    6.13. Toprak İşleme

    Toprak işleme, yabancı otları öldürmek, yağışlar veya üzerinde yürüme sonucu toprakta meydana gelen kaymak tabakasını kırmak ve toprağı kabartarak yağmur sularının veya sulama sularının toprağa daha kolay girmesini sağlamaktır. Ayrıca en önemlisi, verilen organik gübrenin ve mineral gübrelerin bitkinin etkili kök derinliği olan 60 cm. derinliğe kadar dağıtılması ve toprakla iyice karışması amacıyla yapılır. Muzun kök sistemi yüzeyseldir. Bu nedenle toprak işleme sırasında köklerin fazla zarar görmemesine dikkat edilmelidir. Muz bahçelerinde toprak işleme değişik şekillerde yapılabilir. Elle toprak işleme en yaygın olanıdır. Toprak muz çapası denilen uzun tırnaklı çapa veya bel küreği ile işlenir.

    Ülkemizde örtü altı muz üretiminde şubat-mart aylarında toprak işlemesi yapılır. Açık bahçelerde ise Nisan-Mayıs aylarında toprak işleme yapılır. Toprak işleme ile birlikte ana bitkinin tepesi kesilir. Ana gövde yine yerinde bırakılmalı ve fidelerin beslenmesi sağlanmalıdır. Ayrıca toprak işleme sırasında ana gövde üzerindeki fidelerin bağlantılarının temizliği (kütük alma) yapılmalıdır. Ana gövdedeki bağlantılar ve fazla fidelerin alınması ile gövde üzerinde köklenme artacaktır. Ancak ana gövde üzerinde meydana getirilen yaralanmalara karşı ilk suda mantar ilaçları uygulanmalıdır. Toprak işleme sırasında her ananın bulunduğu ocakta bir tane fide bırakılmalı, diğer fideler tamamen anadan ayrılmalıdır. Toprak işleme sonrası çıkarılan muz artıkları parçalanarak toprak üzerine serilmelidir.
    Açık bahçelerde toprak işlemesi ile birlikte yaşlanmış kök ve piçler bağ bıçağı ile alınır. Bahar toprak işlemesinden sonra su çanakları açılır. Yazın bahçe otlandıkça otlar biçilir ve olduğu yerde bırakılır. Sonbaharda toprak işlendikten sonra yumru üzerine toprak ile birlikte organik gübre (hayvan gübresi) çekilir. Bu şekilde yumru dondan kısmen korunmuş olur.

    6.14. Yabancı Ot Mücadelesi

    Gerek muz bitkisi köklerinin çok yüzeyde olması, gerekse ülkemizdeki muz bahçelerinin ve yetiştirme tekniğinin özel durumları nedeniyle bahçelerin ot kontrolünü makine ile yapmak olanaksızdır. Bu nedenle el aletleriyle yapılması gerekmektedir. Makineyle toprak işleme olanağı çok azdır. Ancak bahçede dar yapraklı otlar hakimse, muz bitkisine zarar vermeyen, yalnız bu otları öldüren seçici yabancı ot ilacı kullanılabilir. El aletleriyle çapalamada, muz köklerine zarar vermemeye çok dikkat edilmelidir. Özellikle ağaç altlarındaki otların alınmasında, kök bölgesine girilmemeli, gerekirse otlar elle alınmalıdır.

    Muz bahçelerinde genel olarak yabancı ot kontrolü sürekli yapılmakla beraber, bazı özel durumlarda geçici örtü bitkisi olarak bırakılmaları yarar sağlamaktadır. Muz bahçesinin toprağı ağır bünyeli, geçirimsiz, çok su tutan özelliklerdeyse, topraktaki fazla suyun tüketimine yabancı otlar yardımcı olmaktadır. Ayrıca muzun yüksek hava nemi isteği nedeniyle, yabancı otların bahçede hava nemini artırdığı dikkate alınmalıdır. Bazı muz tesislerinde bitkilere zarar vermeyecek şekilde bitkilerin aralarında yabancı otların geçici olarak bulundurulması bu yönden de yararlı olmaktadır. Ancak hafif bünyeli kumlu topraklarda ve yeterli hava neminin bulunduğu yörelerde sürekli yabancı ot kontrolü mutlak gereklidir. Bazı hastalık ve zararlıların bahçede artmaması için de bu işlem önem kazanmaktadır.
    Hem toprak sıcaklığını ve nemini korumak, hem de yabancı otları kontrol altına alabilmenin daha pratik bir yolu vardır. Bu da muz bitki artıkları olan yapraklar ve dalarının parçalanarak toprak yüzeyine malç şeklinde yayılmasıdır. Bu şekilde yüzeye yayılan muz bitki artıkları yabancı ot kontrolünü de yapacaklardır. Toprak yüzeyine yayılan bu artıklar onarma zamanı toprak altına gömülerek toprağın organik madde içeriğini yükseltecek ve aynı zamanda organik gübre görevine yardımcı olacaktır.
    Yabancı otları yok etmek veya kontrol altına almak için yapılabilecek bazı uygulamalar şunlardır.

    1. Sık dikim yapmak: Sık dikim gölgeleme yapar. Gölgelemede yabancı otların oluşumunu engeller. Önerilen tek dikim bu yönden de yararlıdır.

    2. Yabancı otları biçip olduğu yerde bırakmak: Ot mücadelesinde kullanılan ve önerilen en yaygın yöntemlerden biridir. Biçilerek toprak yüzeyine örtülen yabancı otlar, malçlama dediğimiz örtü görevini görecek, altlarında yabancı ot gelişmesine izin vermeyecek, toprak neminin kaybolmasını engelleyecek, güneşin yakıcı etkisini soğuracaktır. Otlar bahçeden çıkarılmadığı için bahçeden besin kaybı da söz konusu değildir.

    3. Malçlama : Malçlamada toprak yüzeyi sürekli örtülüdür. Bu durum otların oluşumunu engeller. Yaşlanmış muz yaprakları ve diğer organik materyaller malçlama için kullanılabilir. Malç materyali toprak nemini korur ve zamanla çürüyerek toprağı besin ve organik madde yönünden zenginleştirir. Kurak iklimlerde yağmur suları malç örtüsünde kalır ve muz köklerine ulaşamadan buharlaşır. Ayrıca malçlama yüzeysel köklenmeye neden olabilir. Bu da köklerin kuraklıktan veya susuzluktan zarar görmelerine veya mekanik zararlanmalara neden olur. Ayrıca malç materyali kurak bölgelerde yangın çıkışını kolaylaştırır ve hayvansal zararlılara yataklık edebilir.

    4. Kimyasal maddelerle yabancı otları yok etmek: Ot öldürücü ilaçlarla (Herbisitlerle) yapılır. Muz yapraklarına değdirilmeden yapılacak bir ot mücadelesi otların yok edilmesini sağlayabilir. Ancak ot öldürücü ilaçların zamanla toprakta birikmeleri sonucu bazı olumsuz zararlar meydana gelebilir.

    HASTALIK VE ZARARLILAR

    Dünyanın muz yetiştirilen bölgelerinde çok sayıda hastalık etmeni ve zararlı bulunmuştur. Akdeniz bölgesinde muz yetiştirilen alanlarda görülen en önemli ve yaygın olan zararlılar nematodlardır. Nematod bitki kök öz suyunu emerek onun zayıflamasına sebep olurlar. Nematodların en önemlileri spiral ve kök ur nematodlarıdır. Nematodlar genellikle yapraklarda sararmaya, gövdede yumuşamaya, bodurlaşmaya ve gelişmede gerilemeye neden olur.

    7.1. Muz Zararlıları

    Muzda tropik ve subtropik şartlarda zarar yapan 200'den fazla böcek, 7 akar ve 17 nematod bulunduğu bildirilmektedir. Zararlı böceklerden 5'i önemlidir. Bunlar; [1]
    Muz Hortumlu Böceği (Cosmopolites Sordidus), Güve (Nacoleia octasema), Trips (Chaetanaphothrips orchidii), Muz Afidi (Pentalonia nigronervosa) virüs vektörü olarak önemli, Colaspis hypochlora (Koloopter)'dir. Ülkemizde sayılan bu zararlılar henüz yaygın değildir. Ancak bazı böcekler, mısır koçan kurdu, prodonya, yeşil kurt, yaprak bitleri, tavuk, fare, domuz gibi hayvanlar muz bahçelerinde zarar yapmaktadır.
    Muz bahçelerinde hastalık ve zararlılar görüldüğünde mutlaka ilgili İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerine başvurarak mücadele konusunda gerekli ayrıntılı bilgileri alınız.

    7.1.1. Nematodlar

    Bir çay bardağı kadar toprakta yaklaşık 50 bin kadar nematod bulunabilir. Dünyada muz bitkisine zararlı olan çok sayıda nematod bulunmaktadır. Ancak en önemli gruplar şunlardır. [2]

    1. Kök Oyucu nematod (Burrowing) - Radopholus similis

    2. Kök-Ur nematodları - Meloidogyne spp.

    3. Spiral nematodlar - Helicotylenchus ve Scutellonema

    7.1.1.1. Kök Oyucu Nematod (Radopholus similis)

    Kök dokularına delik açarak çok şiddetli çürümelere neden olurlar. Muz köklerinin en tehlikeli parazitleridir. Bulaşmış köklerde kırmızı ve siyah geniş sahalar bulunur ve zamanla bunlar bütün kökün çürümesine ve açılan bu delikler ikinci bir mantari hastalıklara neden olurlar. Çoğu hallerde bulaşma o kadar şiddetli olur ki bitkinin devrilmesi ile üretimin tamamı kaybolabilir. Erken belirtileri arasında yaprak sararması, küçük parmaklı küçük salkımlar, boğaz tıkanıklığında artışlar (memeden düşme) ve yaprakların pörsüyüp parçalanması sayılabilir. Ergin Radopholus nematodu 0.4 - 0.9 mm. uzunluktadır. Jamaika'da bir dişi Radopholus'un 2 hafta süreyle günde 4-5 yumurta yaptığı saptanmıştır. [3] Larvaların yumurtadan çıkmaları 7-8 gün olup yaklaşık 13 gün içinde erginleşirler. Böylece yumurtadan yumurtaya olan hayat devreleri iklim koşullarına bağlı olarak 20-25 gündür. Toprağın, bitkinin ve organik gübrenin nematod yönünden temiz olmasına çok dikkat edilmelidir. Gerekirse sık sık nematod ilaçları ile mücadele yapılmalıdır.

    Bizim ülkemizde Radopholus similis’in bulunduğuna ilişkin bir kayda rastlanmamıştır. Muzlarda önemli derecede zarar veren bu nematodun ülkemize girmeyişi sevindiricidir. Akdeniz bölgesinde yetiştirilen muzlarda 1967 yılında görülen muz zararının ileri derecelere ulaşması nedeniyle bu konu ile ilgili değişik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda bölgemiz muzlarında zararlı olan Spiral Nematodlarından Helicotylenchus multicinctus, Helicotylenchus pseudorobustus, Kök Ur Nematodlarından Meloidogyne javanica, M. İncognita, M. Aranorio ve yaprak ve tomurcuk nematodlarından da Aphelenchoides bicoudatus bulunmuştur. [4]
    Bölgemiz için en fazla öneme haiz olan spiral ve kök-ur nematodları olup, yaprak ve tomurcuk nematodlarının fazlaca bir etkinliği olmayıp zarar verecek düzeyde olmadığı, yayılış oranının % 21,7 olduğu saptanmıştır. [5]

    7.1.1.2. Spiral Nematodu (Helicotylenchus multicinctus) [6]

    Tanınması : Vücudu genellikle eğri veya helezon şeklinde olup, ergin nematodun vücut uzunluğu ortalama 523 mikrondur. Çıplak gözle görülmezler. Nematod öldüğü veya gömlek değiştirdiği zaman spiral şeklini aldığından bu ad verilmiştir. Bunlar köklerdeki bitki besin maddelerini emdikleri için bitkiyi besleyen kılcal köklerin ölümüne neden olurlar. Köklerin dış yüzeyinde yaşarlar. İnfekte olmuş köklerde epidermisin hemen altı granüler şekilde pembeleşir.

    Yayılışı: Yurdumuzda da yayılış oranının % 100 olduğu belirlenmiştir. [7]
    Yaşayışı : Toprakta çok az bulunan bu nematod, dişi, erkek, larva ve yumurta olarak, çoğunlukla muz köklerinde bulunmaktadır. Yaşamını muz kökleri içinde tamamlamaktadır. Bölgemizde Temmuz ve Ağustos aylarında kökteki nematod yoğunluğu en yüksek, toprakta ise Nisan ve Eylül aylarında en yüksek yoğunlukta olmaktadır.
    Konukçuları : Yurdumuzda gerek bodur muz (Musa cavendishii L.) gerek uzun muz (Musa sapientum L.) da zararlı olup dünyada şeker kamışı, çay, hint armudu, havuç, soğan, fasulye, kakao, pancar, bezelye, çeltik, tatlı patates gibi bir çok bitkide de zararlı olduğu bilinmektedir.

    Zarar Şekli : Spiral nematod tüm konukçularında dış parazit olarak zarar yapmaktadır. Ancak sadece muzlarda iç parazittir. İç parazit olması nedeniyle muz köklerinin değişik yerlerinden girerek zararını yapmaktadır. Bu nematodun meydana getirdiği zarar muz köklerindeki yaralarla kolayca anlaşılmaktadır. Nematodlar epidermis dokularını istila ederler. Ancak bitki dokusuna derinliğine nüfuz etmezler. Zarar gören dokular birleşerek yara bölgelerini oluştururlar. Zararlanma sonucunda, muzlarda gelişme önlenmekte, boylar küçülmekte, gövdede yumuşama, yapraklarda sararma olmaktadır. Muz salkımları yeterince gelişemediğinden yeterli ürün alınamamaktadır.

    Korunma Yolları
    Kültürel Önlemler: Muz bahçeleri nematodsuz alanlar üzerinde kurulmalı, nematodsuz fideler kullanılmalı, dayanıklı muz bitkileri varsa ekim nöbetine sokulmalıdır.

    7.1.1.3. Kök Ur Nematodları (Meloidogyne spp.)

    Tanınması : Konukçusu olduğu bitkiler söküldükleri zaman köklerde irili ufaklı urlar görülebilir. Bu urlar enine olarak kesildiği zaman, genellikle küçük, küresel, beyaz renkli, inci tanesine benzeyen dişi nematodları görmek mümkündür. Bu urların ortasında siyahlaşmış yumurta keseleri de bulunabilir. Urların dış yüzeyi kahverengi bir görünüm almaktadır. Bu urlar genellikle köklerin uç kısımlarında bulunmaktadır. Köklerin üzerinde urların oluşmasına neden olurlar. Sonuçta damarsal dokular bloke edilmiş olur. Bu nematodun saldırısına uğramış köklerde hem küçüklü büyüklü urlar ve hem de köklerin bisiklet lastiğinin balon yapması gibi gelişmeler görülür ve bitki büyümesi durur. Urlar kesildiği zaman orta kısımlarına yerleşmiş küçük, beyaz küre şeklinde dişi nematodları veya kararmış yumurta torbalarını (toplu iğne başı büyüklüğünde) bulmak mümkündür. Bitkinin üst bölümüne su ve besin taşıması olamayacağından tipik kuraklık ve besin eksikliği görülür.
    Kök-ur nematodlarının dişileri armut veya torba şeklinde sabit, erkekleri solucan şeklinde aktiftir. Genellikle bitki köklerine zarar vererek çok karakteristik urlara neden olurlar.

