Montaigne - Denemeler

'Makaleler-Denemeler' forumunda Siraç tarafından 2 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Montaigne - Denemeler konusu AŞK ÜSTÜNE

    [​IMG]

    Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, gibi geliyor bana Venüs'ün bize verdiği şey sonunda bir boşalma hazzı değil mi? Tıpkı doğanın başka taraflarımızın boşalmasına kattığı haz gibi Bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık yüzünden kötülük haline geliyor Sokrates'e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o acayip gıdıklama, Zenon'u, Kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca, saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara bakınca, Platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor İnsanların bu en bulanık, en karışık işinin en ortak işleri olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum Böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri, insanlarla hayvanlarıbirleştirmek istemiş İnsanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık oluverir Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır
    Oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir Biz de pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun göreceği işlere engel olmaz, bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz İşte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri, Platon'un bütün felsefesini ve ilahiyatını emri altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve seve, insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır Başka her yerde az çok nazik olabilirsiniz; başka her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli düşünülemez bile Bir arayın da bulun bakalım bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasıl yapılabilir? Büyük İskender, herkes gibi bir ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de uyumada anladığını söylermiş Uyku ruhun kötü güçlerini sarıp yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp darmadağın eder Onu sadece mayamızdaki bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın bir belirtisi sayabiliriz kuşkusuz
    Doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız, perhizi sevap sayarız Bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha büyük hayvanlık mı olur? Türlü ulusların dinlerinde vardıkları, kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel arzunun kötülenmesidir Onun bir cezalanması demek olan sünnet bir yana, bütün kanılar bu konuda birleşir Hoş, bir bakıma insan denilen bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz İnsanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir Biri günah, öteki sevaptır Aristoteles ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına geldiğini söyler
    Güneşe lanet edip karanlıklara tapanlar bile varBazı uluslar yemek yerken başlarını bir örtüyle kaparlarmış Bir bayan tanırım, hem de en büyüklerden bir bayan, o da aynı kafada: Çiğnemek hiç güzel bir hareket değilmiş, kadının zerafetine, güzelliğine çok zarar verirmiş Bu bayan iştahı olduğu zaman herkesten kaçarmış Başka bir adam bilirim ne başkalarını yemek yerken görmeye, ne de başkalarının kendini yerken görmesine katlanamaz Karnını doldurmak, içini boşaltmaktan çok daha ayıp bir iştir Türk padişahının ülkesinde birçok insanlar varmış ki başkalarından üstün sayılmak için kendilerini yemek yerken göstermezlermiş, haftada bir tek öğün yerlermiş, yüzlerini gözlerini param parça ederlermiş, kimselerle de konuşmazlarmış Bu softalar demek doğayı bozdukça değerlendireceklerini, yaratılışlarını hor görmekle yükseleceklerini, ne kadar kötüleşirlerse, o kadar iyileşeceklerini sanıyorlar Şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor Hayatlarını gizleyen, başkalarının gözüne görünmekten kaçan insanlar da var Sağlık, sevinç içinde olmak onlar için en zararlı, en belalı hallerdir Değil yalnız birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki doğuşlarına lanet eder, ölümlerine şükrederler Biz insanlar kendimizi kötülemeye gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz Kafamızın, o her şeyi bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av kendi kendimizdir
    O miseri! quorum guadia crimen habent (Gallus)
    Ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar
    Mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildirBre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler uyduruyorsun Az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini kötülemeye özeniyorsun Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! O kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? Doğanın seni zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı başka işler çıkarıyorsun kendine? Sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala Üstelik bu yasalar ne kadar özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde arıtıyor senin Bak, bir düşün bunlar üzerinde: Bütün yaşamın böyle geçiyor (Kitap 3, bölüm 5)



    DENEMELER
    Michael De MONTAIGNE
    Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU
    Cem Yayınevi
    29 Basım 1997
    Sf 49-52
     
  2. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    DOSTLUK

    [​IMG]

    Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır Onu (Etienne de la Boetie: Montaigne'in en iyi dostu İyi yürekliliği ve bazı şiirleriyle tanınmıştır) niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim
    Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum
    Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir Chilon (Eski Yunanistan'ın ünlü bilgelerinden biri) dermiş ki: «Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin» Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu davranış, öteki dostluklara uyabilir Bunlar için, Aristoteles'in sık sık tekrarladığı şu sözü de kullanabiliriz: «Ey dostlarım, dünyada dost yoktur»
    Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik; şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum:

    Nec fas esse ulla me voluptate hic frui
    Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps (Terentius)
    Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca,
    Hiçbir zevki tatmamaya karar verdim

    Her işte onun yarısı, ikinci yarısı olmaya o kadar alışmıştım ki şimdi artık yarım bir varlık gibiyim

    Illam meae si partem animae tulit
    Maturior vis, quid moror altera,
    Nec chanıs aeque, nec superstes
    Integer? Ille dies utramque
    Duxit ruinam (Horatius)

    Mademki zamansız bir ölüm seni, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamakta ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük
    Ne yapsam, ne düşünsem onun eksikliğini duyuyorum O da benim için elbette aynı şeyi duyardı Çünkü o, diğer bütün değerlerinde olduğu gibi dostluk duygusunda da benden kat kat üstündü (Kitap 1, bölüm 28)



    DENEMELER
    Michael De MONTAIGNE
    Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU
    Cem Yayınevi
    29 Basım 1997
    Sf 53-55
     
  3. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    DOSTLUK BAĞLARI

    [​IMG]

    Bence hiç de gevşemezKarı koca arasındaki sevginin, arada bir ayrılmakla gevşeyeceğini sanırlar Tersine, fazla sürekli bir beraberlik bu sevgiyi soğutur, bozar Uzaktan her kadın insana hoş gelir Herkes kendi hayatından bilir ki, her gün birbirini görmenin tadı başka, ayrılıp kavuşmanın tadı başkadır Ayrılıklar benim yakınlarıma sevgimi tazeler, ev hayatımın tadını artırır Değişiklik, arzularımı bir o yana, bir bu yana sürtüp kızıştırır Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur Hele karı koca dostluğunda, uzun bir iş ortaklığı dolayısıyla bizi birbirimize çekecek, hatırlatacak nice bağlar vardır
    Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim; bildiğim için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm Ona iyilik etmeyi onun bana iyilik etmesinden daha çok istemekle kalmam; kendine her edeceği iyiliğin bana da iyilik olmasını isterim Bana en büyük iyiliği kendine iyilik ettiği zaman etmiş olur Bir yere gitmek ona hoş geliyor, yahut bir işine yarıyorsa, uzakta olması bana yanımda olmasından daha tatlı gelir Kaldı ki haberleşmek olanağı varsa insan ayrı düşmüş de sayılmaz Ben vaktiyle dostumdan ayrılmada yarar bile buldum Birbirimizden uzaklaşmakla hayatımızı daha fazla doldurmuş, olanaklarımızı genişletmiş oluyorduk Başka başka yerlerde, o benim için yaşıyor, keyfediyordu, ben de onun için
    Hayatın tadını bir aradaymışız gibi çıkarıyorduk Hatta bir aradayken birimizden biri işsiz kalıyordu O kadar kaynaşmıştık ki ayrı ayrı yerlerde olmakla anamızdaki gönül birliği bir kat daha zenginleşiyordu (Kitap 3, bölüm 9)



    DENEMELER
    Michael De MONTAIGNE
    Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU
    Cem Yayınevi
    29 Basım 1997
    Sf 56-57
     
  4. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    YALNIZLIK

    [​IMG]

    Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir Ruh nerde bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları, daha az yorucu olmalarını gerektirmez Bundan başka, saraydan ve pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurtulmuş olmuyoruz
    Ratio et prudentia curas,
    Non locus effusi late maris arbiter, aufert (Horatlus)
    Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir,
    O engin denizlerin ötesindeki yerler değil

    Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi bırakmaz

    Et post equitem sade atra cura (Horatius)
    Ve keder, atımızın terkisine binip gelir

    Onlar manastırlarda, medreselerde bile peşimizi bırakmazlar Bizi onlardan ne çöller kurtarabilir, ne mağaralar, ne de bedenimize ettiğimiz işkenceler

    Haeret lateri letalis arundo(Virgilius)

    Öldürücü yara bağrımızda kalır

    Sokrates'e birisi için, seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler O da: Çok doğal, çünkü kendisini de beraber götürmüştür, demiş

    Quid terras alio calentes
    Sole mutamus? patria quis exul
    Se quoque fugit? (Horatius)

    Niçin başka güneş başka toprak ararsın?
    Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?

    İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu: Nasıl ki yerine oturmuş yükler daha az engel olur geminin gidişine Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini değiştirmekle Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla Onun için kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş bitmez: İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendimizden koparmamız gerek

    Rupi jam vincula dicas;
    Nam luctata canis nodum arripit; attemen illi,
    Cum fugit, a collo trahitur pars longa catenae (Persius)

    Kırdım diyorsun zincirlerini;
    Evet, köpek de çeker koparır zincirini,
    Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak

    Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıp gittiğimize; onunla dolu kalır düşlerimiz

    Nisi purgatum est pectus, quae prelia nobis
    Atque pericula tonc ingratis insinuandum?
    Quantae conscindunt hominem cuppedinis acres
    Sollicitum curae, quantique perinde timores?
    Quidve superbia spurcita, ac petulantia, quantas
    Efficiunt clades? Quid luxus desidiesque? (Lucretius)

    İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,
    Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!
    Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar
    Ne korkular içinde kıvranır insan!
    Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,
    Öfke, gevşeklik ve tembellik!

    Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse kurtulamıyor kendi kendisinden

    In culpa est animus qui se non efiugit unquam (Horatius)

    Ruhun derdi içinde ve kaçamaz kendi kendinden

    Kendi içine çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine yoldaş olabilir; kendi kendisiyle, çekiş dövüş, alışveriş edebilirİnsanın, olanak varsa karısı, çocuğu, parası ve hele sağlığı olmalı, ama mutluluğunu yalnız bunlara bağlamamalı Kendimize dükkanın arkasında, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız Orada, yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün başbaşa verip dertleşmeliyiz; karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz Öyle ki, hepsini yitirmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın Yalnız kalınca sıkılır, ne yapacağımızı bilmez oluruz diye korkmamalıyız

    In solis sis tibi turba locis (Tibulhıs)

    Issız yerlerde kendin için bir evren ol

    Erdem, der Antishenes, kendi kendisiyle yetinir; ne kurallara baş vurur, ne laflara, ne gösterişlere
    Bakarsınız bir adam canını dişine takmış, kurşun yağmuru altında, yıkık bir kale duvarına tırmanıyor bütün hıncıyla; bir başkası, karşı tarafta, kan revan içinde, aç susuz savunuyor o kaleyi ölesiye: Kendileri için mi gösteriyorlar bu yararlığı? Uğrunda ölecekleri ve hiç görmedikleri insan belki o sırada kılım kıpırdatmadan keyif sürmektedirYapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimizle doğrudan doğruya ilgili değil Bakarsınız bir başkası, bitkin, perişan, saçı sakalı birbirine karışmış kitaplıktan çıkıyor gece yansından sonra: Bunca kitabı daha iyi, daha akıllı bir insan olmak için mi karıştırdı sanırsınız? Yok canım sen de! Ya ölecek o kitaplıkta ya öğretecek yarınki kuşaklara Platus'un dizelerini hangi düzenle kurduğunu ve falan Latince sözcüğün nasıl yazılması gerektiğini Kim seve seve feda etmiyor sağlığını, canını şan şeref için? Oysa kalp bir paradan başka nedir ki şan şeref? Kendi ölümümüzden korkmakla yetinemeyiz; karılarımızın, çocuklarımızın, adamlarımızın ölümünden de korkmak zorundayız Kendi işlerimizden çektiğimiz sıkıntı yetmiyormuş gibi komşularımızın, dostlarımızın işleriyle de dertlere sokar, bunaltırız kendimizi

    Vah! quemquamne hominem in animum instituere, aut
    Parare, quod sit charius quam ipse est sibi? (Terentius)

    Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi
    Kendinden daha çok sevmeye kalkar? (Kitap 1 bölüm 39)




    DENEMELER
    Michael De MONTAIGNE
    Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU
    Cem Yayınevi
    29 Basım 1997
    Sf 59-64
     
  5. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    FİLOZOFLAR ve TANRILAR

    [​IMG]


    Khrysippos yukarıda söylenenlerin hepsini karmakarışık bir araya getiriyor ve yarattığı bin bir çeşit tanrı arasına ölümsüzlüğe ulaşmış insanları da katıyordu Diagoras ve Theodonıs tanrı adına ne varsa hepsini yadsıyorlardı Xenophanes'in tanrısı yuvarlaktır, görür, işitir, ama soluk almaz; insan yaratılışıyla hiçbir ortak yanı yoktur Theophrastes aynı kararsızlık içinde türlü fantazyalardan geçer, dünyanın yönetimini kah zekaya, kah yıldızlara bağlar Herakleitos değişik görüşler arasında gider gelir, sonra tanrıyı duygudan yoksun eder biçimden biçime geçiştirir ve sonunda yerle gök olduğunu söylerThales'e göre tanrı her şeyi sudan yaratmış bir güçtü Anaximandros'a göre tanrılar değişik mevsimlerde doğup ölüyorlardı ve sayıları sonsuz dünyalardı bunlar Anaximenes'e göreyse hava tanrıydı, yaratılmış, uçsuz bucaksız ve hep hareket durumundaydı Anaxagoras, ilk kez, her şeyin düzen ve davranışını sonsuz bir ruhun gücü ve aklı yönetimini ileri sürdü Alkmeon tanrılığı güneşe, aya, yıldızlara ve ruha veriyordu Pythagoras'ın tanrısı bütün nesnelerin yaratılışına dağılan bir ruh oluyor, bizim ruhlarımız da ondan kopuyordu Parmenides tanrıyı, göğü çevreleyen ve dünyayı ışığın kızgınlığıyla ayakta tutan bir çember haline getiriyordu Empedokles'e göre tanrılar dört unsurdu ve her şeyi bunlar yapıyordu Protagoras tanrıların varlığı, yokluğu ve nitelikleri üstüne bir diyeceği olmadığını söylüyordu Demokritos'a göre tanrı olan kimi zaman imgeler ve çevrintileridir, kimi zaman bu imgeleri çıkaran doğa ve sonunda bilgimiz ve zekamızdır Platon, inancını değişik yönlere dağıtır: Timaios'da dünyayı yaratanın adı olmayacağını söyler; Yasalar'da tanrı varlığının araştırılmasını ister; aynı kitapların başka yerlerinde dünyayı, göğü, yıldızlan, toprağı ve ruhlarımızı tanrılaştırır, ayrıca her devletin eski düzeninde benimsenmiş olan tanrıları da benimser Xenophanes Sokrates'i aynı karışık öğretiler içinde gösterir: Kimi zaman tanrı'nın biçimi araştırılmamalıdır, kimi zaman tanrı güneştir, kimi zaman ruhtur hem bir tektir hem de bir sürüdür Platon'un yeğeni Speusippos tanrıyı, her şeyi yöneten, bir çeşit hayvansı güç olarak düşünür Aristoteles'e göre tanrı kah evren, kah ruhtur; kimi zaman evrene başka bir baş bulur, kimi zaman da tanrıyı göğün ateşliliği olarak görür Zenokrates'te sekiz olur tanrı: Beşi gezegenlerin beşlisi, altıncısı duran yıldızların tümü, yedinci ve sekizinci de ayla güneştir Strato'ya sorarsanız tanrı üretme, çoğaltma ve azaltma gücü olan doğadır biçimi ve duygusu yoktur Zenon'un tanrısı iyiyi buyurup kötüyü yasaklayan doğal yasadır; yaratıklara o can verir; Zeus, Hera, Vesta gibi geleneksel tanrılaraysa yer vermez Zenon Diogenes Apolloniates'in tanrısı havadır Ariston tanrının biçimce hiçbir şeye benzetilemeyeceğini, duyarlığı olmadığını söyler, canlı mı, nedir, ne değildir bilinmez Kleanthes'e göre tanrı bazen akıl, bazen evren, bazen doğanın ruhu, bazen de her şeyi kuşatıp saran yüksek bir sıcaklıktır Zenon'un çağdaşı Perseus'a göreyse insanlığa önemli bir hizmette bulunmuş ya da yararlı şeyler bulmuş olanlara tanrı adı verilmiştir Epikuros'da tanrılar ışıklı ve saydamdırlar; içlerinden hava geçebilir iki kale arasındaymış gibi iki dünya arasında otururlar; kaza bela semtlerine uğramaz; yüzleri insan yüzü, uzuvları insan uzuvlarıdır, ama hiçbir işte kullanılmaz bu uzuvlar

    Ego deum genus esse semper dexi, et dicam caelitum;
    Sed eos non curare opinor, quid agat humanum genus (Emnius)

    Tanrılar vardır dedim ve diyeceğim her zaman
    Ama insan işleriyle uğraştıklarına inanmam

    Bunca filozof beyninin curcunasını gördükten sonra gelin de güvenin felsefenize; buldum diye övünün çörekteki baklayı!
    Ben olsam yılana, köpeğe, öküze tapınanları daha haklı bulurdum; çünkü bu yaratıkların niteliğini, iç varlığını daha az biliyoruz; hayal gücümüzü onlar için daha keyfimizce işletebilir, olağanüstü güçler görebiliriz onlardaTanrılaşmaya en elverişli olan en az bildiğimiz şeylerdir; öyleyken eskilerin biz insanları tanrılaştırmış olmaları aklın almayacağı bir şeydir Ama tanrıları, kusurlarını bilmemiz gereken kendi yaratılışımıza benzetmek, onları arzu, öfke, öcalma, evlenme, akrabalık, aşk ve kıskançlıklarımızla, bizim organlarımız, coşkunluklarımız, keyiflerimiz, ölümlerimiz, mezarlarımızla düşünmek için insan kafasının olmayacak bir sarhoşluk geçirmiş olması gerekir (Kitap 2, bölüm 12)



    DENEMELER
    Michael De MONTAIGNE
    Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU
    Cem Yayınevi
    29 Basım 1997
    Sf 89-92
     
  6. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    ÖLÜM

    [​IMG]

    Mademki ölümün ününe geçilemez, ne zaman gelirse gelsin Sokrates'e: Otuz Zalimler seni ölüme mahkum ettiler, dedikleri zaman: Doğa da onları! demiş
    Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak Öyle ise, yüz yıl daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik
    Başımıza bir kez gelen şey büyük bir dert sayılamaz Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm uzun ömürle kısa ömür arasındaki ayrımı kaldırır çünkü yaşamayanlar için zamanın uzunu kısası yoktur Aristo, Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen yaşlı ölmüş sayılır Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Ama, sonsuzluğun yanında, dağların, ırmakların, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür Doğa bunu böyle istiyor Bize diyor ki: «Bu dünyaya nasıl geldiyseniz, öylece çıkıp gidin Ölümden hayata geçerken duymadığımız kaygıyı, hayattan ölüme geçerken de duymayın Ölümünüz varlık düzeninin, dünya hayatının koşullarından biridir

    Inter se mortales mutua viviunt
    Et quasi oursores vitae lampada tradunt (Lucretius)

    İnsanlar yaşatarak yaşar birbirini
    Ve hayat meşalesini, birbirine devreder koşucular gibi

    Hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz? Daha yaşayıp da ne yapacaksınız?
    Sizin hatırınız için evrenin bu güzel düzenini değiştirecek değilim ya? Ölmek, yaratılışınızın koşuludur ölüm sizin mayanızdadır: Ondan kaçmak, kendi kendinizden kaçmaktır Sizin bu tadını çıkardığınız varlıkta hayat kadar ölümün de yeri vardır Dünyaya geldiğiniz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarsınız

    Prima, Quae vkam dedit, hora carpsit (Seneka)

    Bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz

    Nascentes morimur, finisque ab origine pendet (Manllius)

    Doğumla ölüm başlar son günümüz ilkinin sonucudur:
    Yaşadığımız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır Ömrünüzün her günkü işi, ölüm evini kurmaktır Hayatın içinde iken ölümün de içindesiniz; çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış oluyorsunuz Ya da şöyle diyelim, isterseniz: Hayattan sonra ölümdesiniz; ama hayatta iken ölmektesiniz Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can yakıcıdır
    Hayattan edeceğiniz karı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle güle gidin

    Cur non ut plenus vitae conviva recedis?
    Cur amplius addere quaeris
    Rursum quod pereat male, et ingratum occidat omne (Lucretius)

    Niçin hayat sofrasında, karnı doymuş bir çağrılı gibi kalkıp gidemiyorsun?
    Niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyorsun?

    Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür: Ona iyiliği, kötülüğü katan sizsiniz
    Başka bir gündüz, başka bir gece yok kiBir gün yaşadıysanız, her şeyi görmüş sayılırsınız Bir gün bütün günlerin eşidir Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir

    Non alium videre patres:
    Aliumve nepotes Aspicient (Lucretius)

    Babalarınız başka türlüsünü görmedi
    Torunlarınız başka türlüsünü görmeyecek

    Benim komedyam, bütün perdeleri ve sahneleriyle, nihayet bir yılda oynanır, biter Dört mevsiminin nasıl geçtiğine bir bakarsanız, dünyanın çocukluğunu, gençliğini, olgunluğunu ve yaşlılığını onlarda görürsünüz Dünyanın oyunu bu kadardır Mevsimler bitti mi, yeniden başlamaktan başka bir marifet gösteremez Bu hep böyle gelmiş, böyle gidecek

    Versamur ibidem atque insumus usque (Lucretius)

    İnsan kendini saran çemberin içinde döner durur

    Atque in se sua per vestigia volvitur annus (Virgilius)

    Yıl hep kendi izleri üstünde dolanır

    Dünyayı size bırakıp gidenler gibi, siz de başkalarına bırakıp gidin Hep eşit oluşunuz benim adaletimin esasıdır Herkesin bağlı olduğu koşullara bağlı olmaktan kim yerinebilir? Hem sonra, ne kadar yaşarsanız yaşayın, ölümde geçireceğiniz zamanı değiştiremezsiniz: Ölümden ötesi hep birdir Beşikte iken ölseydiniz, o korktuğunuz mezarın içinde yine o kadar zaman kalacaktınız

    Licet, quod vis vivendo vincere secla,
    Mors aeterna tamen nihlominus illa manebit (Lucretius)

    Kaç yüzyıl yaşarsanız yaşayın,
    Ölüm yine sonsuz olacaktır

    Zaten ben sizi öyle bir hale koyacağım ki, artık hiçbir acı duymayacaksınız

    In vera nescis nullum fore morto alium te
    Qui possit vivus tibi te i;agere peremptum, stansque jacentem (Lucretius)

    Bilmiyor musunuz ki; öldükten sonra başka bir benliğiniz sağ kalıp sizin ölümünüze yanmayacak, ölünüzün başucunda durup ağlamayacak?

