Mem u Zin

'Masallar-Hikayeler-Destanlar' forumunda Dine tarafından 7 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Mem u Zin konusu
    [​IMG]

    Mem u Zin

    Cizre Beyi, Mir Zeynuddin'in Zîn ve Sitî adlarında iki tane bacısı vardı.

    Zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. Bey onu çok severdi. Sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. Tacdin, Beyin Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin ana
    kahramanı Mem ise Tacdin'in manevi kardeşi ve dostuydu. Botan bölgesinde baharın müjdecisi olan Mart ayında, eğlence ve bayram günlerinde çoluk - çocuk bütün Cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.

    İşte böyle bir günde Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. Şenlik alanına vardıklarında
    erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar Sitî ile Zîn'di) Onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. Sitî ile Zîn bayan kıyafetli iki
    erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. Mem ile Tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
    ve sersem onlduklarını görürler. Bu esnada Tacdin Mem'in parmağında, üzerinde Zîn yazılı mücevheri fark eder, Tacdin Mem'ın parmağına doğru elini
    uzatınca Mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde Sitî yazılmış olan yüzüğü görür. İkiside Sîti ve Zîn'in ne yapmış olduklarını
    anlarlar. Sitî ile Zîn dadıları olan Heyzebun'a anlatırlar. Dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan Mem ve Tacdin'in yanına varıp, Sitî
    ve Zîn'inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir. Fakat Mem 'bununla yaşıyorum' diyerek yüzüğü vermez.
    Mem ile Tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. Bunun üzerine Tacdin için Cizre'nin önde gelenleri Cizre Bey'inden Sitî'yi Tacdine isterlerler.
    Bey, Tacdin'e Sitî'yi verir. Böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. Aslen Botanlı olmayıp İran'ın bir köyünden (Merguverli) olan Beko, Bey'in kapıcısıdır.
    Tacdin Beko'yu hiç sevmez. Bey'e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: 'değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de
    kapıcıdırlar' der. Beko, Bey'in Zîn'i Mem'e vermemesi için 'Efendim, Tacdin kendi tarafından Zîn'i Mem'e vermiş.' Bunun üzerine kızan Bey,
    'and içerim ki; Zîn'i eş olarak Mem'e vermeyeceğim' der. Bey'in ava çıktığı bir günde Mem Zîn'i görmek için bahçeye girer. Mem'i gören Zîn birden yıkılıverir
    yere. Bu sırada Mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der:

    'Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin,
    Sen nerde, Zin'in yüzünün rengi nerde?
    Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokan var,
    Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
    Fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
    İkiniz de arsız ve herzecisiniz.
    Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın,
    Kırmızı gül mumunun pervanesisin.
    Benim Zîn'im senin kırımızı gülünden daha şendir.
    Benim bahtım da senin talihinden daha karadır.'

    Mem bunu söyledikten sonra Zîn'i görür ve oda orada bayılır. Ava giden Bey, avdan dönünce Mem'i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. Mem
    'Beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum'der. Bey'in yanında bulunan Tacdin abanın altında
    Zîn'in saçlarını görür, durumu anlayan Tacdin Bey'i ikna ederek divana doğru götürür. Daha sonra eve gidip Sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
    evi ateşe verir. Böylece Mem ile Zîn'in kurtuluşu için Tacdin evini feda eder. Emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. Beko'nun oyunlarıyla
    beyle satranç oynamaya ikna edilen Mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. Beko Mem'in iyi oynadığını görünce Mem'in yönünü Zîn'e doğru çevirir. Zîn'i görüp
    hayallere dalan Mem, Bey'e yenilir. Sevgilisinin Zîn olduğunu öğrenen bey Mem'in zindana atar. Bir seneye yakın zindanda kalan Mem, Zîn'in hasretine dayanamayıp
    ölür. Mem'in cenazesinin kaldırıldığı esnada Tacdin Beko'yu görüp öldürür.

