Mehmet Akif Ersoy Şiirleri - Mehmet Akif Ersoyun En Güzel Şiirleri

'Şairlerimiz Ve Şiirleri' forumunda Mavi_inci tarafından 9 Ocak 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Mehmet Akif Ersoy Şiirleri - Mehmet Akif Ersoyun En Güzel Şiirleri konusu
    Mehmet Akif Ersoy Şiirleri - Mehmet Akif Ersoyun En Güzel Şiirleri - Mehmet Akif Ersoya Ait Şiirler



    Hayatın Anlamı Senın Bakıslarında

    Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı... Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı cevaplar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş. Dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş. Köy, kasaba, ülke dolaşmış bu arada za...man da durmuyor tabi ki. Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona 'Şu karşıki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar. İstersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir.' demişler.Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge 'Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor.' demiş. Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş. 'Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin.' Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış 'Evet, kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı? '. Adam şaşkın bir şekilde şunu söylemiş: 'Ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki.'. Bunun üzerine bilge 'Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel.' demiş. Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü. Geri geldiğinde bilge, adama 'Bahçe nasıldı? ' diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş, 'Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış.' demiş ve eklemiş: 'Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır... Hayatının anlamı senin bakışlarında gizlidir.'..........


    Mehmet Akif Ersoy ​
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 16 Nisan 2015
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Seyfi Baba

    Geçen akşam eve geldim. Dediler:
    - Seyfi Baba
    Hastalanmış, yatıyormuş.
    - Nesi varmış acaba?
    - Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
    - Keşki ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah!
    Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol!
    Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîrâ yol
    Hem uzun, hem de bataktır...
    - Daha a'lâ, kalınız
    Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.
    Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;
    Boşanan yağmur iliklerde, çamur tâ belde.
    Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak;
    'Gel! ' diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.
    Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,
    Boğuyordum! müteveffâyı bütün âferine.
    Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,
    Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!
    Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,
    Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!
    Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;
    Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.
    Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun...
    Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:
    Kâh olur, kör gibi çarpar sıvasız bir duvara;
    Kâh olur, mürde şuâ'âtı düşer bir mezara;
    Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;
    Kâh bir ma'bed-i fersûdenin üstünden aşar;
    Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;
    Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır;
    Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, uryan,
    Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan
    Hânüman yoksulu binlerce sefilân-ı beşer;
    Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;
    Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı;
    O kopan râbıtanın, darmadağın yavruları;
    Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler:
    Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler!
    Gece rehzen, sabah olmaz mı bakarsın, sâil!
    Serserî, derbeder, âvâre, harâmî, kaatil...
    Böyle kaç manzara gördüyse bizim kör kandil
    Bana göstermeli bir kerre... Niçin? Belli değil!
    Ya o bîçâre de râhmet suyu nûş eyliyerek,
    Hatm-i enfâs edivermez mi hemen 'cız! ' diyerek?
    O zaman sâmi'anın, lâmisenin sevkıyle
    Yürüyen körlere döndüm, o ne dehşetti hele!
    Sopam artık bana hem göz, hem ayak, hem eldi...
    Ne yalan söyliyeyim kalbime haşyet geldi.
    Hele yâ Rabbi şükür, karşıdan üç tâne fener
    Geçiyor... Sapmıyarak doğru yürürlerse eğer,
    Giderim arkalarından... Yolu buldum zâten.
    Yolu buldum, diyorum, gelmiş iken hâlâ ben!
    İşte karşımda bizim yâr-ı kadîmin yurdu.
    Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu.
    Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip
    Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip
    Açıversem... İyi amma kapı zâten aralık...
    Gâlibâ bir çıkan olmuş... Neme lâzım, artık
    Girerim ben diyerek kendimi attım içeri,
    Ayağımdan çıkarıp lâstiği geçtim ileri.
    Sağa döndüm, azıcık gitmeden üç beş basamak
    Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak!
    Sola döndüm, odanın eski şayak perdesini,
    Aralarken kulağım duydu fakîrin sesini:
    - Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım!
    Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.
    Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun...
    Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun.
    Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın...
    Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.
    Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım
    Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
    Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
    Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne!
    O zaman nîm açılıp perde-i zulmet, nâgâh,
    Gördü bir sahne-i üryân-ı sefâlet ki nigâh,
    Şâir olsam yine tasvîri otur bence muhâl:
    O perîşanlığı derpîş edemez çünkü hayâl!
    Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba,
    Sürünüp mangala yaklaştı bizim Seyfı Baba.
    - Ihlamur verdi demin komşu... Bulaydık, şunu, bir...
    - Sen otur, ben ararım...
    - Olsa içerdik, iyidir...
    Aha buldum, aramak istemez oğlum, gitme...
    Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime,
    Başladım kaynatarak vemeye fincan fincan,
    Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan.
    - Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?
    Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın.
    - Mehmed Ağ'nın evi akmış. Onu aktarmak için
    Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.
    Ne işin var kiremitlerde a sersem desene!
    İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.
    Hadi aktamıyayım... Kim getirir ekmeğimi?
    Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi?
    Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası:
    Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!
    Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iç yapamaz;
    Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz.
    Hastalandım, bakacak kimseciğim yok; Osman
    Gece gündüz koşuyor iş diye, bilmem ne zaman
    Eli ekmek tutacak? İşte saat belki de üç
    Görüyorsun daha gelmez... Yalınızlık pek güç.
    Ba'zı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma;
    Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma!
    - Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece!
    Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice.
    İhtiyar terliyedursun gömülüp yorganına...
    Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına,
    Başladım uyku teharrîsine, lâkin ne gezer!
    Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer.
    Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim,
    Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim.
    Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede;
    Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!
    O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî:
    Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!