    Bitki köklerinde meydana getirdikleri irili ufaklı tipik urlarla tanınırlar. Dişileri armut veya limon şeklinde olup, urlar içinde bulunurlar. Erkekleri iplik şeklinde olup, kök etrafındaki toprakta serbest olarak yaşarlar. Endoparazit olan kök ur nematodlarının beslenmesi sırasında iğne biçimindeki ağzından (stiletinden) hücre içerisine bıraktığı salgılar sonucunda bitkide etkilenmeler başlamaktadır. Kök uçlarında kütleşme ve büyümenin durması gözlenir. Köklerdeki urlanmalar en çok görülen belirtiler olup, enfeksiyon bölgesinde çok sayıda dallanmalar, sık sık görülür. Nematod enfeksiyonu sonucu oluşan galler, odunumsu bir yapıya sahiptir. Bitkiler, zayıf bir gelişme gösterirler. Duyarlı bitkilerde larvalar köke girişten 4-5 gün sonra, ur gelişmesi gözlenebilir. Toprak sıcaklığı 10 oC nin altında gelişme olmaz. 15 oC nin üstünde hareketlilik başlar ve köklere giriş olur.

    Yayılışı : Bölgemiz muz bahçelerinde Meloidogyne javanica % 100, [8] M. İncognita % 53, [9] ve M. Aranorio % 28,5 oranında [10] yayılış alanı mevcuttur.

    Yaşayışı : Sonbaharda bitkilerin çürüyen köklerinden toprağa geçen urlar içindeki dişilerin bırakmış oldukları yumurtalarla çoğalırlar. Kışı urlu kökler içinde yumurta veya larva olarak geçirirler. Hafif bünyeli, geçirgen karakterdeki toprakları severler. 10 oC’nin altında gelişme olmaz. 20-27 oC arasındaki sıcaklık, gelişmenin ve urlanmanın en fazla olduğu sıcaklıktır. Populasyon toprakta Eylül ayında artmakta, Temmuz-Ağustos ayında düşmekte, kökte ise Nisan ayında artmakta, Haziran ve Temmuz ayında azalmaktadır.

    Konukçuları : İki bine yakın konukçusu olduğu bilinmekte olup, yurdumuzda muz (Musa cavendishii L. Ve Musa sapientum L.) türlerinin toprak ve köklerinde bulunmuştur.

    Zarar Şekli : Muz köklerinin içine girip, muz gövdesine su ve besin taşıyan kökleri harap ederek, kendi yaşamını sürdüren, toprak altında yaşayan bu mikroskobik zararlılar, muz köküne hücum ederek, bitki öz suyunu emerek gelişmesini engellerler. Kökler üzerinde ur oluşmasına neden olurlar. Bitkinin büyümesini engellerler. Ayrıca kök üzerinde açtıkları yara yerlerinde mantari hastalıkların gelişmesine neden olarak kök mantarlarının yayılmasına ve hastalık yapmasına neden olurlar. Nematodların zarar vermiş olduğu bitki kökleri renksiz, gözle görülebilen kahverengi lekeler halinde görülmektedir. Bazı türlerin zararları ise kökler üzerinde urlar oluştururlar. Bu şişkinlikler bıçakla kesildiğinde görülen kahverengi çizgiler nematodun zarar vermiş olduğu dokulardır.

    Kök-ur nematodlarının sebep olduğu zararlanmalar çok şiddetlidir. Köklerde meydana gelen zararlar sebebiyle, gelişme durmakta, bitki boyları küçülmekte, gövdede yumuşama ve yapraklarda sararmalar görülmekte, salkımlardaki parmaklar yeterince gelişmediklerinden beklenen ürün elde edilememektedir.
    Kök-ur nematodları muzların bodurlaşmasına, yaprakların sararmasına ve düşük verime neden olmaktadır.

    Korunma Yolları : Kök-ur nematodlarına karşı alınması gereken tüm kültürel ve kimyasal mücadeleler bütün nematodlar için geçerlidir. Farklı bir uygulaması yoktur.

    7.1.1.4. Muz Kök Gal Nematodu

    Kök damarlarında delik açarak şiddetli çürümelere neden olurlar. Erken belirtileri yaprak sararması, ufak salkımlar, yaprakların pörsüyüp parçalanmasıdır.
    Korunma Yolları : Kök-ur nematodlarına karşı alınması gereken tüm kültürel ve kimyasal mücadeleler diğer nematodlarda olduğu gibidir. Farklı bir uygulaması yoktur.
    Nematodların neden oldukları zarar toprak tipi, bitki yaşı, içerdiği su, gübre, yağış ve bulunan nematod grupları gibi bir çok etkene bağlıdır. Üretimde en az % 25 ve en fazla % 90 zarar verirler.

    Resim 12. Nematodların Kök Yüzeyinde ve İçinde Yaptıkları Zararların Görünümü

    7.1.1.5. Nematodlarla Kimyasal Mücadele

    Muz bahçeleri nematodsuz alanlar üzerinde kurulmalı, nematodsuz dikim materyali kullanılmalı, dayanıklı muz bitkileri münavebeye sokulmalıdır. Yeni dikilecek muz fideleri mutlaka nematod ilaçları ile hazırlanmış ilaçlı su havuzlarında en az yarım saat bekletilerek dikilmelidir.

    Sistemik granül ve emülsiyon ilaçlarla mücadelesi yapılmaktadır. Fenamiphos etkili maddeli sistemik ilacın (Nemacur EC 400) emülsiyon formülasyonu 7,5 lt/da, granül formülasyonu (Nemacur GR 10) 30 kg/da dozda kullanılabilir. İlaçlamalar, ilaç-hasat arası en az bir ay olmak üzere yoğunluğa bağlı olarak, 3 ayda bir sefer yapılabilir.

    Cadusafos etkili maddeli, kontak etkili sıvı emülsiyon ilaç (Rugby 100 ME) 5 lt/da dozda yaz aylarında ve granül ilaç (Rugby 10 G) 5 kg/da dozda bakım döneminde uygulanabilir. Bu ilaç yalak başına 50 gr dozunda toprak yüzüne serpilip karıştırılır ve sonra sulanır. Bu ilaç Nisan ve Eylül aylarında 2 kez uygulanır.
    İlaçlamaların ilki Mart-Nisan aylarında yapılan onarım sırasında başlamak üzere 3 ay ara ile 3 kez yapılmalıdır.

    Bölgemizdeki seralarda nematod için Granül ilaçların Şubat-Mart aylarında bakım-onarma sırasında toprak içine karıştırılması, Haziran-Temmuz aylarında ise sıvılarının damlama ile kök bölgesine verilmesi şeklinde uygulanması etkilidir.

    7.1.2. Kırmızı Örümcek (Tetranychus spp. (Acarina : Tetranychidae)

    Tanınması ve Yaşayışı : Vücut bölümleri kaynaşmış, şekilleri oval görünümlü, boyları 1 mm. Den küçük canlılardır. Genellikle kırmızı renkli olmakla beraber, gelişme dönemlerinde renk yeşilimsi-sarı, turuncu veya kahverengi olabilir. Yeni çıkmış larva 3 çift bacaklı olup, gelişmesini tamamladığında 4 çift bacaklı hale gelir. Dişiler erkeklere göre daha büyük ve dolgunca, erkekler daha küçük ve karın kısmı geriye doğru daralmıştır.

    Kırmızı örümcekler muz yaprağının alt yüzeyinde ve meyve salkımlarında bitki öz suyu emmek suretiyle zararlı olurlar. Beslenmeleri sonucunda klorofilin de yok olmasıyla yaprakların sararma ve bronzlaşmasına yol açarlar. Bu beslenme ve renk değişimi önce lekeler halinde görülür, sonra bütün toprak yüzeyini kaplar. Sonuçta bitkilerin beslenmesi gittikçe yavaşlar ve bu da meyveleri kalite ve kantite bakımından olumsuz etkiler. Meyvelerde zarar genellikle meyvenin sap ucu dolayında fazla, çiçek ucu kısmında ise daha azdır. Kırmızı örümcek yoğunluğunun yüksek olduğu durumlarda meyve kabuğunun yer yer kırmızı bir renk almasına sebep olurlar.

    Kışı genellikle ergin dişi döneminde, ağaçların gövde kabukları altında, kök boğazında, toprak yarıklarında ve tezek aralarında, ağaçların altında ve yakınlarında bulunan çeşitli artık ve barınaklarda geçirirler. İlkbaharda havalar ısındığında yaprak ve daha sonra meyve salkımlarına taşınarak beslenme ve çoğalmaya başlarlar. Yaz ortalarına doğru hızlı bir çoğalma gösterirler. Yaprakların alt yüzeyinde damarlar boyunca koloniler halinde bulunurlar.

    Kırmızı örümcekler, özellikle serada yetiştirilen muzlarda zararlı olurlar. Dış ortama göre sera içinin daha sıcak ve buna ek olarak doğal düşmanlarından tecrit edilmiş oluşu, kırmızı örümceklere populasyon gelişmeleri için çok uygun bir ortam sağlar. Yıl boyunca çok sayıda (7-10) döl verirler. Sonbahar sonlarına doğru sıcaklığın düşmesiyle birlikte kışlamak üzere barınaklara göçerler.

    Yüksek bir üreme gücüne sahip olan akarlar, sıcak ve kurak geçen dönemlerde büyük yoğunluklar gösterir ve tek yönlü azotlu gübreler de çoğalmasına yardımcı olur. Yağmurlu ve serin geçen dönemlerde ise çoğalmaları yavaşlar. Sera içinde yapay olarak gerçekleştirilen sisleme ve yağmurlanma uygulamaları da aynı etkiyi göstermektedir.

    Kültür bitkilerinde zararlı olan kırmızı örümceklerin çoğalmalarını engelleyen etkenler arasında avcı akar ve böcekler büyük önem taşır. Bunlar zararlı akarların yumurta ve diğer gelişme dönemlerinde saldırarak onları baskı altında tutarlar. Ancak çoğu zaman bilgisizce, gereksiz olarak yapılan insektisit uygulamaları sonucunda bir yandan doğal düşmanların yok olması, diğer yandan kullanılan ilaçlara bağışıklık kazanmaları nedeniyle kırmızı örümcekler büyük bir hızla yeniden çoğalırlar. Bu yüzden kırmızı örümceklerle mücadelede, onların doğal düşmanlarına zehirli olmayan özel akarisitler kullanılmalı ve gereksiz yere geniş etkili, kapsamlı ilaçların kullanılmasından kaçınılmalıdır. Bunun yanında mutlaka her uygulamada farklı etkili maddeye sahip ilaçlar seçilmelidir.

    7.1.2.1. Mücadelesi

    İlkbahar sonlarına doğru birer hafta ara ile bahçelerin ve ağaçların değişik yönlerinden rastgele seçilecek 100 yaprak ve meyvede kontroller
    yapılır. Yapraklarda ilk koloniler veya bir meyvede hareketli dönemde ortalama 5 kırmızı örümcek görüldüğünde ilaçlamaya karar verilir.
    Kontrollere mevsim boyunca devam edilir ve yoğunluk görüldükçe ilaçlama tekrarlanır. Ayrıca bu konuda kullanılan ve etkili başka özel akarisitlerde önerilebilir. Ancak ilaçlama uygulamalarında bitkinin bütün yüzeyinin küçük
    zerreler halinde ilaçlanmasına ve her ilaçlamada zararlının bağışıklık kazanmaması için farklı etkili maddeye sahip ilaçların seçilmesine
    özen gösterilmelidir.
    Uygulama sırasında motorlu pülverizatörler veya küçük boylu ağaçlar için basınçlı sırt pülverizatörleri kullanılmalıdır. Uygulamada iyi bir
    kaplama sağlanmasına, özellikle yaprakların alt yüzeyleri ile meyvelerin ıslatılmasına özen gösterilmelidir.

    7.1.3. PAS BÖCÜSÜ (UYUZ) MÜCADELESİ
    Son yıllarda, havalandırması iyi olmayan bazı muz bahçelerinde, dallarda uyuz yani Pas Böcüsü yaygınlaşmaya başlamıştır. Uyuzun verdiği zarar meyve parmakları üzerindeoluşan pas rengi ile kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Bu nedenle bu zararlıya Pas Böcüsü denir. Pas Böcüsü meyve parmakları üzerinde meyvenin öz suyunu emer, meyve kabuklarını sertleştirir. Zarar gören meyve ve sürgünlerde büyüme yavaşlar ve durur. Meyvenin piyasa değeri düşer. Meyve parmağı esmer bir renk alır. Bu renk bozukluğu ilaçlama ile düzeltilemez.

    Meyve kabuğu zamanla çatlar, pul pul dökülür. Pas böcüsü 10 büyütmeli büyüteçlerle dahi ancak alışkın gözlerin görebildiği, baş tarafı geniş, karın tarafı dar, havuç biçiminde, yeşilimsi-sarı renkli bir akardır. Akar, kışı ağaçların sürgünlerinde, yaprak altlarında ergin veya yumurta halinde geçirir. Dişiler yumurtalarını meyve ve yapraklar üzerine teker teker veya gruplar halinde bırakırlar. Yumurtalar kışın 24-30 günde, yazın 2-4 günde açılırlar. Uygun koşullarda pas böcüsü yılda 30 döl verir.

    Rüzgar, böcek ve kuşlar aracılığı ile temiz bahçelere kolayca taşınabilirler. Turunçgillerde, zeytinde ve bir çok sebzelerde zarar yaparlar. Bölgemizin her tarafında yaygındırlar.
    Pas böcüsünü yok eden 8 tür faydalı böceğin ülkemizde doğal olarak varlığı yapılan araştırmalarla bulunmuştur. Pas böcüsünü tam kontrol edebilmek için ilaçlı mücadelenin yanında bahçelerin temizliğine de önem verilmeli, mümkünse sebze ekilmemeli, bakımla ilgili her türlü önlem alınmalıdır. Önerilenlerin dışında, faydalı böcekleri öldürücü, yan etkili ilaçları kullanmaktan kaçınmalıdır.

    İlaçlı mücadelenin başarısı, zamanın çok iyi ayarlanmasına, geciktirilmemesine bağlıdır. Pas böcüsü mücadelesine kış döneminde başlanılmalıdır. Bahçe bir önceki yıl uyuz ile bulaşıksa, kışın pas böcüsü ilaçlarından biri ile ilaçlama yapılmalıdır. Kışın ilaçlama yapılmamışsa, Mayıs başından itibaren bahçenin değişik yerlerinden, bahçedeki toplam ağaç sayısının 1/5 i kadar ağacın her birinin değişik yönlerinden, meyveler 7-8 günde bir kontrol edilmelidir.

