Makale örnekleri - Kısa Makale Örnekleri

'Makaleler-Denemeler' forumunda DeMSaL tarafından 4 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Makale örnekleri - Kısa Makale Örnekleri konusu Makale Örnekleri Hakkinda - Kisa Makale Örnekleri - Örnek Makaleler



    Gerçeklerden uzak yaşam zamanları, fikir adamı olacak genç beyinler için başlamak üzere olduğunu biliyor muyuz? Çocuk filmleri


    Eğlenceleri her evde boy göstermiş. Beslenme alışkanlığı benzemiş hızlı hayat biçimi günlerine. Hamilelik sonrası ayrı bir sorun, uzak kaderine terk edilmiş gibisine. İlk göz ağrısı kıymetliyken, sonradan gelen bir kişi kim olmuş gözbebeği. Çocuk eşitlik ilkesine ne olmuş bilinmez, adalet dedikleri geride kalmış aile birliği, kimileri eşit bazılarıysa vurdumduymaz olmak üzere. Çocuklarımız birliği eşit diye söyler dururuz, ayırım lafla yapılmazsa kalplerdeki değişimi fark etmek kime ne?

    Çocuk Kitapları yaşamları arasında duygu yüklü öyküleri gerçekten aradığım günleri hatırladım her nedense. Şiirlerin kitapları satırlarında buldum yarınların karamsar düşlerini, geçmişte güzel günlerin hayallerin birliğiyle yaşadığım güzel günleri hatırlamaya çalışıyorum. İmkânsız diye düşündüğüm iyi kötü anıların yarattığı gölgelerin ayak izlerinde haber olmak ta niye? Yarınlarda olmayan filmlerin içinde genç beyinlerin geçmiş bayramlarının mutluluğunu hatırlamak gerekmez mi? Bir zamanlar göz göze mutluyduk türküsüyle, hayatın acı gerçeklerine alışmaya başladığımı bilmek olabilir mi eğitim birliği iç güdüsüyle?
    Şairler gibi şiir yazmak mecburiyetten oluşmuş bir günü, hayat mektebi merdiveninde jimnastik yapmak yerine bile olsa; gerçekleri unutmak neden isterim ki? Bir zamanlar hobi niyetine kalem sallardı göz ağrısı çeken fikir adamına ait kişilikli ellerim. Duygu şerbeti niyetine acılı turşu içince yaşaran gözlerim, şiir şarkı derken ağlayan oldu yine yaşayan genç yüreğim. Bir gün genç olsam edasıyla uzaklardan anımsayınca geçmişleri, yine söylerim o acıklı yanık yeni mazilerin ilk izlerini. Yazmak için olmasa bile, hayat mektebinden bayram haberiyle mutlu olmak isterdim kara bahtlı kaderimdeki kitapların satırlarında. Bir an öğretmenler günü geldi diye, kutsal olan duygulu günleri yazmak istedim her nedense.

    Bayram geldi neyime anam, anneler her şey gidiyor garibime. Kalemin türküsünde şarkı sözleri için şiir yazmaya çalışırdım, çocuk bayramlarını hatırlayıp hüznümü unutmaktı maksadım. Duygularla paylaşılan kutsal günler diye sayıklarken içimde, gerçek sevgiyle birbirimize bağladığı zamanları nasıl özlemem? Dünya kadınlar günü için yeni şiir yazmak, hayat kitapları okumak istedim. İyi kötü anıların izlerindeki anaların kutsallığını dile getireyim dedim gözlerimde. Et tırnaktan ayrılmaz misali, eğitim birliği seferberliğindeki ebeveynlerin, hatırlanması gereken günleri nasıl unutabilirim ki? Benimki gerçek dışı yaşamların yolcusu zamanlarında olsa bile, çocuk filmlerinde hatırlanan bilim adamı gibi görünen iyilerin hasretini çeken bir ben miyim sanki? Babalar günü geldi anıları unutulmamalı dediler, iyi kötü anıları gerçeklerden uzak ilk defa dile getirdiler. Anneler günü de önemli bir bayram, genç düşünceliler unutmamalı elbette. Her gün yaşamların anımsanması yerine, senede bir anımsanmasının gözlerdeki yaşların sebebi niye? Aile bağları coşkuyla yaşandığı kutlamaları haber yapmak gerekir elbette. Özel günler, yaşanmamış duyguların anılarını coşturan duyguları hatırlatan günler olsun elbette.

