Melikşah Kimdir, Hayatı ve Çalışmaları Hakkında Bilgi

'Biyografi & Otobiyografi' forumunda Mavi_inci tarafından 23 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Melikşah Kimdir, Hayatı ve Çalışmaları Hakkında Bilgi konusu Melikşah kimdir, hayatı ve çalışmaları hakkında bilgi

    Alparslan’dan sonra Selçuklu’nun başına Melikşah geçti. Melikşah babası Alparslan gibi başarılı seferlerle gözdoldurdu. Öyle ki; Gazneli Hükümdarı Melikşah’a bağlılığını ifade ederek itaat etmek mecburiyetinde kaldı.
    Melikşah içte Doğu hudutlarını emniyete aldıktan sonra fütuhatını sürdürdü. Artuk Bey’i Bizans’ın meşhur ‘Ölmezler Askeri Birlikleri’ne karşı, Süleyman Şah’ı İznik taraflarına, Aksungur’u da Musul’a doğru yönlendirerek sefer düzenlemelerini emretti. Böylece Artuk Bey de görevinin bilinciyle Doğu seferinde başarılı oldu, hakeza Süleyman Şah da öyle, O da İznik’e yerleşerek Türkiye Selçuklularının başşehri yaptı, , peki Aksungur ne yaptı? O da Musul’u kan dökmeden şehre harpsiz girmeyi başardı...
    Melikşah Antakyadan Akdeniz sahiline vardığında(1086) atını denize doğru sürerek babasının ruhaniyetine karşı şöyle seslenir:
    -Ey babam! Sana müjdeler olsun, küçük yaşta bıraktığın oğlun, ülkesini karaların sonuna kadar genişletti der ve ardından denizden bir avuç kumu avuçlayıp Alparslan’ın mezarına getirerek toprağının üzerine serper.
    Melikşah 1090 yılında Bağdat’a yol alırken de dünyayı fethetmek düşüncesini taşıyordu zaten. Öyle ki, Veziri Nizamü’l Mülk Melikşah’a; Şayet şu andaki 400.000 kişilik ordunun 700.000’e çıkarılması durumunda Hindistan, Habeşistan, Berber ve Rum illerinide kapsayacak hakimiyetin sözkonusu olabileceğini beyan ettiler.
    Rivayete göre Melikşah hilalin görünmesi üzerine derhal bayram ilan eder, ama Cüveyni itiraz ederek bayramın ertesi gün olduğuna dair fetva irad eder. Tabi Melikşah son derece mütevazi bir vaziyette bozulmadan nazikane bir şekilde saraya davet ederek durumun açıklığa kavuşturulmasını arzu eder.
    Büyük alim Cüveyni:
    -Sultana (devlet) ait işlerde fermana itaat bizim vazifemizdir. Fakat fetvaya (dine taalluk eden konular)ait meselelerde Sultanın bize sorması lazımdır demesi üzerine, Melikşah fetvasına boyun eyer.
    Melikşah bir Cuma namazında Ali bin Hasan el-Sandaliyi görür derki:
    -Efendim neden ziyarete gelmiyorsun bizi? diye serzenişte bulunur.
    Ali bin Hasan el-Sandaliyi derki:
    -Sizin padişahların en iyisi olmanız ve benimde alimlerin en kötüsü olmamaklığım
    içindir der ve ilaveten :
    -Zira hükümdarların en iyisi alimleri ziyaret eden ve alimlerin en kötüsü de onların ziyaretlerine düşkün olandır hadisi şerifi ile cevabını verir.
    Melikşah Döneminde Vezirlik makamında Nizam-ül Mülk vardır. Gerek Melikşahın ve gekse veziri azamın izlediği başarılı siyasetleri sayesinde Selçuklu kısa zamanda ilim, kültür, ziraat, sanayi ve ticaret hayatı çok ileri noktalara taşındı. Öyleki bu dönemde şehirlerde hatırı sayılır sermaye sınıfı doğduğu gibi, şehirler arasında kolayca sermaye transferini sağlayacak havale ve çek usulü tatbikatlarına da şahit oluyoruz. Hatta bugünkü modern bankacılığın temellerini bu uygulamalarda aramalı dersek yanılmayız... İşte Nizam’ül Mülk’ün bu performansı Selçukluyu zirveye taşıdı diyebiliriz. Nizamü’l Mülk Melikşah’ın Vezir-i Azamı olmanın ötesinde can dostu, aynı zamanda ışık feneri. Dolayısıyla bir gün Sultan Melikşah’a:
    -İsmaililerin amacı İslamiyeti ve devletimizi yıkmak olup tarihi süreç içerisinde bunlar kadar sahtekar ve tehlikeli bir zümre mevcut değildir. Onlar birgün davul sesleri ile şehirleri işgal ettikleri ve mümtaz insanları kuyulara attıkları zaman benim sözlerimin ne anlama geldiği anlaşılacaktır diyerek gerekli uyarısını yapmıştır. Gerçekten de Melikşahın ölümünü müteakip dıştan Haçlıların ve içtede batinilerin çıkardığı cinayetler ve kargaşalıklar İslam dünyasını dehşete düşürdüğü gibi uzun süre Selçuklu’ya baş yoldurtacak kadar uğraştırmıştır.