    El lupu ile yapılan kontrollerde ortalama olarak her görüş alanında 1-2 adet pas böcüsü görülürse ilaçlamaya başlanılmalıdır. Veya pratik olarak bir bahçenin bir sene önceki meyvelerinde en az % 5 oranında pas böcüsü zararlanması görülmüşse, o bahçede ertesi yıl kontrole gerek duyulmadan ilaçlamaya başlanılmalıdır.

    Pas böcüsüne karşı ilaçlı mücadelede aşağıdaki ilaçlar ve dozları kullanılmalıdır.
    İlaçlamalar, yüksek basınçlı motorlu pülverizatörlerle ağacın iyice ıslanmasına dikkat edilerek yapılmalıdır.

    Binapacryl içerikli ilaçlar madeni beyaz yağlı ilaçlarla karıştırılmamalıdır. İlaçlamadan 8-10 gün sonra yapılan kontrollerde pas böcüsünün zararı devam ediyorsa ilaçlama tekrarlanmalıdır.
    7.1.4. Muz Tripsleri

    Muz Thripsleri: Muz salkımı ve parmaklarında zararlı olmaktadırlar. Güney Afrika'da Hercinothrips bicinotus ve Scirthrips signipensis türleri Mercaptothionlu ilaçlarla kontrol altına alınmaktadır. Yaprak bitleri ile mücadelenin aynısıdır.
    7.1.5. Yaprak Bitleri

    Salkım ve yapraklara zarar verirler. Kimyasal ilaçlarla kontrol altına alınırlar.

    7.1.6. Pamuklu Bit
    Özellikle muz fideleri üzerinde, çoğaldıkça meyvelerde ve parmaklarda zarar veren yaprak biti türünde küçük zararlılardır. Özellikle yaprakların özsuyunu emerek beslendiklerinden bitkinin zayıflamasına neden olurlar. Emgileri ile salgılanan akıntılar üzerinde beslenen karıncalar aracılığı ile yayılması kolay olur. Mücadelesi için karınca mücadelesinin de birlikte yapılması yararlı olacaktır. Yaprak bitleri ile mücadelenin aynısıdır
    7.1.7. Sümüklü Böcekler
    Bu zararlılar geceleyin zarar verir, gündüzleri ise toprak altlarında ve parmak aralarında gizlenirler. Kimyasal mücadele yapılarak zararları önlenir. Bazı yıllar çok zararlı olan bu böcekler, geceleri ve çok bulutlu karanlık günlerde beslenirler. Gündüzleri yaprak altlarında ve parmak aralarında gizlenirler. Kimyasal yolla kontrol altına alınabilirler. [11]

    7.1.8. Cosmopolites sordidus Germar: Muzun rizom ve yalancı gövdesi içinde bir çok tüneller açarak zarar yapar. Kültürel önlemler, biyolojik kontrol ve hasat edilmiş bir muzun yalancı gövdesinin uzunluğuna kesilerek 30 cm. boyundaki parçalarından elde edilen kapanlar kullanılarak kontrol altına alınmaktadır. Buna karşın kontrol altına alınamıyor ise toprağın etkisi uzun olan bir insektisitle ilaçlanması önerilmektedir.
    [12]

    7.1.9. Kabuklu bitler: Aenidiella aurantii, chrysomphalus fieus, aspidiotus elaeidis Marshali kabuklu bitlerinin renkleri sıra ile kırmızı, erguvani ve beyazdır. İlk ikisi parmaklarda ve yaprakların her iki yüzünde görülürse de, üçüncüsü yapraklarda ve yaprakların alt yüzünde bulunurlar. Bu bitler özellikle muzlarda görülen karıncaların toprak ilaçlaması ile yok edilmesi ve böylece kabuklu bitlerin doğal düşmanlarının populasyonu artırılarak kontrol altına alınabilir. [13]

    7.2. Muz Hastalıkları
    Muz yetiştiriciliğinde dünya çapında önemli bazı hastalıklar vardır. Ancak bunların büyük çoğunluğu subtropik iklimde, yani ülkemizde görülmemektedir.

    7.2.1. Meyve Çürüklüğü
    Fusarium moniliforme, Botrytis cinerea ve Sclerotinia sclerotiorum gibi etmenlerin meyve uçlarından geriye doğru oluşturdukları çürüklüklerdir. Hasadı yapılan salkımın taraklara bölünmesinden sonra parmakların olgunlaşmasına doğru görülür. Hastalanan meyveler puro şeklini andırır. Çürüklüğe Mantarlar ve bakteriler neden olur. Benomyl ve Thiobendazole gibi belli süspansiyonlarına taraklar daldırılıp, 1-2 dakika bırakılarak meyve çürüklüğü önlenebilir.

    Hasadı yapılan salkımın taraklara bölünmesinden sonra, parmakların olgunlaşmalarına doğru görülen bir hastalıktır. Hastalığa mantarlar ve bakteriler neden olur. En tahrip edici olan etmenlerden biri Gloesporium musarum’dur. Benomyl ve thiabendazole gibi ilaçların belirli konsantrasyonlarındaki süspansiyonlarına önceleri salkımdan ayrılmış ve temiz suda yıkanmış taraklar daldırılıp, 1-2 dakika bırakılmakla
    meyve çürüklüğü önlenebilmektedir. [14]
    Meyvelerde ayrıca Ceratocystis paradoxa, Sclerotinia, Dothiorella, Fusarium, Nigrospora musae, Deightonella, Gloeosporium musarum gibi mantar hastalıkları da gözlenmektedir.

    Kök Boğazında Anamur’da rastladığımız ağaçların yıkılmasına neden olan Fil Hastalığı denen bir mantar hastalığı da gözlenmiştir. (Ek Resim 20. Muzda Mantarın Neden Olduğu Fil Hastalığı)

    Resim 14. Parmaklarda Mantar Hastalığı

    Resim 15. Parmakta Dothiorella Mantar Hastalığı

    Resim 16. Parmaklarda Sclerotinia Hastalığı

    Resim 17. Parmakta Fusarium Çürüklüğü

    Resim 18. Parmakta Nigrospora musae Mantar Çürüklüğü

    Resim 19. Parmakta Siyah Çürüklük Hastalığı (deightonella)

    Resim 20. Tarakta Tepe Çürüklüğü (Gloeosporium musarum)

    7.2.2. Yaprak Leke (Sigatoka) (Cercospora musae) Hastalığı

    Muz bitkisinde görülen tehlikeli bir hastalıktır. Cercospora musae mantarının neden olduğu yaprak leke hastalığıdır. İlk belirtisi yaprağın orta damarı boyunca ve ona paralel olarak görülen hafif kahverengi yeşil, 0.3-1 mm uzunluğundaki, yapraklar üzerinde açık sarı lekelerdir. Lekeler, 1 cm uzunluk ve 1.5 cm kadar genişliğe ulaşarak kahverengiden siyaha dönen bir hat üzerinde eliptik, hafifçe kuru lekeler halini alır. Lekeler küçük kaldığı zaman zarar önemli değildir. Fakat lekelerin çevresindeki dokular hızla ölmeye başlar, ölü kısımların birleşmesiyle yaprağın az veya çok kısmı tamamen bozulur. Bunların küçük bir miktarı büyür ve oval bir hal alır. Koyu kahverengine dönüşür, sonra lekelerin orta kısmı ölür. Fotosentez için gerekli yaprak alanının azalmasına bağlı olarak salkım ve meyveler küçülür. Yapraklardan sonraki belirtisi meyvelerde görülür. Parmaklar olgunlaşmadan sararır. Meyveler köşeli ve erken olgunlaşır. Ülkemizde henüz tesbit edilmemiştir. Dithane M-45, Manep, Kocide DF gibi ilaçlarla kontrol altına alınabilir. Bu hastalığa karşı Kocide DF 15 lt suya 2 lt yağ ve 300 gr ilaç eklenerekyapraktan uygulanıyor.

    Cercospora musae mantarının neden olduğu bu hastalık önce yapraklarda, sonraları salkımlarda ve onların küçükken ve olgunlaşmadan sararması şeklinde görülür. Denizaşırı ülkelerde mancozeb veya maneb, bakır oksiklorür gibi ilaçlarla denetim altına alınır. [15]


    7.2.3. Yaprak Leke Hastalığı (Kuş Gözü) (Leaf Spot - Mycosphaerella musae)

    Etmeni mantardır. Spesifik yaprak patojenidir. Yaprağın fotosentez alımını azaltır. Bu durum bitki ve meyve gelişmesini olumsuz yönde etkiler. Hastalık Güney Doğu Asya kaynaklıdır. Fakat buradan tropik bölgelere yayılmıştır. Genç yapraklarda zarar yapar. Cavendish grubuna giren klonlar yaprak leke hastalığına duyarlıdır. Subtropik şartlarda görülmemektedir.

    Sıcak ve nemli dönemlerde sorun yaratan bir mantar hastalığıdır. Hastalık önce yapraklar üzerinde gözle görülebilen küçük lekeler şeklinde ve buların yaprak orta damarına yakın yerde birleşerek büyük lekeler haline gelmesi ile görülür. Sigatoga’da olduğu gibi kontrol altına alınır.

    Resim 21. Uçakla Muz İlaçlaması

    7.2.4. Sigara Ucu Çürüklüğü (Verticillium theobromae) (Cigar ve Rot)

    Verticillium theobromae mantarının oluşturduğu bu hastalık özellikle meyvelerde büyük zararlar meydana getirmektedir. Puro ucu çürüklüğü, cigar and rot, parmak ucu çürüklüğü gibi isimler verilen bu hastalık etmeni bir çok ülkede görülmekte, fakat tehlikeli sonuçlar doğurmamaktadır. Hastalık etmeni V. theobromae meyveye, her hangi bir şekilde meydana gelen parmak ucundaki yaralardan girmekte ve sapına doğru ilerlemektedir. Gri bir mantar örtüsüyle kaplanan meyve ucu yanan bir sigara veya puro ucunun görüntüsünü almaktadır. Hastalık ülkemizde tesbit edilmiştir ve zarar derecesi önemli değildir. [16]

    Batı ve güney Afrika, Kanarya Adaları, Trinidad ve Queensland gibi ülkelerle birlikte çeşitli ülkelerin muz alanlarında yaygın şeklde görülmektedir. Nedeni Verticillium the obroma mantarıdır. Bu mantar yeni doğum yapmış salkım çiçeklerinin çanak yapraklarında zarar yapar. Sonraları parmaklar boyunca yayılarak meyve kabuklarını karartır ve tüm dokuyu kaplar. Parmaklar üzerindeki hastalıklı bölge en sonunda tozumsu spor kümesi ile kaplanır. Bu görünüş puro ucundaki küle benzer. Salkımların doğumunu izleyen 8-11. günlerde parmak uçlarındaki solgun çiçek artıkları temizlenerek hastalık denetim altına alınmalıdır. Gelişmenin bu devresinde anılan çiçek artıkları elle kolaylıkla temizlenir. Geç kalınırsa temizlenen yerden bol miktarda öz su akar, bu da meyveyi lekeleyebilir ve görünüşünü bozar. [17]

    Resim 22. Sigara Ucu Çürüklüğü

    7.2.5. Kordona Yaprak Lekesi

    Etmeni mantar olan bir hastalıktır. Ülkemizde görülmediğinden ayrıntılı bilgi verilmemiştir. Tipik belirtisi yapraklarda oval, soluk kahverenginde lekeler ve yaprak kenarlarından orta damara doğru uzayan açık kahverenkli uzun şeritler halinde çürümüş dokular görülmesidir. Yaprakların büyük bir bölümünü çürütebilir. Bulaşık alanlar genellikle parlak sarı veya turuncu bir bölge ile çevrilidir. Bu bakımdan hasta yapraklar belirgin bir şekilde ayırt edilir. Bu hastalık genellikle zayıf bitkilerde veya ocaklarda fazla bitki bulunduğu durumlarda görülür. Kültürel önlemlerin düzeltilmesi hastalığı azaltır. Sigatoga da olduğu gibi ilaçlı mücadele yapılmalıdır. [18]

    Resim 23. Kordona Yaprak Leke Hastalığı

    Yapraklarda ayrıca Deightoniella torulosa, Alternaria spp. ve Nigrospora spp. mantar etmenlerinin yaprak ayası ve orta damarlarında hastalık yaptıkları tesbit edilmiştir. Bu etmenler, yarasız dokularda hastalık oluşturmakla beraber , yaralı olan yapraklarda daha etkindirler. Özellikle dolu yaraları veya rüzgar yırtılmaları bunların yapraklara girişini artıran unsurlardır.

    7.2.6. Panama Hastalığı (Banana wilt-Fusarium oxysporum f.cubense)

    Muz solgunluğu, Fusarium solgunluğu da denilen bu hastalığa mantar sebep olur. Fusarium oxysporum f.cubense hastalık etmenidir. Bir toprak mantarı hastalığıdır ve bitkiye köklerden girer. Duyarlı muzların yumrusunda zarar yapar. Bir visküler solgunluğa neden olur. Mantar toprakta uzun süre dayanır. Tropikal Asya, Afrika ve Amerika'nın bir çok bölgelerinde yaygındır. Genel olarak etkili kontrol, sadece dayanıklı klonlarla yetiştiricilik yapmaktır. Gross Michel klonu Panama hastalığına duyarlıdır. Bu klonla kurulmuş olan bahçeler bu hastalıktan bahçenin tamamen ölmesine varacak kadar zarar görmektedir. Bu nedenle yerini Cavendish grubuna giren hastalığa dayanıklı klonlara terketmiştir. Sıcak toprak ısısı ve kötü drenaj, yüksek toprak rutubeti yayılmayı arttırır. Bu hastalıkta subtropik şartlarda görülmemektedir. [19]

    Bodur muzlar bu hastalığa dayanıklıdır. Hastalık, alt yapraklarda kenardan orta damara doğru parlak sarı bir bant görülmesi ile farkedilir. Bu yapraklar bir kaç gün içinde solar. Yaprak sapları bükülür, kuruyarak aşağı sarkar. Sonraları üst yapraklarda kurur ve bitki çürür. Bitkiler herhangi bir zamanda bu hastalığa yakalanabilir. Eğer meyveler tamamen gelişmeden bitki bu hastalığa yakalanmışsa bitki ölmeden önce, çok az bir olasılıkla hasat yapılır. Yalancı gövde içindeki öz su borularında sarı turuncu, mor kırmızı renkli benekler görülür. Dayanıklı çeşit ve fazla suların drene edilmesi ile hastalık denetim altına alınabilir. [20]
    Ülkemiz muzlarının köklerinde belirlenen hastalık Fusarium oxysporum’un bir çeşididir. Panama hastalığının henüz tesbit edilmemiş olması, yok olduğu anlamına gelmez. Çünkü ülkemizde yetişen muzlar bu hastalığa dayanıklı Cavendish grubu (Musa cavendishi) muzlarındandır. [21]
    Resim 24. Panama Hastalığı

    Fusarium oxysporum f.cubense bitkiye köklerden girer; herhangi bir sebeple köklerde oluşan yaralanmalar, hastalık etmeninin köklere girişini artırır. Köklerdeki iletim dokularını tıkayan etmen ana
    gövdeye (yumruya) ve oradan da yalancı gövdeye geçerek iletim dokularını tıkamakta, bitkinin besin alışverişini durdurarak onun solmasına neden olmaktadır. Gerek kök, gerek ana gövde ve yalancı gövdeden kesit alındığında kırmızı-menekşe rengiyle bu hastalık kolayca tanınabilir.