    Bir şiir yazmalı mıyım duyguları yaşatan çocuk kitaplarının haber satırlarında? Oluşmamış kötü bağlarıma yeni modeller uydurmak istiyordum kalp ağrısı düşlerimde. Yaşanmamış duyguların kitaplarında yaşayanların gözleriyle. Otomobil içinden doğayı seyretmek yeterli gelmesi gerek, yağmurda yürürken hayallerde bir şiir yazmak; var olanların hatırına mutlu olmaya çaba sarf etmek gerek. Ağaçlar yapraklarını dökerken manevi duyguların eşliğinde, teknik bilgiler uzak duracağım karmaşıklar günü maddesel düşler, benim ilgilendiğimse; içimdeki genç görünümlü çocuksu buruk hisler. Bir bayram zamanı daha geldi geliyor, bak sokakta bekleyenler el öpmek istiyor. Öpemediğin ellerin hatırına, öpülen ellerin gökyüzüne doğru uzanışını geciktirmeden kimler şükür ediyor? Bayram gelmiş neyime ki çocukların sevincinde, ilk defa şiir yazmak da olsa niyetim; deme sakın bu kötü sözleri gerçek dışı anıları olduğunu bilesin. Yaşanmamış duygulardaki zamanları, yaşatmalısın gerçekleri.

    Dünya Kadınlar Günü - Yeni Modeller - Çocuklarımız - Aile Bağları - Haber - Hızlı Hayat


    Gerçeklerden uzak yaşam başlamak üzere, geldi geliyor derken; maddesel dünyanın çarkı feleği yedi bitirdi bizleri. Çocuk filmleri eğlenceleri her evde, getirmiş yalnızlığın izlerini. Beslenme alışkanlığı benzemiş, hadi ye de bitsin diye. Hızlı hayat biçimi etkilemiş her şeyi. Hamilelik sonrası bile ayrı bir sorun, çocuk kaderine terk edilmiş yarınların içinde. İlk göz ağrısı dediğimiz kıymetliyken başlangıçta, sonradan gelen kişi olmuş mu gözbebeği. Eşitlik ilkesine ne olmuş bilinmez bir yanlış anlama, adalet dedikleri geride kalmış aile ocağında. Kimileri eşit davranırken, bazıları da vurdumduymaz oluyorum olacağım olu bitti demek üzere.
    Harika beyinlere sahip olan fikir adamı nitelikli çocuklarımız eşit diye söyler dururuz ya hani, hızlıca ayırım lafla yapıldığını hissetmek; kim fark edecek ki o kadınlar gününün kalplerdeki değişimini? Dünyadaki çocuklarımızın Kitapları arasında olacak duygu yüklü yeni öyküleri aradığım günleri hatırladım birden bire her nedense. Şiirlerin satırlarında buldum yarınların uzak karamsar düşlerini, çocuk kitaplarının satırlarında gördüm hayatın gerçek karelerini. Her geçen zaman dilimi o yozlaşan gözyaşları ağsını hissettiren sevgileri. Geçmişte güzel günlerin hayallerinde yaşadığım o güzel günleri. Zor da olsa hatırlamaya çalışıyorum imkânsız gölgelerin ayak izlerinde. Yarınlarda olmayan modellerde geçmiş mutluluğu, tabi varsa hatırlamak gerekmez mi? Bir zamanlar dünyada mutluyduk dedikleri yanık kalplerin hızlı türküsüyle, hayatın acı kitaplarındaki gerçeklerinde kalplerin türküsüyle alışmaya başladığımı bilmek içgüdüsüyle.
    Şairler gibi şiir yazmak mecburiyetten oluşmuş gözyaşlarıyla, çocuklarımız gibi hayat mektebi merdiveninde jimnastik yapmak yerinde bir tabirse, yeni gerçekleri unutmak neden isterim ki bilinmez mi? Hızlı hayat yaşayanların yalnızlığında, kaderin fikir değişimini gördüm zamanın yol ayrımında.