    Mehmet Akif Ersoy
     
  3. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Ah O Din Nerde

    Ah o din nerde, o azmin, o sebatın dini;
    O yerin gökten inen dini, hayatın dini?
    Bu nasıl dar, ne kadar basmakalıp bir görenek?
    Müslümanlık mı dedin? ... Tövbeler olsun, ne demek!


    Mehmet Akif Ersoy
     
  4. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Âhiret Yolu

    sokakta sâde bir 'âmîn! ' sadâsıdır gidiyor:
    mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.
    basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,
    başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;
    denildi: 'fâtiha! '; âmîni kestiler bu sefer,
    göğüsler inledi, derken, açık duran eller,
    hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;
    deminki zemzemeler bir zaman için dindi.
    duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,
    diyordu:
    - söyleyin allâh için şu merhûmu,
    nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?
    - iyi biliriz!
    -yarın huzûr-i ilâhîde toplanıp hepiniz,
    bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?
    - evet!
    - imâm efendi, helâllık da iste, merhamet et...
    - helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.
    - helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!

    cemâatin yüreğinden kopup 'helâl olsun! '

    nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,
    misâli uğradı evden; fezâda yükseldi
    içerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;
    baş örtüsüyle kadınlargözüktü pencereden:
    -bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen!
    -yıkıldı dostlar evim, barkım... ah gitti kocam! ..
    -dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!
    -tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,
    kızıp da 'ey! ' demiş insan değildi, hemşîre!
    -zavallı remziye! boynun büküldü evlâdım...
    -babam ne oldu?
    -baban... öldü.
    -etme ayşe hanım,
    bu söylenir mi ya? hicrân olur zavallı kıza...
    ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza...
    açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın...

    göründü cumbada baktım ki tombalak, sanşın,

    sevimli bir küçücek kız... beiinde ancak var.
    donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,
    zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.
    benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.
    sefine pâre ki sırtında mevc-i bî-hissin,
    yüzer... önünde ademden nişâne bir engin,
    çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;
    bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?
    cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,
    o tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.
    nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?
    nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?
    bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,
    samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.

    değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:

    sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.
    o tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,
    güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût
    içinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;
    zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.
    bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?
    suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:
    evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,
    vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,
    bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,
    dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!
    ağır ağırgidiyorken cenâze kâfilesi,
    nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.
    çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,
    açıldı dîde-i im'âna perde perde hayât.
    *******
    senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
    ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!
    elinden yok halâs imkânı, mâdâme'l-hayât uğraş...
    o, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. muktedirsen aş! '

    musallâ: müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;

    musallâ: ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;
    musallâ: minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
    musallâ-: ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.

    bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,

    bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ'atler.
    civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
    kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!

    babam, kardeşlerim, evlâdım, annem
    ... belki bunlardan
    muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el'ân
    bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im'ân...
    benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!
    serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
    müşeyyed bürc ü bârülar düşer bir bir, bu taş hâlâ,
    zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;
    bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.

    namaz kılındı; duâ bitti
    . kârban, yoluna
    düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.
    yarım sâat henüz olmuştu. yolcular durdu;
    demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.
    cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,
    sokuldu servilerin ortasında bir çukura,
    atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur
    kabardı toprağın altında bir an, bir ur!
    evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,
    dönün de arkadakinden sorun fecâ'atini·
    sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak
    ilel'ebed o küçük rûh çırpınıp duracak! ...


    Mehmet Akif Ersoy
     
  5. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak

    Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
    Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
    Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
    İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
    Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.'
    Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
    His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
    Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
    Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
    Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
    Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
    Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
    Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
    Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
    Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
    Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
    Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
    Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
    Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
    Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
    Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
    Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
    Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
    En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
    Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
    Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
    Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
    Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
    Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
    Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

    Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş
    ...
    Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! '
    Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
    Tek kol da yapışsam demiyor bir taraftan!
    Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
    Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
    Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
    Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
    Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
    Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
    'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma.
    Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.



    14 Mart 1913



    Mehmet Akif Ersoy
     
  6. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Ayrılık Hissi Nasıl Girdi Sizin Beyninize?

    Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam,
    Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam,

    Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?

    Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?

    Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı,

    Aynı milliyetin altında tutan islam'ı,

    Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir
    .
    Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

    Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez
    ..
    Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!

    Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;

    Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.

    Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,

    Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.

    Diye dursun atalar: 'Kal'a içinden alınır
    .'
    Yok ki hiç bir kişiden... Millet-i merhume sağır!

    Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye
    ...
    Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.

    Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

    Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.

    Bırakın eski hükümetleri meydandakiler

    Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.

    işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!

    işte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi.

    30 Muharrem 1331

    27 Kanunuevvel 1328
    1913


    Mehmet Akif Ersoy
     
  7. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Azmine Sarıl

    Ye's öyle bir bataktır ki,
    Düşersen boğulursun
    Azmine sarıl sımsıkı
    Bak ne olursun


    Mehmet Akif Ersoy
     
  8. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye


    BAYRAM


    Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;


    Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!



    Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,


    Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır




    Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;


    Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır
    .



    Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd


    Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır
    .



    Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,


    Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır
    .



    Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin


    Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır
    .



    Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?


    Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!




    Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,


    Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır
    .



    Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,


    Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır
    .



    Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,


    Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!




    Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:


    Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,



    Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:


    Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi
    .


    Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;


    İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti
    .



    Dedim ki: 'Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda


    Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,




    Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan
    ... Hoş olur.

    Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur
    . '



    Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben


    Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden
    .



    Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ


    Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,




    Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan


    Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,




    Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,


    Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!




    Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,


    İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,




    Biraz gidin; Kocaman bir çadır
    ... Önünde bütün,

    Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için




    Nöbetle bekleşiyorlar
    . Acep içinde ne var?

    'Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar! '




    Geçin: sırayla çadırlar
    . Önünde her birinin.