    7.2.7. Muz Meyvesi Parmak İçi Çürüklüğü (Fusarium moniliforme)

    Muz meyve parmaklarının çiçek burnundan başlayarak, içine doğru girmiş siyah renkte bir çürüklük veya meyve sırtlarında çatlamalar, çatlak kısımlardan gelişen siyah çürüklükler şeklinde belirtiler gösterir. Muz dalının tarakları tamamen açıldıktan sonra, parmaklar henüz dolmadan, tazeyken, muz parmaklarının ucundaki çiçek artıkları, çiçeklenme tamamlandıktan sonra elle temizlenirse bu hastalık fazla yaşanmaz. Bu temizleme muz meyvesinin parmak ucunda sarartma sonrası görülen kararmanın olmamasını sağlayacak, ayrıca Türk Standartları Enstitüsünün Muz Standardlarında istenen bir durumu da ortaya çıkacaktır. (Ek Resim 21. Muzda Meyve İçi Fusarium Çürüklüğü)

    100 lt. suya 200 gr. Aliette, 200 gr. Hektiram forte, 60-75 gr. Benlate, 200 gr. Penncozeb 80 WP., Takistin 50 WP, 100 ml. Saprol ilaçları ile yapılacak düzenli uygulamalar hastalığın kontrol altına alınmasında yardımcı olacaktır. [22]

    Bu hastalık etmeni ve çeşidi Fusarium moniliforme V. Subglutians bitkiye toprak üstü kısımlarından girerek, yalancı gövde içinde ana gövdeye kadar inen öz çürüklüğünü oluşturur. Bu mantarın çok sayıda küçük sporları (tohumları) yaprak kınlarının çürüyen yüzeylerinde hastalık başlatır. Çürüyen bu yüzeylerde pembesi kırmızı renk değişimleri görülür. [23] Bu hastalık ülkemiz muzlarında tesbit edilmiştir.

    7.2.8. Kök Çürüklüğü

    Akdeniz bölgesinde muzlardaki hastalık etmenleriyle ilgili yapılan araştırmada köklerde 6, gövdede 1 ve yapraklarda 3 grup belirlenmiştir. [24]

    Resim 25. Kök Çürüklükleri

    Fusarium oxysporum, F. moniliforme, F. solani, F. semitectum, F. acuminatum ve Rhizoctonia spp. gibi mantar etmenlerinin köklere yaralar yoluyla girerek kararma yada çürümeler yaptığı hastalıklardır. Bu hastalık etmenleri iletim demetlerinde ilerleyemedikleri için bulundukları yerde kalırlar. Bunların zarar dereceleri köklerdeki yaralarla doğru orantılıdır. Yani yaraların çokluğu ölçüsünde zarar dereceleri artar. Bu yaralar ülkemiz muz bahçelerinde nematodlardan, yüksek dozda verilen kimyasal maddelerin yakmalarından oluşmaktadır.

    Özellikle nematod saldırısı sonrası yaralanan köklerde gelişen fusarium çürüklükleridir. İyi bir nematod mücadelesi sonrasında yeni gelişen köklerde görülmez. Bunun dışında kötü drenajlı topraklarda, fazla suyun zararından meydana gelen kök çürüklükleri de fazlasıyla görülür. Bu nedenle kimyasal mücadele öncesi mutlaka iyi bir drenaj sağlanmalıdır.

    7.2.9. Armillaria mellea: Bu mantar genel olarak Avustralya ve Güney Afrika’da görülür. Hastalığa yakalanan bitkilerde büyüme durmakta ve yaprakların bazıları sararmakta veya ölmüş olup yalancı gövdenin etrafında sarkmaktadır. Gövdeden kesit alındığında mantarın misel şeklinde beyaz bir alan oluşturduğu görülür. Ayrıca kahverengimsi-koyu kahverengi alanlar da görülebilir. İlginç olan bir tarafı kokunun mantar serası kokusunu andırmasıdır. Önlenmesi tedavisinden daha iyidir atasözü geçerlidir. Hastalığa yakalanmış bitkilerin toprak altı bölümleri de dahil olmak üzere temizlenip yakarak yok ettikten sonra, hastalıklı kökün 50-100 cm kadar kısmı örtü altına alınarak 24 saat süreyle 0,5 kg / 10 m2 dozda metil bromid ile ilaçlanmalıdır. Ayrıca bu çukurlara bol kireç uygulaması önerilmelidir. [25]

    7.2.10. Bakteriyel Çürüklük(Pseudomonas (xanthomanas) solanacearum)
    Toprak altında, köklerden başlayarak gövdeye ve yalancı gövdeye geçen ve bitkiyi göçüren bir bakteri hastalığıdır. Gövde içinde yumuşak siyah rengi ve yaydığı kötü kokular ile tanınır.

    7.2.11. Bakteriyel Noktalı Leke (pin spot)
    Bu hastalığa ilk defa Güney Afrika’da Transvaal’ın kuzey ve doğusundaki muz bahçelerinde, soğuk ve nemli geçen 1968 yılının son aylarında rastlanmıştır. Hastalığa neden şimdiye kadar kesin teşhisi yapılmamış olan bir bakteridir. Olgunlaşmamış parmaklar üzerinde kırmızıdan esmer veya siyaha kadar renkli küçük benekler görülür. Bu benekler 2 mm. çapında, ıslak bir hale ile çevrilidir. Şiddetli enfeksiyonlarda meyvenin kalitesi oldukça düşer. Meyveler salkımın doğumundan hasada kadar bulaşmaya karşı çok hassastır. Hastalık meyvelerin içerisine de girdiğinden alışılmış yöntemlerle mücadelesi zordur. [26]
    7.2.12. Moko - Bakteriyel solgunluk: Pseudomanas solanacearum bakterileri neden olur. Orta Amerika’da Gros Michel ve cavendish muz türlerinde önemli zararları oluyorsa da Güney Afrika’da henüz görülmemiştir. Hastalık önce alt yaprakların sararması ile göze çarpar ve diğer yapraklara geçerek bitkiyi kurutur. Kuruyan bitki çürür ve yıkılır. Bitki gövdesi kesilirse özsu borularında panama hastalığında olduğu gibi sarı kahve ve mor renkli lekeler görülür. Hastalıklı rizomlardan alınan kesit yüzeyinden sızan kurşuni-kahve veya kurşunimsi bakteriyel sızıntı ile panama hastalığından ayırt edilir. Budama, kesme aletlerinin sterilize edilmesi, dikimde temiz hastalıksız fideler kullanmak ve genel temizlik kurallarının uygulanması ile hastalık kontrol edilir. [27]
    Resim 26. Moko - Bakteriyel Solgunluk
    7.3. Virüs Hastalıkları
    7.3.1. Buncy Top Virüs (Banana buncy-top virus)

    Muzlarda görülmeye başlayan bir virüs hastalığıdır. Ek Resim 19. de görüldüğü gibi, bu hastalık daha çok Avustralya ve doğuda daha yaygın olmakla birlikte Güney Afrika’da görülmemiştir. Buna karşın çok korkunç bir hastalık olduğu için tarifini yapmakla dikkat çekmekte fayda vardır. Virüs mekanik olarak değil de pentalonia nigronervasa afidi ile taşınmaktadır. Muz bitkisi büyümesinin her hangi bir döneminde görülebilir. İsminin de tarif ettiği gibi bu hastalıkta, hastalığa şiddetli olarak yakalanmış bitkilerin yaprakları tepede rozet şeklinde toplanırlar. Hastalıklı bitkilerin boyları kısa olup büyümeleri oldukça yavaştır. Hastalığın ilk belirtisi yaprak çevresinin alt bölümünde sekonder damarların yanı sıra veya orta damarda 1 mm den daha küçük koyu yeşil düzenli olmayan şeritlerdir. Bu şeritler seri halde koyu yeşil noktalardan tutunuz da kenarlar tırtıklı devamlı koyu yeşil çizgiler durumunda görülür. Daha kıvrılmamış olan yapraklarda sekonder damarlar boyunca soluk beyaz şeritler görülebilir. Yaprak anormal bir şekilde yani tepeden başlayarak honiyi anımsatan bir görünüşte açılım yapar. Hastalıklı bitkilerin kök sistemlerinde görülen çürüme derecesi sağlıklı bitkilere oranla daha fazladır. Belli başlı iki kontrol metodu vardır. Hastalıklı bütün fideleri yok etmek ve hastalıklı fideleri üretimde kullanmamaktır. [28]

    Resim 27. Bunchy Top Virüsü Yayılma Alanları
    7.3.2. Boğaz Tıkanması (Choke Throat)
    En önemli virüs hastalıklarındandır. Salkımın anormal doğması veya boğaz tıkanması şeklinde görülür. Bu hastalığa yakalanmış muzlarda, özellikle kışın ve ilkbaharda, salkım boğazdan tamamen çıkmaz. Gövdeden çıkmadan açılır. Kendini dışarıya zor atmış gibidir. Bu hastalığa karşı dayanıklı çeşitler seçilmeli, hastalıklı bitkilerin fideleri kullanılmamalıdır. Bodur muz Güney Afrika’da yıllarca başarı ile yetiştirilirken istenmeyen bazı özellikleri, örneğin kışın ve ilkbahar başlangıcında bitkinin salkımı boğazından tamamen doğurmadığı görülmüştür. Bu boğaz tıkanması olarak adlandırılmıştır. Bu durumda olan salkımlar, güneşe karşı yapraklar tarafından iyi korunmadıklarından güneş yanıklığından etkilenirler. Güneşe bakan bu salkımlar genellikle küçük, kalitesiz olur ve bir sandığı doldurabilmek için bir kaç salkıma gereksinim duyulur. Ayrıca bu salkımlar mantari hastalıklara, örneğin cigar-end hastalığına duyarlı olurlar. Yetiştiriciler için ekonomik açıdan oldukça fazla kayıplara neden olduğundan kış soğukları istenmez. Boğazı tıkanmadan normal doğum yapan bitki yetiştirebilmek için iki yol vardır. Dwarf cavendishi plantasyonlarından üstün olanlarını seçmek ve diğer ülkelerden yeni muz çeşitleri getirmek.

    7.3.3. Mozayik Virüsü
    Genç yapraklar üzerinde, küçük yeşilimsi sarı lekeler halinde görülür. Bu lekeler damar aralarındadır. Bunun arkasından bitkide çalışmama, şiddetli bir mozayik, yaprakta şekil bozukluğu (deformasyon) ve bodurluk görülür. Meyvelerde de benzeri bir durum gözlenir. Meyvelerde şekil bozuklukları oluşur.

    Resim 28. Yaprakta Mozaik Virüsü Aşamaları
    Muz'da ilk defa Alanya'da 1973 yılında Hıyar Mozaik virüsünün zararı tesbit edilmiştir. [29]
    7.3.4. Mücadelesi
    Virüs hastalıklarına karşı ilaçlı mücadele kesinlikle yoktur. Tamamiyle kültürel önlemler uygulanabilir. Bunlar,
    Hastalık belirtisi gösteren bitkiler sökülmeli, artıkları toplanıp bahçeden çıkarılmalı ve yok edilmelidir. Hastalık belirtisi gösteren bitkilerin fideleri kesinlikle üretim amacıyla kullanılmamalıdır.
    Hastalığın bulunduğu bilinen bitkiler ve bu hastalığa yakalanabilen ve hastalığın taşınmasına neden olan hıyar, kavun, kabak ve diğer kabakgiller, domates, mısır, biber gibi bitkiler muz bahçeleri içerisinde veya çevresinde yetiştirilmemelidir.
    Bahçe içerisinde ve çevresinde yabancı ot mücadelesi sürekli yapılmalıdır.
    Meyve kesim bıçakları ile onarım-budama bıçak ve aletleri hasta bitkiler kesildikten sonra dezenfekte edilmelidir. Bu amaçla Hypo çamaşır suyu veya benzeri bir dezenfektan kullanılabilir.

    7.4. Fizyolojik dengesizlikler
    7.4.1. Meyve Kabuğu Dengesizliği (Goos flesh) - diken diken olmuş deri)
    Goos flesh muz meyve kabuğuna etki eden fizyolojik bir dengesizliktir. Bu dengesizliğin belirtileri sadece olgun meyvelerde görülmekte ve bu zararın derecesi az veya çok şiddetli olmaktadır. Etkisi altında kalmış bulunan meyve solgun ve buruşuk görünüşte olup meyve dış kabuğu soyulduğunda meyve kahverengi renk alır. Meyvenin pazar değerini düşürür. Goos flesh meyve kabuğu dengesizliği daha çok bağıl nemin düştüğü ve kurak geçen kış mevsimlerinde görülür. Meyvelerin olgunlaşmaya başladığı andaki nemin de meyve kabuğu üzerinde belirli bir etkisi olduğu görülmüştür. Bu nedenle meyve kabuğunun nem içeriğinin bu hastalıkta yaşamsal önemi vardır. Belirtileri hücre yapısının alt epidermalindeki dağılmalardan başlar. Hücrelerin bileşimindeki bozukluk, olgunlaşma anında meyve kabuğunun kısmi su kaybı sonucudur. Muzun olgunlaşması fazla miktarda nişastanın eriyebilir karbonhidratlara çevrilmesi ile karakterize edilir. Bu reaksiyon meyvenin ozmotik basıncını oldukça artırdığı için kabuktan meyveye su hareketi olur. Güney Afrika’da yetişen bodur muzlar Madagaskar meyvesi ile karşılaştırıldığında oldukça kurak karakterlidir. Meyve olgunlaşması sonucu meye kabuğunda görülen dehidrasyon Güney Afrika muzlarının hücresel yapılarında plasmolysis ve dağılma olayını başlatmakta, fakat bu durum meyve kabuğu nem içeriği yüksek olduğu koşullarda görülmemektedir. Şimdiye dek bu dengesizliğe çözüm olarak bir öneri yoktur. [30]
     
  3. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    DERİM, OLGUNLAŞTIRMA, DEPOLAMA, TAŞIMA