    Bu doymadığınız hayatı artık aramaz olacaksınız:

    Nec sibi enim quisquam tum se vitamque requirit
    Nec desiderium nostri nos afficit ullum (Lucretius)

    O zaman ne hayatı ararız; ne de kendimizi;
    Varlığımızdan hiçbir şeye özlemimiz kalmaz

    Hiçten daha az bir şey olsaydı, ölüm hiçten daha az korkulacak bir şeydir denebilirdi:

    Mufto mortem minus ad nos esse putandum
    Si minus esse potest quam quod nihil esse videmus (Lucretius)

    Ölüm size ne sağken kötülük eder, ne ölüyken; sağken etmez, çünkü hayattasınız; ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz

    Hiç kimse yaşamından önce ölmüş sayılmaz; çünkü sizden arta kalan zaman da, sizden önceki zaman gibi sizin değildir: Ondan da bir şey yitirmiş olmuyorsunuz

    Respice enim quam nil ad nos ante acta vetutas
    Temporis aeterni fuerit (Lucretius)

    Bizden önce geçmiş zamanları düşün
    Bizim için onlar yokmuş gibidir

    Hayatınız nerede biterse, orada tamam olmuştur Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır: Öyle uzun yaşamışlar var ki, pek az yaşamışlardır Şunu anlamakta geç kalmayın: Doya doya yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır Her gün gittiğiniz yere hiçbir gün varmayacağınızı mı sanıyorsunuz? Avunabilmek için eş dost istiyorsanız, herkes de sizin gittiğiniz yere gitmiyor mu?

    Omnia te vita perfuncta sequentur (Lucretius)

    Ömrün bitince, her şey de seninle yok olacak

    Herkes aynı akışın içinde sürüklenmiyor mu? Sizinle birlikte yaşlanmayan bir şey var mı? Sizin öldüğünüz anda binlerce insan, binlerce hayvan, binlerce başka varlık daha ölmüyor mu?
    Madem geri dönemezsiniz, niçin kaçınıyorsunuz? Birçok insanların ölmekle, dertlerinden kurtulduğunu görmüşsünüzdür ama kimsenin ölmekle daha kötü olduğunu gördünüz mü? Kendi görmediğiniz, başkasından da duymadığınız bir şeye kötü demek ne büyük saflık! Niçin benden ve kaderken yakınıyorsunuz? Size kötülük mü ediyorum ben? Siz mi beni yöneteceksiniz, ben mi sizi? Öldüğünüz zaman yaşınızı doldurmamış da olsanız, hayatınızı doldurmuş oluyorsunuz İnsanın küçüğü de büyüğü gibi bir insandır İnsanların ne kendileri ne de hayatları arşınla ölçülemez Khiron, babası Saturnus'tan, zaman ve süre tanrısından, ölümsüzlüğün koşullarını öğrenince ölümsüz olmak istememiş Sonsuz bir hayatın ne çekilmez olacağını bir düşünün
    Ölüm olmasaydı sizi ondan yoksun ettim diye bana lanet edecektiniz Hayatınıza, mahsus biraz acılık kattım; ne hayattan ne de ölümden kaçmaksızın benim istediğim bir ölçüyle yaşayabilmeniz için hayata ve ölüme tatlı ile acı arasında bir kıvam verdim
    İlk bilgeniz olan Thales'e, yaşamakla ölmenin bir olduğunu öğrettim Birisi ona: Madem yaşamak boş niçin ölmüyorsun? diye sormuş, o da: İkisi bir de onun için, diye cevap vermiş
    Su, hava, toprak, ateş ve benim bu yapımın diğer bütün öğeleri hem yaşamanıza hem ölmenize yol açarlar Son gününüzden niçin bu kadar korkuyorsunuz? O gün, sizi öldürmede öteki günlerinizden daha fazla bir iş görmüyor ki! Yorgunluğu yapan son adım değildir son adımda yorgunluk yalnızca ortaya çıkar Bütün günler ölüme gider son gün varır»
    İşte doğa anamızın bize verdiği güzel öğütler Çok kez düşünmüşümdür: Acaba niçin savaşlarda kendi ölümümüz de, başkalarının ölümü de bize evlerimizdeki ölümden çok daha az korkunç gelir? Öyle olmasaydı ordu hekimlerle, ağlayıp sızlayanlarla dolardı Acaba niçin ölüm her yerde aynı olduğu halde köylüler ve yoksul insanlar ona çok daha metin bir ruhla katlanırlar? Ben öyle sanıyorum ki bizi korkutan ölümden çok bizim, cenaze alaylarıyla, asık suratlarla ölüme verdiğimiz korkunç durumdur Çocuklar sevdiklerini bile maske takmış görünce, korkarlar Biz de öyle İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız (Kitap 1, bölüm XX)



    DENEMELER
    Michael De MONTAIGNE
    Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU
    Cem Yayınevi
    29 Basım 1997
    Sf 145-154
     
  7. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    KENDİMİZİ TANIMAK

    Plinius'un dediği gibi, herkes kendisi için bir derstir elverir ki insan
    kendini yakından görmesini bilsin Benim yaptığım, bildiklerimi
    söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders
    veriyorum Ama bunları başkalarına da anlatmakla kötü bir iş
    yapmıyorum: Bana yararı olan bu işin belki başkasına da yararı
    olabilir Zaten benim bir şeye dokunduğum yok Yalnız kendimle
    uğraşıyorum; delilik ediyorum, bundan zarar görecek başkası değil,
    benim; çünkü bu öyle bir delilik ki bende başlayıp bende bitiyor,
    hiçbir kötülüğe yol açmıyor Eskilerden yalnız iki üçünün bu işi
    denediğini söylerler; ama onların, yalnız adlarını bildiğimiz için
    benim yaptığımın tıpkısını yapıp yapmadıklarını söyleyemeyiz
    Ruhumuzun ele avuca sığmayan akışını gözlemek, onun karanlık
    derinliklerine kadar inmek, türlü hallerindeki bunca incelikleri
    ayırdedip yazmak sanıldığından çok daha zahmetli bir iştir Sonra bir
    taraftan bu işin o kadar başka, o kadar garip bir zevki de var ki insanı
    dünya işlerinden, hem de en değerli dünya işlerinden çekip alıyor
    Birkaç yıldır düşüncelerimin kendimden başka amacı yok; yalnız
    kendimi sorguya çekiyor ve inceliyorum

    Başka bir şeyi incelediğim de oluyor ama, onu da hemen kendime
    çekiyor, daha doğrusu, kendime mal ediyorum; daha az yararı olan
    öteki bilimlerde olduğu gibi, bu bilimde öğrendiklerimi başkalarına
    bildiriyorsam, bunda hiçbir kötülük görmüyorum Şunu da söyleyeyim
    ki öğrendiklerimle hiç de yetinmiyorum İnsanın kendini
    anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur Üstelik,
    meydana çıkmak için insanın süslenmesi, kendine çekidüzen vermesi
    gerekiyor Ben durmadan kendimi düzenliyorum, çünkü durmadan
    anlatıyorum

    Kendinden sözetmeyi kötü görmek, yasak etmek adet olmuştur
    çünkü kendinden sözetmek her zaman kendini övmek gibi görünür
    kendini övmekse herkesin zıddına gider Ama kendinden sözetmeyi
    yasak etmek, çocuğun burnunu silecek yerde, burnunu koparmak olur

    İn vitium ducit culpae fuga (Horatius)

    Kusur korkusuyla suç işliyoruz

    Bu tedbirde ben kardan çok zarar görüyorum, hatta kendimden
    sözetmek mutlaka övünmek olsa bile ben asıl amacıma bağlı kalmak
    için, kendimdeki bu hastalığı ortaya koyacak bir işten kaçınmamalıyım;
    işlediğim, hem de edindiğim bu kusuru gizlememeliyim Ama, bana
    sorarsanız, birçokları içip sarhoş oluyor diye, şarabı yasak etmek
    yanlıştır fazla kaçırılan şeyler hep iyi şeylerdir Kendinden sözetmenin
    kötü sayılması bence yalnız, halkın düşeceği kaba hatalardan ötürüdür
    Bu türlü kurallar budalalara vurulan dizginlerdir: Ne azizler -ki
    kendilerinden pekala sözederler-, ne filozoflar, ne bilginler bu kuralları
    dinler; onlara hiç benzememekle birlikte ben de bu kuralları
    dinlemiyorum Onların ereği kendilerini anlatmak değildir, ama sırası
    gelince de kendilerini uluorta göstermekten çekinmezler Sokrates
    kendinden sözettiği kadar neden sözeder? Hep müritlerini de
    kendilerinden sözetmeye, kitaplardan öğrendiklerini değil içlerinde olup
    bitenleri anlatmaya dürtüklemez mi? Tanrıya ve rahibe kendimizden
    sözetmiyor muyuz? Protestan komşularımız bunu halkın gözü önünde
    yapıyorlar Diyeceksiniz ki, onlara yalnız kötü taraflarımızı anlatırız
    Ama bu, her şeyi söylüyoruz demektir; çünkü iyi tarafımız da bütün
    günahlardan arınmış değildir

    Benim mesleğim, sanatım yaşamaktır Bana hayatımı duyduğum,
    gördüğüm ve yaşadığım gibi anlatmamı yasak edenler mimara da
    desinler ki, sen binalardan kendine göre değil başkasına göre, kendi
    bilginle değil başkasının bilgisiyle sözedeceksin Kimse sormadan
    kendi değerlerini ortaya koymak bir övünme ise niçin Cicero
    Hortentius'un, Hortentius Cicero'nun söz güzelliğini öne sürüyor?
    Bana diyebilirler ki: Kendini kuru sözle değil işle ve eserle anlat Ben
    her şeyden önce düşüncelerimi anlatıyorum, bunlarsa ün ve eser haline
    gelemeyecek kadar belirsiz şeyler: Onları söz haline getirmekte bile
    güçlük çekiyorum Birçok olgun ve değerli insanlar herhangi bir iş
    görmekten kaçınmışlardır Yaptığımız işler kendimizden çok
    rastlantıların eseridir: Bu işler kendi özlerini belli ederler; beni ise
    ancak şöyle böyle, belli belirsiz, parça parça gösterebilirler
    Ben kendimi olduğum gibi gösteriyorum: Öyle bir beden yapısı
    koyuyorum ki ortaya bir bakışta damarları, kasları, her şeyi yerli
    yerinde görüyorsunuz

