minyatürün önemi nedir

'Frmartuklu Soru-Cevap Bölümü' forumunda Kayıtsız Üye tarafından 23 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    minyatürün önemi nedir konusu minyatürün önemi nedir

    Minyatür Nedir?
    Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Ortaçağda Avrupa’da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minium” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Bizde ise eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kâğıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılırdı.
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 17 Nisan 2015
  2. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Minyatür Nedir?
    Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Ortaçağda Avrupa’da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minium” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Bizde ise eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kâğıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılırdı.

    Minyatür, doğu ve batı dünyasında çok eskiden beri bilinen bir resim tarzıdır. Ama minyatürün bir doğu sanatı olduğunu, batıya doğudan geldiğini ileri sürenler vardır. Doğu ve batı minyatürleri resim sanatı yönünden hemen hemen birbirinin aynı olmakla birlikte renk ve biçimlerde, konularda ayrılıklar görülür.

    Minyatür, kitapları resimlemek amacıyla yapıldığından boyutları küçük tutulmuştur. Bu ortak bir özelliktir. Doğu ve Türk minyatürlerinin bazı başka özellikleri de vardır. Bu minyatürlerin çevresi çoğu kez “tezhip“ denen bezemeyle süslenirdi. Minyatürde suluboyaya benzer bir boya kullanılırdı. Yalnız bu boyaların karışımında bir tür yapışkan olan arapzamkı biraz daha fazlaydı. Çizgileri çizmek ve ince ayrıntıları işlemek için yavru kedilerin tüylerinden yapılan ve “tüykalem“ denen çok ince fırçalar kullanılırdı. Boyama işi için de çeşitli fırçalar vardı. Resim yapılacak kâğıdın üzerine arapzamkı katılmış üstübeç sürülürdü. Renklere saydamlık kazandırmak için de bu yüzeyin üzerine bir kat da altın tozu sürüldüğü olurdu.

    Bilinen en eski minyatürler Mısır’da rastlanan ve İÖ 2. yüzyılda papirüs üzerine yapılan minyatürlerdir. Daha sonraki dönemlerde Yunan, Roma, Bizans ve Süryani elyazmaları’nın da minyatürlerle süslendiği görülür. Hıristiyanlık yayılınca minyatür özellikle elyazması İncil’leri süslemeye başladı. Avrupa’da minyatürün gelişmesi 8. yüzyılın sonlarına rastlar. 12. yüzyılda ise minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve yalnızca dinsel konulu minyatürler değil dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avrupa’da çok güzel ve görkemli minyatürler yapıldı. Bundan sonra minyatür daha çok madalyonların üzerine portre yapmak için kullanıldı.

    17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapılan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra minyatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sanat olarak sürdürüldü. Selçuklular döneminde de minyatüre önem verildi. Selçuklular’ın İran ile ilişkileri nedeniyle minyatür sanatı İran etkisinde kaldı. Mevlana’nın resmini yapan Abdüddevle ve başka ünlü minyatür sanatçıları yetişti. Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürdü. Fatih döneminde, padişahın resmini de yapmış olan Sinan bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçı yetişti. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî, Nakşî ve Şah Kulu ün yaptılar. Gene aynı dönemde, Bihzad’ın öğrencisi olan Horasanlı Aka Mirek de İstanbul’a çağrılarak saraya başnakkaş (başressam) yapılmıştı.

    Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî 18. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır. Bunlardan Levnî, Türk minyatür sanatında bir dönüm noktasıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıktı ve kendine özgü bir biçim geliştirdi. 19. yüzyıl başlarında yenileşme hareketleriyle birlikte minyatürde de batı resim sanatının etkileri görüldü. Minyatür yavaş yavaş yerini bildiğimiz anlamda çağdaş resme bırakmaya başladı. Ama batıda olduğu gibi ülkemizde de geleneksel bir sanat olarak varlığını sürdürmektedir.

    [​IMG]
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 17 Nisan 2015
  3. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Minyatür

    Yazmalarda kullanılan kırmızı madde; suluboya ile yapılan küçük, renkli resimler. Nakış resim.

    İtalyanca "Minyatura"dan gelmedir. Eskiden buna "Hurde-nakış" (küçük şekil-resim) denilir. Kağıt ve defterleri süsler.

    Metal, cam, porselen, ahşap, deri, çini üzerine yapılan örnekleri boldur. Çeşitli renkteki boyaların yanı sıra altın mürekkebi de bol miktarda kullanılır. Aharlı yüzeylere uygulanan bu ince sanatta üstad, önceleri yapacağı tasvirin ve manzaranın genel çizgilerini yaş bir fırça ile belli ederdi. Sonra yine fırça ile kırmızı ve siyah boyalarını çeker, öğrenciler üstadlarının bu eserini, ince ceylan derisi vasıtasıyla silmek suretiyle kağıda aktarırlardı. Bundan sonra küçük ve tel fırçalarla son derece ince ezilmiş ve koyu haldeki boyalar uygulanırdı. Kabarık gösterilmek istenilen boyaların zamkı biraz fazla katılırdı.

    Selçuklular minyatür sanatına da büyük önem vermiş, değer kazandırmışlardır. Büyük Selçuklular'dan sonra Mezopotamya, Suriye, Anadolu Selçukluları da bu değeri sürdürmüşlerdir. Bağdat'tan, Anadolu'nun ortalarına kadar genişleyen uygulama alanında, Konya, Diyarbakır, Musul ve Bağdat gibi şehirler, bu dönem minyatür sanatının korunduğu, gelişip güzelleşmesine destek verildiği önemli sanat merkezleridir. Dini eserlerin yanı sıra; tıp, astronomi, botanik, mekanik gibi müspet derecede faydalanılmıştır. Mesnevi ve hikaye türünde edebi, tasavvufi eserler resimlenilmiştir. Selçuklu minyatürlerinin belirgin özellikleri arasında, İslami düşünceye uygun soyut bir üslubun hakim oluşu, figürlerin yer aldığı yerlerin sembolikliği, zeminin kırmızı, mavi renklerle boyanması, bu dönemde sık görülen belli motiflerin kullanılmış olması gibi vasıfları sayabiliriz.

    Minyatür tarihinde, İlhanlı-Moğol döneminde "Tebriz okulu" ve "Şiraz okulu"; Celayirler döneminde "Tebriz ve Bağdat okulları", Muzaferiler zamanında; "Şiraz okulu", Timurlar'da; "Şiraz okulu", "Herat okulu", Karakoyunlu Türkmenleri döneminde; "Şiraz ve Tebriz okulları", Safeviler döneminde; "Tebriz, Kavin, Isfahan, Şiraz okulları", Özbek döneminde "Buhara okulu", Osmanlı döneminde "Saray okulları, Bağdat okulu" gibi çeşitli tarz, tavır ve üsluplar vardır.

    Selçuklular'da olduğu gibi Osmanlılarda da bu sanat çok yüksek düzeyde idi. Fatih Sultan Mehmet, kitap minyatürcülüğüne son derece değer vermiştir. Birçok ilim, fikir ve sanat eserleri minyatürlerle hem süslenilmiş, hem de okuyucusuna daha etkili bilgiler verilmesi sağlanılmıştır. Minyatür, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde de yaygın bir sanat dalıdır. Avrupalıların kendilerine ait tarzları bulunmaktadır.


    Kaynak: Ansiklopedik Hat ve Tezhip Sanatları Deyimleri, Terimleri Sözlüğü / Dr. Hasan ÖZÖNDER

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     

Bu Sayfayı Paylaş