    Beko'nun öldüğünü gören Zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:

    'Ey izz ve temkinli şah ve vezir!
    Rica ediyorum inatetmeyiniz,
    Bu fesat kaynağı hakkında.
    Çünkü insanlar ve cinlerin Allahın,
    Yer ve göklerin yaratıcısı,
    Sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
    O zaman buğzu da rakiblere verdi.
    ... / ...
    Biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
    Biz hazineyiz o bizim için yılandır.
    Güller dikenlerin gagasıyla korunur,
    Hazinelerde yılanlarla beslenir.
    ... ...
    Eğer o olmasaydı aramızda engel,
    Aşkımız da buzulur ve zail olurdu.'

    Nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) Beko olacaktır. Diyen Zîn, Mem'in mezarının
    başında devamlı ağla***** şöyle der:

    'Ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi,
    Ben bahçeyim, sen de bahçıvan
    Senin bahçen sahipsizdir
    Sen olamazsan onlar neye yarar
    Kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.
    Zülfümü tel tel çekeyim
    Sonra yarim sen beni belki değişik görürsün
    En iyi hepsi yerinde kalsın
    Hakk'a emanetim teslim ediyim.'

    Diyerek yapıştığı Mem'in mezar taşında canını verir. Bey, Zîn'i gömmek için Mem'in mezarını açtırarak Zîn'i sarktığı esnada şöyle seslenir:

    'Memo! Al sana yar! der.

    Xanî, bu aşk hikâyesini, Kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan 'Memê Alan Destanı''ından esinlenerek yazmıştır. Mitolojik bir nitelik kazanan
    bu destan M.Ö.'den bu yana halk arasında, daha çok 'dengbêj' 'ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikaye edici bir dille) a
    nlatırdı. Uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin
    sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. Halkın ilgisini göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. Xanî, 'Mem û Zîn' ' i XVII. Yüzyılın
    sonlarında yazmıştır. O dönemde yazılmış olan bütün eserlerde Arapça ve Farsça'nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (Bu Divan Edebiyatı'nın
    da bir özelliğidi.) Bunda dolayıdır ki bu Mem û Zîn'de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. Buna rağmen bu eser, Kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. Xanî'nin, 'Kurmancım, kûh-î kenarî ' (Kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi,
    sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. Bu eser, ilk olarak Ahmed Faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladî) yılında Azeri Türkçesine çevrilmiştir.
    Sırrı Dadaşbilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. Faîk,
    Ehmedê Xanî'den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. İki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan Faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlaz kullanmıştır.
    İkinci olarak Abdulaziz Halis Çıkıntaş 1906 yılında Türkçeye çevirmiştir. Fakat kitap bir türlü basılamaz. Arapça, Fransızca, Almanca, Rusça başta olmak üzere birçok
    dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında M.Emin Bozarslan tarafından Türkçeye çevirilmiştir. Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliyet gibi Mem û Zîn'de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. Ve yine bu eserlerdeki gibi
    Mem û Zîn'de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. Bu aşk etrafında Xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir
    etmiş, bölge (Botan bölgesi)'nın törelerini, bayramlarını bayramlarla birlikte av partilerini,
    kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. Aşk unsurunun yanında, dağlardan (Cudi, Tura 'Tur dağı'), sulardan
    (Özellikle Dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (Bülbülün önemi büyük), bitkilerden (Bülbülle bağlantılı olarak gül'den ), renklerden,
    kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp adete gözler önüne sermektedir:

    MEM'IN DİCLE'YE SESLENİŞİ

    'Ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir!
    Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir!
    Sabırsız, karasız ve sükûnetsizsin,
    Yoksa benim gibi sen de deli misin?
    Senin için hiçbir karar kılmak yok,
    Galiba senin gönlünde de bir yar var.'

    Dicle'ye seslenen Mem'in onunda kendisi gibi sabırsız ve sükünetsiz bir âşık olduğunu döktüğü gözyaşlarını da Dicle'nin suyunu benzetmesi, Dicle'yi kendisi gibi deli, aşık görmesi bunların her biri Mem'in kendi vasıflarını Dicle nehrine de yüklemesi ile, böyle bir bağlantı
    kurmuştur. Dicle suyu gibi Mem'in dağa ve rüzgara karşı seslenişi;Zîn'in de muma kamlara ve pervaneye seslenişi bunların her biri bahtsız olan Mem ve Zîn'in içinde bulundukları çaresizleği anlatır.