    Duygu şerbeti günü niyetine acılı turşu içince kızaran gözlerim, şiir şarkı derken ağlayan oldu yine o bahtsız yüreğim. Bir gün genç olsaydım edasıyla anımsayınca geçmişleri, yine söylerim o acıklı yanık türkülerin mazilerde kalan izlerini.

    Hayat mektebinin duvarına yazmak için olmasa bile, haber olmak isterdim kara bahtlı kaderimden bahtım ne zaman açılacak diye. Bir an öğretmenler günü için kutsal olan duygulu günleri yazmak istedim her nedense. Bayram gelmiş neyime dedim analar, anneler artık her şey gidiyor garibime diyeceğim bu anlar. Kalemin türküsünde şarkı sözleri yazmaya çalışırdım sessizce, bayramları hatırlayıp hüznümü unutmaktı maksadım gizlice. Çocuklarımızın yeni duygularında paylaşılan kutsal günler bayramı diye sayıklarken içimde, gerçek sevgiyle birbirimize bağladığımız yaşamların zamanlarını nasıl özlemem her gece? Dünya kadınlar günü geldi diye bayram şiiri yazmak istedim de, anaların kutsallığını dile getireyim hayat modellerinde. Dedim hani ezikliğim gitsin diye. Et tırnaktan ayrılmaz misali gibi, ebeveynlerin hatırlanması gereken o uzaktaki hayat günlerini nasıl unutabilirim ki? Benimki gerçek dışı fikirlerde yaşanan yaşamların yolcusu olsa bile, iyilerin hasretini çeken sadece ben miyim sanki?

    Babalar günü unutulmamalı dediler demesine, iyi kötü anıları dile getirdiler fikirlerinde bile olsa gizlice. Anneler günü de önemli bir gün elbette bilirim ben o eksikliği. Her gün anımsanması yerine, senede bir defa hatırlanmasının sebebi niye? Aile bağları coşkuyla yaşandığı doğruysa, sevginin kutlamalarını yeni haber yapmak gerekir elbette. Dünyada özel günler dedikleri, yaşanmamış duyguların anılarını coşturan hatıraları hatırlatan günler olsun elbette. Bir şiir yazmalı mıyım çocuklarımızın duygularını yaşatan haber satırları köşelerinde. Oluşmamış bağlarıma yeni modeller uydurmak istediğim belli düşlerimde.

    Güzelliklerin izlerini takip etmek, aile birliği ümidiyle beklentilerim oldu. Yaşanmamış duyguları yaşayanların gözleriyle, hayata evet demek; kimlerin hakkı olacak gerçek sevgide. Otomobil içinden doğayı seyretmek bana yeterli gelmesi gerek, yağmurda yürürken hayallerde bir şiir yazmak ise; var olan yeni bayramların hatırına mutlu olmaya çaba sarf etmekle kim yetinecek? Ağaçlar yapraklarını dökerken manevi duygularımın birliği eşliğinde, teknik bilgiler uzak duracağım karmaşık maddesel düşlerin fikirleri gibi nedir bunlar, benim ilgilendiğimse; içimdeki yaşanmamış buruk hisler. Bir bayram daha geliyor dediler, bak sokakta bekleyenler el öpmek istiyor. Çocuklarımız gibi öpemediğim ellerin günü hatırına, öpülen ellerim; gökyüzüne doğru uzanışı geciktirmeden kimler şükür ediyor? Bayram gelmiş neyime dediler gerçek sevgi olmayınca, deme sakın bu sözleri yanlış izlenimler. Yaşanmamış duygularda, yaşatmalısın doğru olan gerçekleri. Eller açılmış bekler yeni bayramlarda komşunun hediyesini, bayram mübarek günü; vereceğin bir lokma olsun. Yeter ki, paylaştığın rızkın içtenlikle kabul buyursun. Gökyüzüne doğru açılan eller hak ettiği mertebeyi bulsun, gerçek sevgiye laik görünenlerin bahtı açık olsun diye.

