Mardin Kudüs olursa, Diyarbakır... - Mehmet Ali Bulut

'Köşe Yazıları' forumunda Google tarafından 18 Haziran 2010 tarihinde açılan konu

  1. Google

    Google Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Mardin Kudüs olursa, Diyarbakır... - Mehmet Ali Bulut konusu Mardin Kudüs olursa, Diyarbakır... - Mehmet Ali Bulut

    ... hâlâ siyasi bir takım sıkıntılar olabilir ama Güneydoğu’nun kanatları çıkmış, uçmaya hazır. En azından artık güneydoğu edebiyatı yapanların iyi niyetli olmadıklarını söyleyebilirim. Huzur tam hâkim değilse bile umut kendisini hissettirmeye başlamış...

    STV’nin çok sevdiğim bir programı var; ‘Her Şey Yolunda’ diye. Programın sevilmesinde yapımcı ve sunucunun pozitif dünya algısı da büyük rol oynuyor elbet. Ama ne olursa olsun program, gerçek Türkiye’yi tanımamız bakımından büyük bir hizmet veriyor.
    En azından halimizin pek da ağlanacak olmadığını gösteriyor. Memleketin iyiye gittiğinin kanıtlarını sunuyor…
    İşte benim size aktaracağım hadiseler de –pek onlarınki gibi toz pembe olmasa da- o programda gösterilenler nevinden…
    * *
    Bir Güneydoğulu olarak, İstanbul basınının gösterdiklerine, aktardıklarına inansam, kendi memleketime bile ancak salvele ile gelmem icap ediyor. Fakat biliyorum ki, çoğu aktarımlar, kötü niyetli ve tahripkâr.
    Esasında, basının bölge ile ilgili her şeyi “ağıt” havasında aktarması bölge halkı üzerinde de ciddi tahribatlar yapıyor. Bölge halkı, özellikle de Kürtler –Araplar ve Türkler öyle değil çünkü-, cidden mağdur edildikleri fikrine alıştırıldıkları için, her şeyi devletten beklemeye kendilerini mecbur biliyorlar. Bu dramatik anlatımlar da o alışkanlığı meşrulaştırıyor; halkı tembelliğe ve her şeyi devletten beklemeye sevk ediyor. En ufak bir sıkıntıları veya eksiklikleri olduğunda, ‘nerde bu devlet, nerde bu millet’ havasına giriyorlar. Büyük bir kesimi bu yakınmayı kastlı ve bilinçli yapıyor. Öğretilmiş bir yakınma psikozu. Çünkü bu durum, ayrışmaya hizmet ediyor. Birileri ona sürekli ‘sen kasten ihmal ediliyorsun’ dediği için, o da buna oynuyor.
    Küskünlükler, tembellikler, her şeyi devletten bekleme dilenciği oyun da olsa sonradan insanın üzerine yapışıveriyor.Oysa bölgenin muhteşem potansiyelleri var; çalışmak, kendini geliştirmek ve ticaret yapıp zengin olmak isteyen için… Zaten halkla birebir konuştuğunuzda yani gerçek görüşünü aldığınızda görüyorsunuz ki devletle bir problemi yok.
    HÜKÜMET VE CEMAATLER
    Ben uzun zamandır, Urfa’dan öteye geçmemiştim. Bu kere, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Midyat, Nusaybin’i gezme imkânı buldum (içinden geçtiklerimi saymadım). Hem de öyle bindirilmiş; her gittiği yerde hazırlıkla karşılanan biri olarak değil de kendi imkânlarıyla ve halkın içinde gezerek…
    Tabii ki tanıyan ve tanıyınca da ‘hocam’ diye hürmet etmek isteyen oldu. Ekseriyeti de Sıradışı Programı izleyicileri... ‘Yazar’ Mehmet Ali Bulut’u tanıyanlar daha çok internet imkânı olan üst gruplardı.. Ben ise hiç tanınmadan gezip tozmak derdinde olduğum için mümkün mertebe bilinmemeye özen gösterdim. Rahat rahat sohbet etmek ve halkın devlet ve pkk ‘ya bakışını net görebilmek için…
    Şunu hemen belirteyim, ihmal edilmeyecek kadar geniş bir kitle, -fikriyatına katılmasa da- PKK’nın arzu ettiği noktaya yakın duruyor. ‘Zorla’ kalbi kırılmış ve Türk’e küstürülmüş kesimlerin yeniden millet ile barıştırılması için Hükümetin ve Nur cemaatlerinin çabaları hissediliyor. Fakat bu çabalar, sırtını dönmüş gençlerin, yüzünü bu tarafa çevirmesine yeter mi bilemiyorum. Bütün dini cemaatler, büyük bir çaba ile yaraları sarmaya çalışıyorlar. Başarılabilir mi bilemiyorum fakat yüreklerinde samimiyet taşıyan o çabaların neticesiz kalmayacağını rahmet-i ilahiyeden beklemek hakkımız vardır.