    Diyor: 'Kuzum, girecek varsa durmasın girsin
    .'



    Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,


    'Alın gözüm buna derler
    ...' sadâsı her yandan.



    Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:


    Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele
    .



    Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi


    İnince binmede artık onun da hemşerisi:




    'Hak okka çünkü bu kantar
    ... Frenk îcâdı gıram

    Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam
    .'



    - Muhallebim ne de kaymak!


    - Şifalıdır macun!


    - Simit mi istedin ağa?


    - Yokmuş onluğun, dursun
    .



    O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,


    Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!




    Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,


    Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;




    Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan


    Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan




    Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer
    ...

    Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler
    .



    Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran
    .

    Davullu zurnalı 'dans' eyliyen, coşup bağıran,




    Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,


    Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,




    Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;


    Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle




    Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât
    ...

    Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!




    Onar parayla biraz sallandırdılar
    ... Derken,

    Dururdu 'Yandı! ' sadâsıyle türküler birden,




    - Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,


    - Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de
    .



    'Deniz dalgasız olmaz


    Gönül sevdasız olmaz


    Yâri güzel olanın


    Başı belâsız olmaz!


    Haydindi mini mini maşallah


    Kavuşuruz inşallah
    ...'



    Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,


    Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,




    Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor
    .

    Gelen geçen 'Bu niçin ağlıyor? ' deyip soruyor
    .



    - Yetim ayol
    ... Bana evlâd belâsıdır bu acı

    Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor
    ...

    - Salıncakçı!



    Kuzum, biraz da bu binsin
    ... Ne var sevâbına say...

    Yetim sevindirenin ömrü çok olur
    ...

    - Hay hay!



    Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine


    Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine
    .


    MEHMET AKİF ERSOY



    Mehmet Akif Ersoy
     
  9. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Bir Gece

    On dört asır evvel yine bir böyle geceydi
    Kumdan ayınon dördü bir öksüz çıkıverdi
    Lakin o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
    Halbuki kaç bin senedir bekleşmedelerdi
    Nerden görecekler göremezlerdi tabi
    Bir kere zuhur ettiği çöl en sapa yerdi
    Bir kere de ma'mure-i dünya ozamanlar
    Buhranlar içindeydi bugünden de beterdi
    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta
    Dişsiz mi bir insan onu kardeşleri yerdi
    Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin
    Salgındı bugün Şark'ı yıkan tefrika derdi

    Derken büyüyüp kırkına gelmişti ki öksüz

    Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi
    Bir nefhada kurtardı insanlığı o masum
    Bir hamlede kayserleri kisraları serdi
    Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi
    Zulmün ki, zeval akılına gelmezdi, geberdi
    Alemlere rahmetti evet şer-i mübini
    Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi
    Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
    Medyun O'na cemiyeti medyun O'na ferdi
    Medyundur o masuma bütün bir beşeriyyet
    Ya Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret


    Mehmet Akif Ersoy
     
  10. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Birlik

    Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
    Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

    Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,

    Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.

    Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,

    Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

    Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar

    Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,

    Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;

    Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

    Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,

    Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!


    Mehmet Akif Ersoy
     
  11. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Birlik bağı

    Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile
    Alem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile
    Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir
    Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir

    Varsa şayet söyleyin bir parçık insafınız

    Böyle kansızmıydı haşa kahraman eslafınız
    Böyle düşmüşmüydü herkes ayrılık sevdasına
    Benzeyip şirasesiz bir mushafın eczasına
    Hiç görülmüşmüydü olsun kayd ı vahdet tarumar
    Böyle olmuşmuydu millet can evinden rahnedar
    Böyle açlıktan bogazlarmıydı kardeş kardeşi
    Böyle adetmiydi bi perva yemek insan leşi