    8.1. Derim
    Muz meyvesinin gelişme devresi, uygun ekolojilerde 110-130 gün sonra tamamlanır. Bazı yıllarda bu süre 75-150 gün olabilir. Türkiye şartlarında muzlar 120-150 gün sonra derim olgunluğuna ulaşır. Meyve, bitki üzerinde yeme olgunluğuna gelmesi beklenmeden yeşil olum devresinde derim yapılmalıdır. Koyu yeşil renkten, açık yeşil renge dönüşürken ve parmak içleri dolgun ve parmak köşeleri yuvarlaklaşan muz meyveleri hasat yapılabilir. Bazı ülkelerde muz dalları, hasar görmemeleri için, bahçe içinden paketleme istasyonlarına teleferik benzeri araçlarla taşınır. Muz meyvesi diğer meyvelerden farklı olarak çok erken gelişme devresinde (meyve 5-7 cm. boyunda) hasat edilse bile normale yakın aroma oluşturur veya geç de olsa olgunlaşmasını tamamlayabilir. Ancak yetiştirici meyvenin henüz yeşil olarak kaldığı en geç tarihte hasat yapmakta, böylece meyve olgunluğa başlamadan önceki en ileri ve iyi gelişme durumuna ulaşmış olur. Derimden sonra veya depolandıktan sonra olgunlaştırılmaktadır. Meyveler bitki üzerinde olgunlaşmaya bırakılırsa, meyve kabuğu çatlar, hasat edilip olgunlaştırılanlara göre daha fazla nişasta ve daha az şeker oluştururlar. Ayrıca çeşitli hastalık ve zararlılar meyvelerin değerini düşürmektedir. Derim zamanının saptanması, özel bir gözlem yeteneği gösterir. Amaç hevenk ekseninin sarkıklığı ve muz parmaklarının köşeli olma durumu esas alınmaktadır. Meyvenin enine kesitinde görülen köşeler, meyve gelişme devresinin sonlarına doğru, meyve etinin gelişmesinin devam etmesi sonucu, gelişmesi yavaşlayan kabuğa doğru basınç yapması nedeniyle, giderek kaybolur ve kesit yuvarlaklaşmaya başlar. Bu değişim belirli kademeler şeklinde saptanabilir. Anglo-amerikan literatürüne göre hasat oluşumu için üç gelişme devresi önemlidir (Resim 29) [1]


    Resim 29. Farklı Gelişme Devrelerindeki Muz Meyvelerinin Enine Kesiti

    Üç çeyrek Gelişmiş Tam gelişmiş Tam gelişme durumu üç çeyrek üç çeyrek durumu durumu

    1. Üç çeyrek: Meyve yarı irilikte ve belirgin köşeli,

    2. Tam gelişmiş üç çeyrek: Meyve daha az belirgin köşeli

    3. Tam: Meyvenin köşeli durumu tam olarak kaybolmuştur.

    Bunlar arasında ara kademeler de seçilip uygulanabilir. Yerel pazarlar için hasat zamanının saptanmasında kabuk rengi dikkate alınmakla beraber, uzak pazarlar için "tam üç çeyrek" devreden biraz önce veya sonraki durumlar arasında bir seçme yapılır. Uzak pazara gönderilecek muzlar daha erken devrede hasat edilir. Tropikal bölgelerde yerel tüketime verilecek muzlar "tam gelişmiş" durumda hasat edilir ve gölge bir yere asılarak olgunlaştırılır. [2]

    Güney Afrika'da dış ülkelere satılacak muzlar aşağıda olduğu gibi sınıflandırılmaktadır.
    a- En az 95 gr. ağırlıkta, 177 mm. uzunlukta ve çevresi 107 mm olan büyük parmaklar
    b- En az 65 gr. ağırlıkta, 152 mm. uzunlukta ve çevresi 95 mm olan orta boy parmaklar
    c- En az 58 gr. ağırlıkta, 139 mm. uzunlukta ve çevresi 95 mm olan küçük boy parmaklar. [3]
    Muz hasadı parmaklar olgun, fakat yeşilken yapılır. Parmaklardaki koyu yeşil renk açılıp parmak köşeleri yuvarlaklaşınca kesime başlanmalıdır. Hasat yapılırken salkımların yara-bere almamasına dikkat edilmelidir. Aksi durumda koruma güçleştiği gibi kalite de bozulur. Hasat iki kişi ile yapılır. Önce salkım bir torbaya alınır. Sonra kesilir ve taşınır. Taşıyıcıların omuzunda salkımları zedelenmekten koruyacak yumuşak sünger bulunmalıdır. (Ek Resim 6. Hasat Edilmiş Salkım)
    Hasat günün serin saatlerinde yapılmalı, hasat edilen ürünler güneşte bekletilmemeli ve sıcak dönemlerde olgunlaşmış bulunan meyveler dalında fazla bekletilmeden hemen kesilerek piyasaya sunulmalıdır. (Ek Resim 18. Sera İçi Taşımacılıkta Kullanılan Vagon)

    Tüm bahçenin hasadı ya bir defada veya 2-3 defada dallar dipten kesilip alınmak suretiyle yapılmaktadır. Dwarf Cavendish'de hasat tek kişiyle yapılır. İşçi sol eliyle dalın sapını tutar ve diğer elindeki uygun bir bıçakla ekseni 30-40 cm. ilerisinden keser. Ülkemizde örtü altı muz bahçelerindeki hasatta ise dalların ağırlığı yüzünden bu işlemi tek kişi yapamaz. Bir kişi dalı omuzuna alacak şekilde tutarken, diğer kişi birinci tarağın üzerinden dalı testereli bıçak ile keser ve dal seradan çıkarılır. Daha sonra dal ya bütün olarak veya son zamanlarda yaygınlaştığı şekliyle taraklara ayrılarak pazarlanır. Taraklar daldan kesilmeli, kalitelerine ayrılmalıdır. Kesim nedeniyle açılan yaralardan akan lateks, hava ile okside olduğundan kahverengi lekeler yapar. Bunun için meyveler zayıf bir hypoklorid banyosunda 10 dakika yıkanır ve genellikle bir mantar ilacı ile (maneb'li) ilaçlanır. Bu suya kararmaları önleyen anti-oksidantlar (sitrik asit, askorbik asit) de eklenir. Benomyl’in 200-300 ppm’lik konsantrasyonlarında kullanılabilir. Kesilmiş kısımlar ilaca batırıldıktan sonra kurutulur ve ince polietilen örtülerle sarılarak, delikli karton kutularda ambalajlanmaktadır. Muzlar hava sirkülasyonu olan kutulara yeşil olarak konmalıdır. Daha sonra 2,7 oC sabit sıcaklıkta tutulacak depolara konulmalıdır. Bu sıcaklıkta olgunlaşma çok yavaştır. [4] (Ek Resim
    36. Tarakların Yıkanması)
    Resim 30. Salkımların Yıkanması ve İlaçlanması
    Ülkemizde polietilen örtü yerine çeşitli kağıtlarla sarma ve tahta sandıklarla ambalajlama yöntemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak son yıllarda özellikle Anamur ilçesinde önerilen teknolojilerle hasat, ambalaj ve pazarlama teknikleri uygulanmaya başlamış ve gelecekte çok daha yeni tekniklerin uygulanacağı konusunda ümit vermektedir.
    Resim 31. Muzda Ambalajlama
    8.2. Olgunlaştırma
    Hasat edilen muz koyu yeşil renkli kabuğa sahiptir. Olgunlaştırma bu rengin açılması, meyvenin öz kısmının yumuşaması ve donuk beyaz renk almasıyla başlar. Kabuk rengi önce açık yeşil, yeşilimsi, sarı ve en son parlak sarı renge döner. Bu son devrede meyve ucu ve sapı henüz yeşildir. Kabuk doygun sarı olunca meyve yeme olgunluğuna gelmiş olur. Daha ileri devrede meyve eti sulanır ve generatif değişimler başlar. Çeşitli mantar enfeksiyonları, kabuk kararmaları görülür. Sonunda meyve tüm olarak yenemeyecek hale gelir.
    Olgunlaştırma sırasında klorofil bozulur, renk sararır, meyve eti yumuşar. Nişasta şekere dönüşür. Bu dönüşüm 3-7 gün arasında değişir. Olgunlaşma sırasında 1. aşama yeşil dönemdir. 2. aşama açık yeşil dönem (nişasta şekere dönüşmeye başlar), 3. aşama yarı yeşil dönem (taşımaya uygun), 4. aşama ¾ ‘ü sarı dönem (3-5 oC saklama ortamında saklanabilir), 5. aşama sarı ama uçları yeşil dönem (manava gönderme zamanı), 6. aşama tam sarı dönem (müşteriye sunma için en uygun renk), 7. aşama kahverengi noktalı sarı renk, en fazla tat olan dönem 7. dönemdir. (Ek Resim 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49)
    Resim 32. Bir Muz İşleme Tesisi
    Genel olarak uygun hasat zamanında kesilen muzlar, 18-24 oC sıcaklıkta bir veya iki hafta içinde kendiliğinden olgunlaşırlar. Bunun altındaki sıcaklıklarda olgunlaşma yavaşlar ve hatta uygun depo sıcaklığı 13 oC 'ye düşünce pratik olarak tamamen durur. Daha yukarıdaki sıcaklıklarda ise olgunlaşma metabolizması bozulduğu için olgunlaşmada anormallikler başlar. Bu nedenle tropik şartlarda (24-32 oC) olgunlaşan muzlar, yeşil kalır veya çekici bir renk kazanamazlar. Hatta olgunlaşma durur (boiling). Ağaç üzerinde bırakılan meyvelerde olgunlaşma süresi 40-50 gün kadar uzayabilir. Çünkü ağaç üzerinde kalan meyve ana bitkiden gelen olgunluğu frenleyici veya etilene duyarlılığı geriletici etkiler altında kalır. Bu nedenle ağaç üzerinde kalan meyve için gerekli olgunluğu başlatıcı endogen etilen dozu, hasat edilen meyve için gerekli dozdan daha yüksektir. Hasat edilen meyvede bu sınır doza daha erken eriştiğinden, olgunlaşması da erken başlar, olgunluğu erken tamamlanır. Aynı şekilde hasat zamanında fizyolojik gelişmesi ileri meyveler de, gelişmesi geri meyvelerden daha erken olgunlaşır. Bu nedenle tam gelişkin devrelerde hasat edilen muzlar, daha önceki devrelerde hasat edilen muzlara göre daha erken olgunlaşır. Belirli bir hasat olgunluğuna erişmeden hasat edilen muzlar ise dıştan bir etilen uygulaması yapılmaksızın kendiliğinden olgunlaşamazlar. Meyveler ne kadar erken hasat edilirse, olgunluktaki meyve kalitesi de o kadar düşük olur. Özellikle tatlanma geri kalır ve uçucu madde salgılanması azalır. Meyvelerin hasattan sonra yeşil kabuklu olarak kalabildikleri sürenin uzunluğu ve kısalığı, meyvenin hasat sırasındaki fizyolojik gelişme durumu veya olgunluk derecesi ile ilişkilidir. Çiçeklenmeden sonraki 90. günde hasat edilen meyvenin (Gross Michel tropik şartlarda) hasattan sonra yeşil kalma süresi 17 gün iken, çiçeklenmeden 120 gün sonra hasat edilen meyvenin olgunlaşma süresi 9 gündür. Bu değerler Cavendish çeşidi için sırasıyla 21 ve 14 gündür. Meyvenin çiçekten sonraki gün sayısı olarak bildirilen hasat zamanı ile, hasattan sonraki yeşil kalma süresi 90-120 günler arasında linear ilişkilidir. [5] (Ek Resim 37. Etiketli Muz Tarakları)
    Çizelge 37. Sarartma İçin Gerekli Sıcaklık ve Zaman Aralıkları
    G Ü N L E R
    Sarartma 1 2 3 4 5 6 7 8 9

    Periyodu oC o C Co Co Co Co Co Co Co

    4 gün 20 20 19 19

    5 gün 19 19 19 19 13

    6 gün 18 18 18 18 15 13

    7 gün 18 18 17 17 15 14 13

    8 gün 17 17 15 15 15 15 14 13

    10 gün 14 14 14 14 14 14 14 14 13


    Sararan muzun sarartıldığı durumda korunabilmesi için gereken sıcaklık 13-15 oC dir. Bu derecede dahi muz o şeklini 2-4 günden fazla koruyamaz.


    Sararma sırasında ve öncesinde yüksek sıcaklıkta kalmış muzlar için pişmiş deyimi kullanılır. Pişmiş muzların veya aşırı sıcaklıkta sarartılan muzların meyve eti yumuşak, kabukları ise çok nazik olur. Bu nedenle taraklardan parmaklar kolaylıkla kırılır. Üstelik yeşil rengin sarıya dönüşü gecikir. yukarıdaki tabloya göre sarartılan muzlar çok beğenilir.


    Sarartma odalarında oransal nem olabildiğince yüksek tutulmalıdır. Önerilen oransal nem % 85-90 dır. Bunu sağlamak için suyu atomize şekilde püskürten memeler kullanılabilir. Sararmadan sonra su fıskiyeleri kullanılmamalıdır.
    Muzlar özel odalarda sararmaya bırakıldığında, çıkarttıkları gazların sararmaları için faydalı olması nedeniyle, bu odaların hiç hava kaçırmaz şekilde yapılması gereklidir. Aynı nedenle muz halen yeşil iken kapıların açılıp kapanması da istenmez. Ancak sararmalarına yakın hafif derecede havalandırma faydalıdır.


    Geç sararma karakteri gösteren muzlar için etilen gazı kullanmak sararmayı hızlandırır. Bu gazın kullanımı ile lezzette hiç bir değişiklik olmamaktadır. [6]
    Hasat zamanında muz meyvesi 0,2 ppm etilen taşır. Olgunluğun başlamasından önce bu 0,5 ppm'e yükselir. Ancak meyvenin olgunlaştırılması için çok düşük dozda etilenin uygulanması yeterlidir. Çizelge 38 sürekli olarak verilen değişik etilen dozu ile meyve renginin post-klimakteriel devrenin ikinci gününde aldığı tipik sarı renge ulaşması için gerekli süreler gösterilmiştir.


    Çizelge 38. Etilen Uygulanan Meyvelerin Hasat Zamanı



    Çiçeklenmeden sonra Etilen Dozu (ppm)



    80.gün 111. gün

    0 18 gün 16 gün

    0,1 15 gün 10 gün

    0,3 7 gün 4 gün

    0,5 6 gün 3,5 gün

    1,0 5 gün 3 gün

    5,0 3 gün 2 gün


    Çizelge 38. de de görüldüğü hasat zamanı geciktirildikçe meyvelerin olgunlaşma süresi kısalmaktadır. Artan etilen dozları da süreyi kısaltmışlardır.


