Mehmet Akif Ersoy

'Biyografi & Otobiyografi' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 30 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Mehmet Akif Ersoy konusu Mehmet Akif Ersoy

    1873 yılında İstanbul’da doğdu Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona “Rağıyf” adını vermiş, ancak bu yapay kelime anlaşılmadığı için çevresi onu “Âkif” diye çağırmıştır Babası Arnavutluk’un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı’dır Mehmed Âkif ilköğrenimine Fatih’te Emir Buharî mahalle mektebinde başladıMaarif Nezareti’ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi’ni bitirdiBunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi Rüştiye’de “hürriyetçi” öğretmenlerinden etkilendi Fatih Camii’nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede’nin derslerini izledi Türkçe, Arapça, Farsça, ve Fransızca bilgisiyle çevresindekilerin dikkati çekti Mekteb-i Mülkiye’nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı Edebiyat hocası İsmail Safa’nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşıladıBabasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı 1889′da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893′te birincilikle bitirdi Ziraat Nezareti emrinde geçen yirmi yıllık memuriyeti sırasında veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da köylülerle yakın ilişkiler kurma imkanı buldu İlk şiirlerini Resimli Gazete’de yayımladı1906′da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907′de Çiftçilik Makinist Mektebi’nde hocalık etti 1908′de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine tayin edildi İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen on yıl boyunca hiçbir şey yayınlamadı1908′de II Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Eşref Edip’in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad dergilerinde sürekli yazılar ve şiirler yazmaya başladı1913′te Mısır’a iki aylık bir gezi yaptı Dönüşte Medine’ye uğradı Bu gezilerde İslam ülkelerinin maddi donatım ve düşünce düzeyi bakımından Batı karşısındaki zayıflıkları konusundaki görüşleri pekişti Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebi’nde kitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam etti

    Teşkilat-ı Mahsusa ve Milli Mücadelede

    İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair and içti IDünya Savaşı sırasında istihbat teşkilatı Teşkilât-ı Mahsusa tarafından Berlin’e gönderildi Burada Almanlar’ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yaptı Çanakkale Savaşı’nın akışını Berlin’e ulaşan haberlerden izledi Batının gelişme düzeyi onu derinden etkiledi Yine Teşkilât-ı Mahsusa’nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid’e ve savaşın son yılında Lübnan’a gitti Dönüşünde yeni kurulan Dâr-ül -Hikmetül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirildi Savaş sonrasında Anadolu’da başlayan direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir’de etkili bir konuşma yaptı Bunun üzerine 1920′de Dâr-ül Hikmet’deki görevinden alındı İstanbul Hükümeti Anadolu’daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi Kastamonu’da yayımlanmaya başladı ve Mehmed Âkif bu vilayette Milli Mücadele hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürdü Nasrullah Camii’nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır’da çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtıldı Burdur mebusu sıfatıyla TBMM’ye seçildi

    İstiklal Marşı

    Meclis’in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca maarif vekilinin isteği üzerine 17 Şubat 1921′de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart’ta birinci TBMM tarafından kabul edildiMısıra Gidiş Sakarya zaferinden sonra kışları Mısır’da geçiren Mehmed Âkif, daha sonra sürekli olarak Mısır’da yaşamaya karar verdi 1926′dan başlayarak Camiü’l-Mısriyye’de Türk dili ve edebiyatı müderrisliği yaptı Bu gönüllü sürgün hayatı sırasında siroz hastalığına yakalandı ve hava değişimi için 1935′te Lübnan’a, 1936′da Antakya’ya birer gezi yaptı Yurdunda ölmek isteği ile Türkiye’ye döndü ve 27 Aralık 1936′da İstanbul’da öldü

    Dil Anlayışı Konuşma diline yaslandığı için kolayca yazılıvermiş izlenimi veren şiirleri biçime ilişkin titiz bir tutumun örnekleridir Hem aruzdan doğan bağların üstesinden gelmiş, hem de şiirin bütününü kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmiştir Dilde sadeleştirmeden yana olan tutumunu her şiirinde ortaya koymuşturMehmed Âkif nazım diline bu dilin tabii yapısını bozmadan elverişli olduğu gelişmeyi kazandırmış ve aruz veznini yumuşatmıştır Bu aynı zamanda Türkçe’nin şiir söylemedeki imkanlarının ne ölçüde geniş olduğunu göstermesi demektir Mehmed Âkif dilin toplumsal kimliğini öne çıkarmış,üslupta özgünlük ve kişiselliğe ulaşmıştırYenilikçi bir şair olarak, yaşadığı dönemde görülen ölçüsüz yenilik eğiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü işleviyle bağlantılı bir şiir kurmak suretiyle sınır çekmeye çalışmıştır

    ESERLERİ

    Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Âsım, Gölgeler
     

Bu Sayfayı Paylaş