Mısır firavunlarının Muğlalı askerleri

'Kültür Sanat Haberleri' forumunda KaRDeLeN tarafından 17 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Mısır firavunlarının Muğlalı askerleri konusu Tarihte bilinen ilk paralı askerler Karialılar. Karialı askerler MÖ 664-525 yılları arasında Mısır’da görev yapmış ve savaşlardaki başarıları ile nam salmışlar. Aslında yabancımız değiller. Bizim Muğla'dan gitmişler

    [​IMG]

    Cumali Önal'ın haberi

    Tarihte bilinen ilk paralı askerlerin Güneybatı Anadolu’da yaşayan Muğla merkezli Karialılar olduğu belirtiliyor. Karialılar üzerine araştırmalarıyla tanınan Arkeolog Canan Küçükeren, Karialıların 26. Hanedan döneminde (MÖ 664-525) Mısır’da paralı asker olarak çalıştıklarını, hatta bazı firavunların özel korumalığını yaptıklarını ifade ediyor. Karialıların izini sürmek için Mısır’da araştırmalarda bulunan Küçükeren, Nil deltasından Abu-Simbel’e, Nil Vadisi boyunca Karialıların izini bulmanın mümkün olduğunu belirtiyor.

    Küçükeren’in araştırmalarına göre, MÖ 3 bin-MS 3. yüzyıl arasında Güneybatı Anadolu’da Büyük Menderes Nehri ile Dalaman Çayı arasındaki bölgede yaşayan Karialılar, hem savaşçılık hem de denizcilikteki başarılarıyla ün saldı. MÖ 7. yüzyıldan itibaren Mısır’da paralı asker olarak görev alan Karialılar tahminen 400 yıl bu ülkede yaşadı. Ancak zamanla Mısır toplumuyla karışarak asimile oldular ve bir daha ana vatanlarına dönmediler.

    Başlangıçta Anadolu’nun Helenleşmesine en fazla direnen kavimlerden biri olmalarına rağmen diğer Anadolu medeniyetleri gibi zamanla Helenlere karıştılar. Karialıların tarih sahnesine sunduğu en önemli iki isim; tarihin babası olarak adlandırılan, ‘Historia’ adlı 9 ciltlik tarih kitabının yazarı Herodot ile antik çağın 7 harikasından biri olarak bilinen ve Bodrum’daki Mozole’yi (anıtsal mezar binası) inşa eden Satrap Mausolos’dur. Daha sonra dünya literatüründe anıt mezarlar Mausolos’tan mülhem ‘mozole’ olarak adlandırılmıştır.

    Türkiye’de diğer Anadolu medeniyetlerine olduğu gibi Karia’ya da yeterince sahip çıkılamadığını ve dünyada Anadolu medeniyetlerinin çoğu gibi Karia’nın da Helenlerin devamı gibi algılandığını esefle izlediğini vurgulayan Küçükeren, bu medeniyetin özbeöz Anadolulu olduğunun altını çiziyor.

    Mısır Kültür Bakanlığı’nın daveti ve finansmanıyla bu ülkeye gelen Küçükeren, İstemihan Talay’ın Kültür Bakanı olduğu dönemde hazırlanan ‘Anadolu Medeniyetleri Ansiklopedisi’nde bile Karia Uygarlığı’nın yer almamasının yeterince düşündürücü olduğunu belirtiyor.

    Küçükeren’in anlattıklarına göre, tarihin ilk paralı askerleri olarak bilinen Karialılar antik Mısır kaynaklarında ‘denizden gelen tunç adamlar’ olarak anılıyor. Bu kavim, Mısır siyasi hayatında, özellikle Firavun I. Psammethicus döneminde önemli rol oynamış. MÖ 7. yüzyılda Mısır’daki 12 şehir devleti paralı askerler yardımıyla tek çatı altında birleştirilmiş ve bu sayede Asurlular ülkeden çıkarılmış.

    Karialı askerler, II. Psammethicus’un günümüzde çoğu Sudan sınırları içinde yer alan Nubia’ye yaptığı seferde de (MÖ 591) görev almış ve büyük başarılar göstermiş. Bu yüzden dünyanın en görkemli eserlerinden sayılan, Mısır’ın güneyindeki Abu-Simbel tapınağına Karialı askerlerin grafitoları kazınmış.

    Anadolu’daki tüm medeniyetlerin izini Karialılarda görmek mümkün. Bu kavmin en önemli özelliklerinden biri çok iyi asker olmalarına rağmen, tam bir ulus olamamaları. Bu sebeple başka bir ülkenin egemenliğine girmeleri zor olmamış. Buna rağmen Karialılar hâkim devletler için canlarını çekinmeden feda etmişler.

    Canan Küçükeren, Karia kraliçeleri I. Artemisia ve II. Artemisia’nın dünyanın bilinen ilk kadın amiralleri olduğunu vurguluyor. Kadınların ülke yönetiminde güçlü olduklarının altını çizen Küçükeren, bu kavimle ilgili Herodot’tan alınan ilginç bir hikâyeyi anlatıyor: "Troya savaşından sonra Anadolu’ya geçen Helenler, Karia’ya geldiklerinde büyük bir dirençle karşılaşıyorlar ve Miletos’ta tüm erkekleri öldürüp Karialı kadınlarla evleniyorlar. Fakat Karialı kadınlar yeni kocalarının adını anmıyor ve onlarla sofraya dahi oturmuyorlar. Ancak 8-10 nesil geçtikten sonra gerçek anlamda bir kaynaşma yaşanıyor.”

    Osmanlı padişahlarından Abdülmecid’in fermanıyla, İngiliz arkeolog Charles Newton’un 1850’li yıllarda bölgeden toplayabildiği tüm eserleri (sadece Bodrum’dakiler iki savaş gemisini doldurmuş) ülkesine taşıdığını anlatan Küçükeren, bu dönemde Anadolu’nun tamamen soyulduğunu anlatıyor. Küçükeren, antik dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen Mozole’ye ait frizler ve heykellerin diğer pek çok Anadolu medeniyetine ait değer gibi hâlen British Museum’da sergilendiğini ifade ediyor.

    (Aksiyon)
     

Bu Sayfayı Paylaş