    Muz endüstrisinde meyvelerin olgunlaştırılması, gerekli koşulları sağlanmış özel odalarda yapılır. Bunun için 20-21 oC sıcaklıktaki odada meyve eti sıcaklığı 19 oC ye yükselmiş meyvelere, 12 saat aralıklarla 1000 ppm etilen verilir. Etilen miktarının hesaplanmasında meyvelerle dolu odanın serbest kalan hacmi esas alınır. Bu süre sırasında, depo havasının tümünü saatte 50 defa yer değiştirebilecek kapasitedeki bir vantilasyon sürekli çalıştırılır. Bu 12 saatlik sürenin sonuna doğru ve yeni etilen verilmeden önce, depo tüm olarak taze hava ile havalandırılmalıdır. Olgunlaştırma odasının oransal nemi iyi bir aroma oluşumunun sağlanması için % 93-95 olmalı ve kabuk sararması başladığında kabuk çatlamasının önlenmesi için nem % 85'e düşürülmelidir. Olgunlaştırma sırasında bağıl nemin % 85'in altına düşmesi özellikle Cavendish muzlarında olgunlaşmada anormallik yapar ve su kaybını artırır. Bu muzlar aynen üşüme zararlarında olduğu gibi klimakterium göstermezler. Eğer muz tarakları veya hevenkleri ince polietilen örtülerle sarılmışlarsa odanın oransal nemi önem taşımaz. Etilen uygulamasının sayısı, meyvenin hasat olumu ve pazara verilme zamanına göre azaltılır veya artırılır. Genel olarak 1-3 gün arasında tekrarlanır. Bu süre sırasında sıcaklık her gün için 1 oC'ye derecede düşürülür. Ancak sıcaklık düşürülmesi renk açılması başlayınca başlatılır. Olgunlaştırma işlemi sürekli etilen verilerek de uygulanır. Bu durumda 10-15 ppm etilen nemlendirilmiş ve 19-20 oC'de ısıtılmış hava ile karışık olarak odaya verilir ve iyi bir dolaşım yaptıktan sonra diğer taraftan atılır. Olgunlaştırma işlemleri genellikle Cavendish gibi zor olgunlaşan çeşitlerde uygulanmaktadır. Son zamanlarda Gross Michel için olgunlaştırma işlemleri yapılmasından vaz geçilmiştir. Bu çeşit normal şartlarda kendiliğinden olgunlaşmaktadır. [7]


    Ülkemizde muzlar için modern olgunlaştırma uygulamaları yeni yeni başlamaktadır. Olgunlaştırmada turunçgil meyvelerinin sarartılmasında kullanılan odalar rahatlıkla kullanılabilir. Olgunlaştırmada, etilen yerine ilkel olarak asetilen veya karpitten elde edilen asetilen kullanılması çeşitli bozulmalara yol açmaktadır. Olgunlaşma iyi olmamaktadır.


    Olgunlaştırılan muz meyveleri tüketiciye yeşil renk tam kaybolmamış ve uç ile sap kısmı henüz yeşil durumda iken verilirler. Tropik bölge muzları hasattan sonraki 1-4 hafta içinde Avrupalı tüketiciye ulaşmış olmaktadır.


    Muzlar özel odalarda kendi kendine sararmaya bırakıldıklarında çıkardıkları gazların sararmalarına faydalı olmaları nedeniyle bu odaların hava kaçırmaz şekilde sağlam yapılması gerekir. Sararmalarına yaklaşırken hafif derecede havalandırma isterler.
    Geç sararma özelliği gösteren muzlar için karpit, etilen, ethrel kullanılarak sarartılır. Sarartma odalarında bağıl nem yüksek tutulmalıdır. Önceleri %93-95 olup kabukta sararma başladığında %85’e düşürülmelidir. Çok hızlı sarartma isteniyorsa 24 saat 20-21 oC’de 1000 ppm lik Etilen uygulamasıyla başarı sağlanabilir.
    Muzların depolanmasında 13.5 oC’de ve 10 ppm. Etilen gazı uygulanmasında en iyi sarartma yapılmaktadır. [8]


    8.3. Depolama ve Taşıma



    8.3.1. Depolama


    Muzların hasat sonrası yaşam sürelerinin uzun olmasını sağlamak için kısa sürede uygun depolama koşullarına getirilmesi gerekir. Bu şartlar genellikle çeşitli nakliye araçları ve soğuk hava depolarında sağlanır. Klimakteriyel bir meyve olan muzların solunum hızı bir çok meyve türlerine göre çok yüksektir. Depolama sıcaklığı da yüksek olduğundan bu solunum hızını azaltma olanağı da sınırlıdır. Bu nedenle depolamada soğutma kapasitesi hesabında bu durumlar göz önüne alınmalıdır. Muz meyvesi genel olarak 13 oC de 1-2 hafta süreyle depolanabilir. Bitki olarak soğuğa daha dayanıklı olduğu halde, meyvesi soğuğa daha duyarlı olan Cavendish çeşidi 14 oC de depolanmaktadır. Ancak Dwarf Cavendish için bu sıcaklık daha düşüktür. Daha düşük sıcaklıkta çeşide ve kalma süresine bağlı olarak üşüme olur. Depoda bağıl nem % 90-95 olmalıdır. Kontrollü atmosferli depolama olanakları varsa muzlar % 4-5 oC oksijen ve %5 CO2 ortamında 3-4 hafta dayanabilirler. Ancak bu meyveler olgunlaştırmadan sonra iyi renklendikleri halde, aroma durumları geriler. Bu sınırlar aşılınca da meyvede çeşitli koyu gri lekeler oluşur. İnce polietilen torbalarda dayanıklılığı 4-10 gün artar. Bu nedenle uzun süreli taşımalarda az delikli, kısa süreli taşımalarda ise fazla delikli polietilen torbalar kullanılır. Bunların kalınlığı 0,038 mm olmalıdır. Ülkemizde muzların depolanması üzerinde yapılmış çalışmalar yoktur. Bununla beraber muz yetiştirme bölgelerinin kuzeyinde kalan ülkemiz için uygun depolama sıcaklığı daha düşük olabilir. Ancak ülkemizde yetiştirilen muzların Cavendish grubundan oldukları da unutulmamalıdır. [9]


    Muzlar depo şartlarında da önemli miktarda Etilen salgılarlar. Bu gaz depo içinde kalarak olgunluğu hızlandırır. Çünkü düşük sıcaklıklarda önemli etkisi olmayan etilen, muzun depolandığı sıcaklık şartlarında etkili olur. Bu gazın depodan alınması, depo süresini önemli ölçüde arttırır. Bu amaçla vermikülite emdirilmiş potasyum permanganat blokları depo içine konur. Muz ambalajları içine konan tarakların hastalanmaması, zarar görmemesi için difenilli kağıtlara sarılabilir veya Muz taraklarını polietilen örtülerle sarılıp içine etilen ve CO2 yi absorbe edici özel maddelerin konulması da başarılı olmaktadır. Muz depolarında etilene karşı etkili yollardan biride dış hava ile havalandırmaktır. Depo günde bir defa havalandırılacak şekilde sürekli veya birden havalandırılır. Depo içi hareketi de başlangıçta hızlı (saatte depo hacminin 50 katı), soğutma tamamlandığında yavaş olarak ayarlanmalıdır.


    8.3.2. Taşıma


    Meyve naklinde gemiler ve kara taşıt araçları kullanılır. Taşınma esnasında meyvelerin depolama şartlarına uygun şartlarda kalmaları gerekir. Isı izolasyonu olmayan araçlar yüksek yerlerden, soğuk bölgelerden geçerken, meyveler için kritik depo sıcaklığı altına düşen sıcaklıklardan zararlanır. Uzun mesafeler için ve sıcak aylardaki veya bölgelerdeki taşıma için soğutmalı araçlar kullanılmalıdır. Kısa mesafeler için iyi bir havalandırma yeterli olabilir. Bu havalandırma en uygun hava sıcaklığında yapılmalıdır. Soğuk bölgelerdeki taşımalarda ısıtma bile gerekli olabilir. (Ek



    Resim 38. Muzların Toplu Taşınması)


    Taşıma araçlarına yüklenecek muzlar iyice gözden geçirilir ve özellikle ileri gelişme devresinde bulunan meyveler ayrılmalıdır. Çünkü bu meyveler, uygun depo şartlarında olsa bile tüm partinin olgunluğunu hızlandırırlar. Meyveler taşıma sırasında olgun olarak çıkarlar ve tüketiciye hemen verilse bile, ancak aşırı olgun veya düşük kaliteli olarak ulaşırlar. Hele taşıma şartları biraz kötü ise tüm parti bozulur, zarar büyük boyutlara ulaşır. Bu nedenle yükleme kısa sürede bitirilmeli ve ambalajlama çeşitli sarsıntılardan zarar görmeyecek şekilde sıkıca yapılmalı ve depolanmalıdır. Ancak depolama iyi bir hava hareketine olanak verecek şekilde olmalıdır. Araçta veya depoda soğutma kısa sürede tamamlanmalıdır. Hasat yapılırken ve meyveleri sarartma deposuna yerleştirirken salkımların yara-bere almamalarına dikkat edilmelidir. Yaralanan ve berelenen meyvelerin kalitesi bozulur.


    8.4. Depolama ve Olgunlaştırma İle İlgili Sorunlar


    8.4.1. Uygun Hasat Zamanının Geçirilmesi


    Bu durumda kesilen meyveler öngörülen pazarlama süresini tamamlayamazlar ve bozulurlar. Meyveler klimakteriyel devreye girdikleri için uygun depo şartlarında bile (gemide) kendiliğinden olgunlaşmaya başlarlar. Kendileri ile beraber tüm partinin olgunluğu ilerler ve artık kontrol altında tutulamaz. Bu nedenle taşıma ve boşaltmadan sonra önemli miktarda meyve pazarlanamaz duruma girer. Çünkü toptancılar henüz yeşil ve sert meyveleri alırlar ve istendiği zaman olgunlaştırarak satar. Bu nedenle klonun özellikleri ve pazarlama süresi göz önüne alınarak uygun hasat zamanı seçilmelidir. Muz meyvelerinde hasat sonrası bozulmalar ve nedenleri Resim 34. 'de incelenmiştir.


    8.4.2. Depolamanın Geciktirilmesi


    Hasattan sonra meyveler en geç 36 saat içinde depolanmalıdır. Bu sürenin uzun olması meyvelerin klimakteriel devreye girmelerine yani olgunlaşmaya başlamalarına neden olur. Yüksek sıcaklıklarda 2-3 gün bekletme, bu başlangıç için yeterlidir. Klimakteriel devrenin başlaması meyvede gözle saptanamaz. Et sertliği ile saptama bile yeterince başarılı olmamıştır. Bu nedenle çözümü güç bir sorun olarak kalmaktadır. (Ek Resim 39. Muzlar Tezgahta), (Ek Resim 40. Tüketiciye Sunulan Muz), (Ek Resim 41. Yemeye Hazır Muz), (Ek Resim 42. Ortalama 1 kg lık Taraklar Tezgahta)
    8.4.3. Depolama Şartlarının Bozuk Olması
    Uygun depo sıcaklığı ve havalandırma, olgunluk kontrolü için en önemli faktörlerdir. Sıcaklığın yüksek, havalandırmanın az olması olgunluğu hızlandırır. 15,6 oC üzerinde depo sıcaklığı olgunluğu uyartır.


    8.4.4. Meyvelerde Hastalık Zararları


    Muz meyvelerinde gerek yeşil olum, gerekse sarı olum devrelerinde çeşitli hastalıklar zarar yapar. Bunların zararları olgunluğun ilerlemesiyle artar. Bu hastalıklar genellikle zayıf yarı-saprofit patojenlerdir ve ana eksen, tarak bağlantıları ve meyvelerde açılan çeşitli yaralardan girerler. Bunlar yüksek bağıl nemde ve hava hareketi ile kolayca yayılır ve gelişirler. En önemlileri Thielariopsis paradoxa, Botryodiploidia theobromae ve Gloeosporium musarumdur. Bunlardan ilk ikisi parmakların kopmasına yol açar. Meyvelere uçtan giren Fusarium theobromae ise sigara (puro) külü şeklinde bir çürüklük yapar ve meyve eti kuru ve lifli olur. Bunların zararlarından korunmak meyvelerin çeşitli yaralanmalardan korunmaları, sıkı ambalajlanmaları ve istiflenmeleri, meyvelerin hemen soğutulmaları olgunlaştırmanın kısa sürede tamamlanması ve nemin en kısa sürede % 80-85 'e düşürülmesi gerekir. Hevenk halinde pazarlanan muzlarda hevenk düzgün ve temiz olarak ikinci bir defa kesilmeli ve yara yeri koruyucu eriyiklere batırılmalıdır. Çeşitli ülkelerde parafin, lanolin ile fenol karışımı; alçı ve çimento karışımı eriyiği veya polietilen polisülfüt ve mercapto-benzothiazol karışımları kullanılmaktadır. Kesilmiş taraklar % 5'lik salisylanilid'e daldırılarak korunurlar. [10] Bu koruyuculuk görevini kısa süreli kontakt etkili fungusitlerle de yapmak mümkündür.


    8.4.5. Üşüme Zararları


    Tropik bölge meyvesi olan muz, donma noktasının çok üstündeki sıcaklık derecelerinde metabolizmasının değişimi sonucu üşüme zararları denen bozulmalar gösterir. Optimum depolama sıcaklığı altına inildikçe ve kalma süresi uzadıkça zararın derecesi de artar. Hasadı gecikmiş meyveler üşüme zararlarına daha duyarlı olurlar. Ayrıca sıcak ekolojilerde yetişenler, daha soğuk şartlarda gelişenlere göre düşük sıcaklığa daha duyarlıdırlar. Meyve gelişmesini yavaşlatarak geç hasada sebep olan hastalıklar (leaf spot, element eksiklikleri) üşüme zararlarına duyarlılığı artırır. Üşüme zararları aşağıdaki şekillerde belirirler.


    1. Meyve olgunlaşması anormal ve düzensiz olur. Meyveler klimakterium göstermezler.


    2. Meyve kabuğu donuk sarı, bazı çeşitlerde donuk kırmızımsı renk alır. Sonra bu lekeler kararır ve yumuşar. Yeşil muzlarda gümüşi renk görülür.


    3. Meyvelerde plasenta bölgesi sertleşir.


    4. Meyvede aroma oluşumu geriler, gecikir ve anormal aroma oluşur.


    5. Olgunlaşmaya bağlı olan nişasta hidrolizi durur, tatlanma geriler. Şeker azlığı ve asit yüksekliği sonucu tad ekşi olur.


    6. Olgunlaşma devresindeki normal tanen metabolizması bozulur, meyveler buruk olur. Aktif tanen miktarı normal meyvelerin iki katı kadardır.


    7. Meyvelerin askorbik asit miktarı normal meyvelere göre düşüktür.
    Kabuk rengindeki donukluk, epidermis hücrelerinin cansızlaşan protoplazmalarında koyu renkli granüllerin oluşumu ve bunların epidermisin ışık geçirgenliğini değiştirmesi sonucu oluşur. Hipodermis hücreleri de aynı şekilde değişirler ve böylece yeşil veya sarı pigmentler kısmen maskelenir. Çok şiddetli zararlarda doku tekrar saydamlaşabilir. Bu arada zararlanan doku, havanın serbest oksijeni ile temasa geçer ve tanenler okside olarak kahverengi-siyah renklenme olur. Düzensiz su kaybı sonucu kütikula ve epidermiste kırışmalar görülür. Yeşil muzlarda lateksin içinde bulunan partiküller çöker ve süt berraklaşır. Süt boruları ve iletim demetleri kahverengileşir. [11]


    Bahçede üşümeye karşı hevenklerin çuval veya polietilen torbalarla soğuktan korunması gerekir. Depolama başlangıcında sıcaklık düşürülmesi yavaş (1-2 gün içinde) yapılmalıdır. Meyvenin hasat sonrası devresinde kritik sıcaklık derecesinin altında kalmamasına önem verilmelidir.