    Ahmet Nuray
     
  2. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Örnek Makale
    İlk olarak insanlar bir topla oyun oynuyorlar. Top kaleye girince patlamıyor ya da topa vururken rakip öldürülmüyor. Tanımlı kurallar arasında bunlar yok. Demek ki hedef oyun oynamak…

    İkincisi diğer oynamayan insanlar bir bütünlük bilinci oluşturuyor. Bu bütünlük bilinci katı ve kendisini oynayan bireylerle özdeşleştiriyor. Böylece başarısı onların başarısına bağlı oluyor

    Üç her grup diğer grubun temsilcisi olan takıma öfke duyuyor. Çünkü kendisinin sahaya inme şansı yok. Çok aşırı edilgen bir konumda oturup izlemesi isteniyor. Bir de bağırması/tezahurat yapması. Oysa o bedenini yansıttığı için aslında koşması topa vurması, çalım atması gerekiyor. Bu tıpkı bilgisayar oyunu oynarken bir rakipten hem tuşlara basarak, hem kafamızı istemeden çekerek kaçmamız gibi.

    Dört insanlar çağlardan beri toplumsal öfkeyi, kurbanlarını, gladyatörlerini sahalarda çarpıştırarak akıtmış, toplumsal bilinçaltı böyle rahatlatılmış.

    Beş artık eskiden olduğu gibi savaşlar yok. Oysa doğada çok güçlü bir türler ve alanlar savaşı var. Genler bizi mücadeleye itiyor. Bir türün alt bölümleri bile alan mücadelesi yapıyor. Böylece günümüzün modern savaş alanları futbol sahalarına dönüşüyor.

    Altı Futbolda objektif ölçeklendirme ve karar verme mekanizması yok. Birden fazla hakeme bölünmüş olan karar mekanizması olağanüstü yoruma açık ve bir itiraz makamı ya da üst mahkemeyle düzeltilen bir durum yok en fazla maç tekrarlanabilir.

    Yedi Futbolda atılan gol miktarı basketbol gibi çok değil veya tenis gibi süratli değil. Bunun sonucunda aşırı bir gerilim oluşuyor ve bu gerilimin boşalma noktalarının sınırlı olması saha dışında patlamalar yaratıyor.

    Sekiz insanların başka problemleri var. Aslında hayat problemlerini boşaltmak için yüksek ülküleri kullanıyorlar. Prensip olarak şiddetin tüm türevleri nefsi-müdafaa, vatan savunması gibi mecburi haller dışında aslında dikkatsizlik ve bastırılmış duyguların bir düdüklü tencere gibi patlamasından oluşuyor.

    Dokuz Misafir olanın azınlık olduğu ve ciddi baskı altında olduğu konumlarda evsahibi; herçeşit güvenliği ve konukseverliği bizzat kendi insanına karşı olması gerekse de uygulamalıdır. Yani hem misafir takım hem evsahibi bunu yapmalıdır. Dolayısıyla. Önemli bir hata çıkıyor. Milli maçlar her iki ülkenin topraklarında oynanmamalıdır. Ancak bu şekilde sportmen bir yaklaşım olabilir. Taraftarların 3. ülkeye gitmesi kolay ve ucuz olmalıdır.

    On Ülkenin insanları toplumsal motiflerle örtülür. Örneğin Dünya Kupasında ilginç bir olay olmuştu. Davulcu büyücüler getirilmiş ve saha kenarında büyü yapıyordu. Brezilya mıydı? Takımı hatırlamıyorum ama olayı hatırlıyorum. Onlar büyü yaparlarken işe yarar mı yaramaz mı bilmem önemli olan bir çok insandan “Ben de dua ettim onlar büyü yaptıkları sırada” sözünü işittim ve aslında binlerce insanın dua ettiğini farkettim.
    Aynı şekilde mesela ünlü İsviçre maçındaki motifler iki toplumu çok irite eden kışkırtan iki motif. Nedir onlar, bayraklar. İkisi de kırmızı beyaz. Ancak her ikisi de iki dinin en güçlü sembolü. Bilinçaltları aslında güçlü bir şekilde bunu daha derinden algıladı ve iş bir oyun olmaktan çıktı. Sanırım bunu bir çok kişi gözden kaçırıyor.

    Onbir Futbolda taktik kararlar hakkında herkes ve her izleyici konuşup değerlendirme yapabiliyor. Belki de gelişen teknoloji ile birlikte karar alınması ve teknik direktöre kalmadan kararın verilmesi gerekiyor.

