Murathan Mungan- Yalniz Bir Opera

'Şiirler' forumunda NeslisH tarafından 4 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Murathan Mungan- Yalniz Bir Opera konusu
    Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda

    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim

    Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim

    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim



    İmrendiğin, öfkelendiğin

    Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim

    Yani yaşamışlık sandığın

    Geçmişim

    Dile dökülmeyenin tenhalığında

    Kaçırılan bakışlarda

    Gündeliğin başıboş ayrıntılarında

    Zaman zaman geri tepip duruyordu.

    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.

    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,

    Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

    Başlangıçta doğruydu belki.

    Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,

    Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,

    Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.

    Ve hala bilmiyordun sevgilim

    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana

    Bütün kazananlar gibi

    Terk ettin.



    Yaz başıydı gittiğinde, ardından,

    Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.

    Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.

    Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.

    Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

    Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

    Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından

    Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine

    Çerçevesine sığmayan

    Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine

    Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.



    Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.

    Seni bir şiire düşündükçe

    Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi

    Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.

    Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük

    Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,

    Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.

    Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.

    Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?

    'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.

    Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.

    Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını

    Takvim tutmazlığını

    Aramızda bir düşman gibi duran zamanı

    Daha o gün anlamalıydım

    Benim sana erken

    Senin bana geç kaldığını.



    Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.

    Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.

    Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,

    Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.

    Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.

    Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi

    bakışıyorduk.

    Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.

    Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.

    Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

    Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.

    Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.

    Şimdi biz neyiz biliyor musun?

    Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.

    Birbirine uzanamayan

    Boşlukta iki yalnız yıldız gibi

    Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz

    Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca

    Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız

    Ne kalacak bizden?

    Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim

    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında

    Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden

    Bizden diyorum, ikimizden

    Ne kalacak?



    Şimdi biz neyiz biliyor musun?

    Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.

    Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada

    Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi

    Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek

    Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.



    Kış başlıyor sevgilim

    Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor

    Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan

    Oysa yapacak ne çok şey vardı

    Ve ne kadar az zaman

    Kış başlıyor sevgilim

    İyi bak kendine

    Gözlerindeki usul şefkati

    Teslim etme kimseye, hiçbir şeye

    Upuzun bir kış başlıyor sevgilim

    Ayrılığımızın kışı başlıyor

    Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.



    Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,

    Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,

    Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....

    Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır

    Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır

    İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun

    Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar

    Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz

    Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,

    Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar

    Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,

    Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.



    Dışarda hayat düşmandır size

    İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz

    Bir ayrılığın ilk günleridir daha

    Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta

    Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup

    Kulak verdiğiniz saat tiktakları

    Kaplar tekin olmayan göğümüzü

    Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç

    Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz

    Bakınıp dururken duvarlara

    Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,

    Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,

    Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında

    Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi

    Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi

    Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,

    Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya

    Kendimizi hazırlar gibi.



    Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi

    Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,

    Ve kazanmış görünürken derinliğimizi

    Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde

    Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar

    O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi

    Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar

    Göremeseniz de, bilirsiniz

    Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.



    Bana zamandan söz ediyorlar

    Gelip size zamandan söz ederler

    Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.

    Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.

    Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.

    Dahası onalar da bilirler.

    Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.

    Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki

    hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak

    kolay değildir elbet.

    Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.

    Zaman alır.

    Zaman alır sizden bunların yükünü

    O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe

    çöker.

    Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.

    Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.

    O boşluk doldu sanırsınız

    Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.



    Gün gelir bir gün

    Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide

    O eski ağrı

    Ansızın geri teper.

    Dilerim geri teper.

    Yoksa gerçekten bitmissinizdir.



    Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi

    kavranır.

    Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.

    Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.

    Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık

    Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan

    Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır

    Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla

    Günlerin dökümünü yap

    Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini

    Kim bilebilir ikimizden başka?

    Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış

    Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,

    Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği

    Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün

    Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya

    Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor

    Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla

    Bunlar da bir işe yaramadıysa

    Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.



    Bu şiire başladığımda nerde,

    Şimdi nerdeyim?

    Solgun yollardan geçtim.

    Bakışımlı mevsimlerden

    İkindi yağmurlarını bekleyen

    Yaz sonu hüzünlerinden

    Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim

    Geçti her cağın bitki örtüsünden

    Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından

    Bakarken dünyaya

    Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:

    Çicek adlarını ezberlemekten geldim

    Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların

    Unuttuklarını hatırlamaktan

    Uzun uzak yolları tarif etmekten

    Haydutluktan ve melankoliden

    Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden

    Duyarlığın gece mekteplerinden geldim

    Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti

    Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları

    Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.



    Bu şiire başladığımda nerde,

    Şimdi nerdeyim?

    Yaram vardı, bir de sözcükler

    Sonra vaat edilmiş topraklar gibi

    Sayfalar ve günler

    Işık istiyordu yalnızlığım

    Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum

    İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde

    Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.

    Karardı dizeler.

    Aşk...Bitti. Soldu şiir.



    Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden

    Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım

    Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde

    Ask yalnız bir operadır, biliyordum:

    Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.

    Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim

    Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu

    El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk

    Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:

    Eksiliyorduk

    Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim

    Her otelde biraz eksilip, biraz artarak

    Yani çoğalarak

    Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin

    Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında

    Ağır ve acı tanıklıklardan

    Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.

    Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum

    Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu

    Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...

    Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları

    Ve açık hayatları seviyordu.

    Buraya gelirken

    Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim

    Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri

    Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi

    Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...

    panayır yerleri...

    Ölü kelebekler...

    Ölü kelebekler...

    Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.



    Adım onların adının yanına yazılmasın diye

    Acı çekecek yerlerimi yok etmeden

    Acıyla baş etmeyi öğrendim.

    Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

    İpek yollarında kuzey yıldızı

    Aşkın kuzey yıldızı

    Sanırsın durduğun yerde

    Ya da yol üstündedir

    Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar

    Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar

    Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.



    Aşkın bir yolu vardır

    Her yaşta başka türlü geçilen

    Aşkın bir yolu vardır

    Her yaşta biraz gecikilen

    Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler

    Gözlerim

    Aşkın kuzey yıldızıdır bu

    Yazları daha iyi görülen

    Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler

    İlerlerim

    Zamanla anlarsın bu bir yanılsama

    Ölü şairlerin imgelerinden kalma

    Sen de değilsin. O da değil

    Kuzey yıldızı daha uzakta

    Yeniden yollara düşerler

    Düşerim

    Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda

    Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında

    Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler

    Yaşamsa yerli yerinde

    Yerli yerinde her şey

    Şimdi her şey doludizgin ve çoğul

    Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi

    Şimdi her şey yeniden

    Yüreğim, o eski aşk kalesi

    Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden

    Dönüp ardıma bakıyorum

    Yoksun sen

    Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.
     
  2. çarşı_46_46

    çarşı_46_46 Yeni Üye

    çok güzelmiş emegine saglık
     
  3. NeslisH

    NeslisH Özel Üye


    te$ekkurler begenmenize sevindim:)
     

Bu Sayfayı Paylaş