    ZÎN MUMA SESLENİYOR

    'Ey sır ve oturma arkadaş, baş arkadaşım!
    Gerçi yanmak yönünden benim gibi sin sen,
    Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin.
    Eğer sen de benim gibi söyleseydin
    Benim de gönlüm fazla yanmazdı.'

    Zîn bir sohbet arkadaşı aramakta ve derdini muma yanmaktadır. Xanî, aynı zamanda hikâyede ateşin önemine, kutsallığı da deyinmiş: Mem, Zîn'le beyin bahçesinde buluşuyorken bey, av partisinden döner beyin döndüğünü gören Tacdin, Mem'i kurtarabilmek için evini ateşe verir. Burada ateş kurtarıcı bir görev almaktıdır. Diyebiliriz ki Xanî, Zedüştlük inancının düalizminden etkilenmiştir. Zerdüşt dininde düalizm (iyi-kötü, aydınlık-karanlık) var. Mem û Zîn'de de ikili sistem esas alınır. 'Kötünün bilinmediği yerde iyiyi tarif edemezsin. Her şey zıddı ile izah edilir.' İyiliği ve aydınlığı Mem û Zîn; kötülüğü ve karanlığı ise Beko'ya veren Xanî, aynı zamanda ay ile güneş, ateş ile su, kadın ile erkek, melek ile iblis gibi ikili temaları oldukça işlemiştir. Bununla birlikte dönemin yönetimini elinde tutanları, gericiliği, zalimleri, kötü niyetli kimseleri yermiş, haksız düzene karşı âdeta isyan bayraklarını göklere çekmiştir. Haksızlığa ve feodal düzene karşı cephe alan Xanî, haksızlığa uğrayanların, yoksulların ve çarezilerin yanında yer almış. Kötülüğü, ikiyüzlülüğü fitne ve fesatçılığı yine dalkavukluğu Bekir (Beko)'de; doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, güzeli ve çaresizliği de Mem ve Zîn'de toplamıştır. Fakat, bu âşkın büyüklüğüne ve ölümsüzlüğüne en büyük katkıyı sağlamış olan Beko'dur. Evet, yaşadıkları sürece kendilerine cefa çektiren onların kavuşamamaları için her türlü fitne ve fesatlığa başvuran Beko, bu aşkın edebîleşmesinde büyük rol oynamıştır. Mem ve Zîn'in ölümünden sonra Bey Beko'nun söylediklerine kulak verdiği için pişmanlık duyar, fakat iş işten geçmiştir. Onlar ebedî mutluluğa erdiler. Aşk Botanda ebedileşti, aşk MEM Û ZÎN'de

    ----------


    Mem-u Zin Efsanesi
    [​IMG][​IMG]

    Mem u Zin destanı aslında iki destandır. Destanın bir yüzünde kavuşan Tajdin ile Siti’nin, bir yüzünden de kavuşamayan ve aşktan ölen Mem ile Zin’in destanları vardır.

    ’Ey insanlar, hepiniz bu adamı dinleyin’ cümlesi ile başlayan destan iki meleğin hapse girmesiyle devam eder. Bu iki melekten biri Mem biri de Zin’dir. Sonra meleklerden biri Zin’i alıp, Mem’in yanına götürme teklifinde bulunur. Melekler bu isteği gerçekleştirir. Botan* Beyi’nin kızını(Zin) alıp Mem’in yanına götürürler. İkisi uykudan uyanır. Korkarlar ilk başta. Çünkü bilmek korkutur. Peki neyi biliyordular? Birbirine aşık olduklarını ve onları ancak ölüm ayırabilecekleri. Melekler Zin’i alıp geri götürüler, artık destan dünyevi hayata kaymış olur.