    Oniki Futbolcuların psikolojisinde dış dünya algısı belirleyici oluyor üstlerinde binlerce insanın bedensel baskısı ve milyonlarca insanın psikolojik baskısı var. Çok ciddi bir duvar örmeleri gerekiyor. Bu duvarsa enerji harcatıyor. Büyük bir enerji kaygı ve korkuyu durdurmaya harcanıyor. Gerekli psikolojik değişimler uygulanabilirse oyunun kalitesi ve yapısı olağansütü değişecektir.

    Onüç Futbol çok ciddi bir ekonomik sahadır. Biz, ülke, takım, taktik derdindeyken büyük karar vericiler için aslında taşkın olayların olmasının getirisi ve reytingi hesaplanır. Dolayısıyla işin içinde çok ciddi planların dönmesi, maç izletme haklarının paylaşılması ve buna dayalı pazarın hareketlenmesi daha fazla anlatmak istemediğim ama sizin düşününce çok şey göreceğiniz bir alan oluşturu.

    Ondört Futbolun spor olarak algılanmasındaki en büyük etken -Google Earth ile şehirlerimize bakacak olursanız- çok az yeşil saha, çok az oynama imkanı ve tesis bulunması, artı olarak diğer sporların futbol kadar güçlü olmaması. En bariz örnek yüzme havuzlarının yurtdışında neredeyse her mahallede olmasına karşın bizde tek tük olması, koşu alanlarının sadece sahillerde o da yeni yeni yapılmaya başlaması gibi.

    Onbeş Futbol ayakla oynanan bir oyun (kalecileri nispeten saymazsak) dolayısıyla beyin için ele göre daha kompleks bir dikkat gerektiriyor. Kişiler profesyonel olsa bile bu böyle. Bir penaltıyı kaçırmaları normal geliyor ama bir basketçinin potayı ıskalaması çoğu kişi için daha anlaşılmaz. Dolayısıyla ayakla oynanan bir spor. Gündelik hayatta insan ayakla bir şeye vuruyorsa onu tekmeliyordur. Yani? Tekmelemek uç bir harekettir. Dikkat edin taşkınlıkların çoğunda tekme atılıyor. Hatta saha dışında da. Tesadüf mü? Sanmam.

    Onaltı Yine de zevkli ve fairplay/centilmenlik kurallarıyla oynanan bir futbol maçını izlemek olağanüstüdür. Hele hele, her bir ülkenin bedensel, taktiksel farklarını görmek ve oyunun yorumlanış farklarını izlemek gerçekten güzeldir.

    NOT: Shaolin Soccer Adlı uzakdoğu komedi filmini izleminizi şiddetle !!! tavsiye ederim. Hem çok gülecek hem de futbolu yeniden başka bir gözle görmenizi sağlayacak.



    Aşağıdaki bilgiler GNU belge lisanslama izniyle Vikipedi’den alınmıştır.

    FUTBOLUN TARİHÇESİ

    Daha ilkçağlarda futbolu andıran oyunlar oynandığı bilinmektedir. Avrupa’da İÖ 2. yüzyılda Romalılarca yaygınlaştırılan bir oyun futbola çok benziyordu. Bu oyun bugünkü futbolun öncüsü sayılır. Bu eski Roma oyunu İngiltere’de öylesine sevilmişti ki, karşılaşmalar kentler arasında çatışmaya bile yol açmıştı. Bundan dolayı bu oyun 12. yüzyılda yasaklandı.

    Günümüzde oynanan futbol, İngiltere’de 19. yüzyılın sonlarında kurallara bağlandı. 1863′te İngiltere’de kurulan Futbol Birliği bu kuralların belirledi. Oyunda sert, acımasız ve kırıcı hareketler yasaklandı. Bu anlayışı sürdürenler ise, futbolun değişik biçimi sayılan ragbiyi geliştirdiler. Futbol, 19. yüzyılın sonlarında İngiltere’den Avrupa’ya yayıldı. Kısa bir süre içinde de dünyanın birçok ülkesinde oynanan bir spor haline geldi. 1904′te Uluslararası Futbol Federasyonu (FIFA) *kuruldu. FIFA’nın yönetiminde 1930’da ilk Dünya Kupası karşılaşmalarını düzenledi.