    Güneydoğu Anadolu’nun ihmal edildiği yolundaki edebiyatın, edebiyattan ibaret olduğu artık bir gerçek! Geçmiş hükümetlerin, özellikle de rejimin, bölge halkına yönelik yürüttüğü politikaların yarattığı yürek acılarını hemen kapatmak elbette zor. Ama işte ortada, devlet de ‘daha insani bir rejim var etmek için’ çaba gösteriyor. Devleti, Ergenekoncuların keyfiliğinden, hukuku da yargının sultasından kurtardığımızda ciddi problemlerimiz kalmayacak inşallah!
    Hükümetin, -en azından devlete düşen vazifeler bakımından- bölgeye yaptığı yatırımlar ve verdiği destek, batıyı özellikle de iç Anadolu’yu kıskandıracak kadar yüksek ve kaliteli.
    Geçtiğim yolların tamamı ya otoban, ya duble yol olmuş. Bir tek şanlı Urfa ile Diyarbakır arasındaki yolun bir kısmı çift yönlü; orada da hummalı bir çalışma var. Arazilerin büyük bir kısmı sulanabilir hale gelmiş. İş yapmak isteyenler için bütün imkânlar seferber edilmiş.
    Ama kasıtlı olarak bölgede inşa edilen “devlet bize baksın” beleşçiliği –ki PKK’nın yaygınlaştırdığı bir anlayıştır- Kürtleri, “serazat ve izzetli” yaşantılarından uzaklaştırıyor. Halbuki her şeyi başkasından bekleyen, Bediuzzaman’ın da dediği gibi, ya haksızdır ya dilenci… Oysa birazcık gayretle büyük neticeler alabilecek bir yığın iş yapılabilecek durumda.
    Mardin’den Midyat’a giderken yol boyunca çocukların sattığı kirazlar dikkatimi çekti. İnip bir miktar aldım. Öyle bir kiraz ki Napolyon yanında halt etmiş. Son birkaç yılın icadı bir iş. Harika bir yayla ve doğal meyvecilik için bulunmayacak bir yer. Biraz gayretle Ortadoğu’nun meyve ambarı olacak kapasiteye sahip…
    Tabii diyebilirsiniz ki o bölge Arap bir bölge, çalışkanlar. Ama orada Ömerli var, Kürt ve hem de çalışkan…
    Evet, Mardin Arap ağırlıklı bir bölge ama Kürt nüfus da hızla çoğalıyor. Esasında PKK’nın bölgeye ağırlık koyamamasında Arap –Süryaniler de dahil- nüfusun büyük rolü olmuş. PKK çevre kuşatmasıyla bu engeli aşma gayretinde…
    Bölgede geçirdiğim üç gün boyunca ciddi bir asker varlığı da görmedim. Varsa da kendilerini hissettirmiyorlar. Bir tek Nusaybin’den Diyarbakır’a giderken yolda bir jandarma kontrolü görebildim. Buna karşılık ciddi bir PKK varlığı da hissedilmiyor. 1994 yıllının son baharında bölgede geçirdiğim üç beş gün ile kıyaslanmayacak kadar huzur ve barış hâkim olmuş yöreye. Bir tek Midyat’tan Nuseybin’e inerken Ba Gog dağlarının içindeki Beyaz ve Kara Su civarında PKK’nın varlığını hissettim. Bir yığın işsiz güçsüz ve her an her şeyi yapabilecek tiplerin ortalıkta cirit atması, o cennet asa yeri ilgiden mahrum hale getirmiş. Oysa tam bir saklı cennet!
    Fakat şunu belirtmeliyim ki, Araplara ait köyler ve ilçeler her bakımdan Kürtlerin yaşadıklarından daha mamur. Bu durum sosyologları ilgilendirir belki ama sanırım tek sebebi tembellik. Ve maalesef, nasıl Arap Kürt kıyaslamasında Kürtler piyade kalıyorsa, İslam Hıristiyan kıyaslamasında da Müslümanlar piyade kalıyor. Süryanilere ve Hıristiyanlara ait ne kadar mabet gezdiysem, nizam ve intizamlarıyla beni tazime sevk etti. Buna karşılık bizim mabetlerimiz tam tersi.
    (Hele Kasımiye Medresesi’nde gördüklerim…. Bu medreseyi başlı başına bir yazı konusu yapacağım. Çünkü, 5 Haziran’da Mardin Bianeli çerçevesinde Kasımiye Medresesinde icra edilen “melanet “ –ziyaretçilerin tabiriyle- toplumu ciddi kasmış. Hemen hemen tüm konuştuğum Mardinliler, mülki idarecilerin, tabii hükümetin de teşvikiyle –iddia halkın- Hıristiyanları kolladığı ve adeta peşkeş çekildiği inancında. En az iki kişiden işittiğim bir ifade beni ürküttü. Çünkü, Mardin’in Sünni nüfusu, şehrin hızla ‘Kudüs’ olma yolunda ilerlediği kanaatinde… )
