Muharrem Ayı, Aşûra Günü Ve Orucu

'Oruç-Hac-Zekat' forumunda =FiRaRi tarafından 13 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Muharrem Ayı, Aşûra Günü Ve Orucu konusu Muharrem Ayı, Aşûra Günü Ve Orucu

    عَنْ عَائِشَةَ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهَا قَالَتْ:
    كَانَ عَاشُورَاءُ يُصَامُ قَبْلَ رَمَضَانَ فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ مَنْ شَاءَ صَامَ وَمَنْ شَاءَ أفْطَرَ

    Hz Âişe (ranhâ) validemiz anlatıyor:
    "Ramazan orucu farz olmazdan önce aşûra orucu tutuluyordu Ramazan orucu farz kılındıktan sonra aşûra orucunu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı"(1)
    Hicretten on altı yıl sonra 638 yılında, Hz Ömer (ra)'in emriyle Medine'de bir meclis toplanarak Hz Ali'nin (ra) teklifi ve mecliste bulunanların kabulü ile Hz Muhammed (sas)'in Mekke'den Medine'ye hicreti, İslâm tarihinin başlangıcı ve muharrem ayının da bu yılın ilk ayı olması kararlaştırılmıştır
    Resûlullah (sav)’in: "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayıdır Farz namazdan sonra en efdal namaz da gece namazıdır"(2) buyurması ve bir adamın; "Ey Allah'ın Resûlü! Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" sorusuna "Ramazan dışında da oruç tutmak istersen muharrem ayında tut Çünkü o Allah'ın ayı’dır O ayda bir gün vardır ki, Allah onda bir kavmin günahlarını affetti, bir başka kavmin günahını da affedecek"(3) cevabını vermesiyle muharrem ayının onuncu günü olan aşûra gününde tutulan orucun önemini ve faziletini beyan etmiştir
    Aşûra; aşr ve aşir kökünden türemiş Arapça bir kelime olup muharrem ayının onuncu gününe denir Hz Mûsa (as) ve kavminin, Firavun’un zulmünden kurtulduğu ve Yahudilerin oruç tutmakla mükellef olduğu, Hz Nuh (as)’dan itibaren semavi dinlerde mevcut olan ve cahiliye devri Arapları arasında da Hz İbrahim (as)’dan beri önemli görülüp oruç tutulan bir gündür
    Cahiliye devrinde Kureyşlilerin de tuttuğu aşûra orucunu Hz Peygamber Efendimiz (sas) peygamber olmazdan önce ve Medine’ye hicret edince de Hz Mûsa (as)’ın şeriatına uyarak ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bir veya iki sefer tutmuş ve müslümanlara da tutmalarını emretmiştir Hatta bu konuda henüz bir emir bulunmamakla birlikte Resûlullah (sas) münadiler çıkararak aşûra orucunu halka duyurmuş, geceleyin oruca niyet etmeyenlerin günün yarısında haberdar olsalar dahi o andan itibaren oruca başlamalarını emretmiş;(4) ancak ramazan orucunun farz kılınmasıyla bu orucu isteğe bırakmıştır Ebu Hanife ile bazı Şafiiler aşûre orucunun önceleri vacip olduğunu, fakat bu hükmün ramazan orucu ile neshedildiğini, Hanbeliler ve bir kısım Şafiiler ise müstehap olduğunu kabul etmişlerdir
