Mektuplar Gökkuşağı

'Aşk Hikayeleri' forumunda KaRDeLeN tarafından 14 Kasım 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Mektuplar Gökkuşağı konusu
    Mektuplar Gökkuşağı



    Behiç Bey'in kocaman odasındayız. Benden pazar yazıları istiyor. Cafer
    Bey de katılıyor toplantıya, birlikte çok gülüyoruz. Halbuki sakladığımız
    Ne hüzünler yüklüyüz. Sakladığımız, söylemeye utandığımız... İkinci
    Yüzümüz, ne kadar hüzün, aşk varsa onlar için bu aşk mektupları.



    Bahariye caddesindeyim. Taksiden kaldırıma adımımı attığım anda
    Bardaktan boşalırçasına yağmur başladı. Bir dükkanın tentesinin altına sığındım.

    Avukatın bürosu 50 metre ileride ama cadde nehir oldu kaldırıma
    taşıyor, yürümek ne mümkün. Dükkan sahibi genç bir çocuk beni içeri buyur etti, girdim. Çanta, ayakkabı satıyor. Yandaki büfeden çay söyledik. Yabancısı olduğum bir dükkanda, tanımadığım genç adamla konuşuyoruz. Daha ziyade o anlatıyor ben dinliyorum.
    Şemsiye ısmarlamış toptan, cumaya gelecek diyor, geç kalmışlığın
    üzüntüsü var. Erken yağmurlarda kim bilir kaç şemsiye satardım diye
    düşünüyor herhalde.

    Derken telefon geliyor toptancıdan, şemsiyeleri soruyor, ben de dışarı
    Bakma fırsatı buluyorum, birisi konuşurken başka tarafa bakarsam suçlu gibi
    hissederim ya kendimi, bilirsin işte incitmemek duygularım, belki de
    ikiyüzlülüğüm, yüzlerine bakarken ne çok incitmişimdir bakışlarımla, ya
    da yüzlerine baka baka dinlememişimdir insanları.

    Birden karşımdaki kiliseyi görüyorum, ağaçlıkların içerisinde, hem
    Caddenin üzerinde, hem yan sokağa bakan kiliseyi. Gözüme çan kulesi çarpıyor ve yüreğime düşüyorsun. Bugün kilisenin çan kulesi seni hatırlamaya bahane.

    Ne zaman bir kilisenin çan kulesini görsem çanın içinde bir oraya bir
    Buraya sallanan çarpan o kadını görürüm.

    Sokağa çıkma yasağını duyuran çanlar çalmaya başladığında ölüm cezası
    İnfaz edilecek sevgilisini kurtarmaya çalışan o kadın...

    Kimbilir nasıl bir sevgiydi onu Cromwell'in karşısında diz çöktüren,
    sevgilisinin hayatını bağışlaması için yalvartan.

    Ben sana bu hikayeyi anlatmış mıydım acaba, hatırlamıyorum. Halbuki hep
    içkili olan sendin, ayık olan ben. Şimdi ben hatırlamıyorum ve ayık
    kalmanın kıymeti kalmıyor. Hafıza ihanetlerle dolu sevgilim, hatırlamıyorum.

    Anlatmış mıydım?

    Dinlemiş miydin? Belki de öfkelenmiştin, bırak bunları diye. Şarkılarda
    Da böyle olmaz mıydı, pek sevdiğin türküler yerine Leonard Cohen
    Dinlediğimde burnundan soluduğun olurdu. Merak ediyorsan, ve daha önce dinlemediysen öyküyü;
    Cromwell adamı idam etmekte kararlıdır ve kadına 'Bu gece çanlar
    Çalmaya başladığı zaman sevdiğin adam ölecek' der.

    Bir kadının sevdiği adam için bir başka adamın önünde diz çöküp
    Merhamet dilenmesi ne kadar zordur, bunu biliyorum.