    PKK’YI BİTİRECEK EN ETKİLİ YÖNTEM ; ‘SİYASİ AHLAK’
    Sonuç olarak, güneydoğu artık, geri kalmışlık edebiyatını hakketmeyecek kadar gelişmiş. Eğer bölge halkı, PKK’dan çekinmeyecek olsa, sizi temin ederim Ak Parti süpürür. Ancak şunu da hemen ifade etmeliyim ki Ak Parti, önümüzdeki dönemde, BDP’den çok kendisine karşı mücadele vermek zorunda kalacak.
    Bir kere Ak Parti’nin yerel teşkilatlarında ve belediyelerde yer alanlarla ilgili ciddi sıkıntılar var. “Yiyicilik” yakalarına yapışmış bir yafta. Ak Partinin bu tür şeylere kızdığını biliyorum ama kızmak hakikati değiştirmiyor. Birileri için de ismen ‘temiz’ dediklerine şahit oldum. Tabii halkın ‘temizlik’ ölçüsü, bir insanın siyasete girdikten sonra mal varlığının ve yaşantısının değişip değişmediğidir. Mesela Süleyman Çelebi diye bir gedikli milletvekili varmış, onun hakkında söylenen bu. ‘Temiz olduğu için de aç’ dedikleri bir vekil. İsmini duymuşluğum vardır ama tanımıyorum…
    Dolayısıyla, bölgede PKK ile ve onun yaptığı tahribatı onarmak için yapılacak en büyük mücadele, yöreye gönderilecek bürokrat ve seçilecek siyasetçilerin gerçek manada ahlaklı olmalarına dikkat etmektir.
    Hangi parti, bölgede netice almak istiyorsa bu özelliklere dikkat etsin, siler süpürür. Kimi dinlemişsem, hemen siyasetçilerin hırsızlıklarından ve bölgedeki vali ve kaymakamların ‘taraflı’ davranmalarından söz ettiler.
    Şafiiler Hanefilerin kayırıldığına, Müslümanlar Hıristiyanların kayırıldığına, Kürtler ise kendilerinin dışlandığına inanıyorlar. Süryaniler ise bir ‘güven’ hissi almış olmalılar ki, yeniden bölgeye dönmeye ve milyon dolarlık araziler almaya ve villalar yapmaya başlamışlar.
    Öte yandan bölgede gerçek manada hâkim olan unsurun PKK olduğunu iddia edenlerin sayısı da az değildi. Hükümetin bilerek veya bilmeyerek –tabii çoğuna göre bilerek- PKK yandaşlarını bölgeye tayin ettiği kanaatinde. Bunun da onların ekmeğine yağ sürdüğünü, oysa ‘siyaseten ahlaklı’ bir duruşun işi kökünden çözebileceğini söylüyorlar…
    Evet, hala siyasi bir takım sıkıntılar olabilir ama Güneydoğu’nun kanatları çıkmış, uçmaya hazır. En azından artık güneydoğu edebiyatı yapanların iyi niyetli olmadıklarını söyleyebilirim. Huzur tam hâkim değilse bile umut kendisini hissettirmeye başlamış. İklim bile değişmeye başlamış çok şükür…
    ZEMİN DE KAYABİLİR
    Fakat şu hakikati de unutmamak lazım: Bölge ciddi bir zemin kayması eşeğinde aynı zamanda… Kim ne derse desin, halkta bu tedirginlik var. Bu siyasi nüfuz çatışması dipte heyelana neden olacak nem gibi birikiyor. Tarafsız gözle bakıldığında bölge, kim ağırlık koyarsa onun elinde kalacak gibi salınıyor...
    Mardinli Müslümanların, ne Hıristiyanlarla ne de Yezidilerle birlikte yaşamaya bir itirazları var. Ama Mardin’in hızla ‘Kudüs’ Midyat’ın ‘Filistin’ olmaya doğru gittiğine dair ciddi endişeler var. Ve ekliyorlar: “Mardin’in Kudüs olmasına fırsat verilirse Diyarbakır da Kuzey Irak olur”
    Evet ben duyduklarımı size baldırı çıplak aktardım. Tabii ki güçlü ve muktedir bir devlet için ‘yüz akı’ sayılabilecek hadiseler, zayıf ve tedbir almasını bilmeyen bir devlet için yıkıcı neticeler doğurabilir…
    Evet, memlekette her şey yolunda gibi görünüyor. ‘Gibi görünmesi’, olması değildir elbet. Yaşanmakta olanları demokrasinin güzelliği haline getirebilmek ancak güçlü ve ne yaptığını bilen bir devletle olur.
    M. Ali Bulut - Haber 7
    mabulut@gmail.com
     

Bu Sayfayı Paylaş