    İkinci karşılaşmaları bir newroz gününde olur.Zin ile kız kardeşi Siti erkek kılığına girerler newroza gitmek için. Her birnin parmağında bir yüzük vardır. Newrozun kutlandığı alanda karşılaşırlar. Mem’in yanında da biraderi Tajdin vardır. Gençler, kızların güzelliğnden o kadar etkilenirler ki oracıkta bayılırlar. Ayıldıklarında parmaklarında yüzük vardır. Bunun bir hayal olduğunu düşünseler de parmaklarındaki yüzük gerçeği ifşa etmektedir zaten. her iki taraf da yemeden içmeden kesilir. Bu durumu farkeden Zin’in analığı ısrar eder ve Zin ona açılır. Analık o iki civanı bulmaya karar verir. Bulması da o kadar da zor olmaz. Öyle bir ’illete’ düşmüşler ki bütün herkes Mem ile Tajdin’i bilmektedir. Analık onları bulur, artık Zin ile Siti’nin kim olduğunu öğrenen Mem ile Tajdin onları istemeye karar verirler. Yalnız bir sorun vardır. Bir evden aynı anda iki tane gelin çıkamaz. Mem hiç düşünmeden sırasını Tajdin’e verir. Tajdin ile Siti evlenirken Mem ile zin de beklerler.

    Beko Botan Beyinin yanında yanaşmadır. Beyi doldurur, Mem’in asıl niyetinin Zin’i alıp onun beyliğini ele geçirmek olduğunu iddia eder. Bu söylentiler çoğalınca Mem alınıp zindana atılır. Bu aşk artık’yasak aşk’tır.

    Zin üzüntüden yataklara düşer. Bunu gören Bey Zin’i salıverir zindana. Özellikle Zin’in ’Ben öldükten sonra kimse karalar bağlamasın’ sözü Beyi yumuşatmıştır. Zin zindana gider ama Mem ölmüştür artık.

    Mem’in ölümünü duyan Botan halkı yas tutar. Şehirdeki bütün insanlar matem elbiselerini giymişlerdir. Hatta ağaçlar bile Mem’in ölüme yapralarına dökmüşlerdir.Ahmed-i Xani Botan halkının siyah ve kapalı renklere düşkün olmasını o güne bağlar.

    Mem’in ölmesi demek aşkın sürgün edilmesi demektir. Ve Zin’in gelip mezarın başında ağıt yakmasıyla ağlayış bir senfoni halini alır. Mem’in mezarı başında ağlayan Zini ölüm şerbetini içerek bu dünyadan göçer.

    "Zin’in ölümünden sonra Mem’in mezarı açtılar. Bey dedi ki ’Memo al sana yar!’ Mem’in mezarından üç defa ses geldi ve o ses ’merhaba’ diye . Gerçeğin bu sırrını işiten herkes aşka inandı."

    Beko’yu ise Tajdin öldürür. Beko diğer dünyada da iki aşığı rahat bırakmaz. Bir kara çalı olur girer aralarına, bunun üzerine Mem ve Zin yıldız olur gökyüzüne çıkarlar Beko da bunların peşinden gökyüzüne çıkar, kavuşmalarını engeller.
    ****

    Ahmed-i Xani aslen Hakkarilidir. Türbesi Ağrı’nın Dğobeyazıt ilçesindedir. Din adamı olmasından dolayı akın akın ziyaretçi çekiyor türbe şimdi. Ahmed-i Xani bir çok edebiyatçıya ilham kaynağı omuştur. Bediüzzaman Hazretleri eğitimi tamamlamak için Dğubeyazıt’a gittiğinde isteyerek o türbede kalmıştır. Ve Risale-i Nur eserinde Ahmed-i Xani’ye olan saygısını ifade eder. Kitap, sanırım ilk kez 1906 da Türkçe’ye çevrilmiş en önemli ve kapsamlı çeviri ise 1968 ’de M. Emin Bozarslan tarafından yapılmıştır.
    ****
    Mem ve Zin’in mezarı Cizre’dedir. Zaten Botan bölgesi Cizre’yi içine alan o bölgenin ismidir. Yukardaki fotoğraf da onların mezarına ait bir fotoğraftır. Eğer olur da bir gün birleri okumaya çıkarsa o destanı özellikle Mem’in Dicle Nehri ile Zin’in de mum ile dertleşmesi kısmına ayrı bir önem versinler. Destanın içindeki bir beyitle yazıyı bitiriyorum.