    8.4.6. Yüksek Sıcaklık Zararları


    Yüksek sıcaklıkta uzun süre kalan meyveler de zararlanırlar. Özellikle aromaları bozulur. Kabuk rengi yeşilimsi olarak kalır. Meyveler adeta haşlanmış bir durum alırlar ve kaliteleri bozulur.


    SONUÇ ve ÖNERİLER


    Muz yetiştiriciliği konusunda yaptığım bu çalışma, araştırma, denemeler ve literatür taramaları sonrası elde edilen sonuçlar, sorunlar ve çözüm önerileri aşağıda sıralanmıştır. İlk aşamada sıralayacağım önerilerin büyük bir kısmı, Eraktan, Selahattin 'in 1994 yılında yayınladığı eserindeki önerileri desteklemektedir.


    Bölgemiz muz üretici ailelerinde ortalama nüfus 4,7 dir ve bu ailelerin % 90,7 si okuma-yazma bilmekte olup, bunların yaklaşık olarak % 94'ü ilk ve orta öğrenimi, % 6 sı da yüksek öğrenimi bitirmiştir. Ailelerdeki işgücünün işletmede çalıştığı ortalama gün sayısı açık muzlarda 231 gün, seralarda 209 gün olarak belirlenmiştir. Açık arazideki muz işletmelerinde aile işgücüne ek olarak, dekara 49, seralarda ise dekara 76 erkek işgücü kullanılmaktadır. İşletmelerde ortakçılık ve kiracılık pek yoktur. Muz işletmelerinde nakit paraya olan ihtiyaç çok fazladır. İşletmelerin hiç birinde küçük baş hayvan varlığına rastlanmamıştır. Muz işletmelerinde kullanılması gereken çiftlik gübresi ihtiyacının, hemen hemen yarısına yakını kullanılmaktadır. Açık arazideki muz işletmelerinin % 65'i, seralardakinin ise % 76'sı çeşitli kişi ve kurumlara borçludurlar. 1994 yılı rakamlarına göre açık muz işletmelerinde dekara 2,1 ton, örtü altında ise 4,6 ton verim alındığı hesaplanmıştır. Bu rakam 1998 yılına geldiğimizde açıkta 4 ton, örtü altında 9 ton dolaylarına yükselmiştir. Tarım işletmelerinin başarısını en iyi bir şekilde gösteren saf hasıla hesabına göre, örtü altında muz yetiştiren işletmelerin, açık arazidekilere göre 2 kat daha karlı olduğu ortaya çıkmıştır. Gerek açık arazide ve gerekse seralarda muz yetiştiren işletmelerin yıllık tarımsal gelirleri, 22.11.1984 tarihli 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine dair Tarım Reformu Kanununda belirtilen bir çiftçi ailesinin geçimine yeterli gelirin oldukça üzerinde olduğu tesbit edilmiştir. Muz işletmeleri için hesaplanan ortalama tüketim eğilimi (% 79), Türkiye'nin kırsal kesim ortalama tüketim eğilimi olarak hesaplanan % 67 'nin üzerindedir. [1] Anamur Ziraat Bankası 1998 yılı itibariyle toplam 1.400 çiftçiye 375.000.000.000 tl. kredi kullandırmaktadır. Bunun yaklaşık % 50’si, 725 kişi örtü altı tarım amacıyla 213.000.000.000 tl. kredi kullanmaktadır. 1979 yılında kurulan Anamur Tarım Kredi Kooperatifinde ise üye sayısı 1.172’tür ve ayni - nakdi olmak üzere toplam 300.000.000 tl . kredi kullandırmaktadır. Kooperatif Anamur ilçesinin tarımsal girdi ihtiyacının % 25’ine yakınını karşılamaktadır. Kalan % 75 ise diğer kurum, kuruluş ve serbest işletmeler tarafından karşılanmaktadır.


    Anamur Ziraat Odası 4.000 üye sayısı ile bölgenin en büyük çiftçi kuruluşudur. Bunun 2.000’e yakını turfanda sebze ve meyvecilik ile ilgilenmektedir.


    Türkiye'de tarım işletmelerinde görülen dengesiz gelir dağılımı, Anamur'daki muz işletmelerinde de vardır. 1994 yılı rakamlarına göre örtü altı muz işletmeleri kg. başına 4600 tl kar etmişler, açık arazideki muz işletmeleri ise 1187 tl. zarar etmişlerdir. Ancak, muz üreticileri maliyet hesaplarını bilimsel ve ayrıntılı olarak yapmadıkları için, sadece üretim sırasındaki fiili harcamalarını dikkate almakta ve bunların toplamını ürünün satış tutarından çıkararak karlı olup olmadıklarına karar vermektedirler. Bu nedenle karlı olduklarını zannederek aslında zararda bulunduklarının farkına varamamaktadırlar. Bu durum tarım işletmelerimizde muhasebenin, özellikle maliyet muhasebesinin çok gerekli olduğunu göstermektedir.


    Muz üreticilerinin büyük bir çoğunluğu (% 77), ithal muzun çok miktarda girmesi ile yerli muz fiyatlarının çok düştüğünü ve böylece gelirlerinin azaldığını düşünmektedir. Muz ithalatının, Anamur muzunun henüz piyasaya çıkmadığı Mart-Ekim aylarında yapılması ve böylece bir dengenin sağlanabilmesi daha yararlı olacaktır. Dünyadaki muz tröstlerinin bazı ülkelere çok düşük fiyatlar ile muz satarak o ülkelerdeki muz üretimini durdurmayı amaçladıkları düşünülebilir. Bu bakımdan devletimizin ithalat politikaları, tüketicimizi olduğu kadar üreticimizi de koruyacak şekilde yapılmalıdır. Nitekim, muz ithalatı ile ilgili mevzuatta 1994 yılında yapılan son değişiklik ile gümrük vergisi % 42'ye çıkarılmış, ton başına alınan fon miktarı 300 dolar olarak tesbit edilmiştir. Bir yandan gümrük vergisinin artırılması, diğer yandan dolardaki değer artışının etkisi ile ithal muz fiyatlarının yükselmesi sonucunda muz üretiminde yavaş da olsa bir artış başlamıştır. Bütün tarımsal ürünlerin ithalatında tüketicinin korunması yanında, üreticinin ve ülkemizin menfaatlerinin korunmasına dikkat ederek, sınırlandırmalar getirilmeli, kısa vadeli politikalardan üreticimizin zarar görmemesi sağlanmalıdır. Yapılan destekleme uygulamaları, Ziraat Mühendislerinin teşhis ve önerileri doğrultusunda tarım ilacı ve kimyasal gübre alan üreticilere uygulanmalıdır.


    1994 yılında 1379 dekar olan Anamur muz alanları 2000 yılında ise 7.000 da’a yükselmiştir. Özellikle denize yakın olan muz bahçelerinin giderek yazlık türü işlevsiz yapılarca amaç dışı kullanılması ülkemize büyük zararlar vermektedir. Tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanılmasını engelleyen yasalar bir an önce çıkarılmalıdır. Bölgemizde toplam 7.000 da alanda, yıllık ortalama 40.000 ton civarında gerçekleşen üretimle, ülkemiz muz tüketiminin büyük bir kısmını karşılamaktayız. Özellikle tarım amacıyla kullanılması çok zor olan V., VI. ve VII. sınıf arazilerde bile bölgemiz mikroklima avantajını değerlendirerek kaliteli üretim yapmaktayız. Bölgemiz ayrıca doğal dengenin korunduğu ender yerlerden başında gelmektedir. Narenciye üretim alanlarında hiç bir insektisit kullanılmamaktadır. Sera sebzeciliğinde hormon kullanımı terk edilmeye ve yerine Bombus arısı kullanılmaya başlanmıştır. Üreticimizin konuya duyarlılığı ve eğitimi gurur vericidir. Organik Tarıma yöneliş devam etmektedir.
    Üreticilerin büyük bir kısmı, gübre kullanımını bilinçsiz yaptıklarını belirtmişlerdir. Muz bahçelerinin büyük bir kısmında yüksek dozda gübreleme nedeniyle (mineral gübrelerin 5-10 dakikada birden verilmesi) köklerinde yanma ve sonrasında çürümelere rastlanmaktadır. Toprağın değerinin arttığı ve tarımsal girdilerin fiatlarının sürekli yükseldiği, sağlıklı beslemenin bitki ve insan sağlığı açısından öneminin giderek arttığı günümüzde bilinçli gübreleme çok önemlidir. Bilinçli gübreleme için de mutlaka toprak ve yaprak analizine ihtiyaç vardır. İlçemize en yakın toprak ve yaprak analiz laboratuvarı Antalya ve Mersin’dedir. Buradaki öneriler de bazı bitkiler için bölgemizi temsil etmemektedir. Bu nedenle bölgemiz için önereceği gübre kullanımı ile ilgili denemeleri de yapabilecek teknik eleman ve bilgi ihtiyacını karşılayabilen bir toprak ve yaprak laboratuvarına ihtiyaç bulunmaktadır.


    Açık muz bahçelerinde denizden gelen rüzgarların etkisiyle, yaprakların damarlar boyunca yırtılma, zaman zaman meydana gelen fırtınalar nedeniyle ağaçlarda yıkılmalar olmaktadır. Bahçelerin dış kısımlarında aşırı güneş zararı nedeniyle yanmalar olmaktadır.


    Açıkta yetişen muz bahçelerinde kış soğukları bazı yıllar büyük zararlar vermektedir. Bu nedenle örtü altı yetiştiriciliğe geçmek ve bu yetiştiriciliğin teşvik edilmesi gereklidir. Toprak işleme, fide ayarı gibi uygulamalarla kökler sürekli yaralanmakta ve mantar hastalıklarının yayılmasına neden olunmaktadır. Bu tür uygulamalardan olabildiğince kaçınmak zorunludur. Meyve salkımlarını, soğuk zararını azaltmak, hastalık ve zararlılardan korumak için alt tarafı açık naylon torbalar ile korumak gerekir. Meyve salkımlarının ağırlık nedeniyle devrilmelerini, kırılmalarını önlemek amacıyla dayak veya demir v.b. kancalarla korumak gerekir. Kancaların veya dayağın salkımın kütüğüne zarar vermesini önlemek için kuru otlarla desteklemek yararlı olacaktır. Hasat olgunluğuna gelmeden salkımlar kesilmemelidir.
    Yetiştiricilikle ilgili bu sorunlara dikkat edilmesi yanında, aşağıda belirtilen ekonomik ve sosyal anlamda bazı sorunlara da dikkat edilmesi yararlı olacaktır.


    Yörede pazarlama hizmetleri son derece zayıftır. Yeni yeni muz olgunlaştırma ve ambalajlama tesisleri devreye girmektedir. Tarımsal ürünlerin üretimde ve satışda karşılaştığı sıkıntılarını daha kolay çözmek amacıyla, üreticimiz üretim ve satış şirketleri kurmaya eğilimlidir. Doğasıyla, iklimiyle mikroklima özellik gösteren ve turfanda sebzeciliğin önemli merkezlerinden biri olan ülkemizin bazı bölgeleri Tarımda Kalkınmada öncelikli bölge ilan edilmelidir.


    Bölgemizin ihtiyacını karşılamak üzere bütün bitkilerde (narenciye, muz, sebze v.b.) virüssüz, sağlıklı fide ve fidan üretimi için Doku Kültürü ile fidan üretimi yapabilecek gelişmiş bir laboratuarın bölgede kurulması yararlı olacaktır.


    Doğanın her türlü meyve ve sebzeyi yetiştirmek için bir çok güzellikleri bol miktarda bahşettiği Anamur ve civarında yetiştirilen ürünler pazarlama ve ambalajlama konularında maalesef aynı ölçüde imkanlara sahip değildir. Yazın sıcaktan, kışın dondan, diğer zamanlar rüzgar v.b. dış etkenlerden korumak için soğutma depolarına ve soğutuculu-ısıtıcılı taşıyıcılarına ihtiyaç bulunmaktadır. Anamur-Antalya asfaltının bir an önce çift şerit olarak yaptırılması gerekmektedir. Ayrıca bölgemiz için pazar şartlarını ayarlamak amacıyla şoklama, sınıflandırma ve paketleme bölümlerinin de olduğu soğuk hava depolarına da ihtiyaç duyulmaktadır.


    Turfanda sebzecilik için önemli bir yeri olan Anamur İlçesinde örtü altı tarımın hızla gelişmesi, önemli bir gelecek vaat etmesi nedeniyle, yeterli teknik bilgiyle donatılmış üreticilere ve teknik elemanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca yapacağı denemeler ve örnek uygulamalar için araştırma ağırlıklı bir bölüm olarak, M.Ü. Anamur meslek Yüksek Okulu bünyesinde, Muzculuk ağırlıklı Subtropik Bitkiler Yüksek Okulu açılmalıdır.


    Ülkemizde kamu kesiminde ve Tarım Bakanlığında Muz Yetiştiriciliği konusunda gerekli araştırma ve çalışmalar için yeterli teşvikler yapılmamaktadır. Yetişmiş teknik personelin daha da gelişmesi için gerekli ortam hazırlanmamakta, yapılan çalışmalar engellenmektedir. Üniversitelerde ise bu konuda yapılabilecek çalışmalar sadece Akdeniz Üniversitesi Antalya Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümündeki çalışmalar ile sınırlıdır. Muz üzerinde kariyer yapma olanağını zayıf gören akademik personel, bu konuda çalışma yapmak istememektedir.


    Tarımda teşvik ve krediler Zir.Müh. öncülüğünde yapılmalı, öz sermayeye dayalı krediler teşvik edilmelidir. Tarımsal ürünlerin üretimde ve satış da karşılaştığı sıkıntılarını çözmek amacıyla üreticinin kuracağı üretim ve satış birlikleri veya şirketlerinin kuruluşu teşvik edilmelidir. Üretim ve satış planlamaları, Pazar politikaları vb.. tüm amaçlara yönelik olarak Tarımsal Bilgi İşlem ağı geliştirilerek ülke düzeyine yaygınlaştırılmalıdır. Tarım ürünlerinin pazarlanmasında TSE zorunlu olmalıdır.
    Ülkemiz nüfusunun en az % 50’sini oluşturan tarımla ilgili vatandaşlarımızın bilgilenmesini sağlamak amacıyla, Tarım ve Çevre sorunları, erozyon vb.. konularda yerel ve genel TV kanallarında izlenebilir olan 19oo-22.oo saatlerinde arası 30 dakikalık bir proğram konulmalıdır.


    Ülkemizde tüketicinin sağlığını ilgilendiren, Pestisit kullanımı en aza ve en sıkı kontrolle indirilmeli, bu konuda her türlü eğitim ve düzenleme yapılmalıdır, Kimyasal savaşı en son çare olarak düşünmeli biyolojik savaşa öncelik tanınmalı planlı proğramlı Tarıma yönelinmelidir,


    Hale sunulan ürünlerde Üretici adı-soyadı, Üretilen yer/mevkii, Ürünün çeşidi, Hasat tarihi ve ilişkide olunan teknik eleman vb.. bilgilerinin olduğu etiketleme sisteminin yerleştirilmesinin sağlanması yararlı olacaktır. Semt pazarlarında üretici satış yerleri için daha geniş alanlar bırakılarak, piyasada belli bir dengenin oluşturulmasına destek olunmasının, bu konudaki öncülüğü Ziraat Odaları yaparsa üretici birlikleri de güçlenmiş olacaktır.