    Irzımızdır çiğnenen evladımızdır doğranan

    Hey sıkılmaz ağlamassan bari gülmekten utan

    Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi

    Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi
    Lakin aşk olsunki aldırmazda otllarmış eşşek
    Sanki tavşanmış gelen yahud kılıksız köstebek
    Kar sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı
    Hasmı derken çullanırmış yutmadsan son lokmayı

    Bir hakikattır bu bildiğin usluba sok

    Halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok
    Burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaynındayız
    Bir bakın halamı hala ihriras ardındayız
    Saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın
    Vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın
    Davranın haykırmadan nakus-u izmihlaliniz
    Öyle bir buhrana sapmıştırki zira haliniz
    Zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme
    Davranın zira gülünç olduk aleme
    Bekleşirken gökte yüzbinlerce ervah intikam
    Yerde kalmış naşa benzer kavm için durmak haram
    Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yokmudur
    Yoksa istikbalinizden korkulur pek korkulur


    Mehmet Akif Ersoy
     
  12. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Bülbül

    Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
    Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
    Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
    Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
    Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl...
    Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
    Muhîtin hâli 'insâniyyet'in timsâlidir, sandım;
    Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

    Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,

    Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
    0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu
    Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu.
    Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi;
    Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi!

    -Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;

    Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?
    0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
    Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,
    Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
    Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.
    Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,
    Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.
    Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda;
    Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda,
    Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
    Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
    Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:
    Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
    Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
    Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!
    Ne husrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
    Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
    Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
    SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu.
    Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN'ın;
    Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!
    Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;
    O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
    Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden YILDIRIM Hân'ın;
    Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın!
    Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
    Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
    Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
    Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
    Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
    Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! (*)







    (*) Bu şiir yazılırken Yunan istilâsı altındaki topraklarımız

    hususiyle Bursa'ya dair elîm haberler geliyordu;
    tetkikine de imkân yoktu.


    Mehmet Akif Ersoy
     
  13. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    canan yurdu

    Eyvah! sevgilininyurdu ıssız kalmış
    Ayak bastığı heryer kırgın bir mezar olmuş
    İçindeki ahenk uçmuş da
    Ses seda kalmamış yuvada
    Yer yer gömülü durur emeller
    Sanki kıyamet gününü beklerler...
    Ya rab! niye böyle bir yığın toprak
    Olmuş yatıyor o temiz saha?
    Ya rab! niçin o parıltı ortada yok?
    Ya rab! niçin uzayıp gitmekte bu gölge?
    Ya rab! sevgilinin yuvası üzerine
    Gerilmiş bu kat kat aydınlık perdesinin anlamı ne?


    Mehmet Akif Ersoy
     
  14. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Cenk marşı
    Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
    Arkadaşın gitti haydi sen de git
    Bak ne diyor ceddi şehidin işit
    Haydi git evladım uğurlar ola
    Haydi git evladım açıktır yolun
    Zalimlere karşı bükülmez kolun
    Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
    Uğurun açık olsun uğurlar ola.

    Eşele bir yerleri örten karı

    Ot değil onlar dedenin saçları
    Dinle şehit sesleridir rüzgarı
    Haydi git evladım uğurlar ola
    Haydi git evladım açıktır yolun
    Zalimlere karşı bükülmez kolun
    Bayrağı çek on safa geçmiş bulun
    Uğurun açık olsun uğurlar ola
    Haydi levent asker uğurlar ola

    Yerleri yırtan sel olup taşmalı

    Dağ demeyip taş demeyip aşmalı
    Sende ki coşkunluğa er şaşmalı
    Kahraman askerim uğurlar ola
    Haydi git evladım açıktır yolun
    Zalimlere karşı bükülmez kolun
    Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
    Haydi levent asker uğurlar ola
    Haydi git evladım uğurlar ola.


    Mehmet Akif Ersoy
     
  15. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
    Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,

    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
    'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
    Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.