    Öksürük, sararma, yahut yürek çarpması yalnız bedenin bir kısmını,
    onu da şöyle böyle, gösterebilir Ben yaptıklarımı değil, kendimi, öz
    benliğimi anlatıyorum

    Bence insan ne olduğunu bilmekte dikkatli olmalı; iyi tarafını da,
    kötü tarafını da aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır Eğer ben kendimi
    iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim Kendimi
    olduğumdan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır;
    kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır
    Aristoteles'e göre, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru
    hiçbir zaman yanlışa yer vermez Kendini olduğundan fazla göstermek
    de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır Bence bu kendini
    beğenme illetinin esası, kendinden pek fazla hoşlanmak, kendi
    kendine hayasızca aşık olmaktır Bunun en iyi çaresi, kendinden
    sözetmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten
    büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır Gurur
    insanın düşüncesidir; söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır
    Bu adamlar öyle sanıyorlar ki insanın kendi üzerinde durması,
    kendinden hoşlanması, hep kendisiyle uğraşması kendine fazla düşkün
    olması demektir Oysaki aşırı benciller kendilerini pek üstünkörü
    bilenler, kendilerinden önce işlerine bakanlardır Onlara göre kendi
    kendisiyle başbaşa kalmak, sırtüstü yatıp vakit öldürmektir; ruhunu
    zenginleştirmeye, kendini adam etmeye çalışmak boş hayaller
    Sanki kendimiz bizden ayrı, bize yabancı birisiymiş gibikurmaktır
    Kendinden aşağıya bakıp da kendi kafasına hayran olan adam,
    kendinden yukarıya, geçmiş yüzyıllara gözlerini kaldırsın; o zaman
    yüzlerce devin ayakları altında kalacak ve burnu kırılacaktır Kendi
    mertliğiyle övünüp böbürleniyorsa, onu çok geride bırakan Scipion'un,
    Epaminondas'ın, bunca orduların ve ulusların hayatlarını hatırlasın
    İnsan kendindeki eksik ve cılız değerleri, üstelik insan hayatının
    hiçliğini hesaba katarak düşünecek olursa, hiçbir değeriyle övünmeye
    kalkışmaz Yalnız Sokrates, tanrısının dediğine uyup kendini
    gerçekten tanımasını ve küçük görmesini bildiği için Bilge adını
    almaya hak kazanmıştır Kendini böylesine tanıyan adam istediği
    kadar kendinden sözetsin (Kitap 2, bölüm 6)
     
  8. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    NASIL YAZMALI

    Yazarken kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; kendi
    gidişimi aksatırlar diye Gerçekten de iyi yazarlar üstüme fena abanır,
    yüreksiz ederler beni Hani bir ressam varmış, kötü horoz resimleri
    yapar ve uşaklarına, dükkana hiç canlı horoz sokmamalarını sıkı sıkı
    tembih edermiş, ben de öyle Hatta çalgıcı Antigenides'in bulduğu
    çare benim daha işime gelirdi: Bir şey çalacağı zaman, kendinden
    önce ve sonra halka doyasıya kötü şarkılar dinletirmiş Böyle derim de
    Plutarkhos'tan kolay kolay ayrılamam O kadar dünyayı içine almış ki
    bu adam, ne yapsanız, hangi olmayacak konuyu ele alsanız bir taraftan
    gelir işinize karışır ve size türlü zenginlikler, güzelliklerle dolu cömert
    bir el uzatır Kendini her gelene bu kadar kolayca yağma ettirmesi
    bayağı gücüme gidiyor Şöyle biraz tuttunuz mu, kolu kanadı elinizde
    kalıyor

    Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum Kimsenin bana el
    uzatamayacağı, söz edemeyeceği yabancı bir ülkede oturuyorum Öyle
    bir yer ki tanıdığım hiç kimse okuduğu duanın Latince'sini bilmez,
    hele Fransızca'sını hiç anlamaz Başka yerde yazsam daha iyi
    yazardım, ama yazdığım şey daha az benim olurdu Oysaki benim
    yazımda asıl aradığım tam anlamıyla kendimin olmasıdır Ben
    yazarken rastgele gittiğim için bol bol hatalara düşerim Bunları
    pekala düzeltebilirdim Ama o zaman, benim adetim, malım olmuş
    kusurları düzeltmekle kendi kendimi yanlış tanıtmış olurdum Bana
    dediler mi, yahut ben kendi kendime dedim mi ki: «Sen kaba kaba
    benzetmeler yapıyorsun; bu sözcük Gaskonya kokuyor; bu sözün
    tehlikeli (Ben Fransa sokaklarında söylenen hiçbir sözden kaçmam;
    gramer adına kullanılan dile çatanlar benimle alay ederler); bak şu
    cahilce söze; akla aykırı laf ediyorsun; fazla ileri gidiyorsun; sen
    boyuna kendinle oynuyorsun, sahiden söylediğini de herkes
    yalancıktan sanacak» «- Doğru, derim; ama ben dikkatsizlikten gelen
    hatalarımı düzeltsem bile, bende adet haline gelmiş olanları
    düzeltemem Ben hep böyle konuşmuyor muyum? Her yerde böyle çiğ
    çiğ göstermiyor muyum kendimi? Sorun yok Yazarken aradığım da
    bu zaten Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün»
    (Kitap 3, bölüm V)

    Odysseus'un dertlerini inceleyip kendi dertlerini bilmeyen dil
    bilginleriyle, çalgılarını akort etmesini bilip de yaşayışlarını akort
    etmesini bilmeyen müzikçilerle, adaletten sözetmeyi öğrenip adaleti
    uygulamayanlarla alay edermiş kral Dionysius (Kitap 1, bölüm 25)
     
  9. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    YAŞAMAK VE ÇALIŞMAK

    Doğa bir ana gibi davranmış bize: İstemiş ki ihtiyaçlarımızı
    gidermek zevkli bir iş de olsun üstelik: Aklımızın istediği şey,
    iştahımızın da aradığı şey olsun: Onun kurallarını bozmaya hakkımız
    yok

    Caesar'ın ve İskender'in, en büyük işleri başarırken, doğal ve budan
    ötürü gerekli ve akla uygun zevkleri bol bol tattıklarını görünce, buna
    ruhu gevşemek demem; tersine, o zor işleri ve yorucu düşünceleri dinç
    bir yürekle günlük hayatın bir parçası haline sokmak, ruhu
    sağlamlaştırmaktır derim Zevklerin gündelik zaferlerini olağanüstü iş
    saymışlarsa bilge adamlarmış Biz pek şaşkın varlıklarız: Filanca
    hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir şey yapmadım, deriz
    -Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca
    işiniz değil, en parlak, en onurlu işinizdir: Bana büyük işler çevirmek
    olanağını verselerdi, neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim,
    deriz Önce siz kendi hayatınızı düşünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi?
    Bildinizse bütün işlerin en büyüğünü görmek için büyük fırsatlara
    ihtiyaç yoktur hangi mevkide olursa olsun, perde arkasında da, perde
    önünde de insan kendini gösterir Bizim işimiz kitap doldurmak değil,
    ahlakımızı yapmaktır; savaşmak ülke kazanmak değil, yaşayışımıza
    dirlik düzenlik getirmektir; En büyük en onurlu eserimiz doğru dürüst
    yaşamaktır Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar
    kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır Bir komutanın, az
    sonra hücum edecek olduğu bir kalenin eteğinde dostlarıyla tümüyle
    serbest ve rahatça, kaygısızca sohbete dalması, Brutus'un herkesin
    kendisine ve Roma'nın özgürlüğüne karşı pusu kurduğu bir sırada
    gece dolaşmalarından birkaç saat çalarak tam bir sessizlik içinde
    Polybius'u okuyup notlar yazması ne güzel bir şey! Düşündükçe içim
    açılır Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan
    sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler

    O fortes pejoraque passi

    Mecum saepe viri, nunc vino pellite curas;

    Cras ingens iterabimus aequor (Horatius)

    Ey benimle bunca çetin işler görmüş yiğitler,

    Bugün, dertlerinizi şarapla giderin

    Yarın engin denize açılacağız (Kitap 3, bölüm 13)
     
  10. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    RUH VE BEDEN

    Güzellik, insanlar arasında, çok tutulan bir şeydir Aramızda ilk
    anlaşma onunla başlar İnsan ne kadar vahşi, ne kadar kötü yaratılışlı
    olursa olsun onun büyüsüne kapılmaktan kendini alamaz Bedenin
    varlığımızdaki payı ve değeri büyüktür Bu bakımdan onun yapısına
    ve düzenine verilen önem pek yerindedir İki temel taşımızı (ruh ve
    bedeni) birbirinden ayırmak, koparmak isteyenler yanılıyorlar tam
    tersine onları çiftleştirmek, birleştirmek gerek Ruhtan istenecek şey
    bir köşeye çekilmek, kendi kendine düşünmek, bedeni hor görüp
    kendi başına bırakmak değil (Hoş, bunu ancak sahte bir çeşit
    maymunlukla yapabilir ya), ona bağlanmak, onu kucaklamak, sevmek,
    ona arkadaşlık ve kılavuzluk etmek, öğüt vermek, yanlış yola saptığı
    zaman geri çevirmek, kısacası onunla evlenmek, ona gerçekten bir
    koca olmaktır Ta ki ikisinin hareketleri arasında başkalık ve karşıtlık
    değil, uygunluk ve benzerlik olsun

    İNSAN VE ÖTESİ

    Kendini beğenmek insanın özünde, yaratılışında olan bir hastalıktır
    İnsan yaratıkların en zavallısı, en cılızıdır öyleyken en mağruru da
    odur Şurada, dünyanın çamuru ve pisliği içinde oturduğunu, evrenin
    en kötü, en ölü, en aşağı katında, göklerin kubbesinden en uzakta, üç
    cinsten yaratıkların en kötü haldekileriyle birlikte, dünya evinin en alt
    katına bağlı ve çakılı olduğunu bilir, görür ve yine hayaliyle, aydan
    yukarılara çıkıp gökleri ayaklarımın altına indirmek sevdasıyla yaşar
    Aynı hayal gücüyle kendini tanrıyla bir görür; kendisine tanrısal
    özellikler verir; kendini öteki yaratıklar sürüsünden ayırıp kenara
    çeker, arkadaşları, yoldaşı olan varlıklara yukardan bakar; her birine
    uygun gördüğü ölçüde güçler ve yetenekler dağıtır

    Biz insanlar öteki yaratıkların ne üstünde ne altındayız Bilge der ki,
    göklerin altındaki her şey, aynı yasanın ve aynı yazgının
    buyruğundadır

    Indupedita suis fatalibus omnia vinclis (Lucretius)