    Gönülden yükseldi kara bir duman
    Başındaki dimağı da kararttı.

    ----------


    Mem-u Zine Dair Farkli Bir Anlatim
    [​IMG][​IMG]

    Kim bilebilirdi ki, aynı isimde üç kişi olduğu ve bu üç kişilerin aşkları yüz yıllarca dillerde destan olacağını. Hiç kimse bunu bilemezdi, Mir Sévdin de buna hiç ihtimal vermiyordu. Mezopotamya topraklarında hep yaşanan ve gözle görülür bir şekilde gerçektir, ancak neredeyse bütün Mezopotamya halkı bu gerçeği görmezlikten geliyorlardı, halende görmezlikten geliyorlar. Her ne kadar erkek çocukları bir başka birine aşık olduğunu düşünseler de, kız çocuklarının ne birine nede birinin kızlarına aşık olduğunu veya olacağını da asla düşünmüyorlar. Aslında bir gerçeği görmezlikten geliyorlar. Erkek çocuklarının aşık olduğu kişi bir kız olduğunu ve bu kız da kendileri düşündükleri bir ebeveynlerin çocuğu olduğu nasıl da düşünemiyorlar.
    Adıyaman (Müğrüb) şehri geleceğin tek veliahttı olan Mem günün birinde hiç tanımadığı bir toprakta aşık olacağı kız yüzünden öleceğini asla bilmiyordu. Beyliğin tek evladı olan Mem daha yeni ergenlik çağına girdiğinde, onun yerine bir başkaları düşünüyordu. Mem daha dünyaya gelmeden önce de onun yerine bir başkası düşünüyordu. Hayatı boyunca bir başkası onun yerine kararlar verecek ve kendisi istediği değil de, başkaları istedikleri yere gidecek, kendisi istediği yerde oturmayacak, bir başkası istediği yerde oturacak. MEM en doğal hakkı olan gönlünü de kendisi istediği kişi değil, bir başkası istedikleri kişileri sevecek ve evlenecek. Aksi takdirde sevdiğine kavuşmadan ölecek.

    [​IMG]