    FUTBOL KURALLARI
    Futbol 18 kuraldan oluşur.Bunlar:

    1) Oyun Alanı
    2) Top
    3) Oyuncuların Sayısı
    4) Oyuncuların Giysi ve Gereçleri
    5) Hakem
    6) Yardımcı Hakemler
    7) Oyunun Süresi
    Oyunun Başlaması ve Tekrar Başlaması
    9) Topun Oyunda ve Oyun Dışında Olması
    10)Gol yapma yöntemi
    11)Ofsayt
    12)Fauller ve Fena Hareketler
    13)Serbest Vuruşlar
    14)Penaltı Vuruşu
    15)Taç Atışı
    16)Kale Vuruşu
    17)Köşe Vuruşu
    18)Hakem Taktiri (Resmi olmayan kural)

    Futbol 11′er kişilik iki takım arasında oynanır ve kendine özgü kuralları vardır. Oyunun amacı, ayakla topu rakip kaleye sokmaktır. Topu elle ve kolla oynamak kesinlikle yasaktır, ama kafa ile ya da kurallara uygun olarak bedenin herhangi bir yeriyle topa vurulabilir. Yalnızca kaleciler belirlenmiş bir alan içinde topu elle tutabilir.

    Futbolcular kendi takımının simgesi olan forma giyerler. Her oyuncunun forması üzerinde farklı bir numara yazılıdır. Yalnızca kaleciler, öbür oyunculardan kolayca ayırt edilebilmesi için farklı renkte forma giyer. Bütün futbolcular, bu oyun için uygun biçimde üretilmiş özel ayakkabılar kullanırlar.

    Futbol alanıdikdörtgen biçimindedir ve uzunluğu 90-120 metre, genişliği ise 45-90 metredir. Ancak uluslararası maçlarda bu ölçüler uzunluk 100-110 metre, genişlik 64-75 metredir. Uzun kenarlara taç çizgisi, kısa kenarlara kale çizgisi denir. Futbol sahasında taç çizgisi kale çizgisinden daima uzun olmalıdır. İki taç çizgisi arasında uzanan ve alanı tam ortasından ikiye bölen çizgiye ise orta çizgi adı verilir. Orta çizginin tam ortasında 9,15 metre yarıçapında bir çember bulunur ve bu çembere de orta yuvarlak ya da santra yuvarlağı denir. Karşılaşma bu çemberin içinden yapılan vuruşla başlar. Karşılaşma başlamadan önce oyuncular, kendi yarı alanlarında yer alırlar. Kale çizgilerinin tam ortasında birer kale bulunur. Kale iki kale direği ve bir üst direkten oluşur.İki direk arası 7,32 metre, üst direğin yerden yüksekliği ise 2,44 metredir. Futbol topunun çevresi 68-70 cm, oyunun başlangıcındaki ağırlığı ise 410-450 gram arasında değişir.

    Kale önlerinde kale çizgisine bitişik olmak üzere 40,32 x 16,50 metre boyutlarında ceza alanı bulunur. Kalecilerin topu elle tutabildikleri tek yer burasıdır. Bu alan içinde, kalenin hemen önünde 18,32 x 5,50 metre boyutlarındaki başka bir alana da kale alanı (altıpas) denir. Ceza alanı içinde rakip oyuncuya yapılan fauller ve kaleci dışındaki futbolcuların elle topa dokunmaları dahil 9 kusurlu hareket olarak nitelendirilen hareketler penaltıyla cezalandırılır. Penaltı atışı, ceza alanı içinde kale çizgisinin ortasından 11 metre uzaklıktaki penaltı noktasından yapılır. Kaleci, top penaltıyı atan oyuncunun ayağından çıkmadan öne doğru hareket edemez, yalnızca kale çizgisi üzerinde sağa sola hareket edebilir.

    Hakem kuralları çiğneyen takımı serbest vuruş kararıyla da cezalandırabilir. Serbest vuruşlarda, rakip takımın oyuncularının topa vuruş noktasından en az 9,15 metre uzakta durmaları gerekir. Eğer bir oyuncu rakip oyuncuyu sakatlayacak ölçüde sert ve kasıtlı faul yaparsa, orta hakem bu oyuncuyu sarı ya da kırmızı kartla cezalandırır. Kırmızı kart gören oyuncu oyundan çıkarılır ve takımı eksik oyuncuyla oyunu sürdürmek zorunda kalır. Üst üste iki sarı kart gören oyuncu da kırmızı kart görmüş durumuna düşer. Futbol oyununda bir başka ceza atışı da ofsayttır. Top hücuma geçen takımın oyuncusuna atıldığı sırada, o oyuncu ile kale arasında, kaleci dışında karşı takımdan en az bir oyuncu yoksa ofsayt kararı verilir. Ofsayt yalnızca karşı takımın oyun alanı içinde gerçekleşir.