    Her şey, kırılmaz zincirleriyle bağlı yazgının

    Bazı ayrılıklar, düzeyler ve dereceler vardır; ama her şeyde aynı
    doğanın yüzü görülür

    Res quoeque suo ritu procedit, et ommes

    Foedere naturae certo discrimina servant (Lucretius)

    Her şey kendine göre gelişir ve hepsi

    Sürdürür doğa düzeninin ayrılıklarını (Kitap 11, bölüm 12)
     
  11. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    EVİNİ KORUMA

    Bunca bekçili, silahlı evler yok oldu gitti de benimki niçin duruyor?
    Anlaşılan, diyorum, o evler bekçili, silahlı oldukları için yok olup
    gittiler Korunmak saldırana hem istek veriyor, hem de hak
    kazandırıyor: Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez
    (Kitap 2, bölüm 15)

    Bilinecek, bilinince de daha fazla hatırı sayılacak diye iyi adam olan,
    insanların kulağına gitmesi koşuluyla iyilik eden kişi, kendisinden
    fazla yarar sağlanabilecek bir insan değildir (Kitap 2, bölüm 16)

    AŞK ÜSTÜNE

    Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz
    şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey
    değildir, gibi geliyor bana Venüs'ün bize verdiği şey sonunda bir
    boşalma hazzı değil mi? Tıpkı doğanın başka taraflarımızın
    boşalmasına kattığı haz gibi Bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık
    yüzünden kötülük haline geliyor Sokrates'e göre aşk, güzelliğin
    aracılığıyla çoğalma arzusudur Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o
    acayip gıdıklama, Zenon'u, Kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca,
    saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı
    anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden
    kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip
    kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş
    dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son
    kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara
    bakınca, Platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak
    diye yarattıklarına inanasım geliyor İnsanların bu en bulanık, en
    karışık işinin en ortak işleri olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum
    Böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri, insanlarla hayvanları
    birleştirmek istemiş İnsanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir
    düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık oluverir Tavus
    kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır

    Oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin
    karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir Biz de
    pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun göreceği
    işlere engel olmaz, bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz
    İşte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri, Platon'un bütün felsefesini
    ve ilahiyatını emri altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve seve,
    insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır Başka her yerde az çok nazik
    olabilirsiniz; başka her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu
    işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli düşünülemez bile Bir arayın
    da bulun bakalım bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasıl yapılabilir?
    Büyük İskender, herkes gibi bir ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de
    uyumada anladığını söylermiş Uyku ruhun kötü güçlerini sarıp
    yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp darmadağın eder Onu sadece
    mayamızdaki bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın bir
    belirtisi sayabiliriz kuşkusuz

    Doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en
    soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da
    bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız,
    perhizi sevap sayarız Bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha
    büyük hayvanlık mı olur? Türlü ulusların dinlerinde vardıkları,
    kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel
    arzunun kötülenmesidir Onun bir cezalanması demek olan sünnet bir
    yana, bütün kanılar bu konuda birleşir Hoş, bir bakıma insan denilen
    bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan
    taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya İnsanın
    doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa
    koşa gideriz İnsanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar
    ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz İnsanı
    yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok
    erdemleri içine alan bir şereftir Biri günah, öteki sevaptır Aristoteles
    ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına
    geldiğini söyler

    Bazı uluslar yemek yerken başlarını bir örtüyle kaparlarmış Bir
    bayan tanırım, hem de en büyüklerden bir bayan, o da aynı kafada:
    Çiğnemek hiç güzel bir hareket değilmiş, kadının zerafetine,
    güzelliğine çok zarar verirmiş Bu bayan iştahı olduğu zaman
    herkesten kaçarmış Başka bir adam bilirim ne başkalarını yemek
    yerken görmeye, ne de başkalarının kendini yerken görmesine
    katlanamaz Karnını doldurmak, içini boşaltmaktan çok daha ayıp bir
    iştir Türk padişahının ülkesinde birçok insanlar varmış ki
    başkalarından üstün sayılmak için kendilerini yemek yerken
    göstermezlermiş, haftada bir tek öğün yerlermiş, yüzlerini gözlerini
    param parça ederlermiş, kimselerle de konuşmazlarmış Bu softalar
    demek doğayı bozdukça değerlendireceklerini, yaratılışlarını hor
    görmekle yükseleceklerini, ne kadar kötüleşirlerse, o kadar
    iyileşeceklerini sanıyorlar Şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi
    kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor
    Hayatlarını gizleyen, başkalarının gözüne görünmekten kaçan insanlar
    da var Sağlık, sevinç içinde olmak onlar için en zararlı, en belalı
    hallerdir Değil yalnız birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki
    doğuşlarına lanet eder, ölümlerine şükrederler Güneşe lanet edip
    karanlıklara tapanlar bile var Biz insanlar kendimizi kötülemeye
    gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz Kafamızın, o her şeyi
    bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av
    kendi kendimizdir

    O miseri! quorum guadia crimen habent (Gallus)

    Ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar

    Bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler
    uyduruyorsun Az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini
    kötülemeye özeniyorsun Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya
    çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! O
    kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? Doğanın seni
    zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı
    başka işler çıkarıyorsun kendine? Sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir
    yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı
    acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala Üstelik bu yasalar ne kadar
    özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde
    arıtıyor senin Mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı
    sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir Bak,
    bir düşün bunlar üzerinde: Bütün yaşamın böyle geçiyor (Kitap 3,
    bölüm 5)
     
  12. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    DIRDIRCILAR

    Mızmız, dırdırcı insanları hiç sevmem; bu adamlar yaşamanın
    sevinçlerine yan çizer, dertlere can atar, dertlerle kaynaşırlar: Sinekler
    gibi, cilalı pırıl pırıl yerlerde tutunamaz, pürtüklü, pürüzlü yerlere
    abanır, oralarda rahat ederler; ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla
    beslenirler (Kitap 3, bölüm 5)

    Eğitimin insanı bozmaması yetmez, daha iyiden yana değiştirmesi
    gerekir (Kitap 1, bölüm 25)

    YALNIZLIK

    Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş,
    daha rahat yaşamak Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı
    pek bilmiyoruz Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki
    bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır Bir aileyi
    yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir Ruh nerde
    bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları,
    daha az yorucu olmalarını gerektirmez Bundan başka, saraydan ve
    pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurtulmuş
    olmuyoruz

    Ratio et prudentia curas,

    Non locus effusi late maris arbiter, aufert (Horatlus)

    Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir,

    O engin denizlerin ötesindeki yerler değil

    Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi
    bırakmaz

    Et post equitem sade atra cura (Horatius)

    Ve keder, atımızın terkisine binip gelir

    Onlar manastırlarda, medreselerde bile peşimizi bırakmazlar Bizi
    onlardan ne çöller kurtarabilir, ne mağaralar, ne de bedenimize
    ettiğimiz işkenceler

    Haeret lateri letalis arundo (Virgilius)

    Öldürücü yara bağrımızda kalır

    Sokrates'e birisi için, seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler O da:
    Çok doğal, çünkü kendisini de beraber götürmüştür, demiş

    Quid terras alio calentes

    Sole mutamus? patria quis exul

    Se quoque fugit? (Horatius)

    Niçin başka güneş başka toprak ararsın?

    Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?

    İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla
    bunaltır onu: Nasıl ki yerine oturmuş yükler daha az engel olur
    geminin gidişine Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini
    değiştirmekle Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar
    daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla Onun için
    kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş
    bitmez: İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi
    kendimizden koparmamız gerek

    Rupi jam vincula dicas;

    Nam luctata canis nodum arripit; attemen illi,

    Cum fugit, a collo trahitur pars longa catenae (Persius)

    Kırdım diyorsun zincirlerini;

    Evet, köpek de çeker koparır zincirini,

    Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak

    Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük
    değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıp gittiğimize;
    onunla dolu kalır düşlerimiz

    Nisi purgatum est pectus, quae prelia nobis

    Atque pericula tonc ingratis insinuandum?

    Quantae conscindunt hominem cuppedinis acres

    Sollicitum curae, quantique perinde timores?

    Quidve superbia spurcita, ac petulantia, quantas

    Efficiunt clades? Quid luxus desidiesque? (Lucretius)

    İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,

    Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!

    Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar

    Ne korkular içinde kıvranır insan!

    Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,

    Öfke, gevşeklik ve tembellik!

    Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse kurtulamıyor kendi
    kendisinden

    In culpa est animus qui se non efiugit unquam (Horatius)

    Ruhun derdi içinde ve kaçamaz kendi kendinden

    İnsanın, olanak varsa karısı, çocuğu, parası ve hele sağlığı olmalı,
    ama mutluluğunu yalnız bunlara bağlamamalı Kendimize dükkanın
    arkasında, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek
    özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız Orada, yabancı
    hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün başbaşa verip
    dertleşmeliyiz; karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş
    gibi konuşup gülmeliyiz Öyle ki, hepsini yitirmek felaketine
    uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın Kendi
    içine çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine yoldaş olabilir;
    kendi kendisiyle, çekiş dövüş, alışveriş edebilir Yalnız kalınca sıkılır,
    ne yapacağımızı bilmez oluruz diye korkmamalıyız

    In solis sis tibi turba locis (Tibulhıs)

    Issız yerlerde kendin için bir evren ol

    Erdem, der Antishenes, kendi kendisiyle yetinir; ne kurallara baş
    vurur, ne laflara, ne gösterişlere

    Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimizle
    doğrudan doğruya ilgili değil Bakarsınız bir adam canını dişine
    takmış, kurşun yağmuru altında, yıkık bir kale duvarına tırmanıyor
    bütün hıncıyla; bir başkası, karşı tarafta, kan revan içinde, aç susuz
    savunuyor o kaleyi ölesiye: Kendileri için mi gösteriyorlar bu
    yararlığı? Uğrunda ölecekleri ve hiç görmedikleri insan belki o sırada
    kılım kıpırdatmadan keyif sürmektedir Bakarsınız bir başkası, bitkin,
    perişan, saçı sakalı birbirine karışmış kitaplıktan çıkıyor gece
    yansından sonra: Bunca kitabı daha iyi, daha akıllı bir insan olmak
    için mi karıştırdı sanırsınız? Yok canım sen de! Ya ölecek o kitaplıkta
    ya öğretecek yarınki kuşaklara Platus'un dizelerini hangi düzenle
    kurduğunu ve falan Latince sözcüğün nasıl yazılması gerektiğini Kim
    seve seve feda etmiyor sağlığını, canını şan şeref için? Oysa kalp bir
    paradan başka nedir ki şan şeref? Kendi ölümümüzden korkmakla
    yetinemeyiz; karılarımızın, çocuklarımızın, adamlarımızın ölümünden
    de korkmak zorundayız Kendi işlerimizden çektiğimiz sıkıntı
    yetmiyormuş gibi komşularımızın, dostlarımızın işleriyle de dertlere
    sokar, bunaltırız kendimizi

    Vah! quemquamne hominem in animum instituere, aut

    Parare, quod sit charius quam ipse est sibi? (Terentius)

    Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi

    Kendinden daha çok sevmeye kalkar? (Kitap 1 bölüm 39)
     
  13. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    DEVRİM

    Bir devleti hiçbir şey yenilik kadar rahatsız etmez: Değişiklik hep
    kötülüğe ve zorbalığa yol açar Bir tek parça bozulunca düzeltilebilir:
    Her şeyin özündeki bozulma ve çürüme eğiliminin bizi ilkelerimizden
    uzaklaştırmasına da karşı koyabiliriz; ama koca toplumu yeniden
    kalıba dökmeye, bu kadar büyük bir yapının temellerini değiştirmeye
    kalkmak, düzeltecek yerde silip süpürmek, ufak tefek kusurları toptan
    bir kargaşalıkla düzeltmek, hastalıkları ölümle iyi etmek, «Devlet
    değiştirmekten çok yıkmak isteyen» (Cicero) kimselerin işidir
    Dünyanın birden düzeleceği yoktur; ama insan kendini sıkan şey
    karşısında o kadar sabırsızdır ki, her ne pahasına olursa olsun ondan
    kurtulmak ister Binlerce örnek de gösteriyor ki dünya böyle çabuk
    iyileşme aramaktan hep zarar görür: Durumunda genel bir iyileşme
    olmadıkça, bir an dertten kurtulması iyileşmesi demek değildir (Kitap
    3, bölüm 9)
     
  14. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    PARİS

    Fransa'ya ne kadar kızsam Paris'e kötü gözle bakamam;
    çocukluğumdan beri yüreğim ona bağlıdır O, benim içimde en güzel
    şeylerle bir aradadır: Sonradan başka güzel şehirler gördükçe onun
    güzelliğine daha derin bir sevgiyle bağlandım Paris'i yalnız kendisi
    için seviyorum; yabancı süslere boğulmuş olarak değil, kendi haliyle
    seviyorum; kusurlu, belalı taraflarına varıncaya kadar her şeyi ile ve
    candan seviyorum Beni Fransız yapan yalnız bu büyük şehirdir;
    halkıyla büyük, dünyadaki yeriyle büyük, hele türlü türlü
    rahatlıklarıyla büyük ve eşsiz olan, Fransa'nın onuru ve dünyanın en
    soylu ziynetlerinden biri sayılan bu şehirdir Allah onu
    çatışmalarınızdan korusun Toplu ve birleşik olduğu sürece, her
    kuvvete karşı koyabileceğinden eminim; şunu bilelim ki, bütün
    partilerin en kötüsü, onu karışıklığa sürükleyecek parti olacaktır Paris
    için beni korkutan yalnız kendisidir; ve onun için korktuğum kadar,
    doğrusu, bu devletin hiçbir parçası için korkmam (Kitap 3, bölüm
    9)
     
  15. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    ÇEVİRİ

    Jacques Amyot'ya (İlk ve büyük Fransız çeviricilerinden (1513-
    1593) bizim Fransız yazarları arasında en onurlu yeri vermekte
    haksız olmadığımı sanıyorum Yalnız anlatımının doğallığı ve
    temizliği (ki bunda bütün ötekileri aşar), bu kadar uzun bir iş üzerinde
    dayanışı, böyle çetrefil ve çetin bir yazarı büyük bir başarıyla
    çevirecek kadar derin bilgisi için değil (büyük bir başarıyla diyorum,
    çünkü kim ne derse desin, hiç Yunanca bilmememe karşın, çevirinin
    her yerinde anlamın pek düzgün ve tutarlı olduğunu görüyorum, o
    kadar ki, ya yazarın düşüncesini tam anlamış yahut da uzun bir
    uğraştan sonra Plutarkhos'un ruhunu toptan bir kavrayışla kendi
    ruhuna aşılamış ve böylece ona hiç değilse aykırı ve birbirini
    tutmayan düşünceler söyletmemiştir); Amyot'ya en çok şunun için
    minnet borcu duyuyorum ki, ülkesine hediye etmek üzere bu kadar
    değerli ve yararlı bir kitabı (Plutarkhos'un «Ünlü Adamlar»ı) arayıp
    bulmuş Bu kitap bizi içinde bulunduğumuz çamurdan çıkarmasaydı
    biz cahillerin hali haraptı: Onun sayesinde bugün konuşmaya ve
    yazmaya cüret edebiliyoruz; kadınlar onu okuduktan sonra kocalarına
    ders veriyorlar: Hepimizin başucu kitabı oldu (Kitap 2, bölüm 20)
     
  16. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    İNSAN DOĞASI

    İnsan doğasının yetersizliği yüzünden hiçbir şeyi duru ve yalın halde
    tutamıyoruz Kullandığımız her şeyin özü bozulmuştur madenlerin
    bile Altını işimize yarar hale getirmek için başka bir madde ile
    karıştırıp bozmak zorunda kalıyoruz

    Ne Ariston'a, Pyrrhon'a ve Stoacılara göre hayatın amacı olan erdem,
    ne de Kyrene okuluyla Aristippas'ın sözettikleri haz katıksız olarak
    elde edilmiştir

    Kavuşabildiğimiz zevk ve nimetlerin hepsi mutlaka dertlerle,
    üzüntülerle karışıktır

    Medio de fonte leporum

    Surgit amari aliquid, quod in ipsis floribus angat (Lucretius)

    Zevkin kaynaklarında öyle bir acılık var ki,

    Çiçekler arasında bile olsa boğazımızı yakar

    Son sınırına varan bir hazda inlemeye, sızlanmaya benzer bir durum
    vardır İnsan can çekişir gibi olur O kadar ki bu haz son kertesine
    geldiği zaman onu en acı sözcüklerle anlatırız: Bitmek, yanmak,
    bayılmak, ölmek, «morbidezza» gibi Tatlı ile acı arasında, bir öz
    birliği olduğuna bundan daha iyi kanıt olamaz

    Derin bir sevinçte, eğlentiden çok ciddilik vardır

    Ipsa Felicitas, se nisi temperat, premit (Seneka)

    Mutluluk bile haddini aşarsa azap olur

    Mutluluk bizi ezer

    Eski bir Yunan atasözü de öyle der anlamı aşağı yukarı şudur:

    Tanrıların bize verdiği bütün nimetlerin hiçbiri katıksız ve kusursuz
    değildir, onları bir dert pahasına satın alırız

    İşte eğlence, keyifle sıkıntı, birbirinden çok ayrı oldukları halde, gizli
    birtakım ilintilerle, kendiliklerinden birleşebiliyorlar

    Sokrates der ki: «Tanrılardan biri hazla elemi birleştirip karıştırmak
    istemiş, bunu başaramayınca, bari şunları kuyruklarından birbirine
    bağlayalım, demiştir»

    Metrodorus, yazgının bir çeşit zevkle karışık olduğunu söylermiş,
    bilmem o da aynı şeyi mi söylemek istiyordu; fakat bana öyle geliyor
    ki insan kendini hüzne bile bile, isteye isteye, seve seve bırakır İnsan
    mahsus da kederli görünebilir; onu demek istemiyorum Üzgün
    zamanımızda bile gülümseyen, hoşumuza giden, ince ve tatlı bir
    şeyler duyar gibi oluruz Acaba bazı ruhlar için hüzün bir zevk, bir
    gıda değil midir?

    Est quaedam flere voluptas (Ovidius)

    Ağlamak da bir zevktir

    Seneka'da Attalus diye biri der ki: Yitirdiğimiz dostların anısı, çok
    eski bir şarabın acılığı gibi, mayhoş elmalar gibi hoşumuza gider»

    Minister vetuli, puer, Falerni,

    Ingere mi calices amariores, (Catullus)

    Kadehime eski Falernum şarabı döken çocuk, Daha acısından getir
    bana

    Doğada şöyle bir karışma da görülür: Ressamlardan öğreniyoruz ki
    ağlarken ve gülerken yüzümüzde beliren çizgiler ve hareketler
    aynıymış Gerçekten, resim henüz bitmeden bakacak olursanız çehre
    ağlayacak mı, gülecek mi bilemezsiniz Daha garibi var: Gülme son
    sınırına varınca gözyaşlarıyla karışır

    İnsanı dilediği bütün keyiflere kavuşmuş düşünelim Diyelim ki
    bütün bedeni, aralıksız, şehvetin son sınırındaki hazza benzer bir haz
    içindedir Öyle sanıyorum ki insan bu hazzın ateşiyle erir; bu kadar
    katıksız, bu kadar sürekli, bu kadar geniş bir şehvete dayanamaz
    Böyle bir duruma düşecek olursak, çürük tahtaya basıyormuş gibi
    korkarak kaçmak, içgüdümüzle bu durumdan kurtulmak isteriz
    Kendi kendime günahlarımı açarken görüyorum ki, en iyi huylarımda
    bile kötüye çalan bir yan var Korkarım ki Platon (benim şahsen en
    temiz yürekle hayran olduğum, doğrulukta herkesten üstün tuttuğum
    Platon) en sağlam bildiği doğruluğu iyi yoklasaydı, ki herhalde
    yoklamıştır, bu doğrulukta insanın karışık yapısından gelen bir
    bozukluk bulurdu Fakat bu bozukluk çok derinlerde gizlidir; onu
    ancak kendimiz görebiliriz İnsan her bakımdan ve her yönden yamalı,
    alaca bulacadır

    Adaletin yasalarında bile mutlaka adaletsiz bir taraf vardır Platon
    diyor ki, yasaların bütün ezici ve üzücü taraflarını anlatmaya kalkanlar
    yedi başlı ejderhanın başlarını kesmeye yelteniyorlar Tacitus şöyle
    der:

    «Omme magnum exemplum habet aliquid ex iniguo, quod contra
    singulos utilitate publica rependitur»

    Örnek olsun diye verilen her cezada kamunun yararına ve bireyin
    zararına bir adaletsizlik vardır

    Günlük hayatımızda ve insanlarla olan alışverişlerimizde fazla parlak
    ve keskin bir zeka göstermek de doğru değildir Derin bir anlayış bizi
    fazla inceliğe ve fazla meraka götürür Zekamızın olaylara ve dünya
    işlerine daha elverişli bir hale getirebilmek için biraz ağırlaştırmak,
    körleştirmek, onu bu karanlık ve bayağı hayata uydurmak için
    karartmak ve bulandırmak gereklidir Nitekim gevşek ve sıradan
    zekalar işleri daha kolaylıkla, daha başarıyla çevirirler Yüksek ve ince
    felsefi düşünceler iş görmeye elverişli değildir Keskin bir düşünce
    inceliği, kabına sığmayan bir zeka çevikliği, işlerimize engel olur
    Dünya işlerini daha hoyratça, daha gelişi güzel yürütmeli ve her
    zaman talihe büyük bir pay bırakmalıdır İşleri derin, inceden inceye
    düşünüp aydınlatmaya gerek yoktur Birbirine zıt birçok parlak
    düşünceler ve biçimler içinde insan kendini kaybeder:

    Volutantibus res inter se pugnantes obtorpuerunt animi
    (Titus-Livius)