    Resûlullah (sav), ramazan farz edilmezden önce aşûrayı nâfile bir amel olarak değil, vâcip olarak tutmuştur Ramazan orucu farz olunca aşûra yasaklanmamış, dileyen nafile olarak tutmaya devam etmiştir Rivayetler, Resûlullah (sav)'in de bu oruca devam edenler arasında yer aldığını göstermektedir
    Resul-i Ekrem Efendimiz, yahudileri taklit etmemek ve hurafelerinin İslâm bünyesine girmesine engel olmak için müminleri uyarmış ve sadece aşûra günü değil, muharremin dokuz, on ve on birinci günlerinde oruç tutulmasını tavsiye etmiştir(5)
    Musa (as) ile İsrailoğulları’nın Firavun’un elinden aşûra günü kurtulması, Nuh (as)'un gemisinin tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine aynı gün oturması şeklindeki rivayetleri Hz Peygamber Efendimiz yalanlamayıp, “Biz Musa’ya sizden daha layığız” diyerek bu günde oruç tutulmasını emretmesi,(6) aşûranın Nuh (as)’dan itibaren semavi dinlerde önemli bir yer işgal ettiğine işaret etmektedir
    Aşûra günü; Hz Âdem (as)'ın tövbesinin kabul edildiği, Hz Yunus (as)’ın balığın karnından çıkarıldığı, Hz Musa ve İsa (as)’ın doğduğu, Hz Süleyman (as)’a mülkün verildiği, Hz Davud (as)’ın tövbesinin kabul edildiği, Hz Peygamber (sav)’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedileceğine dair kendisine Allah tarafından teminat verildiği ve Mekke’den Medine’ye hicret ettiği gün olarak tavsif edilir(7) Hz İbrahim (as)’ın ateşten kurtulması ve Hz Yakub (as)’ın oğlu Hz Yusuf (as)’a kavuşması, muharrem ayının on altıncı günü Kudüs'ün kıble tayin edildiği ve on yedinci günde Fil Ashabı’nın geldiği gün olduğu nakledilenler arasındadır Öte yandan Hz Hüseyin (ra)’ın Kerbela’da şehit edilmesi de bu güne rastlamıştır
    Yukarıda anlatmaya çalıştığımız hadislerden de anlaşıldığına göre aşûra gününü bir önceki günle beraber veya sonraki günü de ilave ederek üç gün oruç tutmak bu ayda yapılacak en güzel ibadetlerden birisidir Yine bu günler hicri yılbaşı olması hasebiyle nefis muhasebesi yapmak, tövbe etmek yeni yılın hakkımızda hayır getirmesini dilemek ve kendimize çeki düzen vermek de bizim yapmamız gereken davranışlardandır O günde vuku bulan güzellikleri Rabbimizin bir ihsanı bilmek ve bunlara sevinmek tabii oluğu gibi yine bu günlerde meydana gelen cennet gençlerinin efendilerinden Hz Hüseyin (ra) ve yakınlarının şehit edilmesi gibi üzücü hadiselere hüzünlenmek, yapılan yanlışları muhasebe etmek de gereklidir Ayrıca ehl-ü iyalimize karşı o günde cömert davranması, tasaddukta bulunması, ihtiyaçlarını görmesi de sünnet-i seniyyedendir,(8)
    Allah Teâlâ bizleri bu günlerden gereği gibi istifade edenlerden eylesin İstifade yollarını bizlere açsın Rızası doğrultusunda hayatımızı idame ettirsin Gönlümüzü vesile yollarından uzak tutmasın Amin