    Nevroz; baharın başlangıcı, kanların hızlı dolaştığı ve gönüllerin coştuğu 21 Mart da Mezopotamya da hep bayram olarak kutlanmış. MEM Ü ZİN destanında Éhmedé Xané hep sevgiyle söz etmiştir. Günümüz Mezopotamya da bu bahar şenliğine siyasi duygular karışmış renklerin yasak olduğu bir ortamda kutlamaktadır. Böyle bir bayramda Mezopotamya da fanilerin coştuğu gibi, cinler de coşmuş olsa gerek. Hasankeyf’ın kuytu kayalıkların mağaralarında toplanıp Fanileri düşünmeye başladıklarında. Kendi çevrelerinde en güzel kız ve en yakışıklı erkeğin kim olduğunu bir birine sorduklar, her kes kendi düşüncesini söyleyip, sihir gücünü kullanarak sihirli ayna da güzel olarak düşündükleri kişileri bir birine gösterdiklerinde sonuç olarak MEM Ü ZİN gecenin en güzeli seçileceğini bir çok cinde bilmiyordu. Ancak MEM Ü ZİN gösterdiklerinde hiç birinin şüphesi kalmadı. Ancak cinlerin şahı sadece cinlere bir soru sordu ve ardında emir verdi. Müğrüb şehrinde MEM ve Cizre kentinde ZİN bir birini tanıyorlar mı. Şüphesiz toplantıda bulunan bütün cinler “Hayır” dediklerinde, Şah emir verdi. “Bu gece onları bir araya getirin” diye emir verdiğinde. Hemen cinler harekete geçtiler.
    Adıyaman şehrin üstünde ince bir duman tütüyordu. Mem ü Zin yaşadıkları vuslat bir gecenin ardında, artık yaşadıkları yaşantı onlara ait değildi. Kendi benlikleri onlardan alınmış, bir başkası tarafından kontrol ediliyorlardı. Kendi istedikleri gibi değil, başkaların istedikleri gibi de yaşayamazlardı da. Bir birini görmeden sudan çıkmış balık gibi, hayalları yaşamlarının bir parçası oldular. Ancak her ikisi de evrenin neresinde olduklarını bilmiyorlardı. Sadece sevdiklerin bulundukların şehrin adını biliyorlardı.
    Bütün müğrüb şehrin halkı MEM’e yalvarmasına rağmen, babasının kendisi için, görevlendirdikleri korumaların yanı sıra kendi atına binerek kale’nin etrafında yüksek duvarın üstünden atla***** dışarıya çıktı. Mem ardında bir çok insanı yüz üstü bıraktığını iyi biliyordu. Hiç kimse onun bir meçhule gitmesini istemiyorlardı. Bu nedenle babasıyla dargındı, sadece annesiyle vedalaşarak duvarlardan atlayıp sadece adını bildiği ama hangi tarafta olduğunu bilmediği Cizre’yi bulmak için çıkıp gitti.
    Éhmedé Xané’nin hayal ettiği ve sadece gecenin karanlığında birkaç saat yanında kaldıktan sonra kendisine yüzüğünü hediye ettiği kızın peşinden gitti. Sadece adının Sité ye Zin olduğunu biliyordu. Cizre şehrinde aynı ailenin içinde Sité isminde üç tane vardı. Bütün karışıklığa neden olanda bu isim benzerliği olunca. Ceza da kaçınılmaz oluyordu bu cudi dağın yamacında ki şehirde.


    SEVDA SONUNDA ÖLÜMLE SON BULDU MEM 'İM ÖLDÜĞÜNÜ DUYAN ZİNE KENDİNİ DİCLENİN SULARINA BIRAKARAK ÖLÜMÜ SECMİŞ
    VE ONLARIN KAVUSMASINA ENGEL OLAN BEKO'YU ÖLDÜRDÜLER FAKAT HALA CEVREMİZDE BEKOLAR YOKMU SİZCE ?
    Mem-u zine nin türbeleri hala cizrede yanyana gömülü ayak diplerinde ise onların ölümüne sebeb olan beko yatmaktadır.Su ana akadar mezarların arasında dikenli çalılar cıkmakta ve mezarda bile kavusamadıklarına inannılıyor
    [​IMG]
     
  2. Dine

    Dine Özel Üye



    Mem-u Zîn'den Alıntılar

    dem,şem'e dı kır jıbo xwe demsaz (bazen mumu ederdi kendine muhattap)
    ey hemser u hemnışın u hemraz (ey sır ve oturma arkadaşım,baş arkadaşım)
    herçendı bı sohtıne wekı mın (gerçi yanmak yönünden benim gibisin sen)
    emma ne bı gotıne wekı mın (fakat konuşma yönünden benim gibi değilsin)
    ger şıbhete mın te jı bı gota (eğer sen de benim gibi söyleseydin)
    de mın bı xwe dıl qewi ne sohta (benim de gönlüm fazla yanmazdı)
    derde mın u te jı yek bı ferqe (benimle senin derdin farklıdır)
    ew ferqe jı xerbe ta bı şerqe (o fark doğudan batıya kadardır)
    meşrıq tuyı,agıre te zahırsen (doğusun ateşin görünüştedir)
    mexrıb ez,u batıne mın agır (batı da benim, içim ateştir)
    daim dı sojıt me rışteye can (her zaman yanıyor canımızın damarı)
    ) te na sojıtın bı xeyre ezman (senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz)
    pehtı me lı ser,dı dıl perenge (benim başımda alevler,gönlümde köz var)
    cane me dıgel perenge cenge (canım o közle savaştadır)
    şewqek te lı ser seri diyare (senin başının üstünde ışık var)
    sewdayeki serseri dı bare (ondan serseri bir sevda yağıyor)
    ew şewq jıbo tera zımane (o ışık senin için dildir)
    ev pehti jıbo mera ziyane (benim başımdaki alev ise zarar verir bana)
    pehta jı dıle me dayı ser ser (benim gönlümden başıma vuran alev)
    hukmje dı ketın lı baye serser (şiddetli rüzgara hükmeder)
    her çendi bı şev dı minı bıdar (gerçi geceleri uyanıksın sen)
    sıbhan dı nivi heta vı evar (ama sabahtan akşama da uykudasın)
    evar u seher bı roj,eger şev(akşamdan şafağa,günden geceye)
    ez her dı sojım wısa lı ser hev (hep yanarım ben)