    Zıt düşünceleri çevire çevire zihinleri sersemleşmişti

    Her işin bütün koşullarını ve sonuçlarını arayıp hesaplayan adam
    karar vermekte güçlük çeker; orta bir kafa da işleri görür, büyük
    küçük bütün girişimlere yeter Dikkat ederseniz en iyi işçiler nasıl iş
    gördüklerini söylemekten aciz kimselerdir Buna karşılık, yaptıklarını
    çok iyi anlatan kimselerin elinden iyi iş çıktığı pek görülmez Her iş
    üzerinde bol bol, güzel güzel konuşmasını çok iyi bilen birini tanırım
    ki, kendisine yılda yüz binlerce gelir getiren bir serveti acınacak bir
    şekilde elinden kaçırdı (Kitap 2, bölüm 20)

    Bilim iyi olmasına iyi bir ilaçtır ama hiçbir ilaç saklandığı kabın
    pisliğiyle değişip bozulmayacak kadar zorlu değildir (Kitap 1, bölüm
    20)
     
  17. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    İNSANIN GÜÇSÜZLÜĞÜ

    Bir filozofu, ince çelik tellerden örülmüş sağlam bir kafes içine
    koysalar ve kafesi Paris'in Notre-Dame katedralinin kulelerinden
    birinin tepesine assalar filozof akıl yoluyla oradan düşmesi tehlikesi
    olmadığını açıkça bilecek, ama yine de (dam aktarma işlerinde
    çalışmamışsa) bu kadar yükseklerden aşağı bakar bakmaz korkuyla
    ürpermekten kendini alamayacaktır Çan kulelerinin yüksek
    yerlerinde, korkuluklar kafesli oldu mu bu kafesler taştan da olsa,
    korka korka dolaşırız Böyle yerlerde dolaşmanın düşüncesine bile
    dayanamayan insanlar vardır İki kule arasına, üstünde rahatça
    gezilebilecek kalınlıkta bir direk uzatsalar, hiçbir felsefi olgunluk, ne
    kadar sarsılmaz olursa olsun bize orada yerde yürür gibi yürümek
    cesaretini veremez Ben bunu bizim tarafın dağlarında çok denedim
    Yükseklerden öyle pek fazla korkanlardan da olmadığın halde, o
    sonsuz derinlikler karşısında bacaklarım titremeye başlardı Hem öyle
    yerlerde ki uçurumun kenarında boyumdan fazla yer vardı, bile bile
    kenara gitmedikçe düşme olasılığı da yoktu Hekimlerin anlattığına
    göre bazı sesler ve çalgılar kimi insanları çıldırma hallerine sokarmış
    Ben kendim masalarının altında bir köpeğin kemik kemirmesini
    duyunca deliye dönen kimseler gördüm Demirin eğelenirken
    çıkardığı keskin sese pek az kimse dayanabilir Boğazında veya
    burnunda tıkanıklık olan birinin konuşmasını dinlerken öfkeye, nefrete
    kapılan insanlar çoktur Graechus'ün bir flütçüsü varmış Efendisi
    Roma meydanlarında nutuk verirken bu flütçü arkadan flütüyle onun
    sesini yükseltir, alçaltır düzenlemiş Burada flütün gördüğü iş
    dinleyicilerin heyecanını artıran, düşüncelerini değiştiren bazı ses
    tonlarını ve hareketlerini bulmaktan başka ne işe yarayabilirdi?

    Doğrusu, bir üfürüğün titreyiş ve iniş çıkışlarıyla halden hale giren,
    çekilen tarafa giden şu bizim mübarek insanoğlunun sağlamlığına
    büyüklüğüne hiç diyecek yok (Kitap 2, bölüm 12)
     
  18. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    ÜN

    Yaptığı iyiliği başkaları duysun diye, kendisine daha fazla değer
    verilsin diye yapan, doğruluğu dillerde dolaşmak koşuluyla doğru olan
    adamdan pek hayır gelmez

    Gredo che'I resto di quel verno cose

    Facesse denge di tenerne conto,

    Ma fur sin'a que tempo si'nascose,

    Che non e colpa mia s'hor'non le conto:

    Perche Orlando a far opre virtuose,

    Piü ch'a narrerla poi, sempre are pronto,

    Ne mai fu alcun'de li suoi fatti espresso

    Se non quando hebbe i testimonü appresso (Aristo, Orlando Furioso)

    Sanıyorum ki geri kalan kış aylarında Orlando birçok onurlu işler
    gördü Fakat şimdiye kadar bunlar o kadar gizli tutuldu ki, onlardan
    sözetmiyorsam suç benim değildir Çünkü Orlando'nun, isteği parlak
    görünmek değil, parlak işler görmekti Sağlam tanıkları olmadıkça
    zaferleri meydana çıkmazdı

    İnsan savaşa girmeyi kendi için bir ödev bilmeli ve beklediği ödül,
    bütün iyi davranışların ne kadar gizli olursa olsun, er geç görecekleri
    ödül olmalıdır, bu da temiz bir vicdanın iyi bir iş gördüğü için kendi
    içinde duyacağı rahatlıktır İnsan zevki için yiğit olmalı ki yiğit talihin
    cilvelerinden uzak kalsın, sağlam ve güvenli bir temel üzerine
    yerleşsin

    Virtus, repulsae nescia sordidae

    Int-----tis fulget honoribus;

    Nec sumit aut ponit secures,

    Arbitria popularis aurae (Horatius)

    Başarısızlıktan zarar görmeyen bir değer, hiçbir şeyin lekeleyemediği
    bir onurla parlar; böyle bir değer halkın keyfiyle ne yükselir ne de
    alçalır

    Ruhumuz yapacağım gösteriş için yapmamalı, her şey içimizde,
    hiçbir gözün görmediği en gizli yerimizde olup bitmelidir Orada
    ruhumuz bizi ölüm korkusundan, acılardan, yüzkarasından bile korur,
    çocuklarımızı, dostlarınızı, servetimizi yitirmeye dayanacak ve
    gereğinde savaşın tehlikelerine atılabilecek bir duruma getirir:

    Non emolumento aliquo, sed ipsius honestatis decore

    Çıkar için değil, yiğitlik şanı için (Cicero)

    Böyle bir kazanç, başkalarının hakkımızda iyi yargılar vermesinden
    başka bir şey olmayan onurlar ve ünlerden çok daha büyüktür,
    istenmeye çok daha layıktır

    Ufacık bir toprak davası için halkın içinden on beş kişiyi seçmeyi
    akıl ediyoruz, sonra en önemli davamızı tutup bilgisizliğin,
    adaletsizliğin ve kararsızlığın anası olan halkın oyuna bırakıyoruz
    Akıllı bir insanın, hayatını düşüncesiz bir sürünün oyuna bırakması
    akıl kârı mıdır?

    «An quidquam stultius quam quos singulos contemmas eos aliquid
    putare esse universos?» (Cicero)

    Ayrı ayrı bakınca değer vermediğimiz kimselere, bir araya geldikleri
    zaman değer vermekten daha büyük budalalık olur mu?

    Halk öyle şaşkın, öyle başıboş bir kılavuzdur ki, ne kadar zeki, ne
    kadar becerikli olsak adımlarımızı ona uyduramayız Her kafadan
    çıkan bütün o karmakarışık sesler, bizi dört bir yana sürükleyen o kaba
    sözler, düşünceler arasında doğru yolu bulmak olacak iş değildir Bu
    kadar kararsız, serseri bir varlığı kendimize kılavuz saymayalım: Her
    zaman aklımızın ardısıra gidelim, halkın takdiri de canı isterse
    ardımızdan gelsin Bu takdir zaten talihe bağlı olduğu için onu kendi
    yolumuzda giderken de bulabiliriz Doğru yolu yalnız doğru olduğu
    için tutmak istemesek bile, bu yolun eninde sonunda halk için de en
    yararlı yol olduğunu göreceğiz ve yine ona döneceğiz:

    «Dedit hoc providentia hominibus munus, ut honesta magis
    juvarent» (Qintilianus)

    Yazgının insanlara bir lütfu da, namuslu işlerin aynı zamanda en
    yararlı işler olmasıdır

    Yunanlı bir balıkçı, bir kasırga sırasında Neptunus'a şöyle söylemiş:

    «Ey tanrı, beni ister kurtar, ister batır, ben dümenimi kırmadan
    dosdoğru gideceğim» Zamanımda nice dönek, ikiyüzlü, karışık
    insanlar gördüm ki, dünya işlerinde benden daha tedbirli oldukları
    halde, benim kurtulduğum felaketlerden kendilerini kurtaramadılar

    Risi successu posse carere dolos (Ovidius)

    Kurnazlıkların para etmediğini gördüm de güldüm (Kitap 2, bölüm 16)
     
  19. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    TANRILAR ÜSTÜNE

    En az bildiğimiz şeyler tanrılaşmaya en elverişli olanlardır Onun
    içindir ki Yunanlıların, biz insanları tanrılaştırmalarına bir türlü akıl
    erdiremem Ben kendi hesabıma yılana, köpeğe, öküze tapanları daha
    akla uygun görüyorum; çünkü onların huylarını daha az biliyoruz
    Onlara hayalimizle istediğimiz gibi değer biçimler, görülmedik
    kudretler vermek daha fazla hakkımızdır Bizim yaratılışımızın ne
    kadar eksikleri olduğunu biliyoruz; tanrıları bize benzer tasarlamak,
    onları bizim gibi arzuları, öfkeleri, kinleri, kanları, hazları, ölümleri,
    mezarları olan birer varlık olarak düşünmek insan düşüncesinin bir
    sarhoşluk zamanına rastlamış olsa gerektir

    Quae procul usque adeo divino ab numine distant

    Inque deum numero quae sint indigne videri (Lucretius)

    Bütün bunlar tanrılıktan ne kadar uzak, tanrıların dünyasına ne kadar
    aykırı

    «Formae, aetates, vestitus ornatus noti sunt, genera, conjugia,
    cognationes omniaque traducta ad similitudinem imböcillitatis
    humanae: nam et per turbatis animis inducuntur; accipimus enim
    deorum cupiditates, aegritudines, iracundias» (Cicero)

    Tanrıların yüzlerini, yaşlarını, elbiselerini, süslerini biliyoruz;
    Şecereleriyle, evlenmeleriyle, akrabalıklarıyla hep biz aciz insanlara
    benzetilmişlerdir: Onların ruhları da aynı yanlış yollara sapmaktadır,
    tanrıların da tutkularından, kederlerinden, hiddetlerinden
    sözedilmektedir

    İnanca, doğruluğa, namusa, özgürlüğe, barışa, zafere, dindarlığa,
    hatta hazza, sahteciliğe, ölüme, hırsa, ihtiyarlığa, sefalete, korkuya
    hastalığa, felakete, şu zavallı, cılız hayatımızın daha birçok belalarına
    birer tanrı işi diye bakmak aynı şeydir

    Quid juvat hoc, templis nostros inducere mores O curvae in terris
    animae et caelestium inanes! (Persius)

    Bizim ahlak ve törelerimizi, bizim toprağa bağlı, göklerden yoksun
    ruhlarımızı tapınaklara sokmaya ne gerek var?