    ……………
    1 Buharî, Savm 69, Hacc 1
    2 Müslim, Sıyam 202, (1163); Ebu Dâvûd, Savm 55, (2429); Tirmizi, Salât 324, (438); Nesâî, Kıyamu'l-Leyl 7, (3, 207, 208)
    3 Tirmizi, Savm 40, (741)
    4 Buhârî, Savm 69; Kütüb-ü Sitte, Prof Dr İ Canan, c17, s170
    5 Buhârî, Savm 69; Aynî, IX, 190
    6 Buhârî, Savm 69; Müsned, II, 359-360
    7 Diyarbekrî, I, 360; (TDV İslâm Ansiklopedisi, c 4, Aşûra Mad)
    8 Suyûtî, Cami'üs-Sağîr, 6, 235

     
  2. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    AŞÛRÂ


    Kamerî ayların ilki olan Muharrem'in onuncu günü Âşûre günü adını alan bu günde oruç tutulurdu Âşûre orucu denen bu oruç, İslâm'dan önce Araplar'ca bilinirdi Âşûre kelimesinin İbrânice aşûr'dan geldiği ve o günde Araplar'ın oruç tuttuğu dikkate alınırsa, kelimenin bütün Sâmî diller arasında ortak bir kelime olduğu anlaşılır (Buhârî, es-Savm, 1; Umdetü'l-Kârî fi Şerhi Sahîhi'l-Buhârî, V, 351) Bu kelime Yahudîler'de büyük keffâret günü için kullanılmıştır (Tevrat, Levililer, 16, 29 vd) Hz Peygamber Medîne'ye geldiği zaman Yahudiler'in Âşûre günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu Cevap olarak şöyle dediler:
    "Bugün, iyi bir gündür Allah, İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden bugün kurtarmıştır Musa (as) Allah'a şükür için bugünde oruç tutmuştur Biz de tutarız dediler Hz Peygamber; "Biz Musa'nın sünnetine sizden daha yakınız, dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu " (Buhârî, es-Savm, 69; Tecrîd-i Sarih, VI, 308, 309)
    Hz Âişe'den nakledilen şu hadiste, Allah Resulu'nun Mekke döneminde de aşûre orucu tuttuğu anlaşılır
    "Cahiliye devrinde Kureyş, Âşûre gününde oruç tutardı Hicretten önce Hz Peygamber de aşûre orucu tutardı Medine'ye hicret ettikten sonra bu oruca devam etti Ashabına da tutmalarını emretti Ertesi yıl, Ramazan orucu farz kılınınca, aşûre günü orucunu bıraktı, isteyen bu orucu tuttu, dileyen de bıraktı" (Buhârî, es-Savm, 69; Tecrîd-i Sarîh, VI, 307, 308)
    İslâm bilginleri aşûre orucunun vacip değil, sünnet olduğunda görüş birliği etmişlerdir Yalnız İslâm'ın başlangıcındaki hükmü konusunda, Ebû Hanîfe vacip derken, İmam Şâfiî müekked bir sünnet olduğunu söylemiştir Ramazan orucu farz kılındıktan sonra, bu oruç müstehap olmuştur Ayrıca Yahudiler'e benzememek için Muharrem'in 9,10 ve 11'nci günlerinde oruç tutmak güzel görülmüştür
    Bugün bütün sünnî müslümanlarda Muharrem'in 10'u oruç günü kabul edilirken, bazı tarihi sebeplerden dolayı da mukaddes sayılır Özellikle Hz Nûh'un gemisinin bugünde tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine oturduğunu anlatan söylentiler önemlidir
    Âşûre adlı tatlının menşei de buna dayanır Gemidekiler o günü kutlamak istemişler ve geminin ambarında arta kalan erzakı karıştırıp bir aş pişirmişler İşte aşûre pişirme âdeti buradan kalmıştır Yine Âdem (as)'in tövbesinin bugünde kabul edildiği, Hz İbrahim'in bugünde ateşten kurtulduğu, Hz Yakub'un, oğlu Hz Yusuf'a bugünde kavuştuğu kaynaklarda kaydedilen rivayetler arasındadır
    Şiîler Hz Hüseyin'in Kerbelâ'da şehit edildiği gün olan on Muharrem'i matem günü sayarlar ve Muharrem'in biri ile onu arasında gülmez, et yemez, yeni elbise giymez, yeni bir işe başlamazlar On Muharrem dövünme ve yas günüdür Sonra yas bitti mi aşûre törenleri başlar
    Âşûre günü sürme çekmek, gusül etmek, kına yakmak, büyükleri, âlimleri, hastaları ziyaret etmek, yetimlerin başını okşamak, hububât ve tatlı pişirmek, İhlâs suresini okumak, sevinmek ve bugünü ayrı bir gün olarak kutlamak İslâm'da olmayan bir davranıştır Bu konuda Hz Peygamber (sas)'den gelen ne sahîh ve ne de zayıf bir hadîs vardır Hadîs diye rivayet edilen bazı sözler tamamen uydurmadır Sahabeden ve dört mezhep imamından vb kimselerden de bir rivayet olmadığı gibi, muteber kitapların hiçbirinde de buna dair bir haber yoktur (İbn Teymiye, Mecmûu'l-Fetâvâ, Kahire 1326, II, 48; es-Subki, el-Menhel, Kahire 1393, X, 209) O hâlde bugünde böyle bir tatlı pişirip yakınlara ve komşulara dağıtmak tamamen bid'at ve İslâmî olmayan bir örftür
    Şamil İA
     
  3. Google

    Google Özel Üye

    muharrem ayı orucu - aşura orucu - aşura günü hakkında
     

Bu Sayfayı Paylaş