    Mem bı dicle'ra dı peyive (Mem Dicle'ye konuşuyor)

    naçar ı jı heyşete dı çu dur (mem çaresiz insanlardan uzağa giderdi)
    hemder ı dı bu dıgel şete kur (derin nehirle hemdert olurdu)
    ki: ey şıhbete eşke mın rewane (ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir)
    be sebr u sıkuni,aşıqane (ey aşıklar gibi sabırsı ve sukunetsi nehir)
    be sebr u qerar u be sıkuni (sabırsız kararsız ve sükunetsizsin)
    yan şıbhete mın tu ji cinuni? (yoksa sen de benim gibi deli misin?)
    qet nıne jıbo tera qerarek (senin için hiçbir karar kılmak yok)
    xalıb dı dıle teda nayarek (galiba senin de gönlünde bi yar var)
    her kehze te jı çı tete bıre? (her an senin de hatrına ne gelir?)
    sergeşte dı bı lı rex cizır'e? (ki böyle cizre'nin yanıbaşında coşuyorsun?)
    ev şehreye ger jıbo te mehbub (eğer bu şehirse senin sevgilin)
    hasıl geriyaye bo te metlub (işte elde etmişsin arzunu)
    daim dı dıle tedane menzil (her zaman koynundadır bu konaklar)
    deste te lı gerdane hemail (kollarını dolamışsın gerdanına)
    heja jı xwede tu fıkre na ki (hala allah'tan korkmuyorsun da)
    her roji hezare şıkre na ki (her gün binlerce şükretmiyorsun da)
    ev çende dı ki hawar u gazi (bunca feryad figan ediyorsun)
    2edı çı mıradeki dıxwazi? (artık ne murad istiyorsun?)
    behude çıra dı ki tu feryad? (boş yere niye feryad ediyorsun)
    aware dı çı diyare bexdad (avare avare bağdat diyarına gidiyorsun)
    ger ez bı gırım we ger bı nalım (ben ağlarsam,inlersem eğer)
    wer ez bı mırın we ger bı kalım (ben ölürsem sızlarsam eğer)
    herçı weku ez bı kım rewaye (her ne yaparsam ben revadır)
    maquli jıbo mera fenaye (benim için mantıklı yol,yok olmaktır)
    carek lı dıle mı jı guzer ke (benim gönlümün içinden de geç bir kez)
    serçeşmeye çeşme mın nezer ke (gözlerimin baş pınarına bak bir kez)
    derde dıle mın ku be dawaye (gönlümün derdi neden dermansızdır)
    çeşme tere mın çıma ceraye (ıslak gözlerimin macerası nedir)
    diwaneme mın peri bı der da (divane oldum ben periyi elden kaçırdım)
    ez dicle'me zenbere me ber da (dicleyim ben zenbereği bıraktım)
    westani u nergızi u seqlan (dicle kıyısındaki yer isimleri)
    derwaze u omeri meydan (dicle kıyısındaki yer isimleri)
    van seyregehan tu le dı kı geşt (sen oralarda dolaşıyorsun)
    ez mem'e jıbo mıra der u deşt (tek başıma kaldım burda bu ovalarda)


    Alıntıdır
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 7 Ocak 2010

Bu Sayfayı Paylaş