    Ziraat Mühendisleri Odasının etkin bir şekilde yer aldığı, Tarım Bakanlığı ile birlikte düzenlenecek Tarım Şuralarının, Tarım Kesimini en geniş şekilde kucaklayacak şekilde her yıl düzenlenmesi ve alınan kararların Devletin Tarım Politikası haline getirilmesi yararlı olacaktır. Devletin tarım sektörüne bakışı yeterince net olmalıdır.


    Devlet ve kuruluş temsilcileri, ulusun çıkarlarını korumak amacıyla hareket etmelidir. Kamu kurum ve kuruluşları verimli çalışmalıdır. Meslektaşlarımızın mesleklerini ve teknik bilgilerini ortaya döktükleri, üreticinin, meslektaşlarımızın peşinde bilgi almak için koştuğu, çalışkan, pırıl pırıl, saygın bir Ziraat Mühendisi olarak dolaştığı ortamlar gereklidir. Kamu kurum ve kuruluşlarındaki atama, tayin ve terfilerin, siyasilerin iki dudağı arasında değil, kıdem, başarı ve verimlilik esasına oturduğu, çalışmanın teşvik edildiği, çalışanın maddi, manevi ödüllerle onurlandığı, Silahlı Kuvvetlerdeki gibi bir atama, tayin ve terfi sistemi kurulmalıdır.


    Biz Ziraat Mühendisleri Odası olarak artık meslektaşlarımızın tamamının tüketici değil üretici olmak istediklerini dile getiriyoruz. Türk toplumunu beslenmesi görevi bugün de tarımındır, yarın da tarımın olacaktır. Bu lokomotifin makinistleri de Ziraat Mühendisleridir.
     
  4. _Mr.PaNiK_

    _Mr.PaNiK_ Üye

    ANAVATANI, YAYILIŞI,

    DÜNYA VE TÜRKİYE'DE ÜRETİMİ

    Muz, Güneydoğu Asya'dan çıkmıştır. Anavatanı Güney Çin, Hindistan ve Hindistan ile Avustralya arasında kalan adalardır.Muzu ilk kültüre alanların balıkçılar olduğu sanılmaktadır. Balıkçılar ağ yapmak için muzun yapraklarından yararlanmışlar ve bu şekilde tarımı başlamıştır.Muzla ilgili ilk eser M.Ö. 600-500 yıllarına aittir ve Hindistan'da bulunmuştur. Muz bitkisi ülkemize ilk defa 1750 yıllarında Mısır'la ilgisi olan zengin bir aile tarafından süs bitkisi olarak, Mısır'dan Alanya'ya getirilmiştir. O yıllarda daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilen Muzun meyve verdiğinin görülmesi üzerine, 1930'lu yıllardan sonra meyvesi için ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Bugün ülkemizde sadece Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya ilçeleri ile çevresinde Musa Cavendish dediğimiz bodur muz üretimi yapılmaktadır.


    Dünya Üretimi:
    Dünyadaki muz üretimi en fazla Asya kıtası ülkelerinde yapılmakta, bu kıtayı sırasıyla Güney Amerika, Orta Kuzey Amerika, Afrika, Okyanusya ve Avrupa Ülkeleri izlemektedir. Dünya muz üretimi 1975 yılı istatistiklerine göre 37 milyon tondur. Ekiliş alanı ise 29.150.000 dekardır.


    Türkiye Üretimi ve Tüketimi:
    Muz ülkemizde Anamur, Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde, Toros dağlarının koruduğu mikroklimalarda, çok sınırlı alanlarda yetiştirilmektedir. Bu nedenle üretim miktarı azdır. 1994 de 12.000 dekar alanda 30.000 ton iken 2000 yılında 20.000 dekar alan ve 80.000 ton üretime ulaşmıştır. Ülkemizin yıllık muz tüketimi ise 400.000 ton civarındadır.

    MUZUN GENEL ÖZELLİKLERİ

    Tüketim Alanları

    Muz yukarda anılan özellikleri yanında çiğ olarak yenebilen en güzel meyvelerden biridir. Meyve salataları arasında da yer alır. Muz yeşil iken pişirerek de yenilir.


    Diğer Özellikleri
    Muz, şifalı bitki, beyin gıdası veya afrodiziyak olarak ünlenmiştir. Gövdeler bir ay suda ıslatılıp, özel tarakla tarandığında ortaya çıkan elyafdan ilkel usullerle saç örgüsü gibi halat örüldüğü biliniyor. Muz liflerini Afrika'daki yerli halk, şapka, hasır ve hediyelik eşya yapımında kullanıyor. Avrupa'da gemi halatı, oto döşemeleri yapımında kullanılıyor. Muz gövdesinin, yaprak sapının veya salkımın suyu çok güçlü bir kan kesicidir.


    MUZUN SİSTEMATİĞİ VE ÖNEMLİ ÇEŞİTLERİ
    Muzun Sistematiği

    Kültürü yapılan muz, Scitamineae takımı, Musaceae ailesi, Musa cinsine girer. Bu cinste çok sayıda partenokarp meyve veren klonlar vardır. Tek Çeneklidir.
    Muzun Önemli Çeşitleri


    Ticari Olarak Yetiştirilen Önemli Klonlar
    Gross Michel
    Ticari önemi en fazla olan muz çeşidi Gross Michel'dır. 5,4 - 6 metreye kadar boylanabilen bu muzun meyveleri çok lezzetlidir. Dona ve ulaşıma diğer muz çeşitlerine göre daha dayanıklıdır. Ülkemizde azman muz veya çikita olarak adlandırdığımız muzlar bu gruptaki muzlardır.


    Cavendish Grubu
    Ticari muzların en bodur olanıdır. 2,5 - 3 metre boyunda olan bu muzun meyveleri ince kabuklu ve lezzetlidir. Çin kökenli olan bu muz ülkemizdeki en yaygın muz çeşididir.

    BOTANİK ÖZELLİKLERİ
    Kök
    Muz kökleri toprak altında bulunan ve esas gövdeyi oluşturan yumrudan ve yumrunun daha çok üst taraflarından çıkar. Bu çıkış dörder adetlik gruplar halindedir. Muz kökleri 5-8 mm. çapında ve uzunlukları boyunca aynı kalınlıktadırlar. Bu kökler yumrudan biraz uzaklaşınca kendilerinden daha ince yan kökler meydana getirirler. Bunlar da 4-5 mm. çapa ulaşır ve aynı kalınlıkta kalırlar. Kılcal kökler bu yan kökler üzerinde bulunur. Muz köklerinin dış kısmı koyu kahverengi, siyaha yakın, iç kısmı ise beyazımtrak krem rengindedir. Kılcal köklerin ise görünüşü beyazdır.
    Muzda meydana gelen kök sayısı bitkinin sağlık durumuna bağlıdır. Bir yumru 200-300 ve daha fazla kök meydana getirebilir. Ülkemizde kökler en fazla ilkbahar mevsiminde meydana gelir. Uygun şartlarda kökler, 5 m. yanlara ve 75 cm. derinliğe kadar gidebilir. Köklerin çoğunluğu 15-40 cm. derinliktedir. Bununla birlikte 140 cm. derinliğe kadar inen köklere de rastlanmıştır. Muzun kökleri kısa ömürlüdür.

    Gerçek Gövde
    Toprak altı gövdesi veya yumru da denir. Çok yıllıktır. Gerçek gövde aslında bir rizomdur. Yani toprak altındaki gövdedir. Yedek besin deposu görevini de görür. Kuru madde miktarı fazladır.
    Yalancı Gövde
    Buna toprak üstü gövdesi de denir. Yalancı gövde toprak üzerinde sanki yaprak saplarının birleşmesinden meydana gelmiş bir kütük gibidir. Bodur muzlarda gövdenin boyu 1,5-2,25 m.ye kadar çıkar. Üst kısmında dört bir tarafa açılmış yapraklar bulunur. Yeni yapraklar gövdenin orta kısmından meydana gelirler. Yalancı gövde yeşilimtrak görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir örtü ile kaplanır. Elle dokunulduğu zaman bu beyazlık ele bulaşır.
    Yalancı gövde, yapraklarını tamamladıktan sonra meyve salkımını andıran bir tomurcuk (hevenk, dal) oluşturur. Bu olaya muz üreticileri "muz doğurdu" demektedirler. Tomurcuk olayı bir defa gerçekleşmekte ve daha sonra görevini bitirmektedir. Meyvesini vermiş olan yalancı gövde, muzun hasadından sonra, yanında bırakılacak olan fidenin beslenmesi için kesilmemeli, yerinde bırakılmalıdır. Sadece tepesinden (yaprakların ayrıldığı bölgeden) vurulmalı, kesilen kısım da toprakta organik gübre olarak bırakılmalıdır. Yerinde bırakılan yalancı gövde, yanındaki fideyi besleyecek, zaman içinde pörsüyerek, çökecektir. Bir sonraki onarma döneminde bu kısım toprak altına gömülerek, ayrışması hızlandırılarak, toprağın organik madde içeriğinin zenginleşmesi sağlanmalıdır.
    Yapraklar
    Muzun yaprakları ilk çıkışta boru şeklindedir. Sonra uç kısmı yavaş yavaş açılarak karakteristik muz yaprağını oluştururlar. Muzun yaprakları büyüktür. Yaprak uzunluğu 2 m. ve genişlik de genellikle 60-90 cm. olabilir. Yaprak sapı daralmış kanal görüntüsünde ve alt tarafı yuvarlaktır. Yaprak ayasında ortada toprağa bakan kısmı bükey, yukarı bakan kısmı ise yalancı gövdeye doğru oluklu bir ana damar vardır. Ana damara dike yakın bir açı ile ve birbirine paralel olan yan damarlarla bağlıdır. Bu yan damarların arası yaprak yüzeyini meydana getirir. Rüzgarlı havalarda bu yan damarlar ana damara kadar yırtılır ve yaprak dilim dilim olur. Yapraklar yeşil görünüşlü ve yaşlandıkça unumsu bir madde ile örtülürler. Yaprağın uç kısmında, yaprak ucu denen bir kısım vardır. Bu yaprak uzama olanakları ararken yaprak ayasının gideceği yolu açmak için kullanılan bir organdır. Yaprak oluşumu tamamlanınca düşer.
    Yaprak üzerinde, damar aralarında, sapında ve kınında stoma dediğimiz gözenekler bulunur. Sap ve kında milimetrekarede 6-7 tane, ayada 160-170 tane stoma (gözenek) vardır. Ayanın alt kısmında üste göre 4-5 misli fazla stoma vardır.
    Tomurcuk ve Çiçekler

    Muzda tomurcuk, çiçekler ve meyve salkım şeklindedir. Meyve salkımının gelişmesi bir çok haftayı bulur. Ticari çeşitlerde bir yandan çiçekler topluluğu meydana gelirken, bunları örten mor renkli brahtelerin oluşturduğu konik kitle yere doğru eğilir. Çiçekler topluluğundan oluşan konik kitlenin aşağı doğru eğilmesi ve altındaki çiçek tomurcuklarının farklılaşma düzenine göre, eğilme olayından bir iki gün sonra brahteler kalkmaya, geriye doğru kıvrılarak kuruyup düşmeye başlarlar. Bu farklılaşma düzeni içinde meyve elleri (taraklar) ortaya çıkar.
    Bir fide büyüyüp bütün yaprakları açıldıktan sonra (ortalama 14-20 ay) topu andıran. Mor renkli yaprakçıkların (Brahte) örttüğü tomurcuk (muz çiçeği) meydana gelir. Tomurcuk hızlı büyür ve brahteler sırayla açılarak altlarında ikişerli sırayla (tarak) çiçekler görülür. Muz salkımlarında 3 çeşit çiçek bulunur. İlk açılan brahtelerin altlarında çıkan çiçekler dişi çiçek olup daha sonra muza dönüşürler. Dişi çiçeklerin muza dönüşmesi için döllenme olması gerekmez. Bu nedenle muzlara bu özelliklerinden dolayı partenokarpi denir. Kuruyan stigmalar hasada kadar dökülmeden meyve ucunda kalabilirler. Salkımdaki çiçek sayısı ne kadar fazla olursa, salkım ağırlığı da o kadar fazla olacaktır. Salkımdaki dişi çiçek sayısı sıcaklığa bağlı olup, sıcak aylarda artar, soğuk ve ılık aylarda azalır.
    Dişi çiçeklerin hemen altında çift organlı çiçekler bulunur. Bu çiçeklerden oluşan meyveler küçük ve kalitesizdir. Çift organlı çiçeklerin hemen altında ise erkek çiçekler bulunur. Bodur muzlarda erkek çiçekleri örten brahteler meyve sapına bağlı kalır ve genellikle açılmazlar.
    Salkımdaki tarak sayısı kaynağı yalancı gövdede olan dişi çiçek sayısına bağlıdır. Dişi çiçek sayısı da sıcaklıkla ilgilidir. Dişi çiçeğin oluştuğu anda iklim ne kadar soğuk olursa tarak sayısı da o kadar az olur. Parmak büyüklüğüne ise toprak verimliliği, kullanışlı su ve fotosentez derecesi gibi etmenler etkili olmaktadır.
    Salkımların yetişme süresi

    Haziran ayında çiçeklenen muzların hasadı en kısa 76 gün, en uzun ise 110 gün sonra olmuştur. Temmuz ayının ilk haftasında çiçeklenen muzlar ortalama 124 gün, son haftasında çiçeklenen muzlar ise ortalama 138 gün sonra hasat olgunluğuna gelmiştir. Ağustos ayının ilk haftasında oluşan çiçekler 27 aralık ile 18 ocak tarihleri arasında hasat olgunluğuna (ortalama 153 gün) erişmiştir. Bu süre ağustosun 2., 3. ve 4. Haftalarında oluşan çiçeklerde sıra ile 162, 164 ve 173 gün olmuştur.
    Ortalama 13 tarak yöre için optimal bir rakamdır. Diğer ülkelerde Musa cavendishii muzunun optimal tarak sayısı hakkında bir literatür bulunmamıştır.
    Salkım başına ortalama 262-266 adet parmak sayısı tesbit edilmiştir.




    Meyve Gelişmesi
    Taraklar üzerinde bulunan meyveler karşıdan bakıldığında sağdan sola doğru gelişirler ve çift sıralı, satranç şeklinde dizilmişlerdir. Bu nedenle gelişme devresi sonunda parmaklar 5 köşeli ve sağdaki meyveler daha iri olur. Her tarakta 10-26 parmak bulunur. İlk taraklarda parmak sayısı fazla ve meyveler iridir. Uca doğru gidildikçe meyveler sayıca azalır ve küçülürler.
     

Bu Sayfayı Paylaş