    Mehmet Akif Ersoy
     
  16. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Çocuklara

    Ne odunmuş babanız: Olmadı bir baltaya sap!
    Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz.
    Meşe halide yaşanmaz, o zamanlar geçti;
    Gelen incelmiş adam devri, hemen yontulunuz.
    Ama dikkatli olun: Bir kafanız yontulacak;
    Sakın aldanmayın: İncelmeye gelmez kolunuz!


    Mehmet Akif Ersoy
     
  17. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Durmayalım

    Sa'di diyor ki: 'Bir gece biz kervan ile
    Ağır ağır gitmekte iken yolumuz düştü bir çöle.
    Hızla geçmek için o korkutucu ıssız çölü,
    Bütün yolcular istirahati feda ederek,
    Gitmektelerdi.Bir aralık bende yürümeye güç
    Hiç kalmamış ki düşmüşüm artık uykuya yenik.
    Avare bir yolcuyu bekler mi kafile?
    Çaresiz yola devam edecek varıncaya dek konak yerine.
    Bir de uyandım ki başucuma dikilmiş bir deveci şunları
    söylemekte:
    'Kalk ey zavallı yolcu, uzaklaştı kervan!
    Uykum benim de yok değil ama bu çöl,
    İstirahat yeri olurmu ki bin türlü korku var?
    Varmak istediği yere varıp durmayıp giden;
    Yoktur kurtuluş ümidi bu çöller geçilmeden.
    Yazık ki yolda böyle düşen uyku derdine,
    Hep yolcular gider de kalır kendi kendine! '

    Gerçi olayın kendisi önemsizdir, bunda haklısın, ancak düşün:

    İnsaflı ol, bundan başka hikmet dolu bir prensip varmı bugün?
    Varmak istersen -diyor Sa'di eğer maksada,
    Tuttuğun yollar hiç bitmeyecek gibi olsada;
    Yola devam et, durmayıp git, yolda kalmaktan sakın!
    Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın?
    Hangi güçlüktür ki gayrete gelince kolaylaşmasın?
    Hangi korkunç şey varki insandan korkmasın?


    Mehmet Akif Ersoy
     
  18. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Duygusuz Olmak

    Duygusuz olmak kadar dünyada lakin derd yok;
    Öyle salgınmış ki me'lun: Kurtulan bir ferd yok!
    Kendi sağlam... Hissi ölmüş, ruhu ölmüş milletin!
    İşte en korkuncu hüsranın, helakin, haybetin!


    Mehmet Akif Ersoy
     
  19. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Edirne

    Edirne kal'asıdır gördüğün hisar-ı mehib
    Şu zirvesinde biten simsiyah ağaç da salib
    Murad-ı evveli koynunda gezdiren tepeler
    Nasıl rüku ediyor Ferdinand'a bak bu sefer
    Bizim midir sanıyorsun şu yükselen bayrak?
    Çeken Savof, Lala Şahin değil kuzum, iyi bak
    Edirne! İşte o islamın ahenin suru
    Edirne! İşte o şarkın cebin-i mağruru
    İkinci aşr-ı tealisi Al-i Osman'ın
    Birinci mevki-i feyyazı belki dünyanın
    Edirne! İşte o şarkın demir kilidi
    Sefil ayakları altında Bulgar'ın şimdi
    Muzaffer ordusu hakkıyla(!) intikam alıyor
    Kadın, kız, çoluk, çocuk, erkek ne bulsa parçalıyor
    Bu katliama da razıyım ihtiram olsa
    Harim-i dini de geçtik harim-i namusa
    Şu dört minareli cami ki yoktu hiçbir eşi
    Ki parlıyordu hilalinde sanatın güneşi
    Salibi sineye çekmiş de bekliyor.Nevmid


    Mehmet Akif Ersoy
     
  20. yaaa daha orta derecede şiir yokmu yaa
     

Bu Sayfayı Paylaş