    Melikşah’ın başarılarına tahammül edemeyenler sinsice Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesine yerleştirmiş olduğu fedaileri tarafından katledilir. Yani Bağdat’ta zehirlenerek şehid edilir.
    SULTAN BERKYARUK
    Melikşah’ın ölümü ile birlikte başlayan Harezm bölgesine gönderilen valilerin her biri devlet gibi hareket etmelerinin yanı sıra başlayan saltanat kavgaları sonucunda; Sultan Berkyaruk zamanında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Türkmen Beylikleri ve Atabegliler’in ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Selçuklu iki devlete ayrılmak suretiyle Selçuklu Türkiyesi ile birlikte üç Selçuklu Sultanı ilaveten çıkmış oldu. Ancak bu durum çok uzun sürmedi, saltanat çekişmeleri sonucunda yarış Tutuş ile Berkyaruk arasında kaldı ve birçok emir Berkyaruk tarafına geçiş yaptı. Tutuş’un ölümü ile birlikte Berkyaruk’un adına Bağdatta hutbe irad edildi.
    Berkyaruk’un ölümünün ardından oğlu Melikşah ve Muhammed Tapar aralarında kıyasıya saltanat mücadelesine girdiler, Muhammed Tapar mücadeleyi kazanarak ülke idari mekanizmanın Sultanı oldu. Bu arada karışıklılardan istifade eden Küffar, Birinci Haçlı seferi sonunda Suriye’de Haçlı Devletleri kurmayı başardılar. Sultan Muhammed Tapar aynı zamanda Batınilerle de çok mücadele etti , hatta birçok militanlarını öldürmeyi başardı ise de Bu fitne odağını kaldırmaya ömrü yetmedi. Vefatının ardından Devletin ileri gelen adamları küçük oğlu Mahmud’u tahta geçirmek isteselerde Melikşah’ın oğlu Sencer bunu kabül etmedi.

    SULTAN SENCER
    Selçuklu, yeniden Maveraünnehir’e rücu ettiklerinde, ilkin Karahanlıların mukavemeti ile karşılaşırlar, sonra da Karahitayların saldırılarına hedef olurlar, derken Büyük Selçukluların sonu olur , ama doğuda bu büyük boşluğu Harzemşahlar devleti doldurur. Ancak bu boşluk 13. asırda nükseden Moğol istilasına kadar devam eder. Neyse ki Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin Batı Türkistan’da yaktığı irşad alevi her ne kadar Büyük Selçuklunun çözülüşü yıllarında olsa da ileride Anadolu Selçukluların doğmasını sağlayacaktır. Yani Moğol kasırgasından Anadoluy’a akan göçmen Türkmenler Hacı Bektaşı Veli ve Sarı Saltuk gibi gönül mimarları sayesinde yeni bir medeniyet hamlesinin öncüsü olacaklardır.
    Konuyu biraz daha açacak olursak, Sultan Sencer idareyi eline alır almaz Gaznelilerle savaştı ve Karahanlıları kendisine bağladı. Bu arada yaklaşan iki büyük Haçlı-Moğol kasırgası Sultan Senceri iyiden iyiye düşündürüyordu. Gelen tehlikeye karşı önlem alma fırsatı bulmadan ansızın nükseden Yerleşik Türkmen ve Yörük çekişmesi içte sancılar doğurmuştu.. Nitekim, Selçuklular Karahitaylarla yapılan savaşta yenilince Harzemşahların lideri Atsız başlangıçta Sultan Sencer’e bağlı olmasına rağmen adına hutbe okutarak Gürgenç şehrini merkez yaptı. Sultan Sencer’in morali bozulsa da 1152 de Gur ordusunu mağlup ederek kaybettiği itibarını geri almayı kazanabildi. Fakat bu sevinci uzun sürmedi kendi soyundan olan Oğuzlar ile bazı emirler arasındaki iç çekişmeler gittikçe doruk noktaya ulaşması sonucunda Selçuklu Oğuzlarla yapılan mücadeleyide kaybetti ve Sultan Sencer de esir düştü üstelik.