    Top hücumdaki takımının oyuncusunun ayağından aut çizgisi dışına çıkarsa aut olur. Bu durumda top altı pas içinden yeniden oyuna sokulur. Top savunma halindeki takımın oyuncusuna çarparak aut çizgisinden dışarı çıkarsa korner olur. Bu durumda hücum etmekte olan takım tarafından topun çıktığı bölümdeki köşeden kaleye korner ya da köşe atışı denen bir atış yapılır. Top taç çizgisi üzerinden oyun alanının dışına çıkarsa taç olur ve top karşı takımın oyuncusu tarafından dışarı çıktığı noktadan oyuna sokulur. Taç atışı elle yapılır. Taç ve korner atışlarından ofsayt kuralı uygulanmaz.

    Kaleci, kaleye giden bir topu kurtarırken.Futbol dört hakemin yönetiminde ve gözetiminde oynanır. Bir orta, iki de yan hakem bulunur. Oyunu orta hakem yönetir ve verdiği kararları kesin olarak uygular. Taç çizgisi üzerinde görev yapan yan hakemler ise, topun oyun alanının dışına çıkışını, ofsaytları işaret etmenin yanı sıra faullerde, elle oynamalarda, golü belirlemede, oyuncu değişikliklerinde orta hakeme yardımcı olurlar. Oyun alanının yarısından sorumlu olan yan hakemler, orta hakemi ellerindeki küçük bayraklarla uyarırlar.

    Futbol karşılaşması, her biri 45′er dakikalık iki devrede oynanır. İki devre arasında 15 dakikalık ara verilir. Oyun içinde çeşitli nedenlerin yol açtığı duraklamaların süresi dördüncü hakem tarafından belirlenir ve bu süreler her devrenin sonuna eklenir.

    Eğer bir maçta kaybeden takım elenecekse ve maç berabere biterse; ya da iki maç şeklinde oynanan(iki takımın sahasında birer maç) bir eleme turu sonucunda takımların galibiyet, beraberlik, yenilgi ve gol averajları aynı ise 90 dakika sonuna 15′er dakikalık iki devre eklenir. Bu iki devrenin sonunda herhangi bir takım diğerine skor ya da averaj üstünlüğü(iki maç şeklinde oynanan eleme turlarında) sağlamışsa maç bu takımın lehine sonuçlanır. Eğer eşitlik bozulmamışsa seri penaltı atışlarına geçilir ve bir takım galip gelene kadar karşılıklı penaltı atışları kullanılır.

    Dünya’da futbol Bütün ülkelerin futbol federasyonları FIFA’ya bağlıdır ve FIFA’nın merkezi Zürich’tedir. Ayrıca Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) gibi beş tane de kıta konfederasyonu vardır. (AFC, CAF, CONCACAF, CONMEBOL, OFC).

    Ulusal futbol karşılaşmaları, her ülkenin kendi futbol federasyonunun yönetiminde yapılır. Olimpiyat Oyunları’ndaki futbol karşılaşmaları ile Dünya Kupası gibi karşılaşmalar ise FIFA düzenler. Ayrıca her kıta konfederasyonu da kendi yetki alanında karşılaşmalar düzenler. UEFA’nın düzenlediği, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası, İntertoto Kupası ve Kupa Galipleri Kupası bu tür turnuvalardır.

    Dünya Kupası dört yılda bir düzenlenir. Son Dünya Kupası 9 Haziran- 9 Temmuz 2006 tarihleri arasında Almanya’da yapılmış ve kupayı finalde Fransa’yı penaltılarla yenen İtalya kazanmıştır. Dünya Kupası’nda en başarılı ülke olan Brezilya, bu kupayı beş kez (1958, 1962, 1970, 1994,2002) kazanmıştır.

    Süleyman Sönmez
     
  3. ekosistem ile ilgili makale yayınlar mısınız
     
  4. kısa makale örnekleri istiyorum
     

Bu Sayfayı Paylaş