    Acaba Cromwell ölüme mahkum edilmiş adam kadar sevilmiş miydi, onun
    için diz çöküp bir başka adama yalvaran bir kadın olmuş muydu hayatında,
    belki de kıskandı ölüm mahkumunu ve bu yüzden affetmedi.

    O gece çanlar çaldığında sevgilisi idam edilecek kadın, gece çanın
    Çalınma vakti geldiğinde yaşlı ve sağır kilise görevlisinden önce kuleye çıkar, ve kendini çanın diline yerleştirir. Vakit geldiğinde yaşlı adam ipi çektikçe, kadının vücudu çanın bir o yanına bir bu yanına çarpar, vurur, ama ses çıkmaz, sağır adamsa çan seslerinin bütün şehirde duyulduğunu zanneder. Şehir o gece sessizdir. Çan sesleri duyulmadığı için adamın infazı da olmaz.

    İşini bitiren ihtiyarın arkasından kimseye görünmeden kadın da kimseye
    görünmeden kiliseden dışarı çıkar. Kan, çürük ve ezikler içindedir vücudu, zor yürür.Acaba, o gece ölümü erteleten gücün onu seven bir kadının aşkı olduğunu öğrendi mi genç mahkum.

    Acaba; şimdi çok yağmurlu bir günde, artık çanları çalmayan, cemaati
    Sağa sola dağılmış yalnız bir kilisenin kulesinden yüzyıllara geri giden
    Yağmur kaçağı, sevdiği adamı koruyamamış bir kadının hüzünlerinden haberleri var mıdır?

    Bunları geçirirken aklımdan dükkan kapısından sırılsıklam bir güvercin
    Girdi Islak ve çaresizdi, çaresiz olmasa hangi kuş insana sığınır, hayvan
    Sanki yarı yarıya küçülmüş görünüyor ıslakken, göz göze gelmesek güvercin mi, bir başka kuş mu anlayamayacaktım. Ama göz göze gelince güvercinlerini tanımamam mümkün mü bu şehrin, o güvercinler ki sana yolladığım sayısız mektubu taşırlar, ve sayısız kalp yolculukları vardır.
    Güvercini kuçağıma aldım, gözlerinin içinde bütün çan kuleleri, aşk
    Uğruna ne yapıldıysa şu dünyada hepsi vardı.
    Kucağımdaki güvercinim yaşanmış bütün aşkların tanığı, kanatları
    Taşıdığı aşk sözcükleri ile yorgun ve ağır.
    Hikayenin sonunu duymak istiyordu ıslak güvercin, öyle ya onun işi
    sözlerle.
    Sokağa çıkma yasağını ve infazı duyuran çanın saatinde çalmadığını
    Duyan Cromwell ne olduğunu anlamaya kiliseye doğru gider. Yolda perişan bir halde yürüyen kadını görür, ve neler olup bittiğini anlar. Kadının gözlerinin içine bakar ve 'Bu gece çan çalmayacak' der.
    Yağmur dindi dükkancıyla vedalaşıp kucağımda güvercin ıslak caddeye
    çıktım.
    Karşı kaldırıma geçtim.
    Kilisenin duvarına koydum güvercini, Uçmalısın dedim.
    Benim kanatlarım olsaydım kalır mıydım bu caddelerde.
    Götür bu sözleri sevgilime;
    Sen bulursun şimdi kimbilir hangi meyhanede.
    Bizi ıslatan yağmur değil,
    Silah sesleri.
    Bak gök delik deşik.
    Söz vermiştik
    Bu aşk geçici ve bir gecelik.
    Nedir hesapta olmayan
    Heryerde acı veren sözler
    Bu sen ve ben miyiz,
    Hırçın, huysuz
    Ne başlayan
    Ne de bitirebilen sersem kalplerimiz.
    Hiç olmazsa sen uç kurtul buralardan güvercinim,
    Biz çoktan kaybettik.
     

Bu Sayfayı Paylaş