    1156’da bir yolunu bulup esaretten kaçmayı başaran Sultan Sencer serbes kaldıktan sonra mağlup ve mahzun olarak Merv’e sığınmak zorunda kaldı. Merv de hüsran içinde 73 yaşında hayata veda etti. Maalesef ağır Oğuz darbesi ve içteki kaynayan kazanı durdurmaya muvaffak olamadı. Birbaşka ifade ile Sultan Sencer’in bir iç savaş sonucu mağlup olması, esir alınması Batı Türklüğü’nün (Yerleşik Türkmenler) hızlı bir şekilde çöküşünü hazırladı. Kelimenin tam anlamıyla Türklerin her zamanki gibi bizi dışarıda yenemeyenlerin içte kaynatılan kazanla yıkılmasını Selçuklu’da da bariz birşekilde görebiliyoruz..
    KILIÇARSLAN ve SELÇUKLUNUN YIKILIŞI
    Selçuklular gün geçtikçe kan kaybediyordu, üstelik Hiristiyan Avrupanın bitmek tükenmek bilmeyen Haçlı seferleri karşısında birmüddet şaşkınlığa da uğradılar. Öyleki Kılıçarslan Eskişehir mağlubiyeti dönüşü yardıma gelen yüzbin kişilik Türk askeri ile göz göze geldiklerinde dediler ki:
    -Senin baban(Süleyman şah) hiçbir zaman kaçmamıştı cesur ol.
    Kılıçarslan:
    -Sayısız müthiş silahlara sahip, zırhları içinde oklarımız tesir etmeksizin saflarımıza kadar sokulan Franklara karşı daha ne yapabilirdim! diye cevap vererek aslında Selçuklunun düştüğü durumu özetliyordu. Yinede bu mağlubiyete rağmen Birinci Haçlı ordusunun üçte ikisi ölmüş ve kısa sürede Selçuklular toparlanma sürecine girmiştir.
    Kılıçarslan daha sonra amcazadelerinin hakimiyeti altında bulunan alanlara yöneldi ve iki hanedanın kıyasıya mücadelesinde 1107‘de şehit oldu.
    Kılıçarslan’ın yerine geçen oğlu Mes’ud geçti. Mes’ud ve torunu ikinci Kılıçarslan döneminde hem Bizanslılar hemde ikinci haçlı ordusu bertaraf edilmiş, ama üçüncüsinde kılpayı atlatılmıştır tehlikeyi.
    İkinci Kılıçarsalan’ın oğlu İkinci Süleymanşah’ın kardeşi birinci Keyhüsrev ve yeğeni Keykavus da gerek siyasi, gerekse askeri zaferleriyle Selçuklu Türkiye’sinin yüzünü güldürmüşlerdir.
    Türkiye Selçuklularından Alaeddin Keykubad için Şahabeddin Suhreverdi Necmeddin Raziye:
    -Ey Genç dindar, ilim ve tasavvufa bağlı ve erbabınnı koruyan Alaeddin Keykubad’ın himayesine gir onu ve halkı faydalandır tavsiyesinde bulunarak çorbada bizimde tuzumuz olsun babında katkıda bulunmak istiyordu. Dolayısıyla Alaeddin Keykubat Sultanü’l Müslimin ünvanına layık görüldü.
    Alaeddin Keykubad, Harizm Padişahı Celaleddin’e:
    -Aynı cihad yolundayız. Şarkta İslam hudutlarını koruyan siz, garpte kafirlerin kökünü kazıyan biziz diyerek Moğollarla mutlaka ve mutlaka barış yapılması gerektiğini vurgulamış, ama Celaleddin yaklaşan Moğol kasırgasının vehametini kavrayamadığı gibi üstelik Selçukluya karşı geliyordu. Nitekim Yassı Çimende(1230) Keykubad’a mağlup olduktan sonra Ahlatlı denen kişinin intikamı ile öldürülüyor.
    -Alaeddin Keykubad’da tıpkı diğer Türk Sultanları gibi evliyalar içten bağlı idi, o da
    Gönül dostların türbelerine gidip sıkça duada bulunuyor himmet istiyordu.
    Velhasıl, Türkiye Selçukluları Büyük Selçuklulardan bir asır daha fazla tarih sahnesinde yerini aldı. Alaeddin Keykubadın vefatının ardından maalesef başa geçenler işin ehli olmayıp, beceriksiz hatta oyuncak durumda idiler. Nitekim bunun sonucu olarak İkinci Gıyaseddin Keyhusrev’in Kösedağda (1243) Moğollara teslimi ile Selçuklu ömrünü tamamlıyordu. Neyse ki; Horasan Erenlerinin aşıladığı gaza ruhu ile Anadolu sınır uçlarına yerleşen Türkmen bey ve boylarının Ertuğrul Gazinin açtığı sancağın altında toplanarak tarih sahnesinde Osmanlının doğuşuna neden olacak oluşuma kaynaklık etmeleri Moğol yaralarını sarmaya yetti.
    Artık Selçukludan Osmanlı var, hemde altı asırı kapsayacak ve bugünde gönüllerde yaşayan bir cihan şümul medeniyetin öncüsü devlet-i aliyye sözkonusu
    alinti...
     

Bu Sayfayı Paylaş