    Mısırlılar, tedbirliliği hayasızlığa götürüyor, Apis ve İzis'in vaktiyle
    birer insan olduklarını söyleyenlere ölüm cezası veriyorlardı; oysa
    böyle olduğunu herkes de biliyordu Varro der ki, bu tanrılar heykel
    ve resimlerinde parmaklarını ağızlarına koymakla sanki rakiplerine:
    Sakın bizim aslında birer insan oldugumuzu kimseye söylemeyin,
    yoksa insanlar bizi artık saymazlar, demek istiyorlardı

    Mademki insanlar ille de tanrılarla akraba olmak istiyorlar, bari,
    Cicero'nun dediği gibi, kendi kusur ve sefaletlerini göklere
    çıkaracaklarına, tanrıların değerlerini yere indirip kendilerine mal
    etselerdi Fakat aslına bakacak olursak, insanlar aynı sakat düşünce
    ile, hem o türlüsünü hem de bu türlüsünü yapagelmişlerdir

    Yunan filozoflarının, tanrıları inceden inceye bir sıraya korken,
    ilintilerini, görev ve yetkilerini büyük bir özenle ayırtederken ciddi
    olduklarına bir türlü inanamıyorum Bana öyle geliyor ki Platon,
    Pluton'un bahçesini (cehennemini), gövdelerimizin çürüyüp toprak
    olduktan sonra göreceğimiz işkence veya rahatlıkları sayıp dökerken
    ve bunları hayattaki duygularımıza benzetirken,

    Secreti celant calles, et myrtea circum

    Sylva tegit, curae non ipsa in morte relinquunt (Virgilius)

    Gizli yerler, defne ormanları onları saklar ve dertleri ölümde bile
    peşlerini bırakmaz

    ve Muhammet, Müslümanlara, halılar döşeli, altınlar, zümrütlerle
    süslü, en güzel kadınlarla, şaraplarla, acayip yemeklerle dolu bir
    cennet vadederken içlerinden gülüyorlardı ikisi de ve ağzımıza bir
    parça bal sürüp bizi dünyadaki isteklerimize uygun hayal ve umutlara
    düşürmek için mahsus bizim insani ve maddi tarafımıza
    sesleniyorlardı Nitekim birçoklarımız bu gaflete düşerek mahşer
    gününden sonra tıpkı dünyadaki çeşitten zevkler ve rahatlıklarla dolu
    bir dünya hayatı süreceğimizi sanıp dururuz İnanabilir miyiz ki
    Platon, bu kadar yüksek düşüncelere ulaşmış, «tanrısal» lakabını
    alacak kadar tanrılara yaklaşmış olan bir adam, insan gibi zavallı bir
    varlıkta aklın ulaşamadığı o esrarlı tanrı gücüne benzer bir taraf
    görsün, bu zayıf varlığımızın, cılız duygularımızın sonsuz bir hazza
    dayanacak kadar sağlam ve dayanıklı olduğunu sansın? Eğer Platon
    bu kanıda ise, biz de ona insan aklı adına şunu söyleriz: Bize öteki
    dünyada vereceğin zevkler burada duyduğumuz zevklerse, bunların
    sonsuzluğa benzer hiçbir yanları yok Duyularımızın beşi de ağızlarına
    kadar hazla dolacak olsa, ruhumuzun arzulayacağı, umacağı bütün
    zevklere erse, bu da hiçtir Bir şey ki benimdir, bendedir, onda tanrısal
    bir taraf yoktur Dünyadaki durumumuza, hayatımıza bağlı şeylerin
    ötede bulunmaması gerekir Ölümlü varlıklara özgü bütün zevkler
    ölümlüdür Öteki dünyada akrabalarımızı, çocuklarımızı, dostlarımızı
    bulmak bizi sevindiriyorsa, hala böyle bir mutluluğa bağlı kalıyorsak,
    dünyadaki ölümlü hayatımız orada da devam ediyor demektir Biz o
    yüksek ve tanrısal değerleri ne biçimde hayal edersek edelim, layık
    oldukları biçimde hayal edemeyiz: Onları gereğince düşünebilmek
    için, düşünülmez, anlatılmaz, anlaşılmaz ve bizim bayağı hayatımızın
    nimetlerine hiç benzemez kabul etmek gerekir Aziz Paulus der ki:
    «Allahın kullarına hazırladığı mutluluğu ne insan gözü görebilir, ne de
    insan yüreği duyabilir» Eğer bu mutluluğu duyabilmemiz için
    (Platon, senin söylediğin gibi) bizi arıtmalardan geçirip yeni bir
    biçime sokacaklarsa, bu değişiklik o kadar büyük, o kadar kökten
    olacaktır ki, artık ortada bizden eser kalmayacaktır

    Hector erat tunc cum bello certabat; at ille,

    Tractus ab Aemonio, num erat Hector, equo (Ovldius)

    O dövüşen adam Hektor'du, fakat öteki,

    O atların sürüklediği artık Hektor değildi

    Ahirette, vadedilen ödülleri alacak olan, bizden başka türlü bir varlık
    olacaktır

    Qoud mutatur, dissolvitur; interit ergo:

    Trajiciuntur enim partes atque ordine migrant (Lucretius)

    Değişmek, dağılmak; yokolmaktır

    Parçalar oynar yerinden, bozulur düzenleri

    Pitagoras'ın metamorfozlar evreninde ruhların beden değiştirdiğine
    bir an inansak bile Caesar'ın ruhunu taşıyan aslanın aynı ihtirasları
    duyduğunu, bir Caesar olduğunu kabul edebilir miyiz? Eğer onda
    Caesar'lık kalıyorsa, Platon'un da tuttuğu bu düşünceye çatanlara hak
    Bunlar der ki, insan kalıp değiştirdikten sonra yine vermek gerekirkendisi kalırsa, bir evladın, katır şekline girmiş olan annesinin sırtına
    binmesi gibi saçmalıklar olabilir Hayvan bedenlerinin aynı türden
    başka bedenlere çevrilişlerinde son gelenlerin eskilerden farksız
    olduklarını kabul edebilir miyiz? «Phoenix»in (Yandıktan sonra
    küllerinden yeniden doğan efsanevi bir kuş: Anka) küllerinden bir
    kurt peyda olur, sonra bu kurttan başka bir «phoenix» çıkarmış; bu
    ikinci «phoenix»in birincisinden başka olmadığı nasıl düşünülebilir?
    şu bizim ipeği yapan kurtlar, bakarsınız, ölmüş, kupkuru olmuş
    gibidirler, sonra aynı bedenden bir kelebek peyda olur, ondan da
    tekrar bir kurt çıkıverir Bu kurdun birinci kurt olduğunu kabul etmek
    gülünçtür Bir kez yok olan şey artık yoktur

    Nec si materiam nostram collegerit aetas

    Post abitum, rursumque redegerit, tu sita nunc est

    Atque iterum nobis fuerit data lumina vitae,

    Pertineat quidquam tamen ad nos id quoque factum Interrupta semel
    cum sit repetentia nostra (Lucretius)

    Biz öldükten sonra zaman bütün maddemizi yeniden toplasa; ona
    bugünkü düzenini geri verse, yeniden hayat ışığına çağrılsak bütün
    bunların bizimle hiç ilgisi olmazdı, çünkü bellek ipliği bir kez kopmuş
    olurdu

    Platon, sen başka bir yerde diyorsun ki, öteki dünyada ödüllere
    kavuşacak olan, insanın yalnız ruh yanıdır Bu da yine, pek olacağa
    benzemiyor

    Scilicet, avolsis radicibus, tu nequit ullam

    Dispicere ipse oculus rem, seorsum corpore toto (Lucretius)

    Göz, kökleri kopup bedenden ayrılınca, kendi başına kalınca artık
    hiçbir şey göremez

    Çünkü, bu hesaba göre, ahiretin nimetlerine kavuşacak olan insan
    değildir, yani biz değiliz; çünkü ruh ve beden bizim esaslı iki
    parçamızdır; onların birbirinden ayrılması olan ölüm, varlığımızın yok
    olmasıdır

    Inter enim jacta est vitai pausa, vageque

    Deerrarunt passim motus ad sensibus omnes (Lucretius)

    Hayatın sona erdiği yerde her şey amaçsız olarak ve duygulara
    dokunmadan yaşar

    İnsanı yaşatan organları kurtlar kemirirken, toprak hepsini parçalayıp
    yerken, insanın acı duyduğundan söz eden yok

    Et nihil hoc ad nos, qui conjugioque

    Corporis atque animae consistimus uniter apti (Lucretius)

    Bütün bunların hiç ilişkisi yok bizimle,

    Çünkü biz ruhla beden bir aradayken varız (Kitap 2, bölüm 12)
     
  20. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    AYLAK RUHLAR

    Boş bırakılmış topraklar, gübreli ve bereketliyseler, yüz bin çeşit
    otlarla dolar Yararlı olabilmeleri için onlara kazma vuruyor, işe yarar
    tohumlar ekiyoruz Kadınlar kendi başlarına kalınca biçimsiz birtakım
    et parçaları çıkarırlar sağlam ve doğal bir beden yaratabilmeleri için
    bir tohum almaları gerekiyor Ruhlar da böyledir; onları bir
    düşünceyle uğraştırıp dizginlerini tutmazsanız, uçsuz bucaksız bir
    hayal dünyasında, başıboş, öteye beriye dolaşıp dururlar Böyle bir
    aylaklık içinde ruhların kurmadığı hayal, düşmediği kuruntu,
    yaratmadığı gariplik kalmaz

    Velut aegri somnia, vanae

    Finguntur species (Horatius)

    Sayıklayan hastalar gibi boş hayaller kurarlar

    Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder; çünkü, her yerde
    olmak hiçbir yerde olmamaktır

    Quisquis abique habitat, Maxime,

    Nusquam habitat (Martialis)

    Her yerde olan hiçbir yerde değildir

    Hayatımın son yıllarını elimden geldiği kadar kaygısız ve salt kendi
    rahatımı düşünerek geçirmeye karar verip de köşeme çekildiğim
    zaman, ruhuma edebileceğim en büyük iyiliğin onu tam bir başıboşluk
    içinde bırakmak olacağını düşünmüştüm; bırakalım kendi kendisiyle
    söyleşsin; kendi içinde, kendi hayalinde kalsın, demiştim Yaşım beni
    daha ağırbaşlı, daha olgun bir hale getirdiği için bunu artık kolayca
    yapabileceğimi umuyordum; fakat görüyorum ki:

    Variam semper dant otia mentem (Lucianus)

    Ruh başıboş kalınca türlü hayaller kuruyor

    İstediğimin tersine ruhum, yularından kurtulup kaçan bir at gibi
    kendini daha fazla yoruyor Kafam durup dinlenmeden, hiçbir sıra,
    hiçbir ilinti gözetmeden öyle garip düşünceler, öyle saçma sapan
    hayaller kuruyor ki, ilerde bunların anlamsızlığını ve acayipliğini
    görüp kendinden utansın diye hepsini kaydetmeye başladım (Kitap 1,
    bölüm 9)
     

Bu